17. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2225 Esas
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde; ...Bankası T.A.Ş., ...A.Ş. ve...A.Ş.'nin ...A.Ş. bünyesinde devren birleştiğini, ...A.Ş.'nin ünvanının Birleşik Fon Bankası olarak değiştirildiğini, ... A.Ş., ... A.Ş. ve ... A.Ş.'ne izafeten İstanbul ... İflas Müdürlüğünün ... sayılı iflas dosyasında alacak kayıt talebinde bulunulduğunu, müflis şirkete ... A.Ş. nezdinde çek hesabı açılarak çek karneleri verildiğini, bu çeklerin 17 adedinin müvekkili bankaya iade edilmediğini, bu nedenle her bir çek yaprağı için 1.045,00 TL olmak üzere toplam 17.765,00 TL ödeme yükümlülüğü bulunduğunu, müflis şirkete ... bank A.Ş. nezdinde çek hesabı açılarak çek karneleri verildiğini, bu çeklerin 3 adedinin müvekkili bankaya iade edilmediğini, bu nedenle her bir çek yaprağı için 1.045,00 TL olmak üzere toplam 3.135,00 TL ödeme yükümlülüğü bulunduğunu, müflis şirkete ... A.Ş. nezdinde kredi hesabı açıldığını, genel kredi sözleşmeleri düzenlendiğini, firma lehine teminat mektupları verildiğini, ayrıca çek hesabı açılarak çek karneleri verildiğini, bu nedenle 71.761,96 TL teminat mektubu riski, 65.255,56 TL komisyon borcu riski, 30,00 TL kanuni risk ve müvekkili bankaya iade edilmeyen 64 çek yaprağının her biri için 1.045,00 TL olmak üzere toplam 66.880,00 TL ödeme yükümlülüğü bulunduğunu, iflas müdürlüğünce, alacağın zamanaşımına uğradığından bahisle alacak kayıt talebinin reddedildiğini, alacağın zamanaşımına uğramadığını, zira müvekkili banka, hisselerinin tamamı TMSF'ye ait bir fon bankası olduğundan fon/hazine alacağı sayılan banka alacağının yirmi yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, teminat mektuplarının komisyon tutarından, bu alacaklara bağlı faiz ve diğer alacaklardan müflis şirketin sorumlu olduğunu, çek alacaklarına yönelik verilen red kararının yasaya aykırı olduğunu, müvekkili bankanın riski ve sorumluluğu devam ettiğinden, kaydı talep edilen alacağın taliki şarta bağlı olarak iflas masasına kaydı gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile açık çek yaprağı ile teminat mektubunun deposu ve birikmiş komisyonlardan kaynaklanan toplam 224.827,52 TL alacağın müflis şirketin iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili yasal süresinden sonra sunduğu cevap dilekçesinde; müflis şirket hakkında verilen iflas kararının kesinleştiğini, iflas tasfiyesinin İstanbul Anadolu ... İcra ve İflas Müdürlüğünün ...iflas sayılı dosyası üzerinden yürütüldüğünü, öncelikle davanın süresinde açılıp açılmadığının incelenmesi ve dava süresinde değil ise reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının alacak kayıt isteminin, talep edilen alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle iflas müdürlüğünce reddedildiğini, red kararının yerinde olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, ayrıca alacağın varlığını kabul etmemekle birlikte, sunulan belgeler uyarınca kabule dair bir karar verilmesinin ancak yargılama ile mümkün olduğunu, zira davacının alacak kayıt dilekçesi ekinde sunduğu belgelerin, bu miktardaki alacağın kabulüne elverişli olmadığını, bununla birlikte müflis şirket tarafından bu hususta herhangi bir ödemenin yapılıp yapılmadığının da anlaşılamadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEME KARARI:
İlk derece mahkemesince; davanın yasal 15 günlük hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 132/VIII maddesi uyarınca, aktifleri ile TMSF'ye devredilen bankaların alacaklarının, fon alacağı olarak nitelendirilmesi gerektiği, buna göre ise 5411 sayılı Kanunun 141. maddesi uyarınca, fon alacaklarında zamanaşımı süresi 20 yıl olduğundan davalının zamanaşımı itirazının reddedildiği belirtilmiş olup bilimsel, yol gösterici ve denetlenebilir olduğundan bahisle hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulü ile davacı bankanın, müflis şirket lehine Eyüp Belediyesine hitaben verilmiş 5 adet teminat mektubu toplamı 32.302,00 TL ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına hitaben verilmiş 11 adet teminat mektubu toplamı 36.688,34 TL olmak üzere toplam 68.990,34 TL teminat mektupları tutarının şarta bağlı alacak olarak sıra cetveline kaydına; davacı bankanın müflis şirket lehine verilmiş teminat mektuplarının ödenmemiş komisyon tutarlarından dolayı 63.040,97 TL'nin sıra cetveline kaydına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; bilirkişi ek 2. raporunda, ... A.Ş. tarafından verilen 29/12/1997 tarihli ... numaralı Eyüp Belediye Başkanlığı muhataplı 2.771,62 TL bedelli teminat mektubunun dikkate alınmadığını, teminat mektubunun varlığı ve mer'iliği, herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde net olduğundan 2.771,62 TL bedelli teminat mektubundan olan alacaklarının reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, zira ...A.Ş. kaynaklı mer'i olan, iade edilmemiş 17 adet teminat mektubu sebebiyle iflas masasına kayıt ve kabul edilmesi gereken miktarın toplamının 71.761,97 TL olduğunu, Mahkeme tarafından, teminat mektuplarının ödenmemiş komisyonlarından dolayı iflas tarihi itibariyle 63.040,97 TL'nin sıra cetveline kaydına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verildiğini, müvekkili bankanın alacağının ise, 65.255,56 TL olarak hesaplandığını, reddedilen bu kısım açısından da kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, ayrıca bilirkişi ek 2. raporunda, hukuk masrafı ile ilgili belge veya açıklama olmadığından bahsedilmiş ise de, müflis şirketin söz konusu ... A.Ş. ... numaralı hesabında izlenen masraf ile ilgili muhasebe kayıt raporunun dosyada mübrez olduğunu, bu nedenle reddedilen masraf açısından da kararın kaldırılmasını talep ettiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; zamanaşımı itirazlarının kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafından süresi içerisinde incelemeye elverişli deliller ibraz edilmemişken daha sonra dosyaya sunulan delillere dayanılarak oluşturulan bilirkişi raporunun karara esas alınamayacağını, teminat mektuplarına ilişkin alacağın kabul edilmesinin mümkün olmadığını, teminat mektuplarının ödenmemiş komisyonlarından dolayı hesaplanan alacağı kabul etmediklerini, davacı tarafından sunulan son belgelerde bildirilen faiz oranlarına yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını, hesaplamaların nasıl yapıldığına dair raporda açıklamanın da yer almadığını, teminat mektuplarının iade edilmemiş olmasının, bankanın komisyon alacağına hak kazandığı anlamına gelmediğini, kaldı ki tebliğ şerhi bulunmadığından banka alacağına ilişkin temerrüdün gerçekleştiğinden söz edilemeyeceğini, sunulan belgelerin, alacağı ispat etmeye yeterli olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava,
İİK 235. maddesi gereğince açılmış olan sıra cetveline itiraz (kayıt kabul) davasıdır. Mahkemece uyuşmazlık ile ilgili bilirkişi raporu alındığı görülmüştür.Mahkemece tesis edilen istinaf başvurusuna konu kararın esas bakımından incelenmesine geçmeden önce bazı hususların üzerinde durmak gerekmiştir. Anayasanın 141/III maddesi uyarınca Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde ayrıntılı bir şekilde hükmün kapsamı düzenlenmiş olup hükmün hangi hususları kapsayacağı maddeler halinde ve açıkça belirtilmiştir.
HMK'nun 297/1-c bendinde "Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin hükümde gösterilmesi" gerektiğine yer verilmiştir.
Gerekçe, hakimin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar.
Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re'sen) araştırıp bularak (m.33), hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. Hakim hükmün gerekçesini hazırlarken yargı kararlarından (içtihatlardan) ve bilimsel görüşlerden yararlanır (TMK m.1).
Gerekçe çok önemli olduğundan, Anayasa'ya "bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı" hakkında açık hüküm konulmuştur (Anayasa m.141/3) (Prof.Dr.Baki Kuru, Prof.Dr.Ramazan Arslan, Prof. Dr.Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku 22. Baskı,sayfa 472). "...Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır. Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. Maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir. HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece bozma üzerine verilen kararda davacı iddiası ile davalı savunması yazılmış, Dairemizin bozma kararı özetlenmiş, gerekçe olarak aynen “Yargıtay bozma kararına uyularak yapılan yargılama doğrultusunda başka bir bilirkişi heyeti oluşturularak banka müdürü ve insan kaynakları uzmanından rapor aldırılmış, bilirkişi kurulunun raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere her ne kadar davalı tarafça davacının iş akdi 06.01.2012 tarihinde işletmesel nedenlerle feshedilmiş ise de bu kararın yerinde ve isabetli olmadığı anlaşılmıştır” açıklaması yapılmıştır. Mahkemece davanın kabulünün gerekçesi hiçbir bir şekilde açıklanmamış, içeriği dahi yazılmayan bilirkişi kurulunun raporuna atıf ile yetinilmiştir.
Bilirkişi raporuna atıf kararın gerekçeli olduğunu göstermez. Mahkemenin kararı T.C. Anayasası’ nın 141 ve HMK. nun 297. maddesinin amaçladığı anlamda gerekçe taşımamaktadır. Gerekçesiz karar yazılması, adil yargılanma hakkının ihlali olup, kararın salt bu nedenle bozulması gerekmiştir..." (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2016/16428 Esas 2016/12347 Karar sayılı ilamı). Somut davada, bilirkişi raporunun, bilimsel, yol gösterici ve denetlenebilir olduğundan bahisle hükme esas alındığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, Mahkemenin davanın kısmen kabulüne yönelik kanaatinin gerekçesi hiçbir bir şekilde açıklanmamıştır. Sadece bilirkişi tarafından sunulan rapora atıf ile yetinilmiş olup bilirkişi raporunda yer verilen görüş ve tespitler herhangi bir gerekçeye bağlanmadan karar verildiğinden Mahkemece davanın kısmen kabulüne yönelik verilen kararın, bir gerekçe ve hukuki değerlendirme ihtiva ettiğinden söz edilemez. Mahkemece kararda, rapora hangi nedenle itibar edildiği hususunda herhangi bir açıklamaya yer verilmediği gibi iddia ve savunmanın değerlendirilmesi yönünden hangi tarafın haklı, hangisinin haksız olduğu hususunda da herhangi bir gerekçeye yer verilmediği, ayrıca kararda davanın kısmen kabulüne dair kanaate nasıl ve hangi delile dayanılarak varıldığı da tartışılmamıştır. Öte yandan bilirkişi raporuna atıf da kararın gerekçeli olduğunu göstermez. Oysa kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantıda ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde kararların doğruluğunun denetlenmesi mümkün olacaktır. Mahkemece davanın kısmen kabulünün gerekçesi hiçbir bir şekilde açıklanmamıştır. Bu nedenle Mahkemenin, belirtilen yasal düzenlemelerin aksine, gerekçesiz şekilde oluşturduğu karar usul ve yasaya uygun değildir. Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının esasa dair hususlar incelenmeksizin kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.