46. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
46. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/3307
KARAR TARİHİ 22/02/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET
TARİHİ: 09/02/2021
NUMARASI: 2018/1378 Esas - 2021/225 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davalı vekilince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu.
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Dava; davacı tarafından davalı adına, banka havalesi yoluyla borç olarak gönderildiği iddia olunan paraların tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra-inkar tazminatı istemine ilişkindir.
Davalı vekili, davacı tarafın aynı konulara ilişkin birçok dava açtığını, mükerrer dava ve takibin söz konusu olduğunu, derdestlik itirazlarının bulunduğunu, davanın usule uygun açılmadığını, dava değeri kadar harç yatırılmadığını, davacı tarafça kasıtlı olarak dayanak gösterilmediğini, hangi ticari ilişkiye istinaden havale yapıldığının belirtilmediğini, havale açıklamasına müvekkilinin müdahalede bulunmasının mümkün olmadığını, davacı tarafın "borç verilmiştir" şeklindeki açıklamayı davalının bilgisi dışında kötüniyetli olarak ve kasten yaptığını, davanın haksız olduğunu, taraflarınca kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak açılan davayı boşa çıkarmak için iş bu davanın kötüniyetle açıldığını, dava dışı ... ile davacı taraf arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmede dava dışı ... yanıltıldığı için davacı şirkete karşı dava açıldığını, davaya konu kayıtların dava dışı ... açtığı davada da kullanıldığını, davacının sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmediğini, noter kanalı ile yapılan sözleşme ve müvekkilini kandırarak aldığı vekaletname ile tüm bağımsız bölümleri ve arsa paylarını kendisine ve akrabalarına devrettiğini, davacı tarafa müvekkilinin bir borcu bulunmadığını aksine inşaatın yapımı sırasında inşaat suyu satışından dolayı davacının davalıya borcu bulunduğunu, diğer davalarda da kullanılan dava konusu belgeler için söz konusu davalarda imza itirazında bulunulduğunu, bu itirazlarının geçerli olduğunu, belgelerin faturalarının mevcut olduğunu, defter incelmesi sonucu ticari defterlerin incelenmesini, kötü niyetli olarak açılan davanın esas ve usulden reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi'nce; "Dava konusu uyuşmazlık İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına dayanak yapılan 17.04.2014 tarihli 9.00,00-TL miktarlı ve 20.05.2015 tarihli 20.000,00-TL miktarlı havale işlemleridir.
Davalı taraf icra takibine yönelik itiraz dilekçesinde, takip konusu asıl borca ve ferilerine itiraz etmiş ve zamanaşımı itirazında bulunmuştur.
Davalı vekili taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu belirtmiş ve 12.10.2020 tarihli Dilekçesi ile de söz konusu banka havaleleri karşılığında davacıya kamyonlarla taşınmak suretiyle ya da doğrudan şebeke suyu/inşaat suyu sattığını beyan etmiştir. Ancak davalı buna ilişkin fatura düzenleyip ticari defterlerine işlemiş ise de davacı tarafa söz konusu şebeke suyunu teslim ettiğine ilişkin davacı tarafın imzasını taşıyan herhangi irsaliye ve sair kayıt sunamamıştır.Davalı tarafın kabulüne göre taraflar arasında satım sözleşmesine dayalı bir ticari ilişki bulunmakta olup davalı tarafın takibe yönelik zamanaşımı itirazı bu bakımdan yerinde bulunmamaktadır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2004/4-362 Esas, 2004/347 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; havale, hukuksal nitelik itibariyle bir ödeme vasıtasıdır.(TBK 555.md.). Yani, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcut olup, banka dekontunda paranın gönderiliş nedeni ile ilgili bir açıklamanın bulunmadığı hallerde, paranın mevcut bir borcun ödenmesi için gönderildiğinin kabulü gerekir.
Davacı tarafça davalıya gönderilen havale kayıtlarında "borç" ve "borç için verilmiştir" şeklinde kayıtlar bulunmaktadır. Belirtilen kayıtlar dolayısıyla kanun hükmünde belirtildiği şekli ile gönderilen havalelerin bir borcun kapatılması için gönderilmediği değerlendirilmiştir.
Davalı taraf icra takibine konu banka havaleleri karşılığında davacıya inşaat suyu verildiğini iddia etmiş ise de bu iddiasını yazılı deliller ile ispat edememiştir.." gerekçesi ile, "Davanın KABULÜNE, davalının icra takibine yönelik itirazın iptaline, takibin aynen DEVAMINA, takip tutarının % 20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine.." şeklinde hüküm tesis edilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı, davalı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dosyaya sunulan belgelerin yeterince değerlendirilmediğini ve dava konusu olayda; her iki tarafın ticari defterleri incelendiğinde davacının davalı firmaya (32.640,00-TL tutarında) borçlu olduğunun açıkça görüleceğini, inceleme gününde davacı tarafa "cari hesap ekstresi dökümü" sunumu konusunda süre verilmesine rağmen kasten bu belgelerin sunulmadığını, davalı kayıtlarında gözüken tüm faturaların karşı tarafın defterlerinde kayda düşüldüğünü, bu açıdan davacı tarafın faturalara itiraz etmesinin kötü niyeti açığa çıkardığını, davacı tarafın defterleri incelendiğinde ne aktiflerde ne de pasiflerde alacaklı olduklarına dair bir kaydın bulunmadığını, bu durumun mahkeme ve bilirkişi raporlarında görmezden gelindiğini, davacı yanın resmi kayıtları usulüne uygun tutmadığını, karşı taraf kasten ve hileyle davalı firmaya para transfer ederken açıklamalara gerçeğe aykırı beyanlarda bulunduklarını, ticari davalarda tarafların defter ve kayıtlarının esas alınması gerektiğini, açıklama kısmına not düşmenin davalı şirketin inisiyatifinde olmadığını, keyfi gerekçelerle de yazılabileceğini, öte yandan; davalı firmanın kendi mülkiyetinde olan su kuyuları vasıtasıyla inşaat firmalarına su satan bir işle iştigal ettiğini, davalı firmanın davacı yana su satarak bunları belgelediğini, paranın yıllar sonra dava konusu yapılmasının firmaya verilen zararların gizlenmesine dönük olduğunu, tüm bu sebeplerle kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını talep etmiştir.İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe;Davacı tarafından davalı adına, banka havalesi yoluyla borç olarak gönderildiği iddia olunan paraların tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra-inkar tazminatı istemine ilişkin eldeki davada, İlk Derece Mahkemesi tarafından, yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verildiği, verilen karara ilişkin olarak da davalı yanca yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulmuş olduğu anlaşılmıştır.Hukuk Muhakeme Kanununun 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada; İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Somut davada uyuşmazlık, davacı tarafından davalı adına banka havalesi yoluyla borç olarak gönderildiği iddia olunan paraların, geri ödenmediği iddiasına dayalıdır.Öncelikle dava konusu uyuşmazlığın çözümü bakımından uygulanması gereken mevzuat hükümlerine bakıldığında;6098 Sayılı TBK'nun 386 ve 555. maddelerinin;Madde 386; "Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir."Madde 555; "Havale, havale edenin, kendi hesabına, para, kıymetli evrak ya da diğer bir mislî eşyayı havale alıcısına vermek üzere havale ödeyicisini; bunları kendi adına kabul etmek üzere havale alıcısını yetkili kıldığı bir hukuki işlemdir." 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun, 190, 191, 199, 200/1, 201, 202 ve 203/1-a-b maddelerinin;Madde 190; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." Madde 191; "Diğer taraf, ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz."Madde 199; ”Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.”Madde 200/1; "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir." Madde 201; "Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz." Madde 202; "(1)Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.”Madde "203/1-a ve b; (1)Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir: a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler. b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler." 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6'ıncı maddesinin; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür."6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un, 4 ve 5. Maddelerinin de;Madde 4; "(1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır. (2) Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir. Madde 5; "(1) Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." şeklinde hükümler içerdiği anlaşılmaktadır.Tüm bu açıklamalar ve mevzuat hükümleri kapsamında somut olaya bakıldığında; Davanın her iki tarafının da tacir olduğu ve bu haliyle de Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu eldeki davada, davacı yanca davalıya, banka havalesi yoluyla borç para gönderildiği iddia edilmiş, davalı yanca da gönderilen paranın, borç olarak olarak değil, davacı ile aralarındaki ticari ilişki kapsamında gönderilen paralar olduğunun beyan edildiği, 6098 sayılı Kanun'un 555 ve devamı maddelerinde düzenlenen havalenin bir ödeme vasıtası olduğu, Eş söyleyişle, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karinenin mevcut olduğu, bu yasal karinenin tersinin (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havalecinin bu iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğu (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2003 Tarih ve 2003/3-118 Esas-2003/158 Karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 10/10/2023 Tarih ve 2023/16 Esas-2023/2608 Karar ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 03/10/2013 Tarih ve 2013/11284 Esas-2013/24182 Karar sayılı ilamları), bu minvalde davacı yanın takip ve dava konusu alacağın dayanağı olarak gösterdiği ve bir sureti dosyada mübrez dekontlar incelendiğinde, 20.05.2015 tarihli ve 20.000,00-TL tutarlı dekontun açıklama kısmında "Borç" ve 17.04.2014 tarihli ve 9.000,00-TL tutarlı dekontun açıklama kısmında da "Borç olarak verilmiştir" ibarelerinin yazılı olduğu, az yukarıda yazılı mevzuat hükümleri ve Yargıtay kararı ile tarafların iddia ve savunmaları dikkate alındığında, havale ile gönderilen paranın borç olarak verildiği hususunda ispat yükünün davacıya ait olduğu, davacının delil olarak banka havale dekontlarına dayanmış olduğu ve davaya konu dekontlar incelendiğinde ise, açıklama kısımlarında, “Borç” ve "Borç olarak verilmiştir" ibarelerinin yazılı olduğu, bu haliyle de davacının, banka havalesi yoluyla gönderilen paranın borç olarak gönderildiğine ilişkin iddiasını ispatlamış olduğu (Benzer davalarda bknz. Yargıtay 13. H.D. 13/02/2020 Tarih ve 2019/342 Esas-2020/2100 Karar, Yargıtay 3. H.D. 13/09/2022 Tarih ve 2022/4857 Esas-2022/6423 Karar ve Yargıtay 3. H.D. 03/10/2023 Tarih ve 2023/828 Esas-2023/2465 Karar sayılı kararları), bu durumda ispat yükünün gönderilen paranın borç olarak değil de, taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden yapılan ödemeler olduğunu iddia eden davalıya ait olduğu, bu durumda davalı yanca gönderilen havalelerin ticari ilişki kapsamında doğduğu iddia olunan alacağa karşılık gönderildiğinin, borçlu olmadığının ya da borcun söndürüldüğünün, yazılı delillerle ispat edilmesi gerektiği, eş söyleyişle, davalı yan açısından senetle ispat zorunluluğunun bulunduğu, ayrıca miktar itibariyle de tanık dinlenemeyeceği gibi, dinlenilse dahi beyanlarına itibar edilemeyeceği ve tanık dinlenmesine ilişkin HMK 203. Maddede yer alan istinai hallerin de somut davada yer almadığı ve ayrıca yazılı delil başlangıcı mahiyetinde bir belgeye de somut olayda rastlanılmadığı, ayrıca yerel mahkemece taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan mali bilirkişi incelemesi sonucunda da davalı yanca ticari defterlerin bütünüyle sunulmamış olması nedeniyle, dava ve takip konusu alacağın dayanağı olan dekontlarda yer alan bedellerin, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında verildiğinin tespit edilemediği tespitine gidilmiş ise de; davalı yana öncelikle hakimin davayı aydınlatma görevi kapsamında HMK. 31 gereğince cevap dilekçesinin açıklattırılmaksızın; yine davalı yanın dayanak dekontun mükerrer kullanıldığı savunması karşısında yerel mahkemece İstanbul Anadolu 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/77E. sayılı ve İstanbul Anadolu 17.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/507E. sayılı dosyalarına ilişkin bu savunmanın değerlendirilmediği gibi bu hususun değerlendirilmesi neticesinde ispata ilişkin aynı değerlendirmenin hasıl olması ve aynı sonuca varılması halinde davalı tarafın cevap dilekçesinde delilleri arasında açıkça "Yemin" deliline dayandığı anlaşıldığından, somut davada ispat yükü kendisinde olan davalıya davacıya karşı banka havalesi yoluyla gönderilen paraların borç olarak mı, yoksa ticari ilişki kapsamında var olan mevcut bir borcun karşılığı olarak mı gönderildiği hususunda yemin teklif edip etmeyeceği hususu hatırlatılarak, sonucuna göre hüküm tesis edilmesi gerekirken eksik araştırma, inceleme ve değerlendirme ile hüküm tesisi yerinde görülmemiş, davalının istinaf isteminin bu yönüyle kabulü gerekmiştir.Bu itibarla, yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nun 355. Maddesi uyarınca istinaf başvuru sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda, davalının istinaf talebinin yukarıda belirtilen yönlerden yerinde görüldüğünden kabulüne,
HMK'nın 353/1-a.6. maddesi gereğince istinafa konu edilen yerel mahkeme kararın kaldırılmasına, Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle, yukarıda belirtilen "Yemin" deliline ilişkin eksiklik giderildikten sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine karar vermek gerektiği kanaatine oy birliğiyle varılarak, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;1.Davalının istinaf başvurusunun KABULÜNE, HMK m. 353/1-a-6 uyarınca İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/02/2021 tarihli ve 2018/1378 Esas - 2021/225 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,2.Yukarıda belirtilen kapsamda deliller toplanarak esas yönden yargılama yapılması hususunda dosyanın kararı veren İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'ne gönderilmesine,3.Harçlar yasası uyarınca yatırılan 496,00 TL harcın talep halinde ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,4.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına, 5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda,22/02/2024 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.