Esas No
E. 2020/2148
Karar No
K. 2024/215
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2020/2148

KARAR NO: 2024/215

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 09/09/2020

NUMARASI: 2016/603 Esas - 2020/417 Karar

DAVA: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİH: 15/02/2024

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı - karşı davalı vekilince ve davalı - karşı davacı vekilince ayrı ayrı istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilin davalı şirketin kuruluşu sırasında taahhüt ettiği 5.000,00- TL lık sermayeyi ödediğini, spor salonu işletmeciliği yapan davalı şirketin spor aletleri satın alması sebebiyle borçlandığını, bu nedenle müvekkilinin banka kanalı ile davalı şirketin hesabına 10/02/2014 tarihinde 30.000,00-TL sı ve 11/02/2014 tarihinde de 30.000,00-TL sı olmak üzere toplam 60.000,00-TL sı gönderdiğini, ayrıca yine davalı şirketin hesabına 20.000.- A.B.D. Doları daha havale ettiğini, ancak bunun tarihini tam olarak hatırlayamadığını, bunun için İş Bankası'na müzekkere yazılarak davalı şirketin 01/01/2014 ile 01/09/2014 tarihleri arasındaki hesap hareketlerinin sorulması halinde tam tarihin ortaya çıkacağını, müvekkilinin hisselerini diğer ortağın yeğeni olan ...'a 01/08/2014 tarihinde devrettiğini, bu hususun tescil ve ilân edildiğini, bu devir sırasında müvekkilinin borç olarak verdiği paraların ödeneceği sözünün alındığını, ancak ödeme yapılmayınca ihtar çekilerek paranın talep edildiğini, bundan da netice alınmayınca icra takibi başlatıldığını, fakat davalının borca itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu, çünkü müvekkilinin alacağının davalı şirketin defterlerinde kayıtlı bulunduğunu, davalının itirazında hisse devri sebebiyle müvekkilinin alacak hakkının kalmadığını ileri sürdüğünü, hisse devrinin alacağın da devri anlamına gelmediğini, davalının paranın sermaye olarak konulduğu şeklindeki itirazının da gerçeği yansıtmadığını, davalı şirketin sermayesinin belli olduğunu, sermaye artırımı yapılmadığını, müvekkilinin borç olarak verdiği paranın haricinde 4.000,00 T.L. sı tutarında davalı şirket için ödeme yaptığını, icra takibinde bunun da talep edildiğini iddia ederek; itirazın iptaline, davalının icra inkâr tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesi ve karşı dava dilekçesi özetle; davacının parayı borç olarak ödediğini ispat etmesi gerektiğini, davacının 01/08/2014 tarihinde noterden imzaladığı pay devri sözleşmesi ile şirketteki hissesinin tamamını aktif ve pasifleri ile birlikte ... devrettiğini, bu nedenle müvekkili şirket ile davacının borç alacak ilişkisinin hukuken sona erdiğini, davacının şirkete husumet yöneltemeyeceğini, davacının çektiği ihtarname ile icra takibinin çeliştiğini, davacının şirket hesaplarından muhtelif zamanlara 33.450,00 T.L. sını çekerek zimmetine geçirdiğini, bunun için karşı dava ikâme edildiğini, davalı şirketin kuruluş sermayesi 10.000,00 T.L. sı olduğu halde 314.500,00 T.L. sı yatırım yapıldığını, davacının bu tutarın yarısından sorumlu olduğunu, bunun 160.000,00T.L. lık kısmının diğer ortak tarafından karşılandığını, buna rağmen davacının alacaktan söz etmesinin kabul edilemeyeceğini, davacının çektiği 33.450,00 T.L. sı için Savcılığa suç duyurunda bulunulduğunu, davacının ifadesinde çektiği parayı kabul ettiğini, Savcılığın uyuşmazlığı hukuki mahiyette bularak takipsizlik kararı verdiğini iddia ederek; asıl davanın usulden ve esastan reddine, karşı davanın kabulü ile 33.450,00 T.L. sının karşı dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte karşı davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı - karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Davacının iş bankasındaki hesabından 10.02.2014 tarihinde 30.000 TL, 11.02.2014 tarihinde 30.000 TL olmak üzere toplam 60.000 TL, 07.05.2014 tarihinde ise 20.000 USD davalı şirketin ... bankasındaki hesabına gönderdiği, davacı tarafından gönderilen paraların " borç " olarak gönderildiğine ilişkin dekontlarda bir açıklama bulunmadığı, kural olarak havale ; bir borç ödeme vasıtasıdır, bunun aksinin davacı tarafından ispatı gerek ancak ; davacının davalı şirkete gönderdiği, Kartal ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı 20.05.2015 tarihli ihtarname ile, davalı şirket hesaplarına borç olarak gönderdiği 135.000 TL'nin iadesini talep ettiği davalı şirketin de Kadıköy ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı 28.05.2015 tarihli cevabı ihtarnamesiyle davacının 10.02.2014 tarihinde 30.000 TL, 11.02.2014 tarihinde 30.000 TL olmak üzere şirkete 60.000 TL ödeme yaptığını belirterek davacının 30.000 + 30.000 TL = 60.000 TL'lik ödemesini kabul ettiği, bu ödemeye karşılık toplam 70.500 TL ödeme yapıldığını belirttiği ancak davalı şirket tarafından davacıya yapılan ödemenin yazılı belge ile ispatlayamadığı, davalının delilleri arasında da yemin deliline dayanmadığı, dolayısıyla davacının davalı şirketten 30.000 TKL + 30.000 TL = 60.000 TL alacağı olduğu hususunun ispatlandığı, şirket kayıtlarına göre de şirketin 178.571,75 TL'si yatırım ve harcama tutarının 70.000 TL'lik kısmının ortaklara borçlanarak karşılandığı bunun da davacının 60.000 TL alacağı ile uyumlu olduğu görülmüştür. Davacının 20.000 USD ödemesinin ise davalı şirkete borç olarak verildiği hususunun yazılı belge ile ispatlanamadığı görülmekle davacıya bu hususta yemin delilini kullanıp kullanmayacağı hususu hatırlatılmıştır. Davacı bu hususta yemin delilini kullanmayacağını 22.11.2019 tarihli dilekçesiyle belirtmiştir. Davacı davalı şirket adına ödemeler yaptığını belirten ve buna ilişkin de yazılı belge sunmayan davacı 4.000 TL'lik harcama hususunda davalıya yemin teklif etmiş ancak davalı şirket yetkilisi teklif edilen yemini eda etmemiştir. Bu durumda davacının 64.000 TL tutarlı alacağının varlığını kanıtladığı, 20.000 USD tutarlı alacağı olduğu iddiasını kanıtlayamadığı belirlenmekle asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Karşı dava; şirket tarafından eski müdürüne karşı açılmış, sorumluluk davası olup dava açılabilmesi için ortaklar kurulunun kararı alınması dava şartı olup, karşı davacının verilen kesin süre içinde usulüne uygun ortaklar kararı sunulmadığından karşı davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine" karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı - karşı davalı vekilince ve davalı - karşı davacı vekilince tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı - Karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilin 20.000 USD'lik bankaya bizzat elden yatırılmak suretiyle gerçekleştirdiği borç verme işlemi, ticari defterlere işlenmemesi ve başka bir açıklama olmaması sebebiyle mahkemece havale karinesi içine sokulduğunu, dosyada bu karineyi çürüten delillerin değerlendirilmemesi sebebiyle gerçekleştiğini, hukuka aykırı kararın bozulması gerektiğini, müvekkil 07.05.2014 tarihinde yatırdığı 20.000 USD'yi "borç ödeme" olarak yatırması mümkün olmadığını, nitekim 11.02.2014 itibariyle zaten 60.000-TL alacaklı olduğunu, davalı-karşı davacı havale karinesine dayanmamasına rağmen mahkeme; usulün "taraflarca getirme" ilkesine aykırı davrandığını, kesin deliller varken tarafın yemin deliline yöneltilmek, mahkemece ihsası rey yapıldığı izlenimini uyandırdığını, yüksek mahkeme olarak heyetin bunca kesin ve yan delile, bilirkişi raporuna rağmen davanın kısmen kabul kısmen reddedilmesine müsaade edilmemesini, hukukun ve hakkaniyetin ortaya çıkarılmasını, adil yargılama yapılmasını muhasebe kayıtlarına işlenmeyen fakat banka kayıtlarında olan alacağın, yalnızca banka havalesi olarak düşünülmesi ve karineye dayanılarak hüküm kurulması hakkaniyete uygun gelmediğinden kararın açıklanan gerekçeyle bozulmasını, yeniden yargılama yapılmasını gerektirecek bir husus olmadığını, mahkemece, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09.09.2020 tarih ve 2016/603 E. ve 2020/417 K. sayılı kararının bozularak ortadan kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı-karşı davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı - Karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl dava yönünden Kadıköy ... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı 28.05.2015 tarihli karşı tarafa göndermiş olduğu cevabi ihtarnamede şirkete toplamda 60.000 TL ödeme yapıldığının kabul edilmiş olmasından ötürü karşı tarafça talep edilen tutarın 60.000 TL'sinin ispat edildiğinin kabul edilmiş olmasının mümkün olmadığı, zira karşı tarafa göndermiş olduğu ihtarnamede her ne kadar şirket hesabına para gönderildiğini beyan etmiş ise de gönderilen havalelerin davalı karşı davacı tarafa borç olarak gönderildiğine dair herhangi bir beyan bulunmadığını beyan etmiş, karşı vekalet ücretinin hesaplanmasının yanlış olduğunu belirtmiş, karşı davanın ise Mahkeme ara kararı doğrultusunda 01.07.2019 tarihli dilekçe ekinde davacı karşı davalıya karşı sorumluluk davası açılması konusunda alınmış ortaklar kurulu kararı Uyap aracılığı ile 01.07.2019 tarihinde Mahkeme dosyasına ibraz edildiğini, belirterek dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar vermiş olmasının hukuka aykırı olduğunu ve karşı davanın kabulüne karar verilmesini taleptir.

GEREKÇE

Asıl dava; davacının davalı şirkete borç verdiği iddiasıyla başlattığı takibe itirazın iptali istemine ilişkin olup karşı dava ise davalı şirketin davacı aleyhine açtığı limited şirket müdürünün sorumluluğu davasıdır.İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, asıl davanın kısmen kabulüne ve karşı davanın ise reddine karar verilmiş, bu karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlığın; asıl dava bakımından davacının 30.000,00 TL, 30.000,00 TL ve 20.000 USD lik havalelerinin davalı şirkete borç olarak verilip verilmediği ile davalı şirketin 4.000 TL lik borcunun davacı tarafça ödenip ödenmediği ve reddine karar verilen kısım yönünden davalı vekilinin vekalet ücreti isteminin yerinde olup olmadığı, karşı dava yönünden ise sorumluluk davası açılabilmesi için limited şirket ortaklar kurulunca alınmış bir kararının bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı görülmektedir.Davacının İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası ile 64.000 TL + 20.000 USD alacağın tahsili için toplamda 119.488,00-TL üzerinden ilamsız icra takibine başladığı, davalının süresinde itiraz ettiği ve davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır.Davacı taraf, davacının davalı şirkete ortak olduğu şirkete sermaye ödemesinin haricinde borç para verdiğini, daha sonra hissesini devrederek ortaklıktan ayrıldığını, ancak verdiği parayı alamadığını, tahsili için yapılan icra takibine de itiraz edildiğini iddia ederek, itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ise iddiaları kabul etmemiş, davacının şirket hesabından 33.450,00-TL parayı zimmetine geçirdiğini iddia ederek eski müdür hakkında sorumluluk karşı davasını açmıştır.Asıl dava bakımından davacı alacaklı takip talebinde farklı tarihlerde şirkete gönderdiği havale bedellerinden doğan alacağını talep etmiştir. Alacağın dayanağı havale dekontları ilgili bankalardan celp edilmiştir. Gelen belgelerden yapılan havalelerde hiçbir açıklama bulunmadığı anlaşılmıştır. Herhangi bir açıklama içermeyen dekontlar, kural olarak bir borcun ödendiğine karine teşkil eder.

Davacı tarafça bu karinenin aksini ispat edecek bir delil sunulmamıştır. Davalı şirket ticari defterlerinde 70.000,00-TL şirket ortaklarının şirkete borç verdiği sabit olmakla hangi ortağın borç verdiği noktasında tespit yapılamadığı bilirkişi raporunda belirtilmiştir.Davacı taraf 20/05/2015 tarihli ihtarnamesinde davacı ...'nın ilk altı aylık süreçte çeşitli zamanlarda toplam 135.000,00-TL yi şirket hesabına borç olarak ve şirketin alacaklılarına (stopaj vergi dairesi, pronet vb..) yatırdığını, ancak şirketten iadesinin olmadığını davalı şirkete ihtar etmiştir. Davalı şirket vekilince 28/05/2015 tarihinde ihtarnameye cevap verilmiş olup şirkete 135.000,00-TL ödeme bulunmadığı, 10/02/2014 tarihinde 30.000,00-TL ve 11/02/2014 tarihinde 30.000,00-TL olmak üzere toplam 60.000,00-TL ödeme yapıldığı kabul edilmiştir. Somut olayda her ne kadar davacı tarafça dayanılan banka dekontlarında açıklama bulunmamış olsa da davalı tarafın cevabi ihtarnamesinde tarih ve miktar belirtilerek ödemeler ikrar edilmiştir. Bu durumda davacının 60.000,00-TL lik alacağı uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır. 20.000 USD yönünden ise davacı tarafça bu bedelin elden davalı şirket adına bankaya yatırıldığının beyan edildiği ancak dekontta açıklama bulunmaması, davacının alacak iddiasını yazılı delillerle ispatlayamaması ve mahkemece hatırlatılan yemin deliline de dayanılmaması nedeniyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Yine davacı davalı şirket adına ödemeler yaptığını belirtmiş ise de buna ilişkin ödemeleri davalı şirket adına yapıldığını ispata yarar yazılı belge sunamamış ise de davalıya yemin teklif etmiş ancak davalı şirket yetkilisi teklif edilen yemini yerine getirmemiştir. Böylece mahkemenin asıl dava yönünden davamın kısmen kabulüne karar verilmesi yerinde olup davacı ve davalı vekillerinin davanın esası bakımından istinaf istemlerinin reddi gerekir.Davalı vekilinin asıl dava yönünden lehine takdir edilen vekalet ücretinin hüküm tarihindeki kur esas alınarak takdir edilmesi gerektiğine ilişkin istinaf sebebi yönünden yapılan değerlendirmede, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin istikrarlı bir şekilde kabul ettiği üzere, yabancı para borcu ile ilgili alacaklarda talep edilen yabancı paranın dava tarihindeki efektif döviz kuru karşılığı Türk Lirası üzerinden, karar tarihindeki tarifeye göre vekalet ücreti ile nisbi karar ve ilam harcının hesaplanması gerekmektedir.(Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.12.2022 Tarih ve 2021/8284 E.- 2022/9092 K. sayılı; 19.09.2011 Tarih ve 2010/966 E. - 2011/10441 K. Sayılı kararları). Reddedilen 20.000,00 USD'nin dava tarihi olan 17/05/2016 daki kur 2,9743 TL üzerinden karşılığı 59.486,00-TL olduğuna göre, mahkemece bu miktar üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 8.013,44 TL vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.Dairemizin karar tarihi itibariyle de davalı lehine hükmedilmesi gereken avukatlık ücreti 9.517,76 TL olup ücretin maktu vekalet ücretinin altında olamayacağından 17.900 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmiş ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmemiş hüküm aşağıdaki şekilde düzeltilmiştir.Karşı dava yönünden yapılan incelemede;Limited şirket müdürlerinin sorumluluğu 6102 sayılı TTK’nda anonim şirket sorumluluk hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir. Gerçektende, TTK m. 644 fıkra 1 bent a hükmü açıkça, anonim şirketlere ilişkin sorumluluk hükümlerinin limited şirketlere de uygulanacağını, hüküm altına almıştır. Atıf yapılan anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonunda, onbirinci bölümde m. 549 ilâ 561 arasında toplu olarak düzenlenmiş ve m. 549-555 de sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır. Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir. Böylece, TTK m. 555 ilâ 561'de düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili mahkemeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkan verilmiştir.Müdürlerin hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır.Bilindiği gibi; Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir.Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; davacının şirketin kuruluşunda müdür olarak atandığı, müdürlük görevinin şirket ortaklığından ayrılana kadar devam ettiği, yönetici olduğu dönem için şirket hesabından 33.450,00-TL yi zimmetine geçirdiği iddiası ile yöneticinin sorumluluğuna dayanılarak eldeki tazminat davası açılmıştır. Eldeki uyuşmazlık limited şirket müdürünün sorumluluğuna ilişkindir. Yargıtay yerleşik uygulamalarında Mülga 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesinde şirket yöneticilerinin sorumlulukları hakkında anonim şirketin bu hususlara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, bu yollama ile uyuşmazlığa aynı Yasa'nın 341. maddesi uygulanacağı, bu maddeye göre sorumluluk davasının açılabilmesi için, bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunması gerektiği, bu hususun dava şartı olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uygulaması da aynı yönde ( m. 618/son ) olduğu vurgulanmaktadır. Bir kısım akademik görüş 6102 sayılı TTK döneminde genel kurul kararı gerekmediği yönünde görüş ileri sürmüş ise de yerleşik uygulama ortaklar kurulu kararının gerektiği yönündedir. (emsal Yargıtay 11. HD. 2019/5335 E. 2020/3250 K, ve Yargıtay 11.HD. 2016/14101 e. 2018/7479 K. Sayılı ilamları) Eldeki davada sorumluluk davası açılması için alınmış bir ortaklar kurulu kararı dosyaya ibraz edilmediği anlaşılmaktadır.Bu hususta genel kurul kararı alınmış olması sorumluluk davası yönünde özel dava şartı olup mahkemece resen araştırılması gereklidir.

İlk derece mahkemesince davalı tarafa verilen kesin süre içerisinde davalı tarafça 01/07/2019 tarihli dilekçe ekinde ortaklar kurulu kararını dosyaya sundukları savunulmuş ise de sunulan belgenin ortaklar kurulu kararı olmadığı, şirket ortağı olan ... ve ...'ın imzalarını ve sözlü olarak ortaklar kurulu kararı alındığı beyanını içerir dilekçe mahiyetinde olduğu anlaşılmıştır. Bu halde karşı dava yönünden mahkemenin genel kurul kararı sunulmadığına ve dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi yerinde olup isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının davacı açısından usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine; ilk derece mahkemesince asıl davada davalı/karşı davacı vekili için 8.013,44-TL vekalet ücretine hükmedilmesi isabetli görülmemiş ve davalı/karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;Davacı/Karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davalı/Karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-ASIL DAVA YÖNÜNDEN, Davanın KISMEN KABULÜ İLE, İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 64.000 TL üzerinden takip tarihinden itibaren değişen ve değişecek yasal faiz oranları uygulanmak suretiyle devamına,Davanın alacağı likit olduğundan % 20 inkar tazminatının davalıdan tahsiline, Aşan istemin reddine,2-KARŞI DAVA YÖNÜNDEN,Dava şartı yokluğu nedeniyle DAVANIN REDDİNE, 3-Asıl davada alınması gereken 4.371,84‬ TL harçtan davacı tarafından dava açılışı sırasında yatırılan 1.442,70‬ TL harçtan mahsubu ile eksik bakiye 2.929,14‬ TL harcın davalı/karşı davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-Karşı davada alınması gereken 54,40 TL harcın, karşı davacı tarafından yatırılan 571,24 TL harçtan mahsubu ile, fazla yatırılan 516,84‬ TL harcın karar kesinleştikten sonra talep halinde davalı/karşı davacıya iadesine,5-Asıl davada Avukatlık asgari ücret tarifesine göre davacı/karşı davalı vekili için takdir olunan 9.120,00 TL nispi vekalet ücretinin davalı/karşı davacıdan alınarak davacı/karşı davalıya verilmesine, 6-Asıl davada Avukatlık asgari ücret tarifesine göre davalı/karşı davacı vekili için taktir olunan 17.900,00 TL nispi vekalet ücretinin davacı/karşı davalıdan alınarak davalı/karşı davacıya verilmesine, 7-Karşı davada Avukatlık asgari ücret tarifesine göre davacı/karşı davalı vekili için takdir olunan 3.400,00 TL maktu vekalet ücretinin davalı/karşı davacıdan alınarak davacı/karşı davalıya verilmesine, 8-Davacı/karşı davalı tarafından dava açılışı sırasında harç olarak yatırılan 1.476,20 TL'nin davalı/karşı davacıdan alınarak davacı/karşı davalıya verilmesine, 9-Davacı-karşı davalı tarafından sarf edilen 284,65 TL posta ücreti ve 1.000 TL bilirkişi ücretinin toplamda 1.284,65 TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranı gözetilerek 688,08 TL'nin davalı/karşı davacıdan alınarak davacı/karşı davalıya verilmesine, kalan 596,57‬ TL'nin davacı/karşı davalı üzerinde bırakılmasına,10-Davalı/Karşı davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 11-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine, 12-İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları,a-Davacı - karşı davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 54,40 TL harcın, alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye 373,2‬0 TL karar harcının davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,b-Davalı-karşı davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,c-Davacı-karşı davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına d-Davalı - karşı davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan 148,60 TL istinaf başvuru harcının davacı - karşı davalıdan alınarak davalı- karşı davacıya verilmesine,Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda,

HMK'nın 362(1)a. maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.15/02/2024

Karar Etiketleri
REDDİNE ISTINAFHUKUK CEZA Ceza Hukuku 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 6102 sayılı TTK’nda anonim şirket sorumluluk hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir. Gerçektende, TTK m. 644 fıkra 1 bent a hükmü açıkça, anonim şirketlere ilişkin sorumluluk hükümlerinin limited şirketlere de uygulanacağını, hüküm altına almıştır. Atıf yapılan anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonunda, onbirinci bölümde m. 549 ilâ 561 arasında toplu olarak düzenlenmiş ve m. 549-555 de sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır. Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir. Böylece, TTK m. 555 ilâ 561'de düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili mahkemeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkan verilmiştir.Müdürlerin hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır.Bilindiği gibi; Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir.Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; davacının şirketin kuruluşunda müdür olarak atandığı, müdürlük görevinin şirket ortaklığından ayrılana kadar devam ettiği, yönetici olduğu dönem için şirket hesabından 33.450,00-TL yi zimmetine geçirdiği iddiası ile yöneticinin sorumluluğuna dayanılarak eldeki tazminat davası açılmıştır. Eldeki uyuşmazlık limited şirket müdürünün sorumluluğuna ilişkindir. Yargıtay yerleşik uygulamalarında Mülga 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesinde şirket yöneticilerinin sorumlulukları hakkında anonim şirketin bu hususlara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, bu yollama ile uyuşmazlığa aynı Yasa'nın 341. maddesi uygulanacağı, bu maddeye göre sorumluluk davasının açılabilmesi için, bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunması gerektiği, bu hususun dava şartı olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu HMK md.355 TTK md.553 K6102 md.355 TTK md.556 HMK md.362 HMK md.353 K6102 md.556
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.