4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
ANTALYA
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında iki adet kesinleşen ve muaccel hale gelen toplam 57.609,66 TL'lik fatura bedelinde doğan borcunu ödemediğini, bunun üzerine davalı aleyhine Antalya ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının haksız itirazı nedeniyle takibin durduğunu, davalının, 8 günlük yasal sürede faturaya itirazının olmaması nedeniyle fatura içeriğinin kesinleştiğini, BA ve BS formlarının dosyaya alınması gerektiğini, alacağın likit ve belirlenebilir olduğunu, itirazın kötü niyetli olduğunu beyan ederek, itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde özetle; mahkemenin yetkisiz olduğunu, yetkili mahkemenin müvekkilin ikametgahının bulunduğu yer mahkemesi yani .../... Ticaret Mahkemesi olduğunu, davalının butik oteli adına verdiği bir mal siparişinin söz konusu olmadığını ve bu nedenle de mal teslimi gerçekleşmediğini, davacının faturasının yeni bir davalı çalışanı tarafından haber verilmeden alındığını ve deftere işlendiğini, 8 günlük fatura itiraz süresinin hak düşürücü veya zaman aşımı süresi olmadığını, ispat külfeti ile ilgili olduğunu, akdi ilişkinin tek başına ispatına faturanın yeterli olamayacağını beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, itirazın iptali talebinden ibarettir. Belirtmek gerekir ki; Genel haciz yoluyla ilamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri İcra İflas Kanunun 67. maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/19-2415 esas, 2015/2335 karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından (süresi içinde) ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur. Davacı alacaklı bu davada, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini (ve istiyorsa, borçlunun icra inkar tazminatına mahkûm edilmesini) talep eder (KURU, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Türkmen Kitabevi, İstanbul, Kasım 2004, s. 220-221). Bu genel açıklamalardan sonra dosyaya dönüldüğünde; ilgili icra dosyası, uyap sistemi üzerinden iş bu dosya ile ilişkilendirilmiştir. Dava, miktar itibariyle, tanıkla ispat sınırı üzerindedir ve tarafların tanıkla ispata ilişkin açık bir kabulleri yoktur. Her şeyden önce dava konusu faturanın/faturaların davalının defterlerinde kayıtlı olduğu bizzat davalının cevap dilekçesinde ikrar edilmiştir.
Davalı vekili, davacının faturasının yeni bir davalı çalışanı tarafından haber verilmeden alındığını ve deftere işlendiğini beyan etmiştir.
Davalı ticaret şirketidir ve tacirdir.
Basiret, sağduyu, ilim, tecrübe ve feraset ışığıyla görüp sezmeye ve bilip değerlendirmeye esas teşkil eden konuları etraflıca ve tam olarak kavrayabilmedir.(KARAHAN, Sami, Ticarî İşletme Hukuku, 6102 Sayılı TTK. ile 6098 Sayılı TBK. ve 6100 Sayılı HMK‟ya Göre Güncellenmiş 20 Baskı, Konya 2011, s. 86; AYHAN, Rıza, Ticarî İşletme Hukuku, Ankara 2007, s.
203.Basiret, tacirin ticarî işletmesiyle ilgili olarak, fiilî ve hukukî işlemlerde göstermesi gereken dikkat, tedbir ve objektif özen yükümlülüğü demektir. Tacir, tüm bu hukukî ve fiilî işlemlerini yaparken, ticarî hayatın gerektirdiği tüm tedbirleri almalı ve meydana gelebilecek değişmeleri önceden tahmin etmeye çalışarak yükümlülük altına girmesi gereklidir. Tacirden beklenen basiretin ne olduğu kanundan değil ticarî hayattan, özellikle ticarî teamüllerden çıkartılabilir. (KİZİR, Mahmut., "Yargıtay Kararları Işığında Basiretli İşadamı Gibi Hareket Etme Yükümlülüğünün Sözleşmenin Değişen Şartlara Uyarlanmasına Etkisi", Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 19 Sayı: 2 Yıl: 2011, s. 245-283) Basiretli iş adamı gibi hareket etme, çalışanları seçme, denetleme hususunu da kapsar.
Vergi Usul Kanunu’nun 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" şeklinde tanımlanmıştır. 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında ise fatura; "Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir" şeklinde tanımlanmaktadır (Kumkale, R.:Hukuki ve Mali Yönleriyle Fatura, Ankara 2007, s:73).Faturaya tebliğ tarihinden itibaren sekiz gün içinde (mücerret) itiraz edilmemiş olması hâli, sadece o faturanın –miktar ve fiyat yönünden- münderecatını kabul anlamını taşır, yoksa o faturada yazılı malın alıcıya mutlaka, daha önce teslim edilmiş olduğu anlamına gelmez; satıcının faturada yazılı malı alıcıya veya kanuni temsilcisine teslim ettiğini ayrıca ispat etmesi zorunludur (Doğanay, İ.:Ticari Alım-Satım Akdi ve Nevileri, Ankara 2003, s:52, Doğanay, İ: Faturanın Kapatılması, Delil Olma Özelliği ve Faturaya İtiraz Aylık Yaklaşım Dergisi Sayı 4, Nisan 1993, s:8-13). Kısaca, ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma hâlinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.(Yargıtay HGK., 2017/19-823 esas, 2019/553 karar)
Değinildiği üzere; Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir(Yücesoy Yılmaz, Yücesoy Yılmaz, Y.: Ticari Nitelikteki (Tacirler Arasındaki) Satış Sözleşmelerinde Satış Bedelinin Tahsili İçin Açılan İtirazın İptali Davaları, Ankara, 2014 s:73,74). Yukarıda da değinildiği üzere; faturanın davalının ticari defterlerine kayıtlı olduğu, davalı tarafça esasen ikrar edildiğinden, karine olarak akdi ilşikinin varlığı anlaşılmaktadır. Bu karinenin aksini bir başka deyişle faturalar içeriği emtianın teslim edilmediğini, faturaların usulsüz olduğunu davalı ispatlamalıdır. (Yargıtay HGK., 14/05/2019 Tarih, 2017/19-823 E. 2019/553 K.)
Bunun yanında BA BS formlarında da tarafların karşılıklı bildirimde bulundukları görülmektedir ve bu nedenle davalı vekilinin, taraflar arasında ticari ilişki olmadığı iddiası yerinde görülmemiştir. Yukarıdaki açıklamalar yanında, bir an için faturanın davalı defterine kaydedilmesine tek başına hukuki değer verilmese dahi/böyle düşünülse dahi davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağlar. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 2016/4326 Esas, 2016/14860 Karar sayılı ilamı) "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." (T.C. Anayasa m. 141/son, HMK m. 30)
Anlatılan nedenlerle, ispat külfeti dosyada davalıdadır. Davalının yukarıda karşılanan savunmasının içeriği de dikkate alınarak, bir ödeme yapılmadığı da dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davalı esasen taraflar arasında ticari ilişki olmadığını ileri sürmüştür ki yukarıda bu hususun kabul edilmediği mahkememizce benimsenmiştir. Davacının artık, akdi ilişki/teslim karine olarak da olsa ispatlandığından, ödemenin yapılmadığını ispat etmesi gerekmemektedir. Dosya kapsamında, davacı, alacaklı olduğunu ispat etmiş, davalı ise savunmasını ispat edememiştir.
Önemle belirtmek gerekir ki; İspat yükü altında bulunan tarafın başvurabileceği delillerden biri de yemin delilidir. Yemin, taraflardan birinin davanın çözümlenmesine etkili olan bir vakıanın doğru olup olmadığı hakkında kanunun belirlediği şekilde mahkeme (hakim) önünde beyanda bulunmasıdır. Bir başka deyişle; Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK). Medeni Usul Hukukumuzda yemin delili kesin delil niteliğindedir. (Yargıtay HGK., 2015/22-2376 esas, 2019/370 karar)
Davalı taraf, cevap dilekçesinde açıkça "yemin" deliline dayanmıştır ve davalı vekilinin vekaletnamesinde "yemin teklif etme" hakkı vardır.(vekaletname uyaptadır). Burada önemle belirtmek gerekir ki; Eski HMUK m. 63/cümle 2, yeminin kabulü veya iadesinin beyanı için (özel) yetkinin ancak yemin edecek kimse tarafından yemin teklif olunacak konuyu öğrendikten sonra verilebileceğini düzenlemekte idi. Bu düzenleme, vekilin bu konuda talimat almadan hareket edemeyeceği ve zaten uygulamasının da yarar sağlamadığı gerekçeleriyle, HMK m. 74 metnine alınmamıştır. Dolayısıyla, vekile önceden yetki verilebilmesi, olanak dahiline sokulmuştur. (YILMAZ, Ejder., Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2013, 2. Baskı, s.645) Anlaşılmaktadır ki, yasa koyucu HMUK dan farklı olarak yeni kanunda asilin yemin olunacak vakıa konusunda bilgilendirmeden vekilin özel yetkisi olması halinde vekilin yeminin kabul veya reddine ilişkin beyanda bulunabileceğini düzenlemektedir. Bu nedenlerle; mahkememizce yemin teklif etme hakkını kullanıp kullanmayacakları davalı vekiline sorulmuştur.
Davalı vekili, yemine dayanmadıklarını beyan etmiştir.
Tüm dosya kapsamı, yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacının, davasında haklı olduğu anlaşılmakla; davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Davacı tarafın icra inkar tazminatı talebine gelince;
Alacaklının icra dairesine yapacağı takip talebi ile başlayan, takibin durması için borçlunun itirazının yeterli olduğu ve cebri icraya devam edilebilmesi için alacaklının harekete geçmesinin gerekli olduğu ilamsız icra usulunde; gerek alacaklının haksız ve kötüniyetli takipte ve gerekse borçlunun haksız itirazda bulunmasını önlemek amacıyla icra tazminatına hükmolunması esası kabul edilmiştir. Anlaşıldığı üzere alacaklı lehine hükmolunacak icra tazminatının amacı, gerçekten borçlu olduğunu bildiği halde, süre kazanmak kasdı ile ya da başka bir sebeple icra takibini haksız olarak engelleyen kişinin, alacaklının hakkına kavuşmasını geciktirmeye yönelik kötü niyetli davranışlarını önlemektir. Borçlunun itirazının haksızlığı, itirazın yapıldığı andaki duruma göre tespit edilir. Borçlu hakkında tazminatına hükmedilmesi için, onun ödeme emrine “kötüniyet”le itiraz etmiş olması şart değildir. Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmiş olmalıdır. Alacaklının bir zarar görmüş olması da şart değildir.
Öğretide, hakim görüşe göre (POSTACIOĞLU, İlhan, İcra Hukuku Esasları, İstanbul, 1982, s. 184 vd., KURU, Baki, İcra ve İflas Hukuku, C. I, 3. Bası, İstanbul 1988, s. 304 vd., UYAR, Talih, İcra Hukukunda İtiraz, s. 215 vd.) itirazın haksız olup olmadığı, takip konusu yapılan ve borçlunun itiraz ettiği alacağın likit olup olmadığına göre belirlenmelidir. Alacak likit ise borçlu itirazında haksızdır, alacak likit değilse borçlu itirazında haklıdır. Öğreti, likit alacağı, miktarı belirli veya belirlenebilir olan ve bunun için tarafların anlaşmalarına veya böyle bir anlaşma olmazsa mahkeme kararına gerek olmayan alacak olarak tanımlamışlardır. Buna göre; borçlu alacağın gerçek miktarını tayin için bütün unsurları bildiği veya bilmesi gerektiği halde ödeme emrine itiraz ederse itirazında haksızdır; şayet diğer şartlarda gerçekleşmiş ise yargılama sonunda icra tazminatı ödemeye mahkum edilir. Alacağın gerçek miktarını tayin için tarafların anlaşmasına veya mahkeme kararına ihtiyaç varsa itiraz haklıdır ve borçlu itirazın iptali davasını kaybetse bile icra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilemez. İcra inkar tazminatının şartları şunlardır:
a)Geçerli ilamsız icra takibi yapılmış olmalı,
b)Borçlu süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olmalı,
c)Süresi içinde açılmış bir itirazın iptali davası olmalı,
d)Talep olmalı,
e)Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmelidir. Takip konusu alacağın faturaya dayanması karşısında alacak belirlenebilir (likit) olup davacı yararına icra inkar tazminatına karar verilmesi gerekir. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2017/3613 Esas 2019/1889 Karar sayılı ilamı). Yukarıdaki açıklamalar ışığında, anılan unsurların mevcut olduğu görülmekle; davacının inkar tazminatı talebinin de kabulüne karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/Nedenleri gerekçeli kararda açıklandığı üzere;
1.Davanın KABULÜ İLE; davalının Antalya ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına,
2.Davacının inkar tazminatı talebinin kabulü ile, hükmolunan miktarın %20si üzerinden hesaplanan 11.521,93 TL inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3.Davacı tarafça başlangıçta yatırılan 269,85 ₺ başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına,
4.Davacı tarafça başlangıçta yatırılan 695,78 ₺ peşin harcın mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm gereği alınması gerekli bakiye 3.239,53 ₺'nin (3.935,31 ₺ - 695,78 ₺= 3.239,53 ₺) davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
5.492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine,
6.Davacı tarafça yatırılan ve yukarıdaki (3) ve (4) numaralı hüküm fıkralarında mahsubuna karar verilen toplamda 965,63 ₺'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7.Davacı tarafça dosyada yapılan ve mahkememizce uyap sisteminden kontrol edilen (denetime elverişlilik açısından, uyap ekranında harç-masraf bölümü altında tahsilat reddiyat bilgileri başlığının içeriğinde masraflar açıkça yazmaktadır) posta-tebligat-bilirkişi ücreti gideri toplamı 163,25 ₺'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8.6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; 3.120,00 ₺'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
9.Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; 17.900,00 ₺ vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
10.Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, davalı tarafından yatırılan gider avansının aynı şekilde istek halinde iadesine,
11.Kararın, Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavvcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik m. 216 gereği ve Yargıtay 1. HD'nin 2016/12476 E, 2019/2779 K sayılı emsal ilamı gereği talep ve masraf bulunması halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından kanun yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.28/02/2024 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)