Esas No
E. 2022/304
Karar No
K. 2022/304
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KALDIRILMASINA
Hukuk Alanı
Trafik Hukuku

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/304 - 2024/406

T.C.

ANKARA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

26. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2022/304
KARAR NO: 2024/406

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

K A R A R

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 16/12/2020

NUMARASI : 2016/996 Esas 2020/568 Karar

KARAR TARİHİ: 21/03/2024

GEREKÇELİ KARAR

YAZILMA TARİHİ : 19/04/2024

İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI

Davacı vekili, 07.09.2016 tarihinde davacı ... idaresindeki motosikleti ile seyir halinde iken dava dışı ...'nin idaresinde olup davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı ... plakalı aracın çarpışması sonucunda meydana gelen kazada davacının ağır şekilde yaralandığını, kazanın meydana gelmesinde davacının kusuru bulunmadığını, sigortalı araç sürücüsünün kusurlu olduğunu, kaza nedeniyle davacının geçici ve kalıcı iş göremezliğe maruz kaldığını, zarardan poliçe teminat limit dahilinde sorumlu olan davalı sigorta şirketine 02.11.2016 tarihinde yazılı olarak başvuru yapıldığını, yasal süresi içinde herhangi bir cevap verilmediğini belirterek, fazlaya dair hakları saklı olmak üzere 100,00 TL geçici işgöremezlik tazminatı, 100,00 TL sürekli işgöremezlik tazminatı olmak üzere toplam 200,00 TL maddi tazminatın davalı sigorta şirketinin temerrüt tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılama sıasında sürekli iş göremezlik tazminatı talebini 34.948,93 TL’ye, geçici iş göremezlik tazminatı talebini 12.345,04 TL’ye artırmıştır.

Davalı vekili, davacı tarafından usulüne uygun başvuru yapılmadan dava açıldığını ve davanın reddi gerektiğini, davanın sigortalı ... plakalı araç işletenine ihbarını talep ettiklerini, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun sigortalının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, sigortalının dava konusu kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunmadığını, Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını talep ettiklerini, davacının ehliyetsiz ve tescilsiz motosiklet idare etmesinin kazanın meydana gelişinde asli ve tam kusurlu olduğunu kanıtlar nitelikte olduğunu, geçici maluliyetten kaynaktı tazminat taleplerinin teminat dışında olduğunu, buna ilişkin taleplerin SGK’nin sorumluluğunda olduğunu, davacıya ödeme yapılıp yapılmadığının SGK’dan sorularak tazminattan düşülmesi gerektiğini, davacının kask kullanmaması sebebiyle müterafik kusuru bulunduğunu, kaza tespit tutanağında kask takılmadığının tespit edildiğini, bu nedenle tazminattan indirim yapılması gerektiğini, davalı sigorta şirketinin dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanabileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece, davanın trafik kazasında yaralanma nedeniyle sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı talebine ilişkin olduğu, Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesinden alınan 15/11/2018 tarihli raporda kazanın meydana gelmesinde davacı sürücünün % 25 oranında kusurlu olduğu, dava dışı sigortalı araç sürücüsünün ise % 75 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre davacının özür oranının % 5 olduğu ve iyileşme süresinin 12 ay olarak belirlendiği, davacının kaza tarihinde motosiklet sürücü belgesi olmadığı ve bu durumun 6098 sayılı TBK'nin 51 ve 52. maddeleri gereğince müterafik kusur olarak değerlendirilerek tazminattan % 20 oranında indirim yapıldığı, aktüer bilirkişi tarafından ibraz edilen 25/02/2019 tarihli rapor ve 24/02/2020 tarihli ek rapordaki tespit ve hesaplamalar esas alınarak davanın kısmen kabulü ile 9.876,04 TL geçici işgöremezlik 27.959,15 TL sürekli işgöremezlik olmak üzere toplam 37.835,19 TL iş göremezlik zararının temerrüt tarihi olan 18/11/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf başvurusunda, 07.09.2016 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davacının ağır şekilde yaralandığını, mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının sürücü belgesi olmadığı gerekçesiyle müterafik kusur indirimi yapılmış olmasının doğru olmadığını, davacının ehliyetsiz araç kullanmasının zararı artırdığı varsayımı ile müterafik kusur indirimi yapılmasının doğru olmadığını, davacının ehliyetsizliği ile zararın oluşması ve artması arasında illiyet bağı bulunmadığını, ayrıca TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant yöntemi esas alınarak hesaplama yapılması mağdur olan bireylerin haklarını en ideal şekilde çözüme kavuşturması açısından önem arzettiğini, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı uyarınca teknik faiz yöntemi ile hesaplama yapılmasının mümkün olmadığını, bilirkişi tarafından Anayasa Mahkemesi iptal kararı ve taraf talebine aykırı olarak 1,8 teknik faiz kullanarak hesaplama yaptığını ve bu raporu esas alan mahkeme kararının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının maluliyetinin Adli Tıp Kurumu raporunda tespit edilen orandan daha yüksek olduğunu, yargılama sırasında alınan maluliyet raporlarının davacının maluliyetini ve mağduriyetini yansıtmadığını, eksik inceleme ile karar verildiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde, davacı tarafça usulüne uygun olarak müracaat şartı yerine getirilmediğini ve davanın usulden reddi gerektiğini, davacının iddia ettiği sürekli sakatlık halinin ispat edilmesi halinde maluliyetten dolayı zarar hesabı için seçilecek bilirkişinin aktüer siciline kayıtlı kişilerden olması gerektiğini, tedavi giderleri ve geçici iş göremezlikten kaynaklanan taleplerin poliçe kapsamında olmadığını ve davalı sigorta şirketinin sorumluluğu bulunmadığını, SGK’nin sorumlu olduğunu, davacının kask kullanmaması sebebiyle müterafik kusurunun bulunduğunun sabit olduğunu, kask takılı olmadığının kaza tespit tutanağında tespit edildiğini ve tazminattan indirim yapılması gerektiğini, hükümde davalı sigorta şirketinin temerrüt tarihi olan 18.11.2016 tarihinden itibaren faizden sorumlu tutulmasının haksız ve hatalı olduğunu, dava açılmadan önce usulüne uygun bir başvuru bulunmadığını, davacı tarafça yeterli ve gerekli tüm belgelerle birlikte yapılan müracaattan 8 iş günü sonrasından itibaren, böyle bir müracaat bulunmadığı takdirde ancak dava tarihinden itibaren faiz talep edilebileceğini, davalı şirketin dava tarihinden itibaren faizden sorumlu tutulabileceğini belirterek istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE

6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca resen gözetilmesi gereken hususlar ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda; Dava, trafik kazasında yaralanma nedeniyle sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir.

Davacı vekili, 07.09.2016 tarihinde davacı idaresindeki motosikleti ile seyir halinde iken dava dışı sürücünün idaresinde olup davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı aracın çarpışması sonucunda meydana gelen kazada davacının ağır şekilde yaralandığını belirterek sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı talebinde bulunmuş, mahkemece Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesinden alınan 15/11/2018 tarihli raporda kazanın meydana gelmesinde davacı sürücünün % 25 oranında , dava dışı sigortalı araç sürücüsünün ise % 75 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre davacının özür oranının % 5 olduğu ve iyileşme süresinin 12 ay olarak belirlendiği, davacının kaza tarihinde motosiklet sürücü belgesi olmadığı ve bu durumun 6098 sayılı TBK'nin 51 ve 52. maddeleri gereğince müterafik kusur olarak değerlendirilerek tazminattan % 20 oranında indirim yapıldığı, aktüer bilirkişi tarafından ibraz edilen 25/02/2019 tarihli rapor ve 24/02/2020 tarihli ek rapordaki tespit ve hesaplamalar esas alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

1.Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.

Maluliyete ilişkin alınacak raporların 11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 tarihi ile 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 tarihi ile 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik, 20.02.2019 tarihinden sonra da Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.

Dosya içeriğinden yargılama sırasında davacının maluliyetine ilişkin olarak Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenen 21/12/2018 tarihli raporda; hastanın yürümesinin doğal olduğu, çömelip kalkabildiği ancak sağ kalça ve dizin tam kırılmadığı, sağ uyluk lateralinde 8 cm ve 37 cm'lik ameliyat skarları olduğu, sağ diz anteriorunda ve medialinde 7x4 cm, 3x2 cm, 2 cm ve 7 cm'lik mor renkli nedbe dokusu olduğu, sağ iç malleolde 3x2 cm mor renkli skar olduğu, sağ ön kolda el bileğinin proksimalinde en büyüğü 4 cm olan 3 adet mor renkli skar olduğu, sağ kalça iç rotasyonda ve fleksiyonda sola göre 1/3 kısıtlı olduğu, sağ diz fleksiyonunun 140 derece, sol diz fleksiyonunun 150 derece olduğu, alt ekstremite uzunluklarının umblikustan medial malleole uzunluğunun sağda 100 cm, solda 99 cm olduğu, sağ ayak bileği dorsifleksiyonda 1/4 kısıtlı olduğu, sağ uyluk çevresinin 3 cm atrofik olduğunun tespit edildiği belirtildikten sonra özür oranının % 0 (sıfır) olduğu, 9 ay süre ile iş göremez halde kaldığı ve 9 ay süreyle başka birinin bakımına muhtaç olduğunun belirtildiği, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından aynı Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenen 29/014/2020 tarihli raporda ise davacının muayenesi ve dosyada mevcut CD'lerin radyolojik incelenmesi sonucunda 07.09.2016 tarihli BBT de sol frontotemporal bileşkede, sol skuamöz ve paryetal kemikte çökme fraktürü, pnömosefali, sağ frontotemporoparyetal bölgede en geniş yerinde 5.55 mm olan subdural hematom, serebral ödem, direkt grafilerde femur orta diafizde deplase fraktür, tibia distalde metafizer bölgede eklem aralığına uzanan kırık görüldüğü, toraks BT de sağ akciğer posterobasalde buzlu cam manzarası, 05.11.2019 tarihli kranial MR da sağ temporal bölgede kistik ensefalomalezik alanlar ve volüm kaybı, sağ frontal lopta kortikal amlezik alan, sol frontal lop anteriorda milimetrik hiperintens odaklar görüldüğü buna göre kişinin tüm vücut engellilik oranının % 5 olduğu ve iş göremezlik süresinin 12 ay olarak belirtildiği, yargılama sırasında alınan ve aynı yönetmelik hükümlerine göre düzenlenen iki rapor arasındaki maluliyet ve iş göremezlik süresi yönünden farklı tespitlere yer verildiği, hükme esas alınan raporda bu farklılığın nedeninin belirtilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının maluliyetinin belirlenmesi bakımından ve her iki rapor arasındaki maluliyet ve iş göremezlik süresi yönünden farklığın nedeninin açıklığa kavuşturulması ve tarafların raporlara karşı itirazları da değerlendirilerek Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan rapor alınması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmiş olması doğru değildir.

2.Mahkemece hükme esas alınan aktüer raporunun 24.08.2020 tarihinde düzenlendiği ve davacının zararının TRH 2010 yaşam tablosu ve devre başı ödemeli elirli süreli rant formülüne göre belirlendiği, davacı tarafından bedel artırımının ise 07.09.2020 tarihinde yapıldığı anlaşılmıştır.

Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları 14 Mayıs 2015 gün 29355 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak 01 Haziran 2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Olay tarihinde yürürlükte olan 2918 sayılı Karayolları Trafik kanunun 90. maddesinde “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” Şeklindeki düzenleme Anayasa Mahkemesinin 17.7.2020 tarihinde 2019/40 Esas, -2020/40 Karar. sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresi Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.

Danıştay ve Yargıtay tarafından kabul edilen uygulamaya göre “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı nedeniyle davacının zararının ve zararın kapsamının 2918 sayılı KTK’nın ve 6098 sayılı TBK’nın haksız fiile ilişkin hükümlerine ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekir.

Ancak TBK 51. maddesi uyarınca tazminatın kapsamının hakim tarafından belirlenmesi zaruridir. Gerçek zarar miktarının, hak sahiplerinin olay tarihindeki bakiye ömürleri, esas alınarak hesaplanması gerekmektedir. Gerçek zarar hesabı, özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Yargıtay 4 Hukuk Dairesi (Kapanan 17 Hukuk Dairesi) tarafından tazminat hesaplanmasında esas alınacak yaşam tablosu ile ilgili görüş değişikliğine gidilmiş, (Yargıtay 17.HD 22/12/2020 tarih, 2019/5206 Esas. – 2020/8874 Karar. sayılı ilamı, 14/01/2021 tarih 2020/2598 Esas. – 2021/34 Karar. sayılı ilamı) “destek ve hak sahiplerinin bakiye ömürleri önceki yıllarda 1931 tarihli “PMF yaşam tablosuna göre belirlenmekte iken Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmaları ile “TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmış olup, Sosyal Güvenlik Kurumunca da ilk peşin sermaye değerinin hesaplanmasında anılan tabloların uygulanmasına geçilmiştir. Gerek diğer kurumlar ile Yargıtay Daireleri arasında tazminat hesabında birliğin sağlanması açısından ve gerekse bu tablonun ülkemize özgü ve güncel verileri içerdiği de göz önüne alınarak, ülkemizce de tazminat hesaplamalarında TRH 2010 Tablosuna göre bakiye ömür sürelerinin belirlenmesinin, güncel verilere ve ülkemiz gerçeklerine daha uygun olacağına” karar verilmiştir.

Bu itibarla, tazminat hesaplanmasında TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yönteminin esas alınması gerekir.

Mahkemece hükme esas alınan 24/08/2020 tarihli aktüer bilirkişi ek raporunda zararın belirlenmesi için TRH 2010 yaşam tablosu ve 1.8 teknik faiz kullanılarak hesaplama yapılmış, rapor doğrultusunda davacı vekili tarafından 02/09/2020 tarihli dilekçe sunulmuş, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yukarıda açıklanan nedenlerle 2918 sayılı KTK'nın 90. maddesinde zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarına yapılan atfın yargılama aşamasında iptal edildiği ve kararın 09.10.2020 tarihli resmi gazetede yayımlandığı, hükme esas alınan aktüer bilirkişi ek rapor tarihi ve ıslah tarihinden sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması ve Yargıtay uygulamalarına göre TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemine göre hesaplama yapılması gerektiğinden davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebebinin kabulü gerekmiştir.

3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "tazminatın belirlenmesi" başlıklı 51. maddesinde; hakimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğine ve özellikle kusurun ağırlığına göre belirleyeceği belirtilmiş; "tazminatın indirilmesi" başlıklı 52. maddesinde ise; zarar gören taraf, zararı doğuran fiile razı olduğu veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olduğu yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırdığı takdirde hakimin, tazminatı indirebileceği veya tamamen kaldırabileceği açıklanmıştır.

Buna göre, zarar görenin zarar katılması veya zararın artmasına sebep olduğu hallerde zarar görenin, zararı önleyici ya da azaltıcı tedbirleri almamasında müterafik kusurunun bulunduğunun kabulü gerekir. Müterafik kusur; aynı şartlar altındaki makul, dürüst ve ortalama bir kişinin, kendi menfaati icabı, zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçınması gereken bir davranış tarzını ifade etmektedir. (EREN, Fikret. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Y.

2015.S.

582.Zararın doğumu ya da artmasına yol açan fiil, zarar görenin davranışlarından ileri gelmişse müterafik (ortak) kusurdan söz edilir. (KILIÇOĞLU, Ahmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Y. 2012, s.418) Yukarıda da açıklamalar dikkate alındığından davacının müterafik kusuru nedeniyle tazminattan indirim yapılabilmesi için zararın bu nedenle artması zarar ile mağdurun eylemi arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir.

Mahkemece davacının motosiklet sürücüsü olup kaza tarihi itibariyle motosiklet sınıfı sürücü belgesi olmadığı gerekçesiyle müterafik kusur indirimi yapılmış ise de davacının sürücü belgesi olmamasının kazanın meydana gelmesinde etkili olmadığı gibi zararın artmasına neden olan hususlardan da olmadığı, idari yaptırımı gerektirdiği gözetildiğinde davacının sürücü belgesinin bulunmaması nedeniyle müterafik kusurlu olduğu kabul edilerek tazminattan indirim yapılmış olması isabetsizdir.

Ancak davacı motosiklet sürücünün kaza tespit tutanağına göre kaza sırasında kaskının bulunmadığının belirtilmiş olmasına göre bu durumda davacının kask takmamasının zararın artmasına neden olup olmadığı, yaralanmasının şekli ve niteliğine göre maluliyet ile kask takılmaması arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı tespit edilerek sonucuna göre tazminattan Yargıtay uygulamalarına göre %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılıp yapılmayacağı tartışılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

Davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın yeniden görülmek üzere kararı veren ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebeplerine göre sair istinaf sebeplerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.Davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6.maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,

Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, kaldırma sebeplerine göre sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

2.Davacı vekili ile davalı vekili tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilgilisine iadesine,

3.İstinaf yoluna başvuran davacı vekili ile davalı vekili tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılacak yargılamada dikkate alınmasına,

4.Karar tebliği, harç ve gider avansı iade işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 21/03/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Başkan

Üye

Üye

Katip

* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.