Esas No
E. 2020/1650
Karar No
K. 2024/725
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İZMİR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2020/1650

KARAR NO: 2024/725
KARAR TARİHİ: 28/03/2024

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 09/07/2020

NUMARASI : 2019/142 Esas 2020/420 Karar

DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)

BAM KARAR TARİHİ : 28/03/2024

KARAR YAZIM TARİHİ : 28/03/2024

Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların aralarındaki ticari ilişki çerçevesinde 27.09.2016 tarihinde davalıdan 42 adet ... kodlu ürün satın alındığını, işbu satışa ilişkin davalı tarafından 27.09.2016 tarihli, ... numaralı, 10.577,06-TL bedelli fatura düzenlendiğini, ürünlerin 17.10.2016 tarihinde davacıya teslim edildiğini, davacının davalıdan aldığı ürünleri satışa sunduğunda bir kısım müşterilerden olumsuz dönüş ve iadeler aldığını, bu durumu derhal davalıya bildirildiğinden, davalı dava konusu ürünlerin raf ömrünün 6 ay olduğunu, batch numaralarından üretim tarihinin kontrol edilmesi gerektiğini söylediğini, davalı ürünlerin batch numaralarını kontrol ettiğinde ürünlerin üretim tarihinin 20.07.2015 olduğunun tespit edildiğini, yani 20.07.2015 tarihinde üretilen ürünlerin 6 ay sonrasında raf ömrü dolmuş olmasına rağmen 27.09.2016 tarihinde davacıya satıldığını ve 17.10.2016 tarihinde teslim edildiğini, işbu durum üzerine müvekkilinin dava konusu ürünlerin satışını durdurarak ürünlerin davalıya iadesi ve fatura bedelinin müvekkiline iadesi için davalı ile görüşmeler yaptığını, davalı dava konusu ürünlerin raf ömrünün dolmuş olduğunu kendisi tespit etmiş olmasına rağmen ürünlerin iade alınması ve fatura bedelinin iadesi konusunu sürüncemede bıraktığını, müvekkilinin davalı ile yapılan görüşmelerden sonuç alamaması nedeniyle Menemen 2. Noterliği'nin 08.02.2017 tarihli, 01064 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde tespit tutanağı ile dava konusu ürünlerin faturasını, fatura konusu ürünleri, ürünlerin etiketinde son kullanma tarihinin görülmediğini ve bu hususlara ilişkin yapılan bir kısım mail yazışmalarını tespit ettirdiğini, müvekkilini davalı ile yapılan görüşmelerin sonuçsuz kalması nedeniyle dava konusu raf ömrü dolan ürünlere ilişkin fatura bedelinin iadesi için Karşıyaka 3. İcra Müdürlüğü 2018/1471 Esas sayılı dosyası üzerinden davalı aleyhine icra takibi başlattığını, davalının borca itiraz ettiğini ve icra takibini durdurduğunu belirterek; Karşıyaka 3. İcra Müdürlüğü 2018/1471 Esas sayılı dosyası üzerinden açılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve takibin devamına, davalı aleyhine borcun tamamı üzerinden %20'den az olmamak üzere İcra inkar İnkar Tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı Müvekkil Şirket ile 5 yıl süreli 01.01.2013 tarihli Endüstriyel Ürünler Distribütörlük Sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşmenin "İhtilafların Halli" başlıklı 26.ncı maddesinin 2. Bendi "bağımsız bir uzmana veya hakeme gitme hakkı tarafların Mahkemeye başvuru haklarını engellemez. Bu halde İzmir Mahkemeleri ve İcra Daireleri yetkilidir." hükmünün haiz olduğunu, bu nedenle yetkili Mahkemenin İzmir Asliye Ticaret Mahkemesidir. Öncelikle yetkisizlik kararı verilmesinin talep edildiğini, yukarıda belirtilen 26.ncı maddenin 3.bendi "...' un ticari defter ve kayıtları Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 287. Maddesi gereği münhasır delil kabul edilmiştir." hükmünün haiz olduğunu, bu nedenle davacı delil ikame edemeyeceğini, uyuşmazlığın müvekkili şirketin ibraz edeceği delillerle çözülebileceğini, davacının anılan hükme aykırı olarak delil sunmasını veya bunların mahkememiz tarafından toplanmasına muvafakat etmediklerini belirterek; davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

MAHKEMECE: "...Taraflar arasındaki uyuşmazlık ön inceleme duruşmasında; "Karşıyaka 3. İcra Müdürlüğü'nün 2018/1471 E. Sayılı dosyasına ilişkin olarak davacının davalıdan alacaklı bulunup bulunmadığı, alacaklı ise miktarı, davacının davalıya iade faturası düzenleyip düzenlemediği, düzenledi ise bu faturayı ve fatura içeriğindeki malları davalıya gönderip göndermediği ve bu konuda davalıyı temerrüde düşürüp düşürmediği, davacının TTK'na uygun olarak ayıp ihbarında bulunup bulunmadığı, ürünün gizli ayıplı olup olmadığı noktalarında toplandığı" şeklinde tespit edilmiştir.

Davacı davalıdan almış olduğu ürünlerin ayıplı olduğunu iddia etmiş ürünlerin ayıplı olduğunun tespiti için Menemen 2. Noterliği'nin 08/02/2017 tarihli düzenleme şeklinde tutanağı ile tespit yaptırmıştır. Noter tespitinde 20-lt'lik mavi renkli 17 adet plastik bidon bulunduğunu belirterek; bunların üzerinde bulunan etiket bilgilerine yer vermiştir. Davacı söz konusu tespiti yaptıktan sonra davalıya iade faturası kesip ürünleri göndermeden 42 adet (bidon) ürünü satın aldığı, fatura bedelinin tamamının tahsili için icra takibi başlatmıştır. Dosya içerisindeki bilgi ve belgeler incelendiğinde davalının davacıya 27/09/2016 tarihli fatura ile 42 adet ürünü KDV Dahil 10.577,06-TL'na sattığı, Noter tarafından yapılan tespitte bunlardan 17 tanesinin davacı elinde bulunduğu, 25 adedinin davacının elinde olmadığı anlaşılmıştır. Modern hayatta herşey gibi ticarette belirli usul ve kurallara bağlanmıştır. Özellikle muhasebe kayıtları, ödeme ile birlikte tarafların temerrüdüne ilişkin hükümler kanunlarla düzenlenmiştir. Davalı, davacının iade faturası kesmediğini ve ürünleri kendisine göndermediğini, iade faturası kesilip ürünler kendisine gönderilmeden iade talebini kabul etmelerinin mümkün olmadığını belirtmiştir.

Tacirler arasında satın alınan bir ürünün iadesi muhasebe tekniği açısından ancak iade faturası ile birlikte mümkündür. Ürünü alan iade faturasını kesip iade faturası ile birlikte ürünleri satıcıya iade etmedikçe satıcının temerrüdünden bahsetmek mümkün değildir. Zira satıcı iade faturası kesilip mallar kendisine iade edilmeden iadeyi kabul edip etmeyeceğini bilemeyecektir. Somut olayda da davacı davalıdan 42 adet ürün satın almış iken Noter tespitinden anlaşıldığı üzere 17 adedi elinde iken 42 adedinin bedelini davalıdan icra yolu ile talep etmesi yerinde değildir. Davacı öncelikle ayıplı olduğunu / son kullanma tarihinin geçtiğini bildirdiği ürünlerin iadesine ilişkin iade faturası kesip davacıya göndermesi gerekirken bunu yapmayarak iade yöntem ve metoduna ilişkin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmemiştir. Bu nedenle davacı iade olunmak istenen ürünün muhteviyatı ve adedi hususunda bilgi sahibi olamamıştır ve davalının temerrüde düştüğü mahkememizce kabul edilmemiştir.

Usulüne uygun iade faturası kesilerek, iade faturası ile birlikte iadesi istenen ürünler davalıya gönderilerek davalı temerrüde düşürülmeksizin icra takibine başlanılmış olması ve karar tarihi itibari ile de davacı bu yükümlülüğünü yerine getirmemiş olmasından dolayı davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir," gerekçesi ile, "Davanın REDDİNE,"şeklinde karar verilmiştir, Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının dava konusu ayıplı malları iade alacağını ve iade ile birlikte iade faturanın düzenlenmesini istediğini bildirdiğinden ticari örf ve adet gereği davacı tarafından iade faturasının düzenlenemediğini, Türk Ticaret Kanunu'na göre iade fatura düzenlenmesine ilişkin zorunluluk bulunmamakta olup iade fatura düzenlenmesinin öneminin vergi hukuku yönünden olduğunu, dava konusu ürünler haricinde de davalının davacıya sormadan birçok ürün göndererek fatura kestiğini, bu durum davalıya bildirildiğinde iade edin denildiğini, ancak gerekli işlemlerin gerçekleştirilmediğini, dava konusu ürünlerin raf ömrünün dolmuş olmasının davacı şirket tarafından inceleme yapılarak tespit edilebilecek bir husus olmadığını, zira ürünlerin üretim tarihinin yalnızca davalı tarafından anlaşılabilen ve batch numarası adı verilen numaraların çözümlenmesiyle tespit edildiğini, davacının, dava konusu ürünlerin raf ömrünün dolmasına ilişkin iş bu gizli ayıbın ihbarında TTK gereği üzerine düşen tüm yükümlülükleri usulüne uygun olarak ve belirtilen süreler içerisinde yerine getirdiğini,

TTK 23/1-c ve TBK 223/2 maddelerinden anlaşıldığı üzere; kanun koyucu tacir olsun yahut olmasın ayıp ihbarını herhangi bir şekil şartına bağlamamış olup karşı tarafından haberdar olabileceği her türden bildirimi ayıp ihbarı olarak kabul ettiğini, davacının dava konusu ürünlerin ayıplı olduğu ve iadesi konusunda davalıyı hem şifahi hem de Menemen 2. Noterliği’nin 08.02.2017 tarihli, 01064 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde tespit tutanağı içerisinde de yer verilen 22.11.2016 tarihinde temerrüde düşürmüş ise de Türk Ticaret Kanunu madde 18/3'te belirtilen şekil şartına uygun davaya konu Karşıyaka 3. İcra Dairesi'nin 2018/1471 sayılı icra takibinin açılması ile davalıyı temerrüde düşürdüğünü, davalının temerrüde düşürülmesinin önemi yalnızca fatura konusu alacağa işleyecek olan faizin başlangıç tarihi yönünden önemli olup davanın esasına etkisinin bulunmadığını beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, satımdan kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. "..YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir.

TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur.

Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanununda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını TTK'nın 84. ve 85. madde hükümleri (HMK 222) uyarınca ispatlamış olur." (Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/10398 esas 2015/140 karar sayılı emsal ilamı) 6102 sayılı TTK'nun 23/1-c maddesi gereğince; malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı 2 gün içerisinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içerisinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa haklarını korumak için durumu satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda uygulanması gereken 6098 sayılı TBK'nın 223. maddesine göre; alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir, bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.

TBK'nın 227. maddesinde ise satılanın ayıplı olması halinde alıcının seçimlik hakları; "satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme" olarak belirlenmiştir.

Somut olayda; taraflar arasındaki bayilik ticari ilişkisi kapsamında davalı tarafından ürünlerin davacıya satıldığı, söz konusu ürünlerin davalı tarafça da kendi müşterilerine satışının yapıldığı, davalı tarafça davalıya satışı yapılan ürünlerin davalıya teslim edildiği hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık, davacının davalıdan satın aldığı ürünlerdeki ayıp nedeniyle iade edilecek bedel bulunup bulunmadığına ilişkin olup, davacı tarafça davalının satış faturalarına itiraz edilmediği, ayıplı olduğu iddia edilen ürünlere ilişkin olarak davacı tarafa herhangi bir iade veya reklamasyon faturası düzenlenmediği sabittir.

Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, ayıp ihbarının süresinde olmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1,b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:

1.İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09/07/2020 tarih, 2019/142 Esas ve 2020/420 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2.İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 427,60 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 373,20 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

3.Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,

4.Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,

5.İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

6.Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere karar verildi. 28/03/2024

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.