10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2023/5032 E. , 2023/13391 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 25. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı Bakanlığa bağlı ... Halk Eğitim Merkez Müdürlüğünde 02.03.1981 - 19.06.1981 ve 15.10.1981 - 31.05.1982 tarihleri arasında usta öğretici öğretmen olarak çalıştığını ancak bu çalışmalarının hizmet cetveline yansımadığını iddia ederek davacının mezkur tarihlerde El Sanatları / Çiçek kursunda, usta öğretici öğretmen olarak hizmetinin tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Bakanlık vekili cevap dilekçesinde; yetkisizlik ve hak düşürücü süre itirazında bulunarak davanın reddini istemiştir. Feri müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde; yetki, derdestlik, husumet, hak düşürücü süre gibi ilk itirazlarını ileri sürerek zaman aşımı def'inde bulunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davayı hak dürücü süre içinde açmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde, davanın reddi gerekçesinin davacının Anayasal haklarının ihlaline sebep olduğunu, davalı İdarenin sigorta bildirimini yapmadığını öğrendiği tarihten itibaren 5 yıl içerisinde davanın açıldığını, idarenin hizmet kusuru bulunduğunu, sorumluluğun davalı İdarede olduğunu, davacının çalışması konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığını, tanık beyanları ile davacının çalışma olgusunun doğrulandığını, çalışma olgusu tespit edildiğinden hak düşürücü sürenin işlemeyeceğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, istinaf dilekçesi ile benzer nedenlerle eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının davalı Bakanlık bünyesinde 02.03.1981 - 19.06.1981 ve 15.10.1981 - 31.05.1982 tarihleri arasında usta öğretici olarak çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, mülga 506 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri.
3.Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ilgiliye yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla,
25.12.2023 tarihinde karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ
1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “davacının davalı Bakanlığa bağlı ... Halk Eğitim Merkez Müdürlüğünde 02.03.1981 - 19.06.1981 ve 15.10.1981 - 31.05.1982 tarihleri arasında usta öğretici öğretmen olarak kayıtlarla çalışması bulunan ücreti bordrolarla vergi kesintisi yapılarak ödenen, ancak kuruma primleri bildirilmeyen “davacının bu kayıtlara rağmen Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirim yapılmaması nedeni ile bu belgelerin hak düşürücü süreyi kesen belgelerden sayılıp sayılamayacağı ve buradan varılacak sonuca göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği noktasında toplanmaktadır.
2.İlk Derece Mahkemesince “davacının, hizmet döküm cetvelinin incelenmesi ile davacı adına davalıya ait iş yerinden herhangi bir hizmet bildiriminin bulunmadığı, davacının şahsi sicil dosyasına bakıldığında davalı iş veren tarafından herhangi bir işe giriş bildirgesinin ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde belirtilen belgelerden herhangi birisinin Kuruma verilmediği, davacının dava dilekçesinde davalıya ait iş yerinde 02.03.1981 - 19.06.1981 ve 15.10.1981 - 31.05.1982 tarihleri arasındaki hizmetlerinin tespitini talep ettiği, davayı ise 27.12.2019 tarihinde ikame ettiği, 5 yıllık hak düşürücü sürenin her iki çalışma dönemi açısından da çoktan geçtiği, davacının davayı hak dürücü süre içinde açmadığı” gerekçesi ile davanın reddien dair kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
3.Kararın davacı tarafından temyizi üzerine ise çoğunluk görüşü ilehak düşürücü süre yönündeki kabulünün yerinde olduğu kabul edilerek kararın onanmasına karar verilmiştir.
4.İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunun temel ilkelerinden birisi de, işçi-sigortalı lehine yorum ilkesidir. İş hukukunun temel prensipleri arasında yer alan işçinin korunması ilkesinin bir sonucu olan işçi lehine yorum ilkesi, sosyal güvenlik hukukunda kendini sigortalı lehine yorum şeklinde göstermektedir. Sosyal güvenlik hukukunda genel amaç, bu haktan olabildiğince fazla kesimin yararlanabilmesi yani kapsamının genişletilmesidir. Diğer bir ifadeyle bu hukukun uygulanmasında esas alınacak temel ilkelerden birisi de şartlar elverdiği ölçüde sigortalı lehine yorum yapılmasıdır.
5.Sosyal devlet; bireylere belirli bir sosyal güvenlik hakkı ve asgari gelir düzeyi öngören, sağlık ve refah hizmetlerinden serbestçe yararlanma ve belirli bir yaşa kadar eğitim olanağı sunan, bir takım sosyal riskleri önleyici tedbirler alan devlet anlayışıdır. Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu da, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Dolayısıyla, hukuk kuralı uygulanırken anayasada güvence altına alınan en temel haklardan biri olan sosyal güvenliğin esas ilkelerinden (sosyal güvenliğinin kapsamının ve uygulama alanının kişiler ve riskler açısından genişletilmesi) hareket ederek sigortalı lehine yoruma başvurulması yanlış olmayacaktır.
Bu kapsamda, yorum yöntemi seçilirken tek bir yorum yönteminden hareket etmek yerine; bu hukuk dalının genel niteliği ve amacı da göz önüne alınarak yoruma başvurmak daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Değişik tarihlerde verilen yargı kararlarına bakıldığında; sigortalı lehine yorum ilkesinin uygulamaya geçirildiği görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1990 yılında verdiği bir kararda (Y.H.G.K 14.2.1990 E. 1989/10-391 K. 1990/83); "Kanunun çok açık olmasına karşın yine de kuşkulu bir durumun varlığı iddia edildiği taktirde şüphenin sigortalının lehine yorumlanacağı ise iş ve sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerindendir" diyerek bunu vurgulamıştır(Prof. Dr. Nurgül Emine Barın, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku’nda Sigortalı Lehine Yorum İlkesi. Internatıonal Conference On Eurasıan Economıes 2016 s: 236 vd).
6.Davanın yasal dayanağı olan hizmetin geçtiği tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Kanun'un “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79 uncu maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak (5) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmıştır. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
7.Öncelikle temel ve vazgeçilmez hak olan sosyal güvenlik hakkı sınırlanırken, hak düşürücü sürenin kesilmesi yönünde, Anayasa’nın 13 üncü maddesinin göz ardı edilmemesi gerekir. Anayasanın 13 üncü maddesinde temel hakların özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı açıkça belirtilmiştir.
Sosyal güvenlik hakkının hak düşürücü süre açısından önem taşıyan belgelerin yönetmeliğe bırakılması ve yönetmelikte sınırlandırılması, Anayasa düzenlemesine uygun olmadığı gibi kurumun tespit ettiği çalışmaların da bu kapsamda değerlendirilmesi, takdir hakkının kötüye kullanılması açısından da doğru olmayacaktır. Kurumun kayıtlar var ise hiç tereddütsüz tüm sigortalılar için çalışmayı saptaması anayasal ve yasal görevidir.
8.Belirtmek gerekir ki kamu Kurumu tarafından tutulan ve çalışma olgusunu kanıtlayan belgeler de, Kuruma intikal eden belgeler kadar nitelikli ve esas alınması gereken belgelerdendir. En azından madde de belirtildiği gibi kurumca bu belgeler esas alınarak çalıştığı rahatlıkla saptanabilir. Kurumun bu saptamayı yapmaması maddedeki takdir hakkını keyfi kullanması anlamına gelecektir.
8.Somut uyuşmazlığa gelince davacı sigortalının davalıya ait eğitim ve öğretim yapılan işyerlerinde ücretli öğretmen olarak çalıştığı davalı kayıtları ve bordrolar ile sabittir. Davalı Bakanlık kamu Kurumu olup, kamu Kurumunca çalışma olgusu kayda alınmıştır. Ek ders görevi tahakkuk fişi ve bordrosunda gelir vergisi ve damga vergisi kesintisi yapılmıştır. Davalı Kurumca çok rahatlıkla çalıştığı saptanabilecektir. Anılan belgelere göre hak düşürücü süreden söz edilemez. Sigortalı lehine yorum da bunu gerektirmektedir. Kararın bu gerekçe ile bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan Sayın çoğunluğun onama gerekçesine katılınmamıştır.