44. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2020/1920 Esas
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 31/10/2019
NUMARASI: 2014/887 E. - 2019/693 K.
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacının, davalı taraftan 750.000,00-TL borç para aldığını, bu bedelin müvekkili ... -Gacılar Bursa Şubesi hesabına 15/09/2006-10/10/2006 tarihleri arasında 6 parça halinde havale ile gönderildiğini, müvekkili aldığı 750.000-TL ne karşılık teminat olarak ... ... ... parsel ... de kain 6420 m2 arsasını 15/09/2006 tarihinde davalı ... adamı ... 'a devrettiğini, ayrıca 4 adet 1.840.000,00-TL tutarında çekini verdiğini, davalının müvekkili davacıya ödemedeki gecikmeyi ileri sürüp 24/07/2007 tarihli yeni sözleşme imzalattığını, daha sonra da baskı ve korku yaratarak müvekkilinden 3.613.000,00-TL tutarında yeni çek ve senetler aldığını, taraflar arasındaki sözleşmelerde gayrimenkul alım satım sözleşmesi ve aynı gayrimenkulun kiralanmasının gösterildiğini, davalı ...'nin müvekkilinden 2,5 sene içinde 2.150.000,00-TL tahsilat yaptığını, müvekkilinin teminattaki arsasının satışı ile 1.100.000,00-TL ve banka makbuzları ile 1.050.000,00-TL toplam 2.150.000,00-TL ödemesinden sonra davalının müvekkilini arayarak hiç bir alacağının kalmadığını, aldığı bütün senetleri ve çekleri iade edeceğini belirtmesine rağmen çek ve senetleri iade etmediği gibi, müvekkili ve şirketi aleyhinde icra takipleri yaptığını, davanın kabulü ile müvekkillerinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, geçersiz sözleşmeye istinaden, baskı ve korku sonucu verilen toplamda 853.000,00-TL bedelli senetlerin iptaline, % 40 kötüniyet tazminatının davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı icra takip dosyasına konu alacak, ferileri ile birlikte Bursa ... Noterliği'nin 28/09/2011 tarih ve ... yevmiye nosu ile düzenlenen alacağın temliki sözleşmesiyle ...A.Ş. 'ye temlik edildiğini, davanın, davaya konu icra takip alacağını temlik alanlara karşı açılması gerektiğinden, işbu davanın temlik alanlara yöneltilmesine ve müvekkili yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... ve ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu alacağın müvekkilleri tarafından temlik alındığını, kambiyo senedine karşı açılan menfi tespit davasının sözkonusu olduğunu, ödeme hususunun tevsik edilmediğini, davacıların alacağının müvekkiline temlik eden ... ile 2006 yılında sözleşme yaptıklarını ve sözleşme uyarınca taşınmaz satın alıp bedelini çek ile ödediklerini beyan etmekte iken 2012 yılında bu ödeme ve işlemlerin anılan şahsın tehdit ve korkutması ile yapıldığını iddia ettiğini, icra mahkemesi nezdinde borcun aslına ilişkin itirazın ileri sürülmediğini, davacılar tarafından ikame edilen haksız ve mesnetsiz davanın reddine, davacıların dava konusunun % 40 ından az olmamak üzere inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacılara tahmilini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesince tefecilik suçu nedeniyle ... cezalandırılmasına karar vermişken yargıtayın bozma kararı üzerine Mahkemece 2006 yılına dair vergi incelemesi yaptıramadığından ve aleyhe tanık beyanı olmadığından beraat kararı vermiş ise de Ceza Mahkemesince verilen kararların hukuk mahkemesini bağlayıcılığının olmadığı, sadece kesinlik kazanan maddi vakalar yönünden bu tespitlerin hükme esas alınması gerektiği, ceza dosyasında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda verilen para ile alınan senetler arasında kanuni faiz haddinden çok fazla orantısızlık bulunduğu, taşınmazın teminat olarak verilmiş olduğu, 2.413.000 TL çek ve senedin ...'ye ciro edildiği, arada ticari ilişki olmamasına rağmen ... tarafından ... damadı olan ... 154.000 TL ödeme yapıldığı tespit edilmiştir. Senetlerin veriliş nedeni talil edildiği ve ispat yükünün ... olduğu fakat 750.000 TL olarak verilen paranın veriliş nedeninin, ayrıca ... ait olduğu söylenen arsanın neden tapuda aslında ... tarafından ... devredildiğinin ispatlanamadığı, gerek davacının sunduğu tarihsiz ve 24/07/2007 tarihli belgeler gerekse davalı tarafın sunduğu 13/09/2008 tarihli belge değerlendirildiğinde ... ... ... Köyü ... pafta ... parsel 6420 m2'lik taşınmazın teminat olarak verildiği, buna ek olarak toplamda ... A.Ş. Tarafından 2.413.000 TL çek ve senedin ...'ye ciro edildiği, davalı tarafın ticari defterlerini ibraz etmekten kaçındığı, ispat yükünün bu yönden de yerine getirilmediği, sunulan belgeler, sözleşmeler, para akışları ve verilen çek ve senetler, ceza dosyasındaki maddi vakalar hep birlikte değerlendirildiğinde ... tarafından verilen 750.000 TL'nin çok fazla üzerinde çek, senet ve taşınmaz verildiği, verilen para ile tahsil edilen miktarlar arasında aşırı orantısızlık olduğu, yapılan sözleşmenin noterde yapılmaması nedeniyle gayrimenkul satış vaadi olarak da değerlendirilemeceği, sözleşmenin kanuna ve kamu düzenine aykırı nitelikte olması, taşınmaz satışı için çek, senet aldığını belirten ... yönünden ve dolayısıyla temlik alan davalılar yönünden ispat yükünün yerine getirelemediği, geçersiz sözleşmelere dayanılarak verilmiş olan senetlerden dolayı davacıların sorumlu tutulamayacağı senetlerden dolayı borçlu olmadıkları, bu nedenle açılan davanın kabulune karar vermek gerektiği, ayrıca temlik alan davalı ...'ın davacının diğer temlik eden davalılar ile husumeti, alacak ve borç hususundaki çelişkileri bilmesine rağmen kötü niyetli hareket ederek alacağı temlik almış olması nedeniyle talep edilen %40 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine" karar verilmiştir.Davalılar ...A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; -kararın gerekçesinin müvekkili taraf vekiline 02.02.2020 tarihinde tebliğ edildiğini, içerisinde gerekçeli kararın yer aldığı tebligat zarfında aynen;” 45.601,38 -TL bakiye karar harcını, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren bir ay içerisinde maliye veznesine yatırmak üzere ilgili tarafın mahkememize müracaatı; aksi taktirde ilgili taraf hakkında aynı kanunun 130. maddesinde öngörülen yasal işlemin yapılacağı hususu ihtar olunur.” ihtarı mevcut olup gerekçeli kararın hüküm kısmında; kısa kararın aksine müvekkilleri aleyhine aynen; “…Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 48.070,00-TL nispi vekalet ücretinin davalılar ... , ....A.Ş., ... alınarak davacıya verilmesine,
Davacı tarafından yapılan toplam 15.130,25 TL'nin ( 21,15 TL BVH, 3,30 TL VH, 12.667,05 TL Peşin Harç, 488,75 TL tebliğler, 1.950 TL Bilirkişi ücreti ) yargılama giderinin davalılar ... A.Ş., ...'dan alınarak davacıya verilmesine...” dair hüküm oluşturulduğu görüldüğünü, Müvekkile yöneltilen harç ödeme ihtarının müvekkillere değil diğer davalı ...’ a gönderilmesi gerektiğini, harç ödemeye dair kararın diğer davalı ... alehine oluşturulduğunu, ihtarın bu yönü ile hukuka aykırı ve dayanaksız olup öncelikle müvekkili aleyhine yöneltilen ihtarın geçersiz ve dayanaksız olduğunu belirterek harcın tahsiline yönelik olarak müvekkili aleyhine herhangi bir işlem yapılmamasını talep ettiklerini,-31.10.2019 Tarihinde oluşturulan kısa kararda müvekkili aleyhine herhangi bir harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesine rağmen gerekçeli kararda müvkkilleri aleyhine vekalet ücreti, harç ve yargılama giderine hükmedilmiş olmasının kararlar arasında çelişki olup bu durum kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu gösterdiğinden kaldırılmasını gerektirdiğini, kısa karar ile gerekçeli karardaki farklılıkların aynen karardaki hali ile sunulduğunu, -Hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar verilen kişiler tarafından yargılama gideri ödenmesi yönünde karar verilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun Yargılama giderlerinden sorumluluk başlıklı 326. Maddesi gereği yargılama giderine hükmedilecek tarafın, aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilmesi, bu kişinin birden fazla olması halinde haklılık oranı dikkate alınmak suretiyle kişiler arasında paylaştırılması gerektiğini, müvekkiller hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verildiğini, sanki müvekkilleri aleyhine hüküm kurulmuş gibi yargılama giderlerine hükmedilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırılık oluşturduğunu,-Bilirkişi raporuna göre de davacı tarafın iddiasını ispatlayamadığını, hal böyle iken yerel mahkeme kararında davalılardan ... aleyhine başlatılan ve netice olarak sanık ... hakkında verilen Beraat Kararı ile neticelenen tefecilik suçu sebebiyle yapılan ceza yargılamasına dair müvekkili taraflar bilgisi ve dahli dışında takip edilen yargılamadaki beyanlar dikkate alınmak suretiyle; ... yönünden ve dolayısıyla temlik alan davalılar yönünden ispat yükünün yerine getirilemediği, geçersiz sözleşmelere dayanılarak verilmiş olan senetlerden dolayı davacıların sorumlu tutulamayacağı senetlerden dolayı borçlu olmadıkları, bu nedenle açılan davanın kabulune karar vermek gerektiği ifade olunduğunu, davanın 2012 yılında başlatılmış olup 8 yıllık yargılama süresince yapılan detaylı inceleme ve değerlendirmeler, bilirkişi raporları ile davacının davasını ispat edememiş olduğu tespit edilmiş olmasına rağmen tüm bu delil ve değerlendirmeler yok sayıldığını ve yine davacı taraf aleyhine, diğer davalılar lehine hüküm ihtiva eden ve yerel mahkeme kararı ile bekletici mesele yapılan ceza davasında verilen beraat kararına dayalı olarak aleyhe hüküm kurulmuş olmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, yargılamaya konu senetlerin icra takibine konu edildiğini, takibin kesinleştiğini ve kesinleşen takip neticesinde yapılan fiili hacizlerle müvekkillerine İİK 89. Maddesi uyarınca haciz ihbarnameleri gönderildiğini, Müvekkillerce yapılan temlik alım işleminin, bu işlemler sonrasında, icra takibine duyulan güven neticesinde gerçekleştiğini, bu durumda müvekkillerinin iyi niyetli ve mağdur olduklarında şüphe bulunmadığını, kararın ve hükmün haksız ve hukuka aykırı olduğundan kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekilinin istinaf dilekçesinde özetle; -Müvekkil ... kötü niyetli olmadığını, müvekkilinin icra takibine duyduğu güvene dayanarak temlik aldığını, %40 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin yersiz olduğunu, -Davacının irade sakatlığını ispatlayamadığını, iradesi sakatlanan tarafın bir yıllık süre içerisinde bağlı olmadığını bildirerek iptal hakkını kullanabileceğini, davacıların huzurdaki dava konusu alacağa uzunca süre itiraz etmediğini, ....A.Ş.'in davacıların ...' ye borçlu olduğunu kendilerine yapılan 89/1 haciz ihbarnamesi ile öğrenip, temlik aldıklarını, temlik alınana kadar davacıların dosya borcu için hiç bir itirazda bulunmadıklarını, -Ceza hukukunda geçerli hayatın olağan akışına ters cümlesinin hukuk davasında geçerli olmadığını, Mahkemenin sözleşme serbestliği ilkesini hukuktan çıkarıp attığını, senede bağlı alacağı hayatın olağan akışına ters olduğunu, nispetsizlik gerekçesiyle diğer anlatımla keyfi olarak gerekçesiz karar verdiğini, -Senet bir ödeme vasıtası olup illetten mücerret olduğunu, davalı tanıklarının beyanına dayanılarak davacının davasının reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.2.2015 tarihli 2013/19-1362 E. 2015/826 K. Sayılı kararında tefecilik sebebiyle düzenlenen bono/kambiyo senedinden borçlu olunmadığının tespitinin, bonoların tefecilik nedeniyle verildiğinin yazılı delil ile kanıtlanması gerektiğinin açıkça belirtildiğini, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2016/4151 Esas, 2017/1257 Esas sayılı ilamı ile bozulduktan sonra yapılan yargılamada davalı ...'nin beraat ettiğini, Yerel Mahkemenin sözleşmenin kanuna ve kamu düzenine aykırı nitelikte olduğunu iddia ederken kastedilenin davalı ve davacı tarafından dosyaya ibraz edilen taraflar arasında akdedilen protokoller olduğunu, her iki tarafın da davada bu protokollere dayandığını, taraflar arasında bu protokollerin geçerliliği yönünden bir ihtilaf bulunmadığını, Mahkemenin ima yolu ile tefeciliği kabul ederek sözleşmenin bu nedenle kamu düzenine aykırı olduğunu belirttiğini, -Dava konusu temlik alınan alacağın taraflar arasındaki ticari ve hukuki ilişkinin ürünü olduğunu, ...’nin davacıdan taşınmaz aldığı, kendisi yurtdışında bulunduğundan taşımazın yanında çalışan ... adına tescil edildiği tarafların kabulünde olduğunu,
Davacı tarafın satış bedelinin aslında faiz karşılığı borç olduğunu, taşınmazın ... adına tescilinin ise teminat niteliğinde olduğunu iddia ettiğini, ancak, ...’nin davacıdan satın aldığı ve ... adına kaydedilen taşınmazın teminat olarak verildiğine dair davacı tarafından herhangi bir yazılı, somut delil sunulamadığını, bu konu ispat edilemeiğini, aksine satışın gerçek olduğu, taraflarca ibraz edilen protokollerde açıkça belirtildiğini, ancak yerel mahkemenin izahı zor bir şekilde gerekçesiz ve dayanaksız olarak yapılan satışın teminat satışı olduğunu kabul ve iddia ettiğini, -bilirkişi raporuna aykırı verilen kararın hukuka uygun olmadığını, Davacı şirketin de kayıtları incelendiğini, bilirkişi raporuna göre davacının ödeme iddialarının defter kayıtlarında yer almadığının da tespit edildiğini, ... gerçek kişi olduğunu,
Davacı tarafından ibrazı istenen defterleri tutma yükümlülüğü olmadığını,
Davacı tarafından sunulan makbuzların, dava konusu ile ilgili olmayıp üçüncü şahıslara yapılan ödemeler olduğunu,
Davacı tarafın, ...'den makbuz aldığını iddia etmesine rağmen, var olduğunu iddia ettiği makbuzları sunamadığını, -Yerel mahkemenin gerekçesini 20 Asliye Ceza Mahkemesine sunulan 10.11.2015 tarihli bilirkişi raporuna dayandırdığını ancak anılan kararın Yargıtay incelemesinde bozulduğunu, dosyaya sunulan 12.06.2013 tarihli kök rapora dayanarak karar verilmiş ise de 23.06.2014 tarihli ek rapor ile kök rapordaki kanaatten uzaklaşarak farklı bir sonuca ulaşıldığını, kararın kaldırılarak davanın reddine , % 40 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, takip dosyasına dayanak yapılan kambiyo senetlerinden dolayı borçlu olunmadığı iddiasıyla takipten sonra açılan menfi tespit davasıdır.Dava konusu senetlerin 01/10/2008 olan 01/11/2018, 01/12/2008, 01/01/2009 01/02/2009, 01/03/2009 ve 01/04/2009 Vade tarihli ve 100.000-'er TL 'lik senetler ile 31/12/2008 Tanzim 15/01/2009 vade tarihli 43.000-TL bedelli ve ayrıca aynı tanzim tarihli 15/02/2009, 15/03/2009, 15/04/2009 vade tarihli 70.000'er TL bedelli senetler olduğu anlaşılmıştır. Davalılar ... ve ....A.Ş.'nin istinaf istemi yönünden; Davalıların alacağı dava tarihinden sonra temlik etmiş olması nedeniyle davanın açılmasına sebebiyet verdikleri, her ne kadar karar verilmesine yer olmadığına dair haklarında karar verilmiş ise de, yargılama giderlerinin dava sonucundaki haksızlık durumuna göre taraflara yükleneceği, davanın temlik alan davalı yönünden kabulüne karar verilmesi nedeniyle, temlik verenler yönünden de haksızlık tespitinin yapılarak vekalet ücretine hükmedilmesinde aykırılık bulunmadığı,
HMK 125/1-a maddesi gereğince de temlik alan ve temlik eden yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu oldukların bu konudaki istinaf isteminin yerinde olmadığı ancak gerekçeli kararda yargılama gideri olan harca ilişkin temlik edenler yönünden karar verilmediği, buna göre harç müzekkeresi düzenlemesinin yerinde değerlendirilmesi gerektiği, istinafa konu olmayacağı ve harç müzekkeresinin karara aykırı düzenlenmesinin istinaf yolu ile değerlendirilemeyeceği, kararda düzeltilmesi gereken bir durum olmadığından taleplerinin reddi gerektiği anlaşılmıştır. Yargılama giderlerinin gerekçeli kararda düzenlenebileceği, kısa kararda düzenlenmemiş olmasının çelişki oluşturmadığı anlaşılmıştır. Davalı ... vekilinin istinaf talebine ilişkin olarak; ...'nin, savcılık soruşturma aşamasında vermiş olduğu ifadesinde davacı ile aralarında süregelen bir 3-4 milyon TL civarında bir ticari ilişki olduğu, bu ilişkilerin gayrimenkul alım-satımı, komisyon vs. ilişkilerden oluştuğu, taraflar arasında sözleşmeler yapıldığı, tefecilik sebebiyle her ne kadar beraat kararı verilmiş ise de, delil yetersizliğinden beraat kararı verildiği anlaşılmıştır. Dosya içerisindeki dava konusu senetler incelendiğinde, tanzim tarihi 01/10/2008 olan 01/11/2008, 01/12/2008, 01/01/2009 01/02/2009, 01/03/2009 ve 01/04/2009 Vade tarihli ve 100.000-'er TL 'lik senetlerin keşidesinin ... A.Ş olduğu, İbrahim Bebek'in kefil olduğu, Davalı ...'nin ise hamil olduğu ancak ciro silsilesi incelindiğinde ilk cironun hamil ...'e ait olması gerekirken keşideciye ait olduğu ve sonra ... geçtiği, ciro silsilesinin düzgün olmadığı, düzgün olmayan ciro silsilesine göre davalı ... yetkili hamil olmayacağından, ciro silsilesinin kopuk olması ve ciro silsilesinin kopuk olduğunun senet metninden anlaşılır olması sebebi sebebiyle alacaklının yetkili hamil olmadığı anlaşıldığından, 6 adet 100.000 TL'lik senetler yönünden davanın sübut bulduğu anlaşıldığından mahkemece davanın bu gerekçe ile kabulüne karar verilmesi gerekirken anılan gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi hukuken yerinde olmadığından kararın düzeltilmiş gerekçe ile kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. Senetlerde ciro silsilesinin kopuk olduğu, temlik eden ...'nin yetkili hamil olmadığı, bu hususun senet metninden anlaşıldığı görülmüşse de, ciro silsilesinin kopuk olması tek başına takibin kötüniyetli olarak başlatıldığını göstermediğinden, davacı lehine %40 oranında inkar tazminatına hükmedilmesinin ve mahkemece temlik alanın kötüniyetli olduğuna dair gerekçesinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. 31/12/2008 Tanzim 15/01/2009 vade tarihli 43.000-TL bedelli ve ayrıca aynı tanzim tarihli 15/02/2009, 15/03/2009, 15/04/2009 vade tarihli 70.000'er TL bedelli senetler yönünden ise, Davacı, senede dayalı borç olmadığını, senedin tefecilik yapılarak alındığını ileri sürmüş ise de; senette nakden kaydı mevcut olup imzası inkar edilmeyen ve senet metninden anlaşılamayan iddiasını ispatla yükümlüdür. İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesince tefecilik suçu nedeniyle ... cezalandırılmasına karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine mahkumiyet kararının bozulduğu, ancak Yargıtayın bozma kararı üzerine Mahkemece 2006 yılına dair vergi incelemesi yaptırılamadığından ve aleyhe tanık beyanı olmadığından delil yetersizliğinden beraat kararı verildiği, davalının ceza soruşturma ve kovuşturmasındaki beyanlarında, senedin borç karşılığı olarak verildiğini ileri sürdüğü, senetteki nakden kaydını değiştirmediği, davacının senetler nedeniyle borçlu bulunmadığını yazılı delil ile kanıtlanması gerektiği, davacı yanın ticari defter ve kayıtlarından davaya konu senetlere veya bu senetlerin ödendiğine ilişkin bir kayıt bulunmadığı, senetlerin taşınmaz satımına ilişkin verildiğinin de kanıtlanamadığı, davacı İbrahim'in İstanbul 20. Asliye Ceza mahkemesinin 2013/55 esas sayılı dosyasına ilişkin olarak, Bursa 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/101 Talimat sayılı dosyasında vermiş olduğu ifadesinde “ Ben sanıktan aldığım borcu zaten faizi ile ödedim, her ödediğinde kendisinden makbuz alıyordum” ve dava dilekçesinde senetlerin borç karşılığı alındığının ve taşınmazların ise teminat amaçlı verildiğinin ifade edildiği, taraflar arasında sadece gayrimenkul satışı yapılmadığı, aralarında başkaca ticari işleri ve aralarında hesap ilişkisinin bulunduğu sonucuna varıldığı, bu durumda, davacının ödemeyi ispat yükü altında olduğu ve ödemeyi de kanıtlayamadığından davanın 31/12/2008 Tanzim 15/01/2009 vade tarihli 43.000-TL bedelli ve ayrıca aynı tanzim tarihli 15/02/2009, 15/03/2009, 15/04/2009 vade tarihli 70.000'er TL bedelli senetler yönünden reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü HMK 353/1.b.2 maddesi gereğince, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davanın kabul edilen kısmı yönünden kötüniyet tazminatı talebinin reddine, takipten sonra açılan menfi tespit davasında ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir kararı ile İİK 72/3 maddesi gereğince, icra veznesine yatacak paranın alacaklıya ödenmemesine karar verilerek ihtiyati tedbir kararı infaz edildiğinden, davalı lehine alacağını geç almasından dolayı İİK 72/5 maddesi gereğince takip tarihine göre %40 oranında tazminata hükmedilmesine, diğer davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1.maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.