20. Hukuk Dairesi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/02/2021
NUMARASI : 2018/298 E. - 2021/38 K.
VEKİLİ
DAVALI
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Tescili
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesİnce verilen 23/02/2021 tarih ve 2018/298 Esas - 2021/38 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin "...+şekil" ibareli marka başvurusunun, 45. sınıfta yer alan "Hukuki Hizmetler (sınai ve fikri mülkiyet hakları konusunda danışmanlık hizmetleri dahil)" yönünden SMK'nın 5/1-b ve c maddeleri uyarınca Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kısmen reddedildiğini, müvekkilinin bu karara karşı yaptığı itirazının da dava konusu YİDK kararı ile reddine karar verildiğini, oysa dava konusu başvurunun ayırt edici olup tanımlayıcı da bulunmadığını, dava konusu başvuru ile aynı şekilde oluşturulan "..." ibareli başvurunun tescil edildiğini, "..." ibaresini içeren bir çok tescilli markanın bulunduğunu ileri sürerek, 2018-M-4789 sayılı YİDK kararının iptaline ve dava konusu başvurunun tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu başvurunun asli unsurunun "..." ibaresi olduğu, arabuluculuğun hukuki uyuşmazlıkların çözümü yöntemi olduğu, hukuki uyuşmazlıklarla doğrudan bağlantılı olan, hukuki uyuşmazlıkların giderilmesi için sunulan hizmetleri ifade ettiği, somut uyuşmazlık kapsamında başvurunun kısmen reddedildiği hizmetlerin ... ilinde gerçekleştirilen “... faaliyetleri” veya bu faaliyetlerin ilgili olduğu “hukuki hizmetler” ile ilişkilendirilmesinin kaçınılmaz olduğu, dava konusu başvurunun ayırt ediciliği bulunmadığı gibi SMK'nın 5/1-c maddesi anlamında da tescil edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili, dava konusu başvurunun reddedilen hizmetler bakımından ayırt edici olduğu gibi tanımlayıcı da bulunmadığını, dava konusu başvuru ile aynı şekilde oluşturulan "..." ibaresinin marka olarak tescil edildiğini, "..." ibaresinin farklı ibarelerle birlikte bir çok sınıfta tescilli bulunduğunu, "..." ibaresinin coğrafi yer adı olması nedeniyle ancak marka ve hizmetin nevi ile birlikte marka olarak tescil ettirebileceğini, dava konusu başvurunun buna uygun olduğunu ileri sürerek , ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.
GEREKÇE
Dava, marka başvurusunun kısmen reddine dair YİDK kararının iptali ve başvurunun tescili istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6769 sayılı SMK'nın 5/1-b maddesinde, herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretlerin marka olarak tescil edilemeyecekleri düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere bu hükme göre, sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal veya hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin, marka olarak tescil edilmeleri mümkün değildir. Aynı Kanun'un 5/1-c maddesinde ise ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerin marka olamayacakları hüküm altına alınmıştır.
Dava konusu başvuru "..." ibaresinden oluşmaktadır. "..." ibaresi ülkemizde bulunan bir şehrin adı olup, yer adlarının tek başlarına marka olarak tescil edilip edilemeyecekleri hususu Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ... kararında tartışılmış ve bu karardan itibaren yer adlarının, hangi hallerde tescil edilebileceği istikrarlı şekilde uygulanmıştır. Söz konusu 26.11.1999 tarih, 1999/5790-9590 E.K. sayılı kararda, "... ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanımak, bu isimlerin artık başkaları tarafından markalarında kullanılamayacağı sonucunu ortaya çıkaracaktır. Örnek verilmek gerekirse İstanbul, Ankara veya İzmir veya dava konusu olayda olduğu gibi İstanbulun maruf bir ilçesinin adı olan sadece "..." sözcüğünün bir kişi adına marka olarak tescil edilmesi halinde, bu sözcük artık bir kişinin tekelinde kalacak ve bu şekilde bir kamu adı başkaları tarafından markalarında kullanılamayacaktır. Zira, yerleşen uygulamaya göre, bu isim, markanın "kök" sözcüğü olacak ve iltibas iddiası ile diğer marka başvurularının önlenmesine neden teşkil edecektir. 556 sayılı KHK.nin genel amacı dikkate alındığında böyle bir imtiyazın kimseye tanınmaması gerekir. Bu şekildeki şehir, ilçe veya maruf yerleşim yerlerinin isimlerini teşkil eden sözcükler hangi ürünün markası olarak kullanılacak ise, onunla birlikte tesciline imkan verilmesinin anılan yasal düzenlemenin amacına daha uygun olduğu görüşünün benimsenmesi de bu şekilde böyle bir markayı kullanmak isteyenlerin menfaat dengelerinin korunması bakımından da uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu ilkeye göre, örneğin "İstanbul" ve "Ankara" adları coğrafi işaretlerle karışmaya meydan vermeyecek şekilde, "...", "..." "..." gibi kullanılacağı mamul veya hizmetin nevi ile birlikte ancak işaret olarak kullanılabilecek ve bunun sonucu marka olarak tescili mümkün olabilecektir." denilmiştir. O halde coğrafi yer adlarının, coğrafi işaret anlamını taşımamak kaydıyla yanlarına ilave yapılması suretiyle marka olarak tescilinin mümkün olduğunun, bunun dışında tek başına yer adlarının ise tescil edilemeyeceğinin kabulü gerekir. Somut olayda da, bir coğrafi yer adı olan "..." ibaresinin tek başına tescili talep edilmeyip "... " ibaresi ile birlikte tescili istendiğinden, ... ili, uyuşmazlık konusu 45. sınıf hizmetler yönünden bilinen ya da bu hizmetler ile ilişkilendirilen bir yer olmadığından, dava konusu başvurunun SMK'nın 5/1-b ve 5/1-c maddesi anlamında tescili engeli bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Mahkemece alınan ve yukarıda açıklanan hususlara aykırı değerlendirmeler içeren bilirkişi raporuna Dairemizce itibar edilmemiş, SMK'nın 5. maddesi kapsamında yapılacak değerlendirmenin hakimin hukuki bilgisi ile çözümlenecek olması nedeniyle ayrıca bir bilirkişi incelemesine gerek görülmemiştir.
Davacı tarafça YİDK kararının iptali ile birlikte, dava konusu marka başvurusunun tesciline karar verilmesi talebinde de bulunmuştur. 6769 sayılı SMK kapsamında mahkemelere tescil isteminin kabulü ya da reddi yönünde tanınmış bir yetki bulunmamaktadır. Tescil işlemi idari nitelikte bir işlem olup Kurul kararının kabulüne bağlı doğal bir sonuçtur. Yine davacının tescil işlemlerine devam edilmesine karar verilmesi istemi ayrı bir dava olarak değerlendirilemez. Bu nedenledir ki, açılan davada iki ayrı talebin olduğu ve başvurunun tescil işlemlerinin devamına yönelik isteminde reddedildiği gerekçesiyle davalı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilemez. Dolayısıyla Dairemizce davacının başvurunun tescil işlemlerinin tamamlanması talebinin reddine karar verilmiş, ancak bu nedenle davalılar yararına yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemiştir. Yargıtay'ın emsal uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay HGK.'nın 22.03.2017 gün ve 2017/11-78 E.-521 K.)
Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış,
HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 23/02/2021 gün ve 2018/298 Esas - 2021/38 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA,
2.Davanın KABULÜ ile, ...' YİDK'ın 2018-M-4789 sayılı kararının İPTALİNE,
3.Başvurunun tescili isteminin reddine
4.Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 427,60-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 35,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 391,70-TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
5.Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6.Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 1.800,00-TL bilirkişi ücreti, 126,50-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 58,90-TL tebligat gideri, 162,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı toplamından oluşan 2.147,50-TL yargılama gideri ve 35,90-TL başvurma harcı, 35,90-TL peşin harç tutarı eklenerek oluşan toplam 2.219,30-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7.Davalı tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
8.Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),
9.Davacıdan peşin olarak alınan 59,30-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
10.İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 29/03/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 28/04/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...