23. Hukuk Dairesi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 23. HUKUK DAİRESİ
T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
23. H U K U K D A İ R E S İ
(İ S T İ N A F B A Ş V U R U S U N U N
E S A S T A N R E D D İ)
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
MAHKEMESİ : KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/01/2023
ESAS-KARAR NUMARASI : 2022/920 E.-2023/47 K.
VEKİLİ
DAVALILAR :
Davalı ... vekili tarafından, yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK m.) 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, dosya incelendi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ : İDDİA VE SAVUNMALARIN ÖZETİ :
Davacı vekili Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde; müvekkilinin 2008 yılında ikinci çocuğuna hamile kaldığını ve hamilelik süresince gerekli muayene ve takibin ... Hastanesinde kadın doğum uzmanı olan davalı ... tarafından yapıldığını, 30.11.2008 tarihinde ise sezaryenla doğumun gerçekleştiğini, davalı doktor tarafından doğum sırasında müvekkilinin sol yumurtalığında bulunan kistin temizlendiğinin söylendiğini, müvekkilinin taburcu edildikten sonra karnında şişlik ve ağrı şikayetlerinin başladığını, gitmiş olduğu muhtelif doktorlarca bu rahatsızlıkların sebebinin teşhis edilemediğini, ... Hastanesinde 03.11.2012 tarihinde yapılan ameliyatında vücudundan etrafı zarla çevrili havlu parçası çıkarıldığını, davalı aleyhine Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/522 E. sayılı dosyası ile taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan dava açıldığını, müvekkilinin şikayetinden vazgeçmesi sebebiyle davanın düştüğünü, müvekkilinin yaşadığı travma neticesinde bedenen ve ruhen yıprandığını, maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 10.000,00 TL. maddi, 150.000,00 TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... Sigorta vekili; müvekkili şirket ile davalı doktor arasında 31.08.2013–2014 dönemini kapsayan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi bulunduğunu, söz konusu poliçe dava tarihini içine alan döneme isabet etse de, dava konusu sigortalı hekim uygulamasının 30.11.2008 tarihinde gerçekleşmiş olması dikkate alındığında teminat kapsamında olmadığını, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.1 maddesinde, "Bu sigorta sözleşmesi, 1219 sayılı Kanunun Ek 12 nci maddesi çerçevesinde, serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçede belirtilen mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine ve bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar. Ancak on yıllık dönemin başlangıcı 30 Temmuz 2009’u geçemez ve bir aydan fazla sigortasız kalınan dönemlerde meydana gelen olaylara bağlı olarak sigortalı dönemlerde yapılan ihbarlar için sigorta koruması yoktur…" hükmünün düzenlendiğini, poliçenin geçmişe dönük on yıllık teminat dönemi başlangıcının 30 Temmuz 2009’u geçemeyeceğini,
Borçlar Kanununun vekâlet hükümlerinde tanımlanan şekilde kurulmuş olan hasta hekim ilişkisinde, hekimin hukuken sorumluğundan bahsedebilmek için; "hukuka aykırılık, kusurlu davranış, hekimin davranışı ile sonuç arasında uygun nedensellik bağı ve sonuçta bir zararın" oluşması gerektiğini, illiyet bağının mevcut olmadığı bir durumda sorumluluktan söz edilemeyeceğini,
Davalı hekim ...'ın idari soruşturma sırasında verdiği ifadede; "Hasta ...’ın gebelik boyunca takibini yaptığını, 30.11.2008 tarihinde eski sezeryan +over kist tanısı ile sezeryan ameliyatına aldığını, önceden gelişen yapışıklıkları temizlediğini bebek çıktıktan sonra uterus onarıldığını, sol over kökenli 12 cm lik çevreye yapışık kist gözlendiğini, kisti çevreden temizlenerek ooferektomi yapıldığını, ameliyathanede operasyona başlamadan önce ve sonrasında mutlaka kompres ve spanç sayımının cerrahi asistanı tarafından yapılarak ameliyatın sonlandırıldığını, 6 hafta sonra hastayı kontrole çağırdığını ancak kontrole gelmediğini" belirttiğini, hastanın önceki yıllarda sol fıtık ameliyatı olduğunu, spançın bu operasyondan kalmış olabileceği yönündeki beyanların tüm hasta kayıtları ile birlikte uzman bilirkişilerce incelenmesi gerektiğini, Kabul anlamına gelmemekle birlikte talep edilen tazminat miktarlarının fahiş olduğunu,
Manevi tazminatın koşullarının TBK'nın 56. maddesinde düzenlendiğini, doktrin ve Yargıtay kararlarına göre tazminat miktarın belirlenmesinde objektif ölçülere ve somut olayın şartlarına dikkat edilmesi gerektiğini, diğer yandan manevi tazminatın miktarının bir tarafın zararına diğer tarafın zenginleşmesine neden olmaması gerektiğini, ayrıca manevi tazminat miktarı yönünden fazlaya ilişkin hakların saklı tutulamayacağını, Davacının maddi tazminat talebinin dayanaklarını ve hangi kalemlerden oluştuğunu açıklamadığını, Savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili; cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAH. KARARI ÖZETİ :
Davanın açıldığı Kayseri 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.02.2018 tarih ve 2013/296 E., 2018/124 K. sayılı kararıyla; davacının maddi tazminat davasının reddine, davalı ... Sigorta Şirketi aleyhine açılan manevi tazminat davasının reddine, davalı ... aleyhine açtığı manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 30.11.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 11.05.2022 tarih ve 2018/2792 E., 2022/793 K. sayılı kararıyla; "Somut dava, hekim sorumluluğu ve 6102 sayılı TTK'nın 1401 vd. maddelerinde düzenlenen sigorta sözleşmelerinden doğan riziko tazminatı alacağına ilişkin olduğu gibi, davalı sigorta şirketinin sorumluluğu anılan Kanunun 1473 vd. maddelerinden kaynaklanmakla ihtilafın TTK hükümleri uygulanmak suretiyle çözülecek olması, hekim sorumluluğu açısından ise usul ekonomisi gereği iki davanın birlikte özel yetkili mahkemede görülmesi gerekliliği ve dava tarihinin 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunundan önce olması nedeniyle davaya bakma görevi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ait olduğu halde yerel mahkemece işin esasına ilişkin karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle davacı vekili ile davalı ... vekilinin istinaf itirazları incelenmeksizin, HMK'nin 353/(1)-a.3. maddesi uyarınca, esası incelenmeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülüp esası hakkında bir karar verilmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı ile dosyanın gönderildiği İlk derece Mahkemesince; "Tüm dosya kapsamına göre; Davacının 30/11/2008 tarihinde sezeryanla doğum yaptığı, ağrılar nedeniyle yeniden ameliyat olduğu, sezeryanda karnında gazlı bez unutulduğu ileri sürülerek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulduğu, dosya kapsamından davacının 30/11/2008 tarihinde ... Hastanesinde Dr. ... tarafından sezaryen ameliyatına alındığı, davacının sağlıklı bir kız bebeği olduğu, davacının sezaryen sonrası ağrılarının devam ettiği, 03/11/2012 tarihinde ... Hastanesinde ameliyata alındığı, ameliyatta davacının karın bölgesinde daha önceki bir operasyonda unutulan 10x8 cm ebadında spanç bulunduğunun anlaşıldığı, dosyadaki ATK raporunda davacının sezaryen ameliyatına katılan ameliyat hemşiresinin uygulamasının tıp kurallarına uygun olmadığı, davalı doktor ...'ın ameliyat sahasını kapatmadan önce yeterli kontrolü yapmamasının eksik eylem olarak nitelendirildiğinin anlaşıldığı, dosya kapsamında davacının geçici iş göremezliğine veya maluliyetine ilişkin rapor bulunmadığı, davacı tarafça maddi tazminatın hangi alacak kalemine ilişkin olduğunun açıklanmamış olduğu, dosya kapsamında maddi zarara ilişkin herhangi bir bilgi ve belgeye de rastlanmadığı anlaşıldığından davacının davalılar aleyhine açılan maddi tazminat davasının reddine, davacının davalı ... Sigorta Şirketi aleyhine açılan manevi tazminat davasının poliçe teminatları kapsamında olmaması olmaması nedeniyle reddine, T.B.K.'nun 56. maddesi gereğince davacının manevi tazminat adı altında uygun bir paranın kendisine ödenmesini talep edebileceği, bu talep değerlendirilirken davacı ile davalının kusur oranları ve oluşan zarar ile zararı meydana getiren olayla kişiler arasında illiyet bağının kurulmasının gerekli olduğu ayrıca tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının gözetilmesi gerektiği buna göre davacıların duyduğu manevi üzüntüyü giderecek ancak zenginleşmeye neden olmayacak düzeyde bir manevi tazminata karar verilmesi gerektiği, bu belirlemeyi yaparken zarar görenin gördüğü zararın ve olayın özelliklerinin göz önünde tutulması gerektiği" belirtilerek, davacının maddi tazminat talebinin reddine, davalı ... Sigorta Şirketi yönünden manevi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 60.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 30.11.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde;
İlk derece Mahkemesince diğer davalı ... Sigorta Şirketi aleyhine açılan manevi tazminat davasının poliçe teminatları kapsamında olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, müvekkilinin 2007 yılından 2023 yılına kadar yaptırılan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçeleri ile diğer davalı sigorta şirketinin koruması altında olduğunu, manevi tazminatın poliçe kapsamında olduğunu,
Diğer davalı ... Sigorta Şirketinin yargılama aşamalarındaki tüm savunmalarında 31.08.2013-2014 dönemini kapsayan sigorta poliçesine atıf yaptığını ancak 2007 yılından 2014 yılına kadar yapılan sigorta poliçelerine hiç değinmediğini, İlk derece Mahkemesinin diğer poliçeleri incelemeden eksik incelemeyle karar verdiğini,
İlk derece Mahkemesince müvekkili aleyhine hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, tazminat miktarının belirlenmesinde objektif ölçülere ve somut olayın şartlarına dikkat edilmesi gerektiğini, manevi tazminatın miktarının bir tarafın zararına diğer tarafın zenginleşmesine neden olmaması gerektiğini, tazminat miktarının somut olayın özellikleri, olayın tarihi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, olayın meydana gelmesindeki etkileri gibi hususlar bir arada değerlendirilerek belirlenmesi gerektiğini,
İlk derece Mahkemesinin bu kriterleri göz ardı ettiğini,
Ayrıca dava konusu ameliyatın yapılması esnasında müvekkilinin kusurlu olup olmadığıyla alakalı gerekli araştırma eksik te olsa yapılmış olsa da özellikle ameliyattan sonra davacının tutum ve davranışlarının tazminat miktarının belirlenmesinde hiç göz önüne alınmadığını, davacının 6 hafta kontrole çağrılmasına rağmen bir daha müvekkilinin yanına uğramadığını, Hastanın önceki yıllarda sol fıtık ameliyatı olduğunun sabit olduğunu, davacının 4 yıl sonra içinden çıkan spancın fıtık ameliyatından veya davacının olduğu başka bir ameliyattan olup olmadığıyla alakalı yeterli araştırma da yapılmadığını,
Ortada bir kusur varsa tazminat miktarının belirlenmesinde kusur oranının göz önünde bulundurulması gerektiğini, dava konusu ameliyatın ... ... Hastanesinde yapıldığını, hasta ile hastane arasında sözleşmesel bir ilişki kurulduğunu, bu durumda hekim kendi adına değil hastane adına tedaviyi üstlendiğinden TBK116'ya göre "Yardımcı Kişi" konumunda olduğunu, öğreti ve Yargıtay'ın istikrar kazanmış uygulaması gereğince müvekkilinin dava konusu ameliyat sonucu oluşan manevi tazminattan tek başına sorumlu olmasının düşünülemeyeceğini, Dava konusu ameliyata müvekkili ile beraber ameliyat hemşiresi olarak katılan şahıs için Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesi Başkanlığının 20.09.2016 tarihli raporuna göre gazlı bez sayımını düzgün yapmayan ameliyathane hemşiresinin de müvekkili ile birlikte kusurlu olduğu sonucuna varıldığını,
İlk derece Mahkemesince ameliyat hemşiresinin bu işi yapacak gerekli yeterliliğe sahip olup olmadığıyla alakalı hiçbir araştırma da yapılmadığını, dosya kapsamı ile sabit olduğu üzere dava konusu ameliyata ameliyat hemşiresi olarak giren ve ameliyat bittikten sonra spançları sayma görevi kendisinde olan ...'nun hemsire dahi olmadığını, Eğer dava, müvekkili ile birlikte özel hastaneye ve ameliyat hemşiresine de açılsa idi müvekkilinin kusur oranında davalının manevi zararının tazmin ettirileceğini, Belirterek,
İlk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini, aksi düşünülürse İlk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden karar verilmek üzere dosyanın İlk derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ,
HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE : Dava, davalı doktorun tıbbi hatası nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın, doktor ve Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısından tahsili istemine ilişkindir.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine aykırılığın da tespit edilmemesine ve özellikle, davalı doktor tarafından diğer müteselsil sorumlulara rücu edilebileceğinin tabii bulunmasına ve verilen zararın Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.1 maddesindeki teminat süresi dışında kalmasına göre,
İlk derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, HMK.'nın 353/(1)-b.1 ve 359/(3) maddeleri uyarınca davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1.HMK.'nın 353/(1)-b.1 ve 359/(3) maddeleri uyarınca davalı ... vekilinin İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
2.Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 4.098,60 TL. istinaf karar harcından peşin alınan (1.025,00+179,90=) 1.204,90 TL'nin mahsubuyla kalan 2.893,70 TL.'nin davalı ...'dan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
3.Davalı tarafça yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde gideri içerisinden alınarak iadesine,
4.Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5.Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 24.04.2024 tarihinde, HMK'nın 362/(1)-a. maddesi uyarınca (Ek madde 1 uyarınca yeniden değerleme oranına göre belirlenen 378.290,00 TL. kesinlik sınırının altında kaldığından) KESİN olmak üzere, oybirliği ile karar verildi. GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 24/04/2024 Başkan ...
(e-imzalıdır)
Üye ...
(e-imzalıdır)
Üye ...
(e-imzalıdır)
Katip ...
(e-imzalıdır)