Aramaya Dön

2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2019/317
Karar No
K. 2024/288
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2019/317
KARAR NO: 2024/288
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 28/05/2019
KARAR TARİHİ: 04/04/2024

Mahkememizde görülmekte olan itirazın iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesi ile davalı ... A.Ş.'nin müvekkilinin iş sahibi olduğu ana müteahhidi ... A.Ş. olan ... projesinde Cephe ve İskele temini ve kurulması konulu alt yüklenici sözleşmesi ile üzerine aldığı iş hakkında iş bu davalı şirket ve aynı sözleşmede şahsi kefaleti bulunan şirket yetkilisi diğer davalı ... ile birlikte müvekkili şirkete borçlandığını, müvekkili ile davalı firma arasında diğer davalının da şahsi kefil olarak yer aldığı ... tarih ve ... nolu cephe iskele temini ve kurulması hakkında mali sorumluluk sözleşmesi bulunduğunu, müvekkilinin iş sahibi olduğu ... projesinde, ... A.Ş. ana yüklenicisi olduğunu, bu itibarla ana yüklenici ... A.Ş. ile davalı arasında 30/05/2018 tarihinde ... Yüklenici Sözleşmesi imzalandığını, davalı iş bu sözleşmeler ile üzerine aldığı işi yerine getirmediğini, ...

24.İcra Müdürlüğünün ...E.sayılı dosyasında müvekkile ait ... şantiyesinde haciz işlemi uygulandığını, bu haciz sebebiyle hisseleri borsada işlem gören bir şirket olan müvekkilin uğradığı itibar ve değer kaybına ait ve ayrıca davalı şirketin sözleşmeye konu işi tamamlamamasından doğan her türlü dava ve tazminat hakkının saklı olduğunu, davaya konu icra takibinin konusu olan icra takibi davalı şirketin edimlerini yerine getirmemesi ile müvekkilinin cari hesabında husule gelen alacak olduğunu, davalı tarafça ...

37.İcra Müdürlüğünün ...E.sayılı icra dosyasına yapılmış olan haksız itirazın iptali ile icra takibinin aynen devamını, davalıların en az %20 icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, tüm yargılama harç ve giderleriyle vekalet ücretinin davalı yan üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.

Davalılara tebligat yapıldığı, ancak cevap dilekçesi sunulmadığı, davalıların davayı inkar eder durumda olduğu açıktır.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, yetkili icra müdürlüğünde takip yapılıp yapılmadığı, yetkili icra müdürlüğünde takip yapılmış ise davacı şirket ile davalılar arasındaki sözleşmenin içeriği karşısında mali sorumluluk sözleşmesi hükümleri dikkate alındığında davalı şirketin üzerine almış olduğu işi yerine getirip getirmediği, inşaat projesine ait iş programında aksaklık oluşup oluşmadığı, davalı şirketin sözleşmeden doğan edimlerini tanımlayamadığı sorusunun teknik ve muhasebesel olarak anlaşılır olup olmadığı, bu çerçevede de takip tarihi itibari ile davacının muhasebesel olarak alacaklı gözüküp gözükmediği, bu hususun taraf olan şirketlerin ticari defter ve kayıtlarında ise ne şekilde gözüktüğü, takip talebine konu alacak ile ilgili tarafların lehine veya aleyhine kesinleşen durum olup olmadığı, davacının dayanmış olduğu ve dava dosyasına sunduğu delillerin iddia konusu hususlar ile ilgili teknik olarak somutlaştırılmış ve davacının iddiasını haklı gösterir nitelik taşıyıp taşımadığı, ne şekilde davacı lehine delil niteliği taşıdığı, bu çerçevede davalı gerçek kişinin kefil olmasa da takip tarihi itibariyle davalı şirketin ve gerçek kişinin sorumlu oldukları miktar olup olmadığı, var ise bu miktarın ne olduğu noktalarında toplanmaktadır.

Davacı şirket ile davalı şirket arasında ''mali sorumluluk sözleşmesi'' başlıklı ve 30/05/2018 tarihli sözleşmenin bulunduğu bu sözleşmeye ek nitelikte olmak üzere ve ayrıca alt yüklenici sözleşmesine dayanıldığı gibi eki sözleşmelere dahi dayanıldığı, davacı ile davalı şirket arasında cephe iskele temini ve kurulması hakkında yapılan mali sorumluluk sözleşmesinde davalı gerçek kişinin kefil olunduğunun iddia olunduğu, davacının ...

13.Noterliğince düzenlenen... tarihli ihtarnamede belirtilen şekilde davalı şirketin sözleşmesel yükümlüğünün yerine getirmemesi sebebi ile alacaklı olduğunu iddia ettiği alacağının nedenini bu şekilde açıklamaya çalıştığı, davacının dayanmış olduğu sözleşmede İstanbul Çağlayan Mahkemelerinin yetkili olacağına dair düzenlemenin yapıldığı, bu arada dayanak icra dosyası ile ilgili olmak üzere davalıların süresi içinde icra dosyasına itirazda bulundukları, "şirkete herhangi bir borcun bulunmadığı ve ayrıca Sakarya İcra Müdürlüklerinin yetkili olduğu" yönünde açık itirazda bulundukları tartışmasızdır. Dava, İİK m.67 hükmüne dayalı itirazın iptali ve takibin devamına yöneliktir. Davanın niteliği karşısında öncelikle icra müdürlüğünün yetkili olup olmadığı hususu ele alınmıştır. "Taraflar arasındaki ihtilâf, eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklandığından, bu türden uyuşmazlıklardan kaynaklanan icra takiplerinin kural olarak İİK'nın 50. maddesi uyarınca HUMK'nın (HMK) hükümleri kıyas yoluyla uygulanacağından davalının yerleşim yeri, sözleşmenin ifa edileceği yer veya yetki sözleşmesi ile belirlenen yer icra dairelerinden birinde açılması gerekir. Bu türden sözleşmelerde para alacakları yönünden yetkili mahkemeyi alacaklının yerleşim yeri mahkemesi olarak belirleyen ve sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 89.maddesinin uygulama imkânı yoktur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesi hükümlerinin sadece karz akdinden doğan borçlarla sınırlı olduğunun kabulü gerekir. Aksi halde, bütün para borcu ilişkilerinden doğan ihtilâflarda yetkili mahkemenin bu maddeye göre tayini gerekeceğinden, para borçlarıyla ilgili tüm ihtilâfların davacının yerleşim yerinde takip ve davaya konu olması sonucunu doğurur ki bu da; Hukuk Muhakemesi Kanunu'nda yer alan yetkiyle ilgili kuralları adeta istisna haline getirmiş olur. Oysa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmeleri, niteliği itibariyle iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olup, karşılıklı edimleri içerir. Bu nedenle, eser sözleşmelerinden kaynaklanan bir alacakta yetkili mahkemenin tayininde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesi hükümlerinin uygulanması mümkün değildir." (Yargıtay 12.HD 2019/2763E. 2019/3958K.sayılı kararı) O halde davacının yerleşim yerinin Mahkememiz yargı çevresi dahilinde yer alması, sözleşmenin eser sözleşmesi olması karşısında usulen sonuca etkili değildir.

Taraflar arasında varlığı tartışmasız olan sözleşme eser sözleşmesi niteliğinde olup bu sözleşme nedeniyle İstanbul İli, Ümraniye İlçesinde inşa edilecek olan inşaat projesindeki cephe iskele temini ve kurulması işi ifa olunacaktır. Bu durumda taraflar arasındaki yetki sözleşmesinin geçerli kabul olunması halinde elbette İstanbul İcra Daireleri nezdinde söz konusu olan alacak ile ilgili takip yapılabilecektir. Bu noktada önemli olan sözleşmenin tarafları olan şirketler arasında, tarafları bağlayan bir yazılı sözleşmenin ve bu çerçevede tarafları bağlayan bir yetki şartının mevcut olup olmadığı hususudur.

Davalılar süresi içinde cevap dilekçesi sunmamış ise de aşamalardaki savunmalarında akdi ilişkiyi inkâr etmişler, bu çerçevede dayanak yazılı sözleşmedeki imzaların kendilerine ait olmadığı belirtmişler, taraflar arasında davacı tarafın bahsettiğinin aksine sözleşme ilişkisinin kurulmadığını savunmuşlardır. Bu noktada belirtmek gerekir ki davalıların dava ile ilgili süresi içinde cevap dilekçesi sunmadıkları açık olsa da davayı inkar eden konumunda oldukları gözardı edilemez. O halde süresi içinde davalılar cevap dilekçesi sunmamış olsa dahi sözleşmedeki imzalara yönelik davalıların itirazlarının inkar kapsamında ve her aşamada dikkate alınabileceği mahkememizce değerlendirilmiştir.

Esasen birebir emsal nitelikteki uyuşmazlıklarda da süresi içinde cevap dilekçesi sunulmamış olsa dahi davanın inkarına yönelik sonuç doğuran ve sözleşmedeki imzayı inkara yönelik savunmanın araştırılması gerektiği Yargıtayca dahi benimsenmektedir. (Yargıtay 15.HD 2018/4112E. 2018/4397K.sayılı; ayrıca Yargıtay 11.HD 2021/7975E. 2023/1917K.sayılı kararı) Atıf yapılan Yargıtay kararları somut olay açısından birebir emsal niteliği taşımaktadır. Bu nedenle yetki itirazı daha önce reddedilmiş olsa da mevcut durum karşısında ara karardan dönülmüş, bu noktadaki tahkikat işlemleri icra olunmuştur. Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında davalı savunmalarının HMK gereği tam ve eksiksiz olarak irdelenmesi gerekmektedir. "Sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereği sözleşme, kural olarak o sözleşmede taraf olanları bağlar. Sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklarda davanın tarafları da sözleşmenin taraflarıdır. Bir başka deyişle taraflar arasında akdi ilişkinin varlığının ispat edilmesi ve sözleşmenin tarafları arasında yargılamanın sürdürülmesi esastır. (...) Sözleşmenin hukuken geçerli olup olmadığı ve sözleşmeye hukuki değer atfedilip edilmeyeceği hususu tartışılmadan davanın esası hakkında karar verilemez. Bu incelemenin davalının isticvabı suretiyle yapılması zorunlu bulunmaktadır.

İsticvap, 6100 sayılı HMK'nın 169. (1086 sayılı HUMK'nun 230) ve devamı maddelerinde açıkça düzenlenmiş olup, mahkeme kendiliğinden veya talep üzerine, taraflardan birini davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulanan hususlar hakkında dinleyebilir. İsticvap, bir tarafın kendi aleyhine olan belli bir vakıa hakkında mahkeme tarafından dinlenmesi anlamına gelmekte olup, davanın aydınlatılmasına katkıda bulunan bir usul işlemi olarak tanımlanmaktadır. İsticvap, bizzat taraf davet edilmek suretiyle yapılır ve usulüne uygun davetiyeye rağmen taraf isticvap için mahkemeye gelmezse isticvap edilen vakıa ikrar edilmiş sayılır.

HMK 208/1 maddesinde "Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır." ve HMK 211.maddesinde ".. (1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir: a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir. B) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir." hükümleri bulunmaktadır." (Yargıtay 15.HD 2018/4112E. 2018/4397K.sayılı kararı)

Hal böyle olunca ve öncelikle yukarıda anılan hükümler çerçevesinde davalı şirket temsilcisinin isticvabının yapılması, imzanın davalı şirkete atfen atılıp atılmadığının araştırılması, buna göre dayanılan sözleşmedeki yetki şartının taraflar açısından bağlayıcı olup olmadığının tespiti sonrası icra müdürlüğünün yetkisine yönelik itirazının kabulünün gerekip gerekmediği ele alınmalıdır.

Bu çerçevede somut olayda davalı şirket yetkilisine HMK m.169 hükmüne uygun olarak isticvap davetiyesi tebliğ edilmiş, beyanı alınmış, imzayı inkar karşısında örnek imzaları dahi istinabe olunan mahkemece temin olunmuştur. Ne var ki bir kanaat edilemediğinden sadece bu belgeler değil ayrıca imza incelemesine esas diğer tüm delillerin toplanması için taraf vekillerine süre ve imkan tanınmış, bilirkişi incelemesine esas tüm belge asılları toplanmıştır. Böylelikle davalı şirketin inkar etmiş olduğu ve yetki şartının yer aldığı sözleşmedeki imzanın davalı şirkete ait olup olmadığı noktasında karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar celbedilmiş, gerekli bilirkişi incelemesi yapılmıştır.

Buna göre birinci bilirkişi kurulu 19/09/2023 tarihli raporunda açıkça dayanak sözleşmede adı geçen ve davalı şirket adına atılmış olan imzanın şirket yetkilisi olan ...'ın eli ürünü olmadığını açıkça bildirmiş, ayrıca davacı iddiası karşısında adı geçen imzanın her ne kadar davalı şirket adına kendisine yetki verilmiş ... adlı şahsa ait olduğu ifade olunmuş ise de yapılan incelemede bu imzanın celbedilen belge asıllarına göre dahi ...'ın eli ürünü olmadığını gerekçeli olarak açıklamıştır. Bu arada adı geçen raporda, kefil davalı ...'a atfedilen imzanın davalı kefilin eli ürünü olmadığı dahi açıklanmıştır.

Bu arada rapora karşı beyanlar karşısında "...'a ait imzalı belge asıllarının, ...'a ait imza örneklerinin, bu suretle istiktap örneklerinin tek tek incelenmesi, ayrıca ...'a ait 11/04/2023 tarihli duruşma tutanağına ekli olarak gönderilen yazıların tek tek incelenmesi, davalı ... vekilinin farklı amaçlarla yazmış olduğu not defteri, mektup, dilekçe ve benzeri evrakların dosyada olanlar dışında sunulmaması, bu şekilde davalı ...'a atfedilen kefalet sözleşmesindeki yazıların davalı asile ait olup olmadığı hususunda bilirkişi kurulunun inceleme yapması, Yargıtay'ın benimsediği yöntem çerçevesinde raporun sunulması, ayrıca dayanak sözleşme içeriği dikkate alındığında imzanın şirket adına davacının dayandığı 20/07/2018 tarihli vekaletnamede adı geçen ... adına imza atılıp atılmadığı hususunda bilirkişi kurulunun inceleme yapması, bu suretle bilirkişi kurulunun son bilirkişi kurulunun rapor içeriğini dikkate alındığında farklı veya aynı yönde gerekçe ve sonuca ulaşılması halinde gerekçesini açıklamaları, ek rapora yönelik vekillerin beyanlarının dikkate alınması amacıyla yeni bilirkişi kurulunun görevlendirilmesine" dair ara karar oluşturulmuştur.

Yeni atanan ve imza uzmanı bilirkişi kurulu ise sunmuş olduğu 05/01/2024 tarihli raporda birinci bilirkişi kurulunun ifade etmiş olduğu üzere dayanak sözleşmede adı geçen ve davalı şirket adına atılmış olan imzanın kayden şirket yetkilisi olan ...'ın eli ürünü olmadığını açıkça bildirmiş, ayrıca mevcut davacı iddiası karşısında adı geçen imzanın her ne kadar davalı şirket adına kendisine yetki verilmiş ... adlı şahsa ait olduğu ifade olunmuş ise de yapılan incelemede bu imzanın celbedilen belge asıllarına göre ...'ın dahi eli ürünü olmadığını yeniden açıklamıştır.

Yargıtay'ın benimsemiş olduğu yöntemlere uygun olarak hazırlanan ve belge asılları üzerinde yapılan incelemeler sonucunda yetki şartının yer aldığı dayanak yazılı sözleşmedeki davalı şirkete atfedilen imzanın davalı şirket adına atıldığı ispatlanamamıştır. Esasen iki farklı bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu rapor Yargıtay'ın benimsemiş olduğu yöntem çerçevesinde ve belge asılları dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. Bu raporlara itibar etmeye engel bir itiraz olmadığı gibi raporların aksi dahi ispatlanamamıştır. Bu durumda yetki şartının yer aldığı yazılı sözleşmenin davalı olan şirketi usulen bağlayamayacağı açıktır. Yetki şartını içeren yazılı ve imzalı bir sözleşmenin varlığı ispatlanamadığından davalıların icra dairesine yetkisine yönelik itirazların kabulünün gerekip gerekmediği üzerinde durulması gerekir. İtirazın iptali davasında usulüne uygun olarak başlatılmış ve itirazla durmuş bir takibin varlığı dava şartı olup, 6100 sayılı HMK'nın 115. maddesi uyarınca dava şartının varlığı yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmelidir.

İtirazın iptali davasını gören mahkemenin, icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelemesi gerekir. Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmaması, bu sonuca etkili değildir. Eş söyleyişle, itirazın iptali davasında, mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş olsun veya olmasın, mahkeme öncelikle, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek kesin olarak sonuçlandırmalıdır. (HGK’nın 28.03.2001 gün ve 2001/19-267 E. 2001/311 K.; 20/03/2002 tarihli ve 2002/13-241 E.,2002/208 K. sayılı ilamları da aynı yöndedir)

Yargıtay'ın yerleşik kararlarında da belirtilmiş olduğu üzere "İlamsız bir takipte yetkili icra dairesi de İİK'nın 50.maddesinin yollaması ile HMK'nın genel hükümlerine göre belirlenecektir.

HMK'nın 19/2.maddesinde; "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi, birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz." düzenlemesi yer almaktadır. Borçlular tarafından süresi içinde icra müdürlüğüne yönelik olarak itirazda bulunulmuş, yetkili icra dairesinin ... İcra Dairesi olduğu açıklanmıştır. Davalılardan en az birinin ise takip tarihi itibariyle adresinin ... olduğu ise açık ve kesindir. 6100 sayılı HMK'nın genel yetkiyi düzenleyen 6. maddesinin 1. fıkrasına göre; "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. "7. maddesinde de, "Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır. Birden fazla davalının bulunduğu hâllerde, davanın, davalılardan birini sırf kendi yerleşim yeri mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı, deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ilgili davalının itirazı üzerine, onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir." denilmektedir.

Bir davada, birden fazla genel ve özel yetkili mahkeme varsa, davacı bu mahkemelerden birinde dava açmak hususunda bir seçimlik hakka sahiptir. Davacı, davasını bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiçbirinde açmaz ve yetkisiz bir mahkemede açarsa, o zaman seçme hakkı davalılara geçer. Buna göre davalılardan birinin, yetki şartını içeren sözleşmedeki imzanın geçersiz olması karşısında, eser sözleşmesine konu olan ifa yeri mahkemesi olan ... İlçesinin bağlı olduğu ...İcra Dairelerinin yetkili olduğunu ileri sürebileceği gibi davalılardan en azından birinin takip tarihi itibariyle yerleşim yeri olan ... İcra Müdürlüğünün yetkili olduğunun ileri sürülmesi de mümkündür. Bir başka deyişle seçme hakkı davalılara aittir. Davalılar ise bu noktada seçim haklarını HMK m.7 hükmü çerçevesinde ... İcra Müdürlüğü olarak kullanmışlardır.

Böylelikle davacının, takip tarihi itibariyle yetkisiz olan ... İcra Müdürlüğü nezdinde takip yaptığı, davacının davalılardan birinin yerleşim yerinin bulunduğu ... İcra Müdürlüğünde veya işin ifa olunduğu ilçenin bağlı olduğu ...İcra Müdürlüğü nezdinde takip yapmak yerine yetkisiz icra müdürlüğünde takibi gerçekleştirdiği, nitekim davalıların bu yönde usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunulduğu tespit edilmiştir.

O halde davalı şirketin asıl borçlu olarak icra müdürlüğünün yetkisine itirazı haklıdır. Davalı şirket sözleşmedeki asıl borçlu konumunda olup davalı gerçek kişi ise kefil konumundadır.

Bu noktada davalı kefil hakkında başlatılan takiple ilgili dahi itirazın iptali ve takibin devamı talep olunmuştur. "Kefaletin fer'iliği ilkesi ve 6102 sayılı TTK'nın 7. maddesindeki ticari teselsül karinesi uyarınca genel kredi sözleşmesindeki yetki şartı müteselsil kefil tacir olmasa bile müteselsili kefili bağlayacaktır. Yargıtay (Kapatılan) 19.HD 2015/17736E. 2016/6115K.sayılı kararı) Kaldı ki yetki şartının yer aldığı sözleşme içeriğine göre sözleşmenin asıl borçlusu olmayan ve kefili bulunan gerçek kişi yönünden ayrıca bir düzenlemenin varlığı da sözleşmeden anlaşılamamaktadır. (Yargıtay 19.HD 2017/4989E. 2019/3059 K.sayılı ilamı) Hal böyle olunca davalı gerçek kişi, kefil olarak icra müdürlüğünün yetkisi bakımından dahi asıl borçluya bağlı durumundadır. Kaldı ki kefil yönünden de takip tarihi itibariyle yetkili olan icra müdürlüğü nezdinde yapılmış bir takip bulunmadığı anlaşılmaktadır. İİK m.67 hükmü uyarınca davacı lehine kural olarak icra inkar tazminatının hükmedilmesinin mümkün ise de davacının açmış olduğu davanın usulden reddolunması karşısında davacının her iki davalıya yönelik icra inkar tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.

Yapılan açıklamalar karşısında davacının, davalılar aleyhine açmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına yönelik davanın geçerli bir icra takibi olmadığından usulden reddine, usuli red karşısında, davacının her iki davalıya yönelik icra inkar tazminatı taleplerinin dahi ayrı ayrı reddine dair karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1.Davacının, davalılar aleyhine açmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına yönelik davanın geçerli bir icra takibi olmadığından usulden reddine,

2.Usuli red karşısında, davacının her iki davalıya yönelik icra inkar tazminatı taleplerinin dahi ayrı ayrı reddine,

3.492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harcın peşin alınan 5.024,65TL harçtan mahsup edilerek bakiye 4.597,05TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,

4.Davacı tarafından harcanan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

5.Davalılar lehine açılan dava reddolunduğundan dolayı davalılar lehine AAÜT gereği tek olarak takdir edilen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tek olarak alınarak davalılara verilmesine,

6.1.360,00-TL arabuluculuk ücretinin hazinece harcanacak gider olduğundan bu miktarın ileride Bakanlıkça ödenmesi durumunda, 6183 sayılı AATUHK hükümleri gereği davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,

7.Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.