20. Hukuk Dairesi
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/1023
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/09/2011 (Dava) - 29/04/2021 (Karar)
NUMARASI : 2011/529 Esas - 2021/451 Karar
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/04/2021 tarihli 2011/529 Esas ve 2021/451 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... Şirketi hakkında İzmir 4 ATM.'nin 2005/97 Esas 2005/710 Karar sayılı kararı ile tasfiye kararı verildiğini, resmi tasfiye memuru atandığını, şirketin halen tasfiye aşamasında olduğunu, tasfiye memuru ... tarafından hazırlanan ve dava dilekçesi ekinde sunulan mizanda görüleceği üzere şirketin kasasında olması gereken 71.397,61 TL'nin fiili olarak kasada bulunmadığını, davalı ...'in bu tutarı şirkete ödemeyerek borçlandığını, söz konusu bedelin ödenmesi için davalı ...'e iadeli taahhütlü mektup gönderildiğini, davalı taraftan verilen cevapta tutarın kabul edilmediğini, bu hususta davacı şirket ortağı olan ... AŞ. tarafından ...'e İzmir 6. Noterliği kanalı ile 15856 yevmiye numarası ile ihtarname keşide edildiğini ve ihtarnamede kasada olması gereken 71.397,60 TL'nin akıbetinin sorularak şirkete olan borçların ödenmesinin gerektiğinin belirtildiğini, ...'den gelen cevap üzerine 17/01/2021 tarihli İzmir 6. Noterliğinin 00808 yevmiye nolu ikinci ihtarnamesinin keşide edildiğini, ... hakkında bu konuda İzmir CBS'ye suç duyurusunda bulunulduğunu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığın 2011/22455 sayılı evrakında 26/04/2011 tarihinde taraflar arasındaki ihtilafın hukuk mahkemelerinde çözülebileceği düşüncesi ile kovuşturmaya yer olmadığına kararı verildiğini, karara itiraz edildiğini, itiraz üzerine Karşıyaka 1. ACM'nin 2011/1436 sayılı D. İş dosyası ile ilgili itirazın reddine karar verildiğini, karara karşı kanun yararına bozma istemine müracaat yapıldığını, davalı ...'in müvekkili şirketten 10.401,72 TL nakit çekerek ve yine müvekkili şirketten aldığı blok mal ve nakit tutarlar nedeni ile de 209.380,62 TL borçlandığını, söz konusu bedelin de ödenmesi için iadeli taahhütlü mektup gönderildiğini ancak bu bedeller ile ilgili davalı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığını, diğer davalı ...'in de davacı şirkete 10.400,62 TL borçlandığını, bu tutarın iadeli taahhütlü mektup ile davalıdan talep edildiğini ancak herhangi bir ödeme yapılmadığını belirtmiş, davalılardan ...'den davacı şirketten ödünç aldığı ve şirket kasasında bulunması gereken ancak kasada mevcut olmayan 71.397,60 TL tutarın davacı şirketten çektiği 10.401,72 TL nakit , davacı şirketten aldığı blok mal ve nakit tutarlar için 209.380,62 TL'nin, diğer davalı ...'in davacı şirkete borçlandığı 10.400,62 TL'nin 31/12/2010 tarihinden itibaren ... Bankasının ticari işlemlerde uygulanan en yüksek avans faiz oranı ile birlikte davalılardan tahsil edilerek davacı şirkete verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin davayı açamayacağını, davayı takip yetkisi bulunmadığını, dava dilekçesinin net olmamakla birlikte anlaşılabildiği kadarıyla 71.397,60 TL kasa açığı, 10.401,72 TL nakit alınan, 209.380,62 TL de blok mal ve nakit tutarlar nedeniyle davacı şirketin müvekkili ...'den 10.400,62 TL'yi de diğer müvekkili ...'den talep ettiğini, davalıların davacı şirkete hiçbir borcu bulunmadığını, öncelikle dava konusu edilen alacağın yılı, miktarı ve doğuş sebebinin somutlaştırılmasının talep edildiğini, bu işlemden sonra ticari defter kayıtlarına intikal ettirilen tüm belge ve bilgilerin davacı tarafça dosyaya sunulmasının talep edildiğini, bundan sonra bilirkişi incelemesi yaptırılabileceğini, alacağa işletilmesi talep edilen faizin başlangıç tarihi ile oran ve türünün de hatalı olduğunu, faizin ancak dava tarihi itibariyle başlatılabileceğini ve yasal faiz talep edilebileceğini belirtmiş, davanın öncelikle davacı şirketin davayı takip yetkisinin bulunmaması nedeniyle usulden reddine, davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
Mahkemece, ''....davacı tarafça tasfiye halindeki şirketin davalı ortaklarından alacaklı olduğundan bahisle alacağın tahsiline yönelik olarak davalılar hakkında Mahkememize dava açıldığı, davacı ... Şirketinin İzmir 4 ATM'nin 2005/97 Esas 2005/710 Karar sayılı ilamı ile infisah olduğunun tespitine karar verildiği ve şirkete Av. ...'in tasfiye memuru olarak atandığı, tasfiye memurunun görevinden istifa ettiği ve daha sonra tasfiye memuru olarak ...'ın atandığı, davacı şirketin tasfiye haline girmeden önceki şirket ortaklarının ... AŞ, ..., ..., ... ve ... , şirketin en son yetkili müdürlerinin ise ... ve ... olduğu, davacı tarafça davalı ... yönünden ...'in davacı şirkete 10.400,62 TL borçlandığı , ... yönünden de davacı şirketin ...'den davalı tarafından şirketten çekilen 10.401,72 TL nakit ve davacı şirketten aldığı blok mal ve nakit tutarlar için 209.380,62 TL tutarında alacaklı olduğu ve ayrıca davalının davacı şirketten ödünç aldığı ve şirket kasasında bulunması gereken 71.397,60 TL tutar dolayısıyla alacaklı olduğunun belirtildiği, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacı şirketin ticari defter, kayıt ve belgelerinin usulüne uygun tutulmadığı, defter kayıtlarının sağlıklı bir bilgi alınmasına uygun olmadığı, dava konusu edilen alacak isteklerinin haklı olduğuna ilişkin yeterli veriyi barındırmadığı ve alacak isteğinin haklı olduğunun belirlenemediği ayrıca kasada olması gereken 71.397,00 TL lik bölüm yönünden İzmir 12. ASCM dosyası gerekçeli kararında da belirtildiği üzere kasada olması gereken 71.397,60 TL 'nin gerçekte kasaya girmiş olup olmadığının belirlenemediği bu nedenle sanığın uhtesinde bulunduğuna dair kesin bir tespit yapılamadığı, büyük olasılıkla paranın sanık tarafından kontrolsüz harcanmış olduğunun belirtildiği bu hususlar göz önüne alındığında davacı şirketin zarara uğradığı ve uğranılan zarar miktarının tam olarak belli olmadığı gibi alacağın varlığı ve miktarının da tespit edilemediği ancak davalı ...'in 2000 yılından itibaren şirketin yetkili müdürü konumunda olduğu, şirket müdürünün şirket defterlerinin usulüne uygun tutulmasından sorumlu olduğu bu sebeple de tasfiye mizanında belirtilen şirketin kasasında olması gereken ve fiili olarak kasada bulunmayan kasa açığı miktarı olarak belirlenen 71.397,60 TL den sorumlu olmasının gerektiği, bu miktar yönünden davalının İzmir 6. Noterliğinin ihtarnamesi ile 25/12/2020 tarihi itibariyle temerrüde düşürüldüğü ancak davacı tarafça 31/12/2010 tarihinden itibaren temerrüt faizi talep edildiği,
HMK 26. Maddesi gereğince taleple bağlı kalınmasının gerektiği, bu bedel dışındaki diğer alacaklar yönünden alacağın varlığı ve miktarının davacı tarafça ispat edilemediği incelenen tüm dosya kapsamıyla anlaşılmış...'' gerekçesiyle; ''...Davanın davalı ... yönünden KISMEN KABULÜ ile 71.397,60 TL nin 31/122010 tarihinden itibaren hesaplanacak ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine , Davalı ... yönünden fazlaya ilişkin isteğin REDDİNE, Davanın davalı ... yönünden REDDİNE....'' şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yargılamanın başında mahkemece SMMM bilirkişi ...'a yaptırılan inceleme sonucunda da daha sonra üç kişilik bilirkişi( ... - ... - ... ) heyetine yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda da müvekkili şirketin davalılardan alacaklı olduğunun açıkça belirtildiğini, şirkete ait defter ve kayıtların 2003 - 2004 - 2005 yıllarına ait yevmiye, kebir ve envanter defterlerinin kapanış tasdik onaylarının yapılmamış olmasının, geçersiz ya da hüküm kurmaya yeterli olmadıkları anlamına gelmediğini, kayıtlarda çok açık bir biçimde davalı ...'in müvekkili şirkete 208.304,79 TL borçlu olduğu, ayrıca 31/12/2005 tarihi itibariyle kasada olması gereken 71.397,00 TLnin kasada bulunmadığı ve diğer davalı ...'in müvekkili şirkete 15.901,14 TL borçlu olduğunun bilirkişiler tarafından tespit edildiğini, bu nedenle, ticari defterlerin sadece kapanış tasdik onayı yapılmamıştır diyerek, davalıların adeta mevcut borçlarından kurtarılmasına yönelik bir kararın kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirket ... Vergi Dairesinin ... Nolu mükellefi olup, dava konusu yıllara ilişkin tam tasdik kapsamında YMM ... ile yapılan sözleşme doğrultusunda KDV iadesine ilişkin başvurular yapmış olup ilgili vergi dairesince KDV iadesi sağlandığını, buna ilişkin 20/06/2005 tarihli yeminli mali müşavirlik kurumlar vergisi beyannamesi tasdik raporu örneğinin sunulduğunu, bu durumun dahi, kapanış tasdikinin olmayışının, defterleri geçersiz ya da hükümsüz kılacağı anlamını taşımadığını, bilirkişi raporunda belirtilen, defterlerin sağlıklı bir bilgi alınmasına uygun olmadığı şeklinde tutulduğuna ilişkin açıklamaların da doğru olmadığını ortaya koyduğunu, müvekkili şirketin, dava konusu yıllara ilişkin, tüm kayıtların son derece düzgün tutulduğunu, muhtasar beyannameleri, kdv beyannameleri, yıllık kurumlar vergisi beyannameleri, aylık SGK bildirgeleri ilgili kurumlara verilmiş olup, o yıllara ilişkin gerek vergi dairesine ve gerekse SGK ya hiç bir borç bulunmadığını, mahkemece ilgili kurumlardan beyannamelerin verildiği ve hiç bir borcunun bulunmadığına ilişkin kayıtların talep edilebileceğini belirterek kararın istinaf yolu ile incelenerek kaldırılmasına, davanın kabulüne, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı şirketin 5 yıl süresini doldurmasını müteakip re'sen tasfiye sürecine giren şirketin tüm ticari faaliyetlerinin de 09.05.2005 tarihi itibari ile durduğunu, akabinde de tasfiye bilançosu ile İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/97 E. - 2005/710 K. sayılı dosyasından verilen karar ile şirketin resmi tasfiyesinin başladığını, şirket alacak ve borçları ile tüm hesapların her yıl için ayrı ayrı dönemsellik içerdiğini, bu nedenle de; sorumluluk tespitinde öncelikle her yılın ayrı ayrı değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu, böyle değerlendirme yapılmadığı gibi, 09.05.2005 tarihi itibari ile ticari faaliyeti sona eren şirket yöneticileri ile ilgili olarak hukuki açıdan hesap sorma süresinin eski Türk Ticaret Kanunun 340. maddesi ile 309. maddesi gereğince fiil ve zararın öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, her halükarda 5 yıl ile sınırlandırıldığını, yani 2 ve 5 yıllık zamanaşımının son ticari faaliyet yılı olan 2010 yılı için de 09.05.2010 tarihi itibari ile sona erdiğini, kaldı ki; 2004 yılı ve öncesi dönemlere ait zamanaşımı sürelerinin daha evvel dolduğu gibi, şirket genel kurulu kararı ile müdür olan davalı müvekkili ...'in ibra edildiğini, ibra menfi borç ikrarı olup, ibra edilen döneme ilişkin olarak diğer ortağın hesap sorma hakkı da bulunmadığını, TTK'ya göre sorumluluk zamanaşımı süreleri çoktan geçmiş olan şüpheli müvekkili hakkında 2 ve 5 yıllık zamanaşımı süresinin de geçtiğini, davanın öncelikle zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesini talep ettiklerini, yargılama esnasında zamanaşımı definde bulunmalarına rağmen Yerel Mahkemece bu husus hakkında herhangi bir karar verilmediğini, işbu davanın müvekkili ... hakkında açıldığını, müvekkili hakkında somut bir tespit olmamasına rağmen, olsa olsa bu paradan davalı müvekkili sorumludur gibi bir düşünce ile davalı müvekkili ... yönünden kısmi kabul kararı verildiğini, eğer bir hesap sorulacaksa müşterek imza yetkili her iki müdürden de hesap sorulması gerektiğini, banka kayıtları ve ödeme talimatlarından görüleceği üzere ...'nın 11.04.2005 tarihi dahil öncesi ve sonrasında defalarca şirket hesabından paralar çektiğini, ama mahkemenin bütün faturayı davalı müvekkiline kestiğini, karar bu yönü ile de eksik ve hatalı olup, kararın kaldırılmasını ve davanın reddine, aksi halde her iki müdür yönünden zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan dolayı, davaya diğer şirket müdürü ...'nın dahil edilmesini talep ettiklerini, dava dosyası kapsamından görüleceği üzere, davacı şirket tasfiye memuru tarafından aynı gerekçeler ile davalı müvekkili hakkında İzmir CBS'ye suç duyurusunda bulunduğunu, yapılan soruşturma sonucunda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2011/22455 sayılı dosyasında yapılan bilirkişi incelemesinde, davalı müvekkilinin uhdesine geçen bir para olmadığının tespit edildiğini, 1.560,00-TL yönünden İzmir 12. Asliye Ceza Mahkemesine açılan davada verilen karardan görüleceği üzere 1.560,00-TL ile şirkete ait kredi kartının ödendiğinin tespit edilmesi üzerine beraat kararı verildiğini, yine, işbu ceza dosyasında Yargıtay 15. Ceza dairesinin 16.10.2019 tarih ve 2017/18155 E. - 2019/10083 K. sayılı kararı ile “... sanığın atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli kesin delil bulunmadığı halde beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine hükmedilmesi Kanuna aykırı olduğu” gerekçesiyle bozma kararı verildiğini, yukarıdaki Yargıtay kararı ile, şirket alacağı olarak davalı müvekkilinden talep edilen, 71.397,00-TL'nin gerçekte kasada olup olmadığının belli olmadığı, davalı müvekkilinin davacı şirkete ait parayı uhdesine geçirip mal edinmediğinin maddi vakıa olarak tespit edildiğini, hukuk hakiminin kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı olmadığını ancak; aynı olay nedeniyle ceza yargılamasında hükme dayanak yapılan maddi olgular ile bağlı olduğunu, bu sebeple ceza yargılamasının sonucunun beklenilmesine karar verildiğini, davalı müvekkili hakkındaki beraat kararı, davacı şirketin davalı müvekkilinden herhangi bir alacağının bulunmadığını ortaya koyduğundan söz konusu bozma kararı doğrultusunda işbu davanın da reddine karar verilmesi gerekirken kısmi kabul kararı verilmesi isabetsiz olup bu nedenlerle de kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep ettiğini, tasfiye memurlarının bu kadar zamandır, görevde olmalarına rağmen üstlerine düşen yükümlülükleri de yerine getirmediğini, davalı müvekkili tarafından Denizli 3. Noterliği'nin 15925 yevmiye numaralı 16.06.2017 tarihli ihtarına rağmen gerekenlerin yerine getirilmediğini, TTK' da tasfiye memurlarının yapması gereken işler düzenlenmiş olup taraflarınca kanunda düzenlenen “ortakların talep ettikleri her zaman defterleri göstermek, hesap vermek” hususunun yerine getirilmesinin istendiğini ancak tasfiye memurlarının bu hususları yerine getirmediğini, tasfiye memurlarının bu tavrı objektif olmamakla birlikte, diğer ortakların güdümüne girdiğinin ve mesleklerini objektif şekilde icra etmediklerinin ve manipülasyona açık olduklarının bir emaresi olduğunu, tüm bu nedenlerle, kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması, davanın reddine ve davalı müvekkilinin mağrur olmaması için kararın icrasının geri bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, tasfiye memurunun düzenlediği mizana göre tasfiye halindeki davacı şirkete borçlu görünen davalılardan alacak istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup karar, davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Somut olayda, her ne kadar mahkemece davalı vekilinin ileri sürdüğü zamanaşımı defi yönünden karar verilmemiş kararda da değerlendirme yapılmamış ise de, dosya kapsamına göre davalı vekili tarafından zamanaşımı defi yasal cevap süresinde ileri sürülmediğinden artık bu yönde değerlendirme yapılmasına yasal olarak imkan bulunmadığı; ancak, davalılardan ...'in dosya kasamına göre 2000 yılından itibaren 5 yıl süre ile şirket yöneticiliği yaptığı, davalı ...'in şirketin kurucularından diğer şirket müdürü ... ile birlikte 2000 yılından itibaren 5 yıllığına 1/2 temsil yetkisi ile müdür seçildiği, şirket ana sözleşmesine göre şirketin 5 yıllığına kurulmuş olduğu, süre sonunda İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/97 E. - 2005/710 K. sayılı dosyasında şirketin tasfiyesine karar verilerek infisah nedeni ile tasfiye işlemlerini yürütmek üzere iki tane tasfiye memuru atanmış olduğu, davalı ... hakkında tasfiye memurunun hazırladığı mizana göre İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, yapılan soruşturma sonucu hizmet nedeni ile güveni kötüye kullanma suçundan açılan davada, davalı hakkında İzmir 12. ASCM'nin 2019/808 Esas 2020/385 Karar ( 2013/268 E 2014/190 Karar ) sayılı dosyasında sanığın üzerine atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçuna ilişkin yeterli ve inandırıcı kanıt olmadığından CMK'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verildiği, kararın 21/10/2020 tarihinde kararın kesinleştiği; her ne kadar delil yetersizliğinden verilen karar hukuk mahkemesini bağlamaz ise de, gerek soruşturma ve kovuşturma dosyaları gerekse eldeki dava dosyası kapsamındaki bilgi ve belgelerden davalı ...'in diğer şirket temsilcisi ... ile 1/2 oranında şirketi temsile yetkili müdür olduğu halde tek başına yaptığı iş ve işlemlerden dolayı davacı şirketi zarara uğrattığının ispat edilememiş olduğu; davalı ... ile diğer davalı ...'nın sorumluluğu gerektirecek şekilde davacıyı zarara uğrattıkları, davacı şirketin davalılardan oldukları ispat edilememiş olduğundan davalılar hakkında açılan davanın ayrı ayrı reddi gerekirken kararda yazılı olduğu şekilde davanın ... yönünden kısmen kabul edilmiş olması hatalı olup; belirtilen gerekçeye göre, davacı vekilinin itirazları haklı olmayıp tümden reddi gerekmiştir; diğer taraftan, davalı ... vekilinin itirazının kabulü ile kararın davalı ... yönünden kaldırılarak hakkında açılan davanın tümden reddine karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle,
HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine, davalı ... vekilinin istinaf itirazlarının HMK 353/1-b-2. maddesi uyarınca kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak Dairemizce yeniden hüküm tesisine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.Davacı vekilinin İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 29/04/2021 tarihli 2011/529 Esas ve 2021/451 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2.Davalı ... vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 29/04/2021 tarihli 2011/529 Esas ve 2021/451 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, KALDIRILAN KARARIN YERİNE GEÇMEK ÜZERE; "a-Davanın REDDİNE,
b-Alınması gereken 427,60-TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 4.478,50-TL' den mahsubu ile kalan 4.050,90-TL' nin kararın kesinleşmesinden sonra ve talep halinde davacıya iadesine, c-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 45.676,99-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile anılan davalıya verilmesine, -Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. Hükümlerine göre hesap ve takdir edilen 10.400,62-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... ' e verilmesine, d-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, e-Davalılar tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, f-Kullanılmayan gider ve delil avansının kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine" ŞEKLİNDE YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE,
3.İSTİNAF AŞAMASINDA; Davacıdan alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından peşin alınan 59,30-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 368,30-TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine), Davalı ...'den alınan istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,
4.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
5.İstinaf incelemesi esnasında davalı ... tarafından yapılan 162,00-TListinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine,
6.HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,
7.İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
8.Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 28/03/2024