Esas No
E. 2020/1385
Karar No
K. 2024/823
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Genel Hukuk

T.C.

İZMİR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2020/1385
KARAR NO: 2024/823

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 12/12/2019

NUMARASI : 2019/305 Esas 2019/1287 Karar

DAVA: İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ: 18/04/2024
KARAR YAZIM TARİHİ: 18/04/2024

İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/305 Esas ve 2019/1287 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili, dava dilekçesi ve duruşmalarda özetle; müvekkilinin davalıdan olan alacağı nedeniyle davalı aleyhine İzmir 9. İcra Müdürlüğünün 2014/4724 E. Nolu dosyası ile yapılan takibin, borçlunun söz konusu takipte borcun faizi ile birlikte tüm dosya borcuna itiraz ettiğini, takibin durduğunu, borçlunun icra takibine vaki itirazının haksız ve kötü niyetli olduğunu beyan ile davalı borçlunun itirazının iptali takibin devamına, alacağın % 20 sinden az olmamak üzere müvekkili lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür.

CEVAP

Davalı şirkete usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen, davalı tarafın duruşmalara iştirak etmediği gibi davaya cevap da vermediği görülmüştür.

DELİLLER

Davacı iddiasını ispata yönelik olarak; İzmir 11. İcra Müdürlüğünün 2014/16555 esas sayılı takip dosyası, cari hesaptan kaynaklanan hesap ekstresi, taraflara ait ticari defter ve kayıtlar, bilirkişi incelemesi, her türlü yasal delillere dayandığı görülmüştür.

İzmir 11. İcra Müdürlüğünün 2014/16555 Esas sayılı takip dosyasının tetkikinde; alacaklı ... vekili tarafından, borçlu ... A.Ş. Adına cari hesaptan kaynaklı 10.807,80 TL alacağın asıl alacak kısmına takip tarihinden itibaren işleyecek yıllık % 9 faizi, icra harç ve masrafları, vekalet ücreti ile birlikte B.K.100'e göre tahsili için T.C. İzmir 9. İcra Dairesinin 2015/4724 sayılı dosyası ile 31/03/2015 tarihinde davalı aleyhine 7 örnek icra takibi başlatıldığı, İzmir 9. İcra Dairesi tarafından borçlunun resmi kayıtlı adresine gönderilen ödeme emrinin 06/04/2015 tarihinde tebellüğ edildiği, borçlunun 13/04/2015 tarihli itiraz dilekçesiyle gerekçe belirtilmeksizin borca, faizine ve tüm ferilerine itiraz ettiği, davalı borçlunun süresinde yapmış olduğu itiraza binaen takibin durduğu görülmüştür.

Davacının dilekçeleri ekinde sundukları belgeler ile dosyaya teminini istediği belge ve kayıtların teminine mütakiben, dava dosyası bilirkişi S.M.Mali Müşavir ...'a tevdi olunmuş, bilirkişi yapmış olduğu inceleme sonunda, düzenlediği 30/11/2016 tarihli rapor ile davacının 2014 yılına ilişkin sunulan defterlerin noter açılış ve kapanış tasdiklerinin yasal süresinde yaptırılmış olması sebebiyle HMK.222. Maddesi gereği "yasal defterlerin münderecatı sahibi lehine delil kabul edilir" hükmüne uygun olarak kesin delil vasfına sahip olduğu, davalının yasal defterlerini sunmadığı, davacının incelenen 2014 yılı yasal defter kayıtlarına göre, davacının davalı adına 14/03/2014 tarihinden 19/08/2014 tarihine kadar fatura ile hizmet sunduğu, takip ve dava tarihi itibari ile davalıdan 10.807,80 TL cari hesap alacağının olduğu, bakiye alacağın kaynağında 27/06/2014 tarihli 168125 nolu 10.808,80 TL lik faturanın olduğu, bu fatura haricindeki tüm fatura bedellerinin peşin olarak ödendiği, hatta 1 TL fazladan ödeme olması sebebi ile 10.807,80 TL lik cari bakiye alacağının kaldığı, davalı yanca dava dosyasına savunma sunmadığı takip dosyasına sunduğu itiraz dilekçesinde borca itiraz ettiği ancak ödeme yapan olarak ödeme yaptığını ispata yarar tavsik edici bir ödeme belgesi sunmamış olması sebebi ile aksi ispat edilmedikçe davacının davalıdan takip ve dava tarihi ile ile 10.807,80 TL alacaklı olduğunun bildirildiği görülmüştür.

06/07/2017 tarihli oturumda, davacı vekiline müvekkili şirketçe davalı şirkete, hizmet verilip verilmediği ve dilekçesine ekli olarak sunulan mail yazışmalarının davalı şirkete ait olup olmadığı hususunda , davalı şirket yetkilisinin isticvabını veya davalı tarafa yemin teklifinde bulunup bulunmayacağı sorulmuş, davacı vekili ise; dosyanın tekamül ettiğini, davalı tarafın isticvabına gerek olmadığını, ayrıca yemin teklifinde bulunmayacaklarını, araştırılmasını istedikleri başkaca husus bulunmadığından davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.

Mahkememizce 2015/759 Esas sayılı dava dosyası üzerinde yürütülen yargılama sonunda, 06/07/2017 tarih, 2015/759 Esas 2017/727 Karar sayılı ilamı ile, davacı tarafın icra takibine konu edilen alacağın doğumuna esas taraflar arasında ticari ilişki olup olmadığı, var ise işbu ticari ilişki kapsamında davalıya hizmet sunumunda bulunulduğu ve sunulan hizmet karşılığı alacaklı olduğuna dair iddiasını kanıtlayamadığından davanın reddine karar verildiği görülmüştür.

Mahkememizin 2015/759 Esas, 2017/727 Karar ve 06/07/2017 tarihli ilamı ile verilen karar, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. HD'nin 2017/1947 Esas, 2019/972 Karar ve 26/04/2019 tarihli kararı ile "Davaya konu icra takip dosyasına vaki borçlu itirazı borçlu vekili tarafından yapılmış olup taraf teşkili tebligatları ve aşamalardaki ihtar içeren tebligat borçlu asıla yapılmış olmakla davada usulüne uygun taraf teşkili ve temsil ilişkisi sağlanmamıştır. Tebligat Kanunu'nun 11. maddesine göre vekille takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Duruşma gün ve saatini bildirir tebligatın da vekile tebliği gerekir. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/36321-2018/2344, 11. HD E: 2002/013116, K: 2003/005466) Hukuki dinlenilme hakkı ve silahların eşitliği ilkelerine aykırılık nedeniyle sair istinaf nedenleri incelenmeksizin istinaf talebinin kabulü" şeklinde bozma kararı verilerek, dava dosyası Mahkememizin 2019/305 Esasına kaydı yapılmıştır.

DEĞERLENDİRME

Dava; taraflar arası ticari ilişkiden kaynaklandığı iddia edilen alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin olduğu, yapılan yargılama, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamından anlaşılacağı üzere: her ne kadar İzmir BAM 17.HD.'nin 26/04/2019 tarih, 2017/1947 Esas 2019/972 Karar sayılı ilamı ile, mahkememizin davanın reddine ilişkin ilamının, davacı vekilinin istinaf talebi üzerine yapılan incelemesi sonucu, icra dairesine borçlu şirketin vekil aracılığıyla itirazda bulunduğu, TK.11 md.göre vekil ile takip edilen işlerde, tebligatın vekile yapılması zorunluluğuna uyulmadan asile tebligat yapılarak yargılamanın sonuçlandırılması işleminin hukuki dinlenme hakkı ve silahların eşitliği ilkelerine aykırılık teşkil ettiğinden bahisle, mahkememizin red kararının kaldırılmasına karar verilmiş ise de;

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01/03/2017 tarih, 2015/22-1048 Esas 2017/380 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, itirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davası olup takip alacaklısı tarafından ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır. Yine Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 2016/8189 Esas 2019/17967 Karar , Yargıtay 22.Hukuk Dairesinin 2017/23085 Esas 2019/13425 Karar , Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 2019/2891 Esas 2019/8936 Karar , Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 2008/960 Esas 2008/3381 Karar , Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2009/2855 Esas 2010/9270 Karar sayılı emsal içtihatlarında da açıklandığı üzere, vekilin umumi vekaletname ile yetkilendirilmiş olması, müvekkilinin talimatı olmadan tüm davaları takip etme yetki ve zorunluluğunu ona yüklenemeyeceği, itirazın iptali davası bakımından borçlunun takibe itiraz aşamasında tayin ettiği vekilin bu davada yetkili bulunup bulunmadığı, davanın açılması sırasında belirli olmadığından dava dilekçesinin vekil yerine asile tebliği gerektiği, TK.nun 11.md.hükmünün icra dairesine itiraz eden vekilin takip hukukunun devamı niteliğindeki icra mahkemesinde açılan davalarda ve icra dosyasında yapılacak tebligat işlemlerinin vekile tebliği zorunluluğu getirmekte ise de; müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davası niteliğindeki itirazın iptali davasında da, TK.11.md.deki hükmün işbu dava yönünde de uygulanması halinde, işbu davayı takip etme zorunluluğu bulunmayan icra takibine itiraz etmiş olan vekile tebliği ile tebligata rağmen dosyaya vekalet sunmayan vekilin yokluğunda yargılamaya devamla, yargılamanın sonuçlandırılması halinde , işbu davadan haberdar olmayan asıl borçlunun savunma hakkının kısıtlanacağı, işbu durumun adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil edeceği, bu nedenle de, itirazın iptali davasını takip etme zorunluluğu bulunmayan vekil yerine asile tebligat yapılması, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması gerektiği, mahkememizce de davalı borçlu asile dava dilekçesinin tebliği ile yargılamaya devamla karar verildiği, verilen kararın işbu nedenle usul ve yasaya uygun olduğu, vekile tebliğ zorunluluğu bulunmadığı kanaati ile, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'nin 17.Hukuk Dairesinin kaldırma kararı gerekçesine mahkememizce katılınmadığı...'' gerekçesi ile; Davanın reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen red kararının ve gerekçesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı taraf ile yapılan 21.01.2015 tarih ve 17.04.2015 tarihli e-mail yazışmalarını ve yazı içeriğinde bulunan davalı ikrarının dikkate alınmadığını, eksik ve hatalı inceleme ile hüküm kurulduğunu, ticari defter ve kayıtlara dayanmış olmalarına rağmen faturanın miktarı da göz önüne alınarak yerel mahkemece vergi dairesi kayıtlarının celp edilmediğini, BS formlarında görüleceği üzere bilirkişi raporunda da kesin delil mahiyeti kabul edilen müvekkili şirket defterinde işli faturaların vergi dairesine verilen BS formunda yer almakta olduğunu, davalının bağlı olduğu vergi dairesine müzekkere yazılıp davalı şirkete ait BA-BS formlarının celp edilmesi sağlanmadan, delilleri tam olarak toplanmadan davanın reddine karar verilmesinin de hatalı olduğunu, müvekkilinin defter ve kayıtlarını inceleyen ve bunların usulüne uygun tutulduğunu ve kanunen kesin delil olduğunu açıkça raporunda ifade eden 30.11.2016 tarihli bilirkişi raporunu da tamamen dışlayıp davanın reddine karar vermesinin kabul edilemez olduğunu, müvekkilinin ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmasından dolayı sahibi lehine kesin delil niteliğinde olduğunu davalının ticari defterlerini ibraz etmekten kaçındığından müvekkilinin ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatının mümkün olduğundan davalı şirket yetkilisinin yemin ve isticvab edilmesine gerek bulunmadığını ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, cari hesap alacağının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.

İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış;

2.fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre “(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”

İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.

Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. ''...HMK'nun 199. maddesinde ”Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.” yazılıdır. Bu düzenleme ile mail ve telefon mesajları da belge olarak kabul edilmiştir.

HMK'nun 202. maddesinde de (1)Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2)Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.” şeklinde düzenleme getirilerek bu tür belgeler delil başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

Uyuşmazlık konusu olayda davacı davasını ispat etme yükümlülüğü altındadır. Davacı delil olarak davalı ile karşılıklı olarak birbirlerine gönderdikleri mesajlara da dayandığından, davacının mail çıktısı delillerinin davalı tarafından gönderilip gönderilmediği, içeriğinde bahsi geçen borç ilişkisinin nereden kaynaklandığının davalıya sorulması ve az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda davalı beyanlarının değerlendirilmesi için 6100 sayılı HMK’nın 169 vd. (HUMK.nun 230 vd) maddeleri gereğince davalıya meşruhatlı isticvap davetiyesi çıkarılarak mail çıktıları hakkında açıklama yaptırıldıktan sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir...'' (Bknz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 07/06/2018 tarih ve 2016/12900 Esas 2018/6753 Karar sayılı İlamı) ''...Dava, nakliye ücretinin tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup mahkemece sadece davalının defterlerine kaydedilen tutar yönünden davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Ancak, davacı tarafından ibraz edilen e-posta yazışmalarında davacının uyuşmazlık konusu nakliye hizmeti için teklifte bulunduğu anlaşılmış, davacı, teklifin kabul edildiğine dair e-posta mesajı ibraz etmiş, davalı vekili bu e-postaların müvekkili tarafından gönderilmediği yönünde bir itiraz ileri sürmemiştir. Bu durumda e-posta mesajların delil başlangıcı mahiyetinde olduğu kabul edilip davacının gösterdiği tanık dinlendikten sonra ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir...'' (Bknz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15/06/2015 tarih ve 2015/3191 Esas 2015/8281 Karar sayılı İlamı)

Yukarıdaki açıklamalar ve Yargıtay içtihatları ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle davanın esası yönünden davacı tarafından delil olarak sunulan e-posta hesabının davalıya ait olup olmadığı, davalı tarafından gönderilip gönderilmediği yönünde ilgili yerlerden araştırma yapılarak 6100 sayılı HMK'nın 199. maddesi gereğince e-posta mesajlarının yazılı delil başlangıcı mahiyetinde olduğu kabul edilip davacının gösterdiği tanık dinlendikten ve gerekirse 6100 sayılı HMK’nın 169 vd. maddeleri gereğince davalıya meşruhatlı isticvap davetiyesi çıkarılarak e-posta çıktıları hakkında açıklama yaptırılması yönünde davacı vekilinin yargılama sırasında 06.07.2017 tarihli celsede davalı şirket yetkilisinin isticvabı ve iddianın ispatlanması yönünde davalı tarafa yemin verdirilmesi yönünde taleplerinin olmadığının bildirilmesine, davacı tarafından hizmet verildiğinin kesin delillerle ispatlanamamasına, usul yönünden ise Dairemizin kaldırma kararına karşı ilk derece mahkemesince direnme kararı verme hakkının bulunmamasına ve Dairemiz kaldırma kararı gerekçesi doğrultusunda ilk derece mahkemesince yasal olarak davalı yönünden usuli işlemleri yerine getirme zorunluluğu bulunmasına rağmen ilk derece mahkemesince esastan verilen yeni kararın davalı lehine olmasına, istinaf kanun yoluna sadece davacı tarafından başvurulmasına, son olarak verilen yeni kararın esas yönünden sonucu itibariyle doğru olmasına ve ayrıca Dairemiz kaldırma kararından sonra Dairemizce de uzun zamandır itirazın iptali davasında dava dilekçesi ve duruşma gününün önce davalı asile tebliğe çıkartılmasında ve tebliğ edilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığından davalının savunma hakkının kısıtlanmamış ve taraf teşkilinin usulüne uygun olarak sağlanmış olduğunun kabul edilmesine göre; kanunun olaya uygulanmasında ve esas yönünden gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1.İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/12/2019 tarih ve 2019/305 Esas 2019/1287 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2.İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 427,60.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 54,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

3.İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4.İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

5.Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 18/04/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
REDDİNE ISTINAFHUKUK HUKUK Genel Hukuk 6100 sayılı HMK'nın 199. maddesi gereğince e-posta mesajlarının yazılı delil başlangıcı mahiyetinde olduğu kabul edilip davacının gösterdiği tanık dinlendikten ve gerekirse 6100 sayılı HMK’nın 169 vd. maddeleri gereğince davalıya meşruhatlı isticvap davetiyesi çıkarılarak e-posta çıktıları hakkında açıklama yaptırılması yönünde davacı vekilinin yargılama sırasında 06.07.2017 tarihli celsede davalı şirket yetkilisinin isticvabı ve iddianın ispatlanması yönünde davalı tarafa yemin verdirilmesi yönünde taleplerinin olmadığının bildirilmesine, davacı tarafından hizmet verildiğinin kesin delillerle ispatlanamamasına, usul yönünden ise Dairemizin kaldırma kararına karşı ilk derece mahkemesince direnme kararı verme hakkının bulunmamasına ve Dairemiz kaldırma kararı gerekçesi doğrultusunda ilk derece mahkemesince yasal olarak davalı yönünden usuli işlemleri yerine getirme zorunluluğu bulunmasına rağmen ilk derece mahkemesince esastan verilen yeni kararın davalı lehine olmasına, istinaf kanun yoluna sadece davacı tarafından başvurulmasına, son olarak verilen yeni kararın esas yönünden sonucu itibariyle doğru olmasına ve ayrıca Dairemiz kaldırma kararından sonra Dairemizce de uzun zamandır itirazın iptali davasında dava dilekçesi ve duruşma gününün önce davalı asile tebliğe çıkartılmasında ve tebliğ edilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığından davalının savunma hakkının kısıtlanmamış ve taraf teşkilinin usulüne uygun olarak sağlanmış olduğunun kabul edilmesine göre; Kanunu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu HMK md.202 HMK md.200 K6100 md.1 HMK md.199 HMK md.169 HMK md.355 HMK md.362 HMK md.353 K6100 md.199 K4721 md.6 K6100 md.355
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.