13. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/2054
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARI VEREN
MAHKEME: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 30/03/2021
DOSYA NUMARASI: 2018/828 Esas - 2021/310 Karar
İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında uzun döneme dayalı ticari ilişki bulunduğunu, müvekkili şirketin davalının Mersin Bölge bayisi olarak kendisinden çimento satın aldığını ve aynı zamanda davalı şirkete demir cevheri sağladığını, davalı şirketin kendisine sağlanan demir cevheri için kendi belirlediği usullere göre sürekli olarak haksız şekilde "penalite" kesintileri yaptığını, tek taraflı yapılan hesaplamalarla elde edilen tutarların müvekkilinin alacaklarından düşüldüğünü, kesinti yapılması gerekçesi olarak gelen demir cevherinin "Fe203" değerlerinin belirlenen kriterlerden daha düşük olmasının gösterildiğini, müvekkili tarafından getirilen ve yüksek kalitede olan ürünler için ücret farkı ödenmediği gibi, bu farklar düşük olduğu iddia edilen kısım ile tenkis de edilmediğini, yine bu kesintiler yapılır iken üzerinde her hangi bir anlaşma olmadığı halde davalı şirketçe tek taraflı belirlenen katsayılar uygulandığını, bu kesintilerin dışında, müvekkili şirket tarafından sağlanan demir cevherinin nakliyesi hizmetine ait nakliye ücretlerinin de düzeltilmesi istemlerinin hiçbir şekilde kabul edilmediğini, davalı şirketin piyasadaki hakim gücünü kullanarak yüklü miktarda mal alımı yaptığını, bu konuda yatırım gerçekleştirdiğini, alt bayileri olduğunu bilerek demir cevheri sağlama işini sürekli olarak kötüye kullandığını, bu konuda müvekkili şirketten gelen itirazları,'' bayilik -çimento satımı işini iptali tehdidi '' ile reddettiğini, davalı şirketin en son düzenlediği ''e-fatura" ile müvekkili şirketin alacağından ''demir cevheri fiyat farkı" açıklaması '' ile ¨ 413.000,00 kesinti yaptığını, bundan kısa bir süre sonra da tüm işlemleri durdurduğunu, bu davranışı ile müvekkili şirketin ekonomik olarak bitirilmesinin amaçlandığını ve milyonlarca ifade edilecek zararlara neden olunduğunu, davalıya noterden gönderilen ihtarnameye dönüş yapılmadığını, faturada ayrıca mal bedeli olarak ¨350.000,00 ve mal miktarı olarak ise 1 ton yazıldığını, davalıya tonu KDV dahil ¨413.000,00 bedel olan iş yapılmadığını... ileri sürerek ¨ 413.000,00 olan alacaklarının 30.11.2017 tarihinden itibaren bankalara uygulanan en yüksek ticari faizi ile birlikte davalı şirketten alınmasına karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin Silifke İlçesi, Akdere mevkiinde kurulu çimento fabrikasının sahibi ve işleticisi olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin önce nakliye işleri olarak başladığını, davacının zaman içinde demir cevherini bizzat sağlayıp müvekkile satabileceğini söylemesi üzerine taraflar arasında 27.10.2016 tarihli tedarik sözleşmesi imzalandığını, sözleşme ile belirlenen 15.000,00 ton cevherin teslimi tamamlandıktan sonra zaman zaman davacının teklifleri/icapları kapsamında parti parti demir cevheri satın alınmaya devam edildiğini, sağlanan demir cevherinin istenilen özellikleri taşıyıp taşımadığının uygulamada laboratuvar analizleri sonucu belirlendiğini, sonuçların belli bir zaman sonrası ortaya çıktığını, sağlanan cevherin istenilen nitelikleri, hedef kaliteyi karşılamaması durumunda sektörde "penalite" olarak tanımlanan, hukukta ise ceza şartı olarak adlandırılan düzeltmeler yapıldığını, cevher yola çıktığında irsaliye düzenlendiğini, irsaliyeden en geç 7 gün içinde fatura düzenlenmesi gerektiğini, faturaya ise 8 gün içinde itiraz edilebildiğini, tonlarca ağırlıktaki teslim alınanın kimyasal analiz sonuçlarının alınmasının toplam 15 günde bitirilebildiğini, analiz sonuçlarına göre iade faturası veya benzer adlar altında düzenlenen faturalar ile taraflar arasındaki hesabın yapıldığını, malın istenen kalitenin üzerinde çıkması halinde ise satıcının ek fatura düzenlediğini, dava konusu faturanın üzerinde hangi amaçla düzenlendiğinin açık olduğunu, davacının 8 gün içinde faturaya itiraz etmediğini, faturanın düzenlendiği tarihten bir yıl geçtikten sonra dava açılmasındaki amacın anlaşılamadığını, dava konusu faturadan sonra davacı şirketin müvekkiline 07.12.2017 ile 31.12.2017 tarihleri arasında 14 ayrı satış faturası düzenlediğini, bu durumunda davacının mal satışına devam ettiğini gösterdiğini, davacının faturanın kendilerine zorla imzalattırıldığına ilişkin yakınması üzerine başlatılan soruşturma sonucu davalı şirket çalışanları hakkında takipsizlik kararı verildiğini, dava konusu faturanın davacı şirket yetkilisi tarafından imzalanarak kabul edildiğini, davacı tarafın 06.06.2018 tarihinde yaptığı yakınmadan sonra 11.07.2018 tarihinde gönderdiği ihtarnameye kendilerince Adana ... Noterliğinden gönderilen 01.08.2018 tarihli ... yevmiye sayılı ihtarname ile yanıt verildiğini, davacı şirket ile olan ticari ilişkin hukuka uygun ve saygı çerçevesinde sürdürülüp sonuçlandırıldığını, açılan davaya anlam verilemediğini belirterek, açılan davanın reddine karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 30/03/2021 tarih ve 2018/828 Esas - 2021/310 Karar sayılı kararı ile; " Dava,alacak istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişiler ..., ... ve ... tarafından mahkememize sunulan 30/07/2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Taraf ticari defter kayıtlarının Siirt ili ve Silifke ilçelerinde bulunmaları nedeniyle taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılamadığını, dava konusu 30.11.2017 tarihli, KDV dahil ¨413.000,00 bedelli "birim fiyatı ¨ 350.000,00" olarak, miktarı ise "1 ton" olarak gösterilen ... numaralı "iade faturası tipinde" düzenlenen "demir cevheri fiyat farkı" faturasının taraf ticari defter kayıtlarında yer aldığının ve 8 günlük yasal süre içinde davacı satıcı tarafından içeriğine itiraz edilmediğinin çekişmesiz bulunduğunu, beliren duruma göre dava konusu faturada yazılı düzenlenme nedeninin gerçeğe uymadığını kanıt yükünün faturayı kabul eden davacı tarafa düştüğünü, dava dosyasında bu konuda inceleme ve değerlendirme yapılabilecek kanıtların yer almadığını, dava konusu faturanın ayrıca davacı şirketin ortağı tarafından imzalandığının ileri sürüldüğünü, ancak buna ilişkin fotokopinin dosyaya sunulmadığını, dava konusu faturanın davacı şirkete zorla kabul ettirildiği iddiası ile davacı şirket ortaklarından ...'ın yakınması üzerine ... ve ... isimli davalı şirket yetkilileri hakkında Silifke Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/3234 soruşturma numarası ile başlatılan soruşturma sonucu 18.07.2018 tarihinde "Kovuşturmaya Yer Olmadığına" karar verildiğini, kararın kesinleşip kesinleşmediğinin belirsiz olduğunu, davacı şirketin dava konusu faturanın düzenlendiği tarihten sonraki tarihlerde de davalı şirkete maden cevheri sağlamayı ve teslim etmeyi sürdürdüğünü ve üç ayrı tarihte yazılı olarak yeni teklifler verdiğini, davacı şirketin sonraki tarihte düzenlenen 10 adet faturada yazılı mal teslimlerinin dava konusu faturadan önceki tarihte gerçekleşen satış ve teslimlerle ilgili olduğunu kanıtlaması gerektiğini bildirmişlerdir. Silifke 3. Asliye Hukuk Mahkemesinden talimat yoluyla alınan 17/01/2020 tarihli bilirkişi raporunu özetle; Davalı ... şirketi tarafından, davacı ... şirketine 30/11/2017 tarih ve ... seri numaralı 413.000,00 bedelli e- fatura düzenlendiğini, faturanın gönderi tipinin İADE, içeriğinin ise '' Demir Cevheri Fiyat Farkı'' olduğunu, faturanın davalı yan ticari defter kayıtlarında yer aldığını ve davacı yan hesabına borç şeklinde kaydedildiğini, kayıtlı bu faturanın davacı yanın alacağından kesilmek suretiyle mahsup edildiğini, dava konusu fatura içeriğinde yazılı '' Demir Cevheri Fiyat Farkı'nın kaç kg/ton bir malın ve hangi birim fiyatın farkı olduğu veya varsa başkaca bir sebebin faturada belirtilmediğini, davacı yanın itirazı da bu yönde olduğu anlaşılmakla, takdirin mahkemeye ait olmak üzere, bu hususun konusunda uzman başka bir bilirkişi tarafından teknik olarak incelenmesinin daha uygun olabileceğini, davalı yana ait ticari defterlerin elektronik ortamda tutulduğu (e-defter) ve GİB onaylı açılış ve kapanış defter beratlarının süresinde alındığının anlaşıldığını, böylece davalı yan ticari defterlerinin açılış ve kapanış onayının yasal süre içerisinde yapılmış sayılabileceğini bildirmiştir. Kurtalan Asliye Hukuk Mahkemesinden talimat yoluyla alınan 04/08/2020 havale tarihli bilirkişi raporunda; Davacı ve davalı arasında 27/10/2016 tarih ve 20161025 numaralı sözleşme düzenlendiğini ve bu sözleşmenin 12. Maddesinde cezai şartlar belirtildiğini, davacı şirket zaman, zaman bu cezaların bedelini de defalarca Panalite (ceza şartı) olarak ödediklerinin kayıtlarda görüldüğünü, kendisine tevdi edilen 2019/55 Talimat sayılı dosyada incelemelerin sonucunda ; davalı ... Tic. AŞ. 30/11/2017 tarih ve ... numaralı ¨ 413.000,00 tutarındaki faturayı, davacı şirket yetkilisi ... 30/11/2017 tarihinde dava konusu faturayı teslim ettiğini, davacı şirket yetkilisi ... aynı gün yani 30/11/2017 tarihinde ... Tic. Ltd. Şti.'nin ticari defterinin e-defter beratı onaylı ... numaralı yevmiye defteri maddesine kayıt ettiğini ve davalı şirketin cari hesabına da alacak, kendisine de borç kaydı yaptığını, davacı şirket fatura iptal davasının ise 07/09/2018 tarihinde yani faturayı aldığı tarihten yaklaşık 9 ay sonra açtığını bildirmiştir. Bilirkişiler ... , ... ve ... tarafından mahkememize sunulan 16/12/2020 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; Taraflar arasında 27.10.2016 tarihinde “Demir Cevheri Tedarik Sözleşmesi” isimli bir sözleşme imzalandığını, 15.000 ton cevherin tedarikini kapsayan sözleşmenin “3.C.” maddesinde “demir cevherinin kabul min. Fe203 değerinin %50 olacağını, cevher tenörünün bu değerin altında gelmesi durumunda, fiile değere bağlı katsayılara göre, ekte yer alan tablodaki şekilde penalite uygulanacağı…” 3.D.maddesinde ise; “Rutubetin max.%5 olacağı” hususlarının düzenlendiğini, davalı şirketin 30.11.2017 tarihinde KDV dahil ¨413.000,00 bedelli “birim fiyatı ¨ 350.000,00 ” olarak, miktarı ise 1 ton olarak gösterilen ... numaralı, “iade faturası” tipinde “demir cevheri fiyat farkı” faturası düzenlediğini, bu durumda davacı demir cevheri sağlayan şirketin davalı alıcıya satıp teslim ettiği çekişmesiz demir cevherlerinin ilk sözleşme yazılı olduğu gibi “…min. Fe203 değerinin %50 nin üzerinde olduğunu, yine rutubetin oranının max. %5 olduğunu…" kanıtlaması gerektiği görüşünde olduklarını, dosya münderecatında penalite uygulanan demir cevherinin istenilen özellikleri taşıyıp taşımadığının laboratuvar analizleri sonucu belirlenmesi gerektiğini, bu itibarla kök rapordaki görüş ve kanaatlerinin değiştirecek nitelikte herhangi bir evrak ve değerlendirme olmadığından kök raporlarındaki görüş ve kanaatlerinin değişmediğini bildirmişlerdir. Davacı vekili davalı şirkete satıp teslim ettiği maden cevherlerinden dolayı davalı alıcı şirketten alması gereken satış bedelinden, davalı yanca tek yanlı yapılan ceza uygulamaları sonucu KDV dahil ¨413.000,00 eksik ödeme alındığını ileri sürerek bu alacağın kendilerine 30.11.2017 tarihinden itibaren en yüksek ticari faizi ile birlikte ödenmesini istemektedir. Davaya konu 30.11.2017 tarihli, KDV dahil ¨413.000,00 bedelli "birim fiyatı ¨350.000,00" olarak, miktarı ise "1 ton" olarak gösterilen ... numaralı "iade faturası" tipinde "demir cevheri fiyat farkı" faturasının taraf ticari kayıtlarında kayıtlı olduğu, davacı şirketin 8 günlük yasal süre içinde dava konusu faturaya itiraz ileri sürmediği ve iade etmediği, anlaşılmaktadır. Taraflar arasında önceleri yazılı bir sözleşme ile başlayan ticari ilişkinin, ilk yazılı sözleşme ile yüklenilen satış hacmine ulaşılmasından sonra da sürdüğü yine taraf vekillerinin açıklamalarından anlaşılmaktadır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki bir ticari ilişki ve bu ilişkiden kaynaklı alacağının olduğunu iddia eden taraf bunu usulü dairesinde ispat etmesi gerekir. İspatın konusu , ispat yükünün kimde olduğu ve ispat vasıtalarının neler olduğu 6100 sayılı HMK.nun 187 ,190 ve 200'ncü maddelerinde açıkça belirtilmiştir. İspatın konusu HMK.nun 187'nci maddede “İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz.” Şeklinde belirtilirken, ispat yükünün kimde olduğu ise HMK.nun 190'ncı maddesinde “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”düzenlemesi ortaya konmuştur.İspat vasıtaları ise HMK.nun 200'ncü maddesinde “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir.Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.”düzenlemesi ile ispatın nasıl yapılacağı gösterilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27/06/2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir.
2.fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının mal satmadığını savunmakta ise, faturaya konu malın teslim edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve mal teslim edilmediğini savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde malın teslim edildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (mal satmış olsun ya da olmasın) HMK'nın 222. maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir. Yerleşik Yargıtay kararlarında bir ticari ilişki sonucu düzenlenen faturaya karşı 8 günlük yasal süre içinde itiraz edilmemesi halinde faturada yazılı fatura düzenlenme nedeninin gerçeğe uymadığının kanıt yükünün faturayı kabul eden tarafa düştüğü kabul edilmektedir. Somut olayda,davacı taraf,davalı tarafından düzenlenen ve ayrıntısı yukarıda belirtilen faturayı kabul ederek ticari defterlerine kaydetmiş ve 8 günlük süre içerisinde de itiraz atmamıştır. Buna göresözü geçen ,faturanın içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturanın içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükü davacı üzerindedir. Davacı vekili anılan faturanın sözleşmeye uygun düzenlenmediğini,bu nedenle müvekkilinin teslim ettiği demir cevheri nedeniyle hak ettiği bedelin ödenmediğini iddia etmiştir.Taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde,sözleşme uyarınca davacının davalıya satıp teslim ettiği demir cevherinin"“…min. Fe203 değerinin %50 nin üzerinde olduğunu, yine rutubetin oranının max. %5 olduğunu…" ispat etmesi gerekli olup bu yönde davacı tarafından herhangi bir delil sunulmamıştır.Davacı vekili bilirkişi kurulu ek raporuna yaptığı itirazda,numune ürünler üzerinde inceleme yapılmasını istemiş ise de,taraflar arasında bağıtlanan sözleşmenin 8.maddesinde numune analizleri ve itiraz şekli düzenlenmiş olup buna göre,davacı tarafından satılan demir cevheriinden alınacak numunelerin haftalık olarak harmanlanacağı ve karışımın 3 numuneye ayrılacağı,numunelerden bir tanesinin ödemedeki değerin tespiti için fabrika yani davalıda,bir tanesinin de firmada yani davacı kalacağı,ihtilaf halinde kullanılmak üzere şahit numunenin fabrika yani davalıda saklanacağının öngörüldüğü,fabrika(davalı) analiz sonuçlarını e-mail veya faks yoluyla firmaya(davacıya) bildireceği,bildirim tarihinden itibaren 3 iş günü içerisinde itirazın fabrikaya(davalıya) bildirilmesi aksi taktirde analiz neticelerinin firma(davacı) tarafından kabul edileceği düzenlenmiş olup davacı vekili tarafından analiz sonuçlarına itiraz edildiğine ilişkin herhangi bir belge sunulmadığından analiz sonuçları kesinleşmiştir.Buna göre davalı fabrikada kalan numuler üzerinde inceleme yaptırılması söz konusu olamayacağı gibi numunelerin geçen zaman içerisinde özelliklerini kaybetmesi ve davalının elinde olup olmadığı dahi belli olmayıp sözleşmede belirtildiği şekliyle numuneler ancak itiraz olduğunda incelenebilecektir.Bu süreç içerisinde üzerine düşen hiç bir yükümlülüğü yerine getirmeyen satıcının davalı tarafından düzenlenen faturayı ticari defterlerine kaydettikten sonra Mahkemeden numunelerin bulunup incelenmesini de talep edemez. Tüm bu belirlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde,davacı ile davalı arasında demir cevheri alım satımı konusunda yazılı bir sözleşmenin bulunduğu,bu sözleşme uyarınca davacının sattığı demir cevheri üzerinde davalı tarafından yaptırılan analiz neticelerinin davacıya bildirildiği,davacının analiz sonuçlarına bir itirazının olmadığı,davacı tarafından satılan demir cevherinin “…min. Fe203 değerinin %50 nin üzerinde , yine rutubetin oranının max. %5 olmaması nedeniyle davalı tarafından yukarıda anılan iade faturasının düzenlendiği,davacının bu faturayı ticari defterlerine işlediği ve 8 gün içerisinde itiraz edilmediği ve faturanın içeriğinin davacı yönünden kesinleştiği,davacının, davalı alıcıya satıp teslim ettiği çekişmesiz demir cevherlerinin ilk sözleşme yazılı olduğu gibi "..min. Fe203 değerinin %5'nin üzerinde olduğunu, yine rutubetin oranının max. %5 olduğunu..." usulüne uygun deliller ile ispat edemediği,Mahkemece hatırlatılmasına rağmen yemin deliline de başvurmadığı,buna göre davacının ticari defterlerine kaydettiği faturanın sözleşmeye uygun düzenlenmediğini ispat edemediğinden davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. " gerekçeleri ile; " 1-Davanın REDDİNE, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme dosyasında, müvekkil aleyhine iade faturası şeklinde kesilen fatura ile toplam 413.000 TL haksız kesinti yapıldığından bahisle bu fatura bedelinin iadesi talebiyle dava açıldığını, özetle özetle iddia ettikleri hususların ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş olup verilen kararı kabul etmenin mümkün olmadığını, Mahkemece verilen kararda; taraflar arasında düzenlenen sözleşme uyarınca, davalı tarafla müvekkil firma arasında demir cevheri alım satımı konusunda yazılı bir sözleşme bulunduğu, bu sözleşmede teslim edilecek ürünün kalitesinin belirlenmiş olduğu, davaya konu iade faturasının da davalı tarafa teslim edildiği "tartışmasız" olan ürünlerin belirlenen kalitede olmaması sebebiyle düzenlendiği, yasal süresinde faturaya müvekkil tarafından itiraz edilmediği, teslim edilen demir cevherinin belirlenen kalitede olduğuna ilişkin ispat yükünün müvekkil firmada olduğu gerekçeleriyle davanın reddedildiğini, Aşamalarda yazılı ve sözlü olarak açıklandığı üzere davaya konu faturanın herhangi bir mal tesliminden sonra düzenlenmediğini, her ne kadar mahkemece müvekkil firma tarafından davalıya teslim edilen ürünlerin varlığı tartışmasız bir olgu olarak kabul edilmiş ise de müvekkil firma tarafından davalı tarafa teslim edilen ürünler üzerinde yapılan inceleme sonucu yapılan kesintilerden farklı olarak, tek taraflı ve haksız kesinti müstakil olarak, bir mal teslimi olmaksızın düzenlenmiş olduğunu, bu hususun taraf resmi kayıtları üzerinde yapılan incelemede de netleştiğini, davalı tarafça yapılan kesintinin, sözleşmeye uygun şekilde yapılan kesintilerden olmadığını,
Davalı taraf ve müvekkil şirket ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemede, davaya konu faturanın taraf defterlerine işlendiği ve 8 günlük sürede müvekkil şirket tarafından bu faturaya itiraz edilmediği hususlarının netleştiğini, 8 günlük sürede faturaya itiraz edilmediği aşamalarda kendileri tarafından da kabul edilmiş olduğunu, bu hususta tartışma bulunmamakta olduğunu, ancak yine aşamalarda da belirttikleri üzere " iade faturası " başlığı taşıyan bu fatura ile müvekkil firmaya iade edilen bir mal da bulunmadığını, Doktrinde iade faturası düzenlenmesinin şartlarının tartışıldığını, buna göre "VUK’ta ve TTK’da fatura türlerine ilişkin bir ayrım yapılmamışken, uygulamada duyulan ihtiyaçlara istinaden çeşitli fatura türlerinin geliştirildiğinin görülmekte olduğunu, bu kapsamda " iade faturası " nın da mevzuatta tanımlanmadığını, tacirler arası uygulamada teamülen geliştirilmiş bir fatura türü olduğunu, müşteri tarafından alınan bir malın satıcıya geri verilmesi durumunda vergi kayıtlarının birbirini tevsik etmesi amacıyla uygulamada “iade faturası” düzenlenmekte olduğunu, diğer bir ifade ile iade faturasının, dayanak ticari ilişkide alıcıya teslim edilen ve fakat bir sebeple satıcıya iade edilen malların tutarının iade alındığına dair kayıt tutulmasına hizmet eden bir belge olduğunu, dolayısıyla iade faturası ile müşteri tarafından alınan bir malın tamamının satıcıya iadesi mümkün olduğu gibi, yalnızca bir kısmının da iadesinin olanaklı olduğunu, Davaya konu iade faturası sonrası müvekkil firmaya teslim edilen bir mal olmadığını, yukarıda da anlatıldığı üzere iade faturası düzenlenmesi için iade edilen bir malın bulunması gerektiğini, müvekkil firmaya iade edilen bir mal olmadığı gibi davalı tarafın bu hususta tek bir delil dahi dosyaya sunamadığını, ürün teslimine ilişkin sevk irsaliyesi ya da benzer bir evrak da sunulmadığını, bir an için bu kesintinin haklı olduğu kanaatine varılsa dahi müvekkil firmaya teslim edilen bir mal olmadığı açık olması nedeniyle iade faturasının yasal şartlarının oluşmadığı, müvekkilden yapılan kesintinin haksız olduğu hususlarının anlaşılmakta olduğunu,
Bilirkişi heyeti tarafından davalı taraf kayıtları üzerinde yapılan incelemede faturanın davalı taraf kayıtlarında yer aldığı, ancak faturada açıklama yapılmadığı, kaç kg/ ton bir malın ve hangi birim fiyatın farkı olduğunun veya varsa başkaca bir sebebinin faturada belirtilmediğinin kaydedilmiş olduğunu, yine aynı bilirkişi raporunda, "demir cevheri fiyat farkı" şeklindeki açıklamadan hareketle, mahkemece takdir edilirse, bu konuda uzman başka bir bilirkişiden konuya dair rapor aldırılabileceğinin kaybedilmiş olduğunu,
Davalı tarafın davaya konu bu kesintiye ilişkin hiçbir somut açıklama yapmamış olup bu hususun ticari kayıtlar üzerinde yapılan incelemede de netleştiğini, faturanın kayıtlara geçmesi nedeniyle kesinleşmiş olması hususunun da karine olmaktan öteye gitmemekte olduğunu, iade faturası düzenleyen tarafın, yalnızca kayıtlara işlenmiş olması nedeniyle kesin olarak alacaklı sayılmasının hukuken korunmayacağını, aksinin iddia edilmesi durumunda faturayı düzenleyen tarafın, faturanın haklılığını ispat etmesi gerektiğini, aşamalarda sunulan Yargıtay kararlarının da bu şekilde olduğunu, yapılan inceleme sonucu bu kesintinin bir ürün teslimi sonrası yapılmadığı, ürün alımı ya da iadesine ilişkin olmadığı hususlarının anlaşılmış olduğunu, Bu sebeple, dosyada aldırılan ilgili bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere; davalı tarafın konuya dair gösterebileceği kayıtlar veya konuya ilişkin bir açıklama yapılması halinde açıklanan bilgi, belge ve eşyalar üzerinde; yine bütün ürün teslimlerinin gerçekleştiği, davalı tarafa ait fabrikada tutulması gereken, dava dilekçesine ekli sözleşme uyarınca yapılan penalite kesintilerine ilişkin numuneler üzerinde, davaya konu dönem sınırlı tutulmak üzere, konusunda uzman bilirkişilerce, yerinde inceleme yapılması gerektiğine ilişkin taleplerinin de mahkemece reddedildiğini, taleplerinin kabulü halinde - davalı tarafça sunulması halinde- fatura içeriği ile uyuşan bir kayıt bulunamayacağını, Mahkemece davanın reddi sebebiyle hükmedilen vekalet ücretinde de hataya düşüldüğünü, avukatlık asgari ücret tarifesinin davanın reddi halinde hükmedilecek vekalet ücretini belirleyen 13. maddesinin dördüncü fıkrasında; "Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur." hükmü bulunmakta olduğunu, bu sebeple kabul anlamına gelmemek kaydı ile davanın reddi halinde hükmedilmesi gereken vekalet ücretinin maktu vekalet ücreti olması gerektiğini, Açıklanan nedenlerle kararın kaldırılarak davanın kabulü yönünde yeniden hüküm kurulmasına, aksi kanaat halinde dosyanın yeniden inceleme yapılması için ilk derece mahkemesine iade edilmesine karar verilmesini talep etmek gerektiğini beyanla; Açıklanan nedenlerle; Davanın reddi kararının kaldırılarak davanın kabulü yönünde yeniden hüküm kurulmasına, aksi kanaat halinde vekalet ücretinin maktu olarak belirlenmesine, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde dosyanın yerel mahkemeye iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedilen demir cevheri tedarik sözleşmesi kapsamında davalı tarafından haksız olarak demir cevheri fiyat farkına ilişkin iade faturası düzenlendiği ve davacı alacağından haksız mahsup edildiği iddiası ile mahsup edilen alacağın davalıdan tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Taraflar arasında 27/10/2016 tarihli demir cevheri tedarik sözleşmesi akdedildiğine, bu sözleşme kapsamında davacının davalıya demir cevheri tedarik ettiğine dair bir ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki istinafa gelen temel ihtilaf; davalı tarafından davacıya düzenlenen 30/11/2017 tarih ve 413.000,00 TL bedelli demir cevheri fiyat farkına ilişkin iade faturasının taraflar arasında akdedilen sözleşmeye uygun olup olmadığı, söz konusu faturanın davacı açısında kesinleşip kesinleşmediği, davalı tarafından davacı alacağından mahsup edilen faturanın ve alacağın haklı olup olmadığı, davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarı hususlarındadır.
HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki tarafların iddia ve savunmalarına, bilirkişi raporlarına, 27/10/2016 tarihli demir cevheri tedarik sözleşmesine, tarafların ticari defter ve kayıtlarına, dava konusu faturanın taraflar arasındaki sözleşmenin 3 ve 8. maddesine göre ve fiili uygulamaya uygun olarak düzenlenmiş olmasına, davacı tarafından dava konu faturanın itiraz edilmeksizin ve iade faturası düzenlenmeksizin defter ve kayıtlarına davalı lehine alacak olarak kaydedilmesine ve söz konusu faturadan sonra da taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesine göre fatura içeriğinin davacı yönünden kesinleşmesine ve kabul edilmesine, fatura içeriğinin aksinin ve sözleşmeye uygun olarak düzenlenmediğinin davacı tarafından ispat edilememesine, davacı tarafından dava dilekçesi ve cevaba cevap dilekçelerinde davacı tarafından davalıya teslim edilen demir cevheri üzerinde davalı tarafından yapılan analiz sonuçlarına itiraz edildiğine ve doğru olmadığına ve bu yönde inceleme yapılmasına ilişkin herhangi bir iddia ve talep ileri sürülmediği gibi bu yönden herhangi bir delile de dayanılmamasına, sonradan talep edilen bu hususun iddianın genişletilmesi niteliğinde olmasına ve davalı tarafından açıkça muvafakat edilmemesine, davacı tarafından dava konusu fatura karşılığında herhangi bir mal teslim edilmediği iş yapılmadığı iddia edilmiş ise de faturanın mal teslimi veya iş karşılığında düzenlenmemesine, sözleşme kapsamında düzenlenen fiyat farkı faturası olmasına, dava konusunun maddi tazminat talepli dava olmayıp, sözleşme kapsamında davacı alacağından haksız olarak mahsup edildiği iddia edilen alacağın davalıdan tahsili davası olmasına göre Mahkemece karar tarihindeki AAÜT'nin 13/1 maddesi uyarınca red edilen miktar üzerinden davalı lehine nispi vekalet ücretine takdir edilmesinin yerinde olmasına, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına,
HMK'nın 355/1 maddesi uyarınca incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiş ve davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.