3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARARIN
Mahkememizde görülmekte olan Sözleşmenin İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA
Davacılar vekilinin Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 22/03/2022 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle ; Müvekkillerinin İran uyruklu olup sonradan Türk vatandaşlığı kazandıklarını, İran'da ticaretle uğraşan davacıların, Türkiye'de de kimya, medikal ve inşaat sektöründe faaliyette bulunmak için şirket kurmak istediklerini, ancak Türkçe ve Türkiye konusunda yeterli bilgileri olmadığını, bu amaçla tanıştıkları davalı ...'den kendilerine yardımcı olmasını istediklerini, ...'in müvekkillerini Türkiye'de ticaret yapabilmeleri için mutlaka bir Türk ortağın da olması gerektiğine ikna ettiğini, bunun üzerine müvekkillerinin ...'in de ortak olduğu ... Yapı Kimyasalları San. ve Tic. A.Ş. (... Yapı Kimyasalları A.Ş.), ... İnşaat Mimarlık San. ve Tic. A. Ş. ve ... Kimya Medikal San. ve Tic. Ltd. Şti.'ni kurduklarını, bu şirketlerden ... Yapı Kimyasalları A.Ş. firmasında ortak olarak davacılardan ... ve davalı ...'in kuruluştan 09.09.2021 tarihine kadar faaliyet gösterildiğini, şirkete 24.03.2021 tarihinde 2021 model .... plakalı .... markalı ve 29.03.2021 tarihinde 2021 model ... plakalı ... markalı araçlar satın alındığını, araçların güncel değerinin 3.500.000.-TL civarında olduğunu, araçların peşinatının davacı ... tarafından ödendiğini, araçların kalan ödemelerinin ... tarafından karşılanmaya devam edildiğini, şirketin limited şirketten anonim şirkete dönüşme sürecinde giderlerin ve şirketin tüm ihtiyaçlarının davacı ... tarafından gönderilen ödemelerle karşılandığını, şirketin yurt dışından ithal ettiği hammaddelerin bedellerinin ... tarafından karşılandığını, davalının herhangi bir sermayesi olmayan bir kişi olduğunu ve şirketin Türk ortağı olarak görünmesi ve işlerine yardımcı olması için ücret karşılığı çalışan bir kişi olduğunu, zamanla Türk vatandaşlığı da kazanan ve Türkiye'de yabancı olarak da iş yapabileceklerini anlayan müvekkillerinin görünürde davalının üzerinde olan hisseleri davalıdan devir aldıklarını, böylece .... Yapı Kimyasalları A.Ş.'nin paylarının tamamıyla davacılara geçtiğini, diğer şirketlerde ise davalının ortaklığının devam ettiğini, .... Yapı Kimyasalları A.Ş.'deki ortaklığı sona erse de davalının diğer şirketler üzerinden müvekkilleri ile ortaklığının ve devrettiği firmadaki yetkilerinin devam ettiğini, davalının .... Yapı Kimyasalları A.Ş.'de Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak görevine devam ettiğini, bu sırada İran kökenli müvekkillerinin şirkete ortak olmaları nedeniyle bankalarda özellikle döviz hesabı açılmasında bazı sorunlar yaşandığını, firmanın bankalarla sıkıntı yaşamasının nedeni araştırıldığında, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran ambargosu nedeniyle bankaların İran uyruklu ya da kökenli kişilerle çalışmaktan çekindiklerinin anlaşıldığını, sonrasında ... Bankası ile yapılan görüşmelerin olumlu sonuçlandığını ve ... Bankası'nda hesap açıldığını, şirketin bankalarla çalışabilmesinin önünde bir engel kalmadığını, fakat 31 Aralık 2021 tarihinde davalının telaşlı bir şekilde müvekkili .......'in yanına gelerek; yeni hesap açılan ...... Bankası ile de aynı sorunların yaşandığını, olayı avukata sorduğunu, İran uyruklu kişilerin şirketteki ortaklıklarına hemen son verilmesi gerektiğini, 2021 bitmeden önce şirkete ortak olmaya devam etmeleri durumunda Amerikan ambargosu nedeniyle şirketin tüm malvarlıklarına el konulacağını söyleyerek hisselerin derhal kendine devrini istediğini, yılbaşı öncesi paniğe kapılan müvekkili ....'in alelacele davalı ile notere gittiğini, Türkiye'de bulunan diğer ortaklar ....'ı da notere çağırdığını, hazır olan ortakların hisselerini şüpheliye devrettiğini, yurt dışında yaşayan ....'ın hissesini ise ...'ın vekaleten davalıya devir ettiğini, yılbaşı sonrasında davalının apar topar şirketi taşıdığını ve şirketin malvarlığı olan araçları da saklayarak ortadan kaybolduğunu, davalının hali hazırda bir kuruş bile harcamadığı şirketi ve şirketin malvarlığını ele geçirdiğini, yukarıda detaylıca izah edilen koşullarda imzalanan dava konusu hisse devir sözleşmelerinin, bedelin ahlaka aykırı derecede düşük olması sebebiyle kesin hü ikle malul olduğunu, şirkete alınan araçların değerinin 3.500.000 TL olduğunu, şirketin halen ithalat ihracat yapan faal bir şirket olduğunu, şirketin hissenin sayın mahkemece bilirkişiler aracılığıyla tespit edildiğinde, mezkur devir bedelinin çok düşük olduğunun tespit edileceğini, kaldı ki hisse devir sözleşmelerinde yazılan bedelin de müvekkillerine ödenmediğini, anılan hisse devrinin batıl olması sebebiyle, hisselerin müvekkillerine iadesi ve müvekkillerinin pay defterine pay sahibi olarak yeniden tescilini talep ettiklerini, söz konusu devir bedeli olarak hisselerin itibari değerinin gösterildiğini, bunun sebebi ise tamamen usuli bir işlem olması ve tarafların gerçek iradelerinin devir amacı taşımamış olduğunu, şirketin reel değerinin devredilen hisse bedellerinin çok üzerinde olduğunu, Mahkemece atanacak bilirkişilerce şirketin değeri belirlenirken, şirketin tüm alım satımları, taraf olduğu sözleşmeler vs. her türlü ticari kayıtlarının incelenmesi gerektiğini, ancak bu sayede hisse devir sözleşmelerinde yer alan değer ile hisselerin gerçek değerleri arasındaki farkın anlaşılabileceğini, davalının müvekkillerinin saflığından faydalanarak, müvekkillerinin emek ve parası ile kurulmuş ve tüm malvarlığı müvekkilleri tarafından temin edilmiş olan şirketin hisselerini üzerine geçirdiğini, davalının eyleminin aynı zamanda nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarını da içermiş olması nedeniyle davalı hakkında Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın .... Soruşturma sayılı dosyası ile şikayette bulunulduğunu, müvekkilleri ve davalı arasında akdedilen hisse devir sözleşmelerinde tarafların edimleri arasında fahiş miktarda nispetsizlik olduğunu, bahse konu oransızlığın sözleşme özgürlüğü çerçevesinde dahi değerlendirilemeyeceğini, tarafların sözleşme özgürlüğünün sınırlarından birinin de ahlaka ve hukuka aykırı olarak sözleşme akdetme olduğunu, edimler arası aşırı nispetsizliğin gabini de aşacak nitelikte olduğunu ve müvekkilinin söz konusu hisseleri devretmesinin onun iktisadi özgürlüğünü aşırı derecede sınırlayacak nitelikte olduğunun Mahkemece de yaptırılacak olan bilirkişi incelemesi ile de açığa çıkacağını, sözleşme edimleri arasındaki oransızlığın tespit edileceği zaman açısından belirleyici olan anın, sözleşmenin kurulduğu zaman olduğunu, huzurdaki uyuşmazlık bakımından da, müvekkillerinin akdetmek durumunda kaldığı dava konusu hisse devir sözleşmelerine konu hisselerin imza tarihindeki değerinin dikkate alınması gerektiğini, bu çerçevede sözleşmede yazan itibari değer üzerinden belirlenen bedel ile hisselerin gerçek bedelinin karşılaştırılması gerektiğini, hiçbir surette kabul anlamına gelmemekle birlikte, her ne kadar işbu uyuşmazlığa konu ettikleri hisse devir sözleşmelerinin ahlaka aykırı olduğu ve bu sebeple de kesin hükümsüz olduğu apaçık bir şekilde ortada olsa da Sayın Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde; bahse konu hisse devir sözleşmelerinin müvekkillerinin iradesi sakatlanarak meydana getirildiğini, bu nedenle hile sebebiyle dava konusu hisse devir sözleşmesinin iptalinin yine zorunluluk arz ettiğini, müvekkillerinin taraf olduğu hisse devir sözleşmelerine konu şirket hisselerinin müvekkillerine iadesinin mümkün olmaması halinde, terditli olarak, hisselerin gerçek değeri ile müvekkillerinin şirketteki hisselerini kaybetmesi sebebiyle uğradığı tüm zararların davalıdan tahsili ve tazminini talep ettiklerini, müvekkilleri ve davalılar arasında akdedilen hisse devir sözleşmelerine konu hisselerin müvekkillerine iadesinin mümkün olmaması halinde, terditli olarak, söz konusu hisselerin gerçek değeri ile bu hisselerin müvekkillerinin elinden çıktığı tarih esas alınarak hesaplanacak olan mahrum kaldıkları tüm kar payı alacaklarının ve bu sebeple doğan zararlarının şimdilik 100,000 TL'sinin işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tazminini talep ettiklerini, neticede; Fazlaya ilişkin talep, tazminat ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, öncelikle hisseleri dava konusu hisse devir işlemine konu ... Yapı Kimyasalları A.Ş.'nin 31.12.2021 tarihli hisse devir sözleşmelerinin hükümsüzlüğü veya iptali ile müvekkillerinin pay defterine pay sahibi olarak tesciline, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde, terditli olarak, hile sebebiyle mezkur hisse devir sözleşmelerinin iptaline ve hisselerin müvekkillerine iadesine ve müvekkillerinin pay defterine pay sahibi olarak tesciline, Mezkur hisselerin iadesinin mümkün olmaması halinde ise, terditli olarak, söz konusu hisselerin gerçek değerinin ve müvekkillerinin elinden çıktığı tarih esas alınarak hesaplanacak olan mahrum kaldığı tüm kar payları ve temettü alacaklarının ve bu çerçevede doğan tüm zararlarının şimdilik 100.000 TL'sinin 31.12.2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalıdan tazminine, müvekkili ... tarafından şirkete ödenen 94.623.-EURO yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının faiziyle birlikte ödenmesine, şirketin alım yaptığı faturalara ilişkin müvekkili ... tarafından 29.12.2021 tarihinde denen toplam 30.110.-USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının müvekkiline ödenmesine karar verilmesine, yargılama masrafları ve ücreti vekaletin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili mahkememize sunmuş olduğu 05/05/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle ; Davacılar tarafından müvekkili aleyhine ikame edilen işbu hisse devir sözleşmelerinin iptali davasının, dava konusu şirket ortağı ve yetkilisi müvekkili aleyhine açılmış olup, ... Yapı Kimyasalları San. ve Tic. A.Ş. aleyhine açılmayan davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, terditli açılan davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacıların talebi sözleşmenin hükümsüzlüğü ya da iptali ile davacıların pay defterine pay sahibi olarak tescili olmakla dava konusu şirketin işbu davada taraf olarak gösterilmesi gerekirken, sadece şirket ortağı ve yetkilisi müvekkilinin davalı olarak gösterilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, yine kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacılar tarafından müvekkilinin dava konusu şirketin ortağı olmadığı, yapılan devir sözleşmesinin geçersizliğinin ileri sürüldüğü göz önüne alındığında, davacıların müvekkiline işbu davayı açmakta hukuki yararlarının da bulunmadığını, davacı tarafın, iddia etmiş olduğu hususları ispat yükü altında olup, dava dilekçesinde delil olarak sunulan bilgi ve belgelerin hiçbirinin usul kuralları çerçevesinde iddia edilen vakıayı ispata elverişli araçlar olmadığını, davacılar ile davalı müvekkili arasında, dava dilekçesinde iddia edilen hususların hiçbir zaman gerçekleşmediğini, davacıların taleplerinin tamamen karşılıksız maddi menfaat temin etmek üzere dile getirildiğini, dava dilekçesinde "..., müvekkillerimi Türkiye'de ticaret yapabilmeleri için mutlaka bir Türk ortağın da olması gerektiğine ikna etmiştir." denilerek soyut bir iddiada bulunulduğumu, taraflar arasında güven ilişkisinin bir sonucu olarak beraber bir şirket açma fikri geliştiğini, bu doğrultuda tek bir şirketle yetinilmeyip, limited olarak kurulup sonradan tür değiştiren ... Yapı Kimyasalları San. ve Tic. A.Ş., ... İnşaat Mimarlık San. ve Tic. A.Ş. ve .... Kimya Medikal San. ve Tic. Ltd. Ştini kurduklarını, tacirin basiretli davranma yükümlülüğünün öncesinde olan ortalama bir akıl zekasını hedef aldığımızda bu üç şirket kurulurken böyle bir zorunluluk olmadığının bilindiğini, davacıların dava konusu hisseleri müvekkiline devrederken basiretli tacir gibi davranmaları gerektiğini, taraflar arasında güven ilişkisinin bir sonucu olarak beraber bir şirket açma fikri geliştiğini, bu doğrultuda tek bir şirketle yetinilmeyip limited olarak kurulup sonradan tür değiştiren, ... Yapı Kimyasalları San. ve Tic. A.Ş., ... İnşaat Mimarlık San. ve Tic, A.Ş., ... Kimya Medikal San. ve Tic. Ltd. Şti. olmak üzere 3 adet şirketi kurarak ticari faaliyette bulunduklarını, taraflar arasında söz konusu ticari ilişki sürerken, karşılıklı mutabakat ile 31/12/2021 tarihinde şirketin hisselerinin müvekkiline devredildiğini, dava dilekçesinde her ne kadar davalı müvekkilce “Amerikan ambargosu nedeniyle şirketin tüm malvarlıklarına el konulacağı” söylenilerek bu hisse devri işleminin yapıldığı dile getirilmişse de, anılan iddianın soyut, hukuki dayanaktan yoksun, yaşanan maddi gerçeklere aykırı olup, davacıların gerek kendi ülkeleri İran'da uluslararası ticaret ile iştigal etmeleri gerekse yıllardır Türkiye'de ikamet edip, Aralık 2019'da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kazanarak, kurulan 3 şirkete ortak olarak ve aynı zamanda birden fazla uluslararası şirket ortağı olmaları, keza meri yasalarımız çerçevesinde "tacir" sıfatını haiz olmaları hep birlikte değerlendirildiğinde, hukuki korumaya muhtaç hiçbir hukuki menfaatlerinin olmadığını, Taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesinin öncesinde aralarında mutabakat sağlandığını, dava konusu şirketin 01/03/2020 tarih ve 2020/02 sayılı genel kurul kararı ve 18/03/2020 tescil 23/03/2020 ilan tarihli tür değişikliği ve akabinde müvekkilinin %20 hisse kendisinde kalacak şekilde kalan hisselerin davacılara devredilmesinde davacılar tarafından müvekkiline ödenmiş hiçbir pay devri karşılığı söz konusu olmadığından, müvekkili ve davacıların dava konusu hisselerin müvekkiline iadesi konusunda anlaştıklarını, müvekkilinin davacılara hisselerin bir kısmını devrettiği tarihteki bedel ve payları, dava konusu hisse devir sözleşmesiyle aynı bedel ve paylara tekabül edecek şekilde tekrar iade aldığını, hisselere karşılık gelen değerin devir tarihinde sözleşme bedelinin çok üstünde olduğu, dolayısıyla ahlaka aykırılık sebebiyle devrin hükümsüz olduğu iddiası bu yönüyle dayanaktan yoksun olup, yapılacak yargılama sırasında alınacak bilirkişi raporuyla da bu durumun ortaya çıkacağını, taraflar arasında önceden sağlanan mutabakat ile 31/12/2021 tarihinde şirketin hisselerinin noter aracılığı ile müvekkiline devredildiğini, iddiaları kabul etmemekle birlikte, müvekkilince bu tarz bir hile girişiminde bulunulmuş olsaydı dahi, bahsi geçen Amerika'nın bir ambargo uygulayıp uygulamayacağı hususunun internet ortamında bile kolaylıkla araştırılabilecek bir mesele olduğunu, diğer yandan, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, müvekkilinin iddia edildiği gibi hile kastı olsa idi, davacıların ve müvekkilinin ortağı olduğu diğer şirketlerdeki hisselerin de kendisine devri konusunda davacıları aldatarak, söz konusu hisselerin de kendisine devrini sağlayacağını, yine tüm ödemeler ve giderlerin davacı tarafça yapıldığına dair beyanların da aslının olmadığını, müvekkili tarafça yapılan ödemelerin de olduğuna dair dekont ve belgeler bulunduğunu, davacıların dava konusu şirketin müvekkili ve davacılarla birlikte kurulduğu iddiasının da tamamen gerçeklikten uzak olup, Mahkemenizi yanıltma gayreti olduğunu, dava konusu ... YAPI KİMYASALLARI SAN. VE TİC. A.Ş.'nin, müvekkili tarafından 06/02/2019 tarihinde ... YAPI KİMYASALLARI SAN., VE TİC. LTD. ŞTİ. Olarak kurulduğunu, 18/03/2020 tarihinde tür değişikliğine giderek tek ortaklı anonim şirkete dönüştürüldüğünü, 23/08/2021 tarihinde müvekkilinin, 9620 hisse (400 pay) kendisinde kalacak şekilde kalan payları eşit olarak davacılara, 400'er pay olarak, 400 pay adedi 40.000,00- TL olacak şekilde 1600 pay hissesini toplam 40.000,00-TL x 4 = 160.000,00-TL olarak devrettiğini, davacılar tarafından ileri sürülen zarar iddiasını da kabul etmediklerini, davacıların iddia ettiği şekilde şirket adına alınan araçlar için verdiklerini iddia ettiği paralar ile yoksun kalınan kar ve davacı ... tarafından şirkete ödendiği iddia olunan 94.623-EURO yabancı paranın faiziyle birlikte müvekkilinden talep edilemeyeceğini, zira kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacıların bu yönde bir talepleri var idiyse dahi bunun müvekkilinden değil şirket tüzel kişiliğinden istenebileceğini, tedbir konusu edilen söz konusu araçların taksitlerinin halihazırda müvekkili tarafından ödendiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, devreden davacıların şirketten bir alacağının olması halinde bu alacağın da hisseleri alan müvekkiline devir ve temlik edildiğine dair Hisse Devir Sözleşmesine bir madde eklenmesi gerekirken dava konusu devirde buna ilişkin hiçbir madde dercedilmediğini, neticede; davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, anonim şirket hisse devrinin iptali ile davalı tarafından iktisap edilen hisselerin yeniden davacılar adına tescili,olmadığı taktirde bu hisselerin gerçek değerinin davacılara ödenmesi ve bir kısım davacılar tarafından şirkete borç olarak verilen paranın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuç- landırılmıştır.
Bilirkişiler Prof. Dr. .... tarafından sunulan 17/11/2023 tarihli bilirkişi raporunda ;
Davacılar vekilinin ilk talebi bakımından; Her bir Davacı'nın 169.537,26 - 40.000,00 = 129.537,26 TL tutarında zarara uğradığı, aradaki farkın “ekonomik olarak ahlaka aykırılık oluşturup oluşturmadığının mahkemenin takdirinde olduğu, davacılar vekilinin terditli talebi bakımından; *Aldatma'nın unsurlarının somut uyuşmazlıkta gerçekleştiğinden bahsetmenin mümkün olduğu, davacılar vekilinin ikinci terditli talebi bakımından; Hisselerin gerçek değerinin (her bir Davacı bakımından) 169.537,26.- TL olduğu, hesaplanan bu bedel şirketin varlıklarından borçlarının düşülmesi neticesindeki net rakamı vermiş olduğundan, bu tutarın içerisinde geçmiş yıl karları vb. gibi tüm hakların zaten mevcut olduğu yönünde görüş bildirmişlerdir. 6102 sayılı TTK’nun 489. ve 490. maddelerinde, hamile ve nama yazılı hisse senetlerinin ne şekilde devredileceği gösterilmiş olup, her iki halde de hisse devrinin noterden yapılması gerektiği, bunun sıhhat şartı olduğuna dair bir koşul yoktur.
TTK'nun 489. maddesinde hamile yazılı pay senetlerinin devri için özel bir düzenleme getirilmiştir. Hamile yazılı senetler, elden teslim ile devir edilir. Bu işlem ile pay devri yapılmış olur. Nama yazılı pay senetleri ise ciro ve teslim ile devir edilir. Ancak, devir şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda TTK bünyesinde bir hüküm bulunmamaktadır.Payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği hususunda görüş birliği mevcuttur. Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur. Anonim ortaklık payı bünyesinde çeşitli alacak hakları bulundurmaktadır. İşbu alacak haklarının devredilmesi eğer pay senede bağlanmamışsa, ancak BK'da düzenlenen alacağın temliki vasıtasıyla gerçekleşebilir. Alacağın temliki de yazılı şekilde yapılır. Bedeli hiç ödenmemiş veya kısmen ödenmiş çıplak payın devrinin hukuki niteliği bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devrinden farklıdır. Zira, bedelinin tamamı ödenmiş pay tali yükümleri bir yana bırakacak olursak, pay sahibi açısından her hangi bir malvarlıksal borç içermemekte dolayısıyla sahip olduğu alacak hakkı niteliğindeki haklarından ötürü devri yukarıda açıklandığı üzere alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Ancak bedeli tam olarak ödenmemiş pay için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Çünkü bedeli tam ödenmemiş pay, pay sahibi dışından malvarlıksal borç niteliğindeki taahhüt edilen pay bedelinin ödenmesi borcunu içerir. Anonim ortaklıklarda pay sahibinin asli borcu, taahhüt ettiği payların karşılığını oluşturan edimin ifasıdır. Bu kural hem nakdi hem de ayni sermaye taahhüdü için geçerlidir. Pay sahiplerinin taahhüt ettikleri payların karşılığını oluşturan edimi ifa etme borçları, ortaklık dışında da bir alacak hakkı teşkil eder. Bu durumda, karşılığı tamamen ödenmemiş bir payın devri devralan kişi açısından bir borç yüklenmesi niteliğine sahip olacağından ötürü devir işleminin borcun üstlenilmesi hükümleri uyarınca, yani bir iç üstlenme sözleşmesi ve alacaklı konumundaki anonim ortaklığın onayı alınmak sureti ile yapılması gereklidir. İç üstlenme sözleşmesinin tabi olduğu şekil şartı hakkında hiç bir hüküm öngörülmemiştir. Bu sebepten ötürü, hukukumuzda hakim olan şekil serbestisi ilkesi uyarınca tarafların söz konusu nakil sözleşmesini herhangi bir özel şekle bağlı olmaksızın sözlü, yazılı veya resmi şekilde yapabilme hususunda serbest oldukları düşünülebilir. Ancak pay, sadece kendisine bağlanan borçların değil aynı zamanda hakların da kaynağını teşkil eder. Alacak haklarının devrinin alacağın devri hükümlerine tabi kılındığı düşünülecek olursa, taahhüt edilen payın karşılığını ödeme borcunun yanında, ortaklık haklarını da içeren bedeli tam ödenmemiş payın devri işleminin de yazılı şekilde yapılması zorunluluğu söz konusudur. Dolayısıyla bedeli tam olarak ödenmemiş çıplak payın devri yazılı bir devir beyanı ile birlikte anonim ortaklığın onayının alınması ile gerçekleşir. Anonim ortaklık adına devir işlemine onay vermeye eğer ana sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmuyorsa yönetim kurulu yetkilidir. (Sevi, Ali Murat, Anonim Ortaklıkta Payın Devri Ankara 2012, 294 vd.).
Bilindiği üzere “pay (senetlerinin) nama veya hamiline yazılı olacakları” (tescil ve ilan edilen) esas sözleşmenin asgari içeriğinde yer alan unsurlardandır (TTK m. 339/2). .... Yapı Kimyasalları A.Ş. esas sözleşmesinden, şirket paylarının nama yazılı olduğu görülmektedir (TTSG 23.03.2020, S. 10042). Payların nama yazılı olması halinde, azlık talepte bulunmadıkça (TTK m. 486/3) pay senedi bastırma zorunluluğu bulunmamaktadır. Dosya içeriğinden, dava dışı şirketin nama yazılı paylarının senede bastırılmadığı anlaşılmaktadır. Senede bağlanmamış nama yazılı pay, alacağın temliki usulüne göre devredilir. Nitekim dava dosyasında Davacılar ile Davalı arasında yapılan 31.12.2021 tarihli hisse devir sözleşmelerinin bulunduğu görülmektedir.
Davalı şirketin paylarının senede bağlanmamış olması (veya nama yazılı pay senetlerinin söz konusu olması) halinde, şirketle ilişkilerde, sadece pay defterinde kayıtlı bulunan kimse pay sahibi olarak kabul edilir (TTK m. 499/4). Dava dosyasında mevcut pay defterinden, 31.12.2021 tarihli pay devirlerinin pay defterine işlendiği görülmektedir.
Huzurdaki dava,Davacılar ile Davalı arasındaki 31.12.2021 tarihli hisse devir sözleşmelerinin hükümsüzlüğü veya iptali ile Davacılar'ın .... Yapı Kimyasalları San. ve Tic. A.Ş.'nin (... Yapı Kimyasalları A.Ş.”) pay defterine pay sahibi olarak tescili; terditli olarak,hile sebebiyle mezkur hisse devir sözleşmelerinin iptali ve hisselerin davacılar'a iadesi ve davacılar'ın pay defterine pay sahibi olarak tescili; terditli olarak, mezkur hisselerin iadesinin mümkün olmaması halinde ise, söz konusu hisselerin gerçek değerinin ve Davacılar'ın tüm zararlarının Davalı'dan tazmini; ayrıca Davacı ... tarafından şirkete ödenen 94.623.-EURO'nun ve Davacı ... tarafından ödenen toplam 30.110.-USD'nin ödenmesine karar verilmesi taleplidir.
Davacılar vekilinin asıl talebi ,hisse devir sözleşmelerinin ,bedelin ahlaka aykırı derecede düşük olması sebebiyle kesin hükümsüzlükle malul olduğuna ilişkin olup bu hususun öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.
Davacılar vekili, ilk olarak, tarafların edimleri arasında fahiş miktarda nispetsizlik olduğunu,bahse konu oransızlığın gabini de aşacak nitelikte olduğunu, dava konusu hisse devir hükümsüzlükle malul olduğunu, dava konusu hisse devir sözleşmelerinin,sözleşmelerinin, bedelin ahlaka aykırı derecede düşük olması sebebiyle kesin kesin hükümsüzlükle malul olduğunu, anılan hisse devirlerinin batıl olması sebebiyle hisselerin müvekkillerine iadesi ve müvekkillerinin pay defterine pay sahibi olarak yeniden kaydını talep ettiklerini, kaldı ki hisse devir sözleşmelerinde yazılan bedelin de müvekkillerine ödenmediğini iddia etmektedir.
Bilindiği üzere ahlaka aykırılık TBK m. 27/1 kapsamında düzenlenmiş olup, bir hukuki işlemin ahlaka aykırı olması kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi tutulmuştur. Aşırı yararlanma (gabin) ise TBK m. 28 hükmünde düzenlenmiş olup', sözleşmeyi kesin hükümsüzlük yaptırımından farklı bir şekilde etkilemektedir'. Bununla birlikte (aşırı yararlanmanın ahlaka aykırılık ile bütünleştiği durumlardan biri olan) edimler arasında aşırı bir dengesizliğin/nispetsizliğin (laesio enormissima) mevcut olması hali ekonomik olarak ahlaka aykırılık” olarak nitelendirilmekte ve bu hallerde kişinin ekonomik özgürlüğünü yitirdiği, bu durumda kişinin ahlaka aykırılık hukuksal sebebine dayanarak, herhangi bir hak düşürücü süreye tabi olmadan dava açabileceği kabul edilmektedir. Ancak bu hal için aranan aşırı oransızlık/nispetsizlik, aşırı yararlanmada aranan oransızlığa göre çok daha bariz olmalı, edimler arasındaki dengesizlik bir tarafın mahvına sebep olacak derecede o sözleşme ile bağlı kalmayı çekilmez bir duruma getirmelidir.
Dosyaya mübrez hisse devir sözleşmelerinde devir bedelinin nominal değer (40.000.- TL) olduğu görülmektedir. Buna karşın Mali ve Teknik Bilirkişiler tarafından yapılan incelemeler neticesinde, dava konusu hisselerin rayiç değerinin (her bir davacı bakımından) 169.537,26.- TL olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda her ne kadar davacılar vekili *hisse devir sözleşmelerinde yazılan bedelin müvekkillerine ödenmediğini iddia etmekte ise de, Davacılar tarafından imzalanan hisse devir sözleşmelerinde “Devir bedeli olan 40.000 TL'yi ... isimli kişiden tahsil ettim” ifadesinin yer aldığı görülmektedir.
Şu halde her bir Davacı'nın 169.537,26 - 40.000,00 — 129.537,26 TL tutarında zarara uğradığı görülmektedir. Aradaki farkın "ekonomik olarak ahlaka aykırılık” oluşturup oluşturmadığı hususu değerlendirildiğinde oransızlığın çok bariz olmadığı,edimler arasındaki dengesizliğin davacıların mahvına neden olacak nitelikte olmadığı açık olduğundan davacılar vekilinin asıl talebinin reddine karar verilmelidir.
Davacılar vekili, terditli olarak, dava konusu hisse devir sözleşmelerinin müvekkillerinin iradesi sakatlanarak meydana getirildiğini, dolayısıyla hile sebebiyle söz konusu hisse devi sözleşmelerinin iptalinin yine zorunluluk arz ettiğini iddia etmektedir. Sözleşme; hukuki bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile uyuşmasını ifade eder (Necip Kocayusufpaşaoğlu, Borçlar Hukukuna Giriş, Yedinci Basım, İstanbul, 2017, s. 95). Mülga 818 sayılı Kanun'da olduğu gibi 6098 sayılı Kanun'da sözleşme; borç ilişkisinin kaynakları arasında sayılmış ve sözleşmenin, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulacağı hüküm altına alınmıştır. İrade beyanı, irade ve beyan unsurlarından oluşur. Bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşum veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yirmi İkinci Basım, Ankara, 2017, s. 392). Belirtmek gerekir ki; bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuçlar doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. İrade bozukluğu kavramının iki farklı yönü bulunmakta olup, bunlardan ilki iradenin henüz oluşum evresindeki sakatlık, diğeri ise iradenin açığa vurulması (beyanı-bildirimi) evresinde meydana gelen sakatlıktır.
İrade bozukluğu hâlleri 818 sayılı Kanun'da Rızadaki fesat başlığı altında Hata, Hile ve İkrah olarak 23 ilâ 31 inci maddeler arasında hükme bağlanmış iken, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'da ise 30 ilâ 39 uncu maddeleri arasında Yanılma, Aldatma ve Korkutma başlıkları altında düzenlenmiştir. Görüleceği üzere Türk Borçlar Hukuku sisteminde iradeyi bozan sebepler üç durum olarak hüküm altına alınmış olup, yanılma (hata), aldatma (hile) ve korkutma (ikrah) gerçekleşme biçimleri bakımından birbirinden farklıdırlar. Aldatma (hile) 6098 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesinde; "Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir" şeklinde düzenlenmiştir.
Kanunda hilenin tanımına doğrudan yer verilmemiş ise de aldatma (hile); genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı korumak yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Yanılma (hata) ise; irade ile beyan arasında istemeyerek meydana gelen bir uyumsuzluk hâlidir. Hatada yanılma, hilede ise kasıtlı olarak yanıltma söz konusudur.
Aldatmanın (hilenin) varlığının kabulü için bazı şartların gerçekleşmesine ihtiyaç vardır: Birinci şart aldatma fiilidir. Aldatan şahıs diğerini yanıltmış (hataya düşürmüş) olmalıdır. Fakat karşı tarafın düştüğü bu yanılmanın esaslı olması gerekmez (6098 sayılı Kanun madde 36/1). Çünkü aldatan hiçbir surette korunmaya layık değildir. Aldatan, sözleşmenin yapılması ve özellikle görüşmeler sırasında, belirli konu ve hususlarda doğru olmayan bilgiler vermekte veya bazı hususları dürüstlük kuralına göre açıklaması gerekirken kasten gizlemektedir. İkinci şart; aldatma kastıdır. Aldatan, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etmek için ona bilerek ve isteyerek (kasten) gerçek dışı beyanda bulunmuş olmalıdır. Başka bir deyişle, yalan söyleyende karşı tarafı aldatmak ve onun gerçeği bilmesi hâlinde yapmayacak olduğu bir sözleşmeyi yapmaya sevk etmek niyeti bulunmalıdır. Eğer bir kimse, bilmemesi ağır bir kusur teşkil etmesine rağmen, durumu bilmeden bir beyanda bulunmuş ise aldatma kastı yoktur. Üçüncü şart ise illiyet bağıdır. Sözleşme aldatma sonucu, onun etkisi ile yapılmalıdır. Aldatılan yapmış olduğu sözleşmeyi, aldatma olmasıydı ya hiç yapmayacak ya da daha iyi şartlarda yapacak idiyse, illiyet bağı gerçekleşmiş olur. Aldatma fiili, sözleşmenin kurulmasının asli şartı olmalı, aldatma ile sözleşmenin kurulması arasında tabi bir illiyet bağı bulunmalıdır (Eren, s. 414 vd., HGK'nın 17.05.2022 tarihli ve 2019/1-830 Esas, 2022/653 Karar, 08.07.2020 tarih ve 2017/1-1831 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararları). Ancak, hile üçüncü bir kişi tarafından da yapılabilir. Böyle bir durumda kural olarak aldatılan taraf sözleşme ile bağlı ise de üçüncü kişinin hilesini karşı taraf sözleşmenin yapıldığı sırada biliyor ya da bilmesi gerekiyor ise aldatılan taraf sözleşmenin iptalini isteyebilir.
Taraflardan biri diğer tarafı hileyle sözleşme yapmaya yöneltmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı hâlinde aldatılan taraf, hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Diğer taraftan, aldatmayı/hileyi ispat yükü, aldatılan tarafa aittir. Yanılma, aldatma ve korkutma senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispat edilmesinde maddi imkânsızlık vardır. Bu nedenle hukuki işlemlerdeki irade bozukluğu iddiaları, 6100 sayılı Kanun'un 203/1-ç maddesinde senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayılmıştır. Sözleşme resmî senetle yapılmış olsa dahi 4721 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi “Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir” hükmünü taşıdığından, aldatma olgusunun tanık dâhil her türlü delille ispatı mümkündür.
Yukarıda yapılan genel açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;davacılar vekili,davacıların yaptığı hisse devir sözleşmelerinin,davalının aldatması neticesi olduğunu iddia etmektedir.Davacı tanıkları,beyanlarında,davalı şirketin hissedarların İran uyruklu olmaları nedeniyle bankalarda çeşitli sorunlar yaşandığının bu aksaklığın giderilerek şirketin devamı için davacıların hisselerini davalıya,davalının aldatıcı beyanları nedeniyle devrettikleri,somut olay bakımından hile olgusunun tanık beyanları ile ispat edildiği,buna göre davacıların aldatmaya dayalı olarak imzaladıkları sözleşmeler ile bağlı olmadıkları,davanın bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşıldığından,davacılar ile davalı arasında yapılan sözleşmelerin iptali ile devredilen şirket hisselerinin davacılar adına pay defterine kaydına ve davacılar noterden imzaladıkları sözleşmede parayı aldıklarını beyan ettikleri ve paranın ödenmediğinin ispat edilememiş olması nedeniyle davalı tarafından ödenen bedelin davacılardan tahsili ile davalıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.
Davacılar vekilinin bir diğer talebi ise davacı ... ile davacı ... tarafından şirkete ödenen paraların bu davacılara ödenmesi amacıyla dava açmış ise de,bu davacılar tarafından borç verilen paranın dava dışı şirkete verildiği,davalıya verilmediği,buna göre davalının pasif husumetinin bulunmadığı anlaşıldığından buna ilişkin davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların,davalı aleyhine açmış oldukları hisse devirlerinin hükümsüzlüğüne ilişkin davanın REDDİNE,ancak terditli talepleri olan hile nedeniyle hisse devirlerinin iptali taleplerinin KABULÜ ile;
a)Büyükçekmece .....Noterliğinin 31/12/2021 tarih ve ... yevmiye numaralı senede bağlanmamış pay devrine ilişkin hisse devir sözleşmesinin ve bu sözleşme uyarınca davalı adına yapılan 40 paya ilişkin hisse devrinin İPTALİNE,davalı adına kayıtlı 40 payın dava dışı ...nin pay defterine davacı ... adına KAYDINA,
Davalı tarafından ödenen 40.000,00.-TL'nin bu davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE,
b)Büyükçekmece .... Noterliğinin 31/12/2021 tarih ve .... yevmiye numaralı senede bağlanmamış pay devrine ilişkin hisse devir sözleşmesinin ve bu sözleşme uyarınca davalı adına yapılan 40 paya ilişkin hisse devrinin İPTALİNE,davalı adına kayıtlı 40 payın dava dışı ...nin pay defterine davacı ... adına KAYDINA,
Davalı tarafından ödenen 40.000,00.-TL'nin bu davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE,
c)Büyükçekmece .... Noterliğinin 31/12/2021 tarih ve .... yevmiye numaralı senede bağlanmamış pay devrine ilişkin hisse devir sözleşmesinin ve bu sözleşme uyarınca davalı adına yapılan 40 paya ilişkin hisse devrinin İPTALİNE,davalı adına kayıtlı 40 payın dava dışı ...nin pay defterine davacı ... adına KAYDINA,
Davalı tarafından ödenen 40.000,00.-TL'nin bu davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE,
d)Büyükçekmece ..... Noterliğinin 31/12/2021 tarih ve ..... yevmiye numaralı senede bağlanmamış pay devrine ilişkin hisse devir sözleşmesinin ve bu sözleşme uyarınca davalı adına yapılan 40 paya ilişkin hisse devrinin İPTALİNE,davalı adına kayıtlı 40 payın dava dışı ...nin pay defterine davacı ...... adına KAYDINA,
Davalı tarafından ödenen 40.000,00.-TL'nin bu davacıdan tahsili ile davalıya VERİLMESİNE,
2.Davacı ...... tarafından,davalı aleyhine açılan alacak davasının pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE,
3.Davacı ... tarafından,davalı aleyhine açılan alacak davasının pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE,
4.Alınması gerekli 10.929,60 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 35.882,31 TL harçtan mahsubu ile bakiye 24.952,71 TL harcın talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacılara İADESİNE,
5.Davacılar tarafından ödenen 80,70 Başvurma Harcı, 10.929,60 TL Peşin harç ile 23,00 TL vekalet harcı olmak üzere toplam 11.033,30.-TL harcın davalıdan alınarak davacılara VERİLMESİNE,
6.Davacılar tarafından yapılan 25 tebligat + posta ücreti 422,25.-TL bir bilirkişi ücreti 32.000,00 TL olmak üzere toplam 32.422,25 TL olan yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre hesaplanan 2.468,92 TL'nin davalıdan alınarak davacılara VERİLMESİNE, kalan kısmın davacılar üzerinde BIRAKILMASINA,
7.Davalı tarafından yapılan 2 tebligat + posta ücreti 242,00-TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre hesaplanan 223,57 TL'nin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya VERİLMESİNE, kalan kısmın davalı üzerinde BIRAKILMASINA,
7.6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13 ncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan (Taraf başına 390,00 TL x 2 saat= 780,00 TL) X 2 = 1.560,00 TL arabulucuk ücretinin tazminat davasının zorunlu arabuluculuk kapsamında kalmasına ve bu davanın reddedilmesine göre 1.560,00-TL'nin Davacılar ...... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA,
8.Davacı .... kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği ve davacıların ihtiyari dava arkadaşı oldukları anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 17.900,00..-TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile bu davacıya VERİLMESİNE,
9.Davacı ... kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği ve davacıların ihtiyari dava arkadaşı oldukları anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 17.900,00..-TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile bu davacıya VERİLMESİNE,
10.Davacı ..... kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği ve davacıların ihtiyari dava arkadaşı oldukları anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 17.900,00..-TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile bu davacıya VERİLMESİNE,
11.Davacı ..... kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği ve davacıların ihtiyari dava arkadaşı oldukları anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 17.900,00..-TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile bu davacıya VERİLMESİNE,
12.Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen17.900,00- TL ücreti vekaletin davacılar ...... ile ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalıya VERİLMESİNE,
13.Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 440,00 TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,
14.Davalı tarafından yatırılan ve sarf olunmayan gider avansının talep halinde davalıya İADESİNE,
5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacılar vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 08/02/2024 Başkan ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ... ☪e-imzalıdır.☪ "İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."