21. Hukuk Dairesi
T. C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2022/806 Esas 2024/912 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 01/03/2022
NUMARASI : 2021/531 Esas 2022/117 Karar
GEREKÇELİ KARARIN
Taraflar arasındaki tazminat istemine ilişkin asıl ve birleşen davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle asıl ve birleşen davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı asıl ve birleşen davada davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA
Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalandığını, dağıtım faaliyetlerinin davalı tarafından yürütüldüğü dönemde çalışan işçinin iş akdinin 20/07/2000 tarihinde feshedilmesi nedeniyle işçi tarafından alacak talebiyle açılan dava sonucu verilen kararın icra takibine konulması nedeniyle icra dosyasına ödenen miktardan davalının sorumlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 56.507,08 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalandığını, dağıtım faaliyetlerinin davalı tarafından yürütüldüğü dönemde 20/11/2001 tarihinde iş kazası nedeniyle işçinin uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini talebiyle açılan dava sonucu verilen kararın icra takibine konulması nedeniyle icra dosyasına ödenen miktardan davalının sorumlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 116.992,55 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Asıl ve birleşen davada davalı vekili cevap dilekçelerinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, ihds, ihale şartnamesi ve hisse devir sözleşmesinin birlikte yorumlanması gerektiğini, devre esas bilanço düzenlemeleriyle geçmişe yönelik borç ve alacak işlemlerinin kesinleştirildiğini, dava konusunun ihds kapsamında yer almadığını, avans faizi talep edilmeyeceğini, davacının ödeme yaptıktan sonra rücu edilecek kişi ve rücu miktarını bilmesine rağmen uzunca bir süre bekledikten sonra kendi kusuruyla faizin artmasına neden olduğunu, dayanak davada yasal faiz ile birlikte ödeme yapıldığından ancak yasal faiz ile birlikte alacak talep edilebileceğini, müvekkilinin sadece mahkeme kararında yer alan tutardan sorumlu olacağını, icra takibine ilişkin giderlerden, vekalet ücretinden yapılan diğer masraflardan ve faizden sorumlu tutulamayacağını bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davacı tarafından icra dosyalarına yapılan ödeme, işletme hakkı devir sözleşmesinin imzalandığı tarihten önceki dönemde meydana gelen olaylara dayandığı, dayanak iş mahkemesi dosyalarında, davacıların söz konusu olaylarda zarar görmesi nedeniyle üçüncü kişi konumunda oldukları, İHDS'nin 7.4 ve 7.6 maddeleri gereğince davacıların ödediği bedeli davalıdan rücuen talep ve dava hakkı bulunduğu, rücuen alacağa dayanak davadaki uyuşmazlığın dağıtım tesislerinin mülkiyetine ilişkin olmaması karşısında sözleşmenin 7.2 maddesi uyarınca davacının ihbar yükümlülüğü de bulunmadığı, Hisse Satış Sözleşmesi'nin 9.4. maddesinde "...İşletme Hakkı Devir Sözleşmesindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla", 22. maddesinin f bendinde "Alıcı ihale konusu hisseleri devir aldığı tarihten önceki döneme ilişkin olarak İşletme Hakkı Devir Sözleşmesindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla..." hükümlerinin yer aldığı, anılan hükümler gözetildiğinde hisse satış sözleşmesi karşısında işletme hakkı devir sözleşmesinin öncelikle uygulanacağı, icra dosyalarına davacının nakit olarak ödenmek zorunda kaldığı miktarları davalıdan rücuen talep edebileceği, rücuen tazminat talebi, başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelik tazminat niteliğinde olup ödeme ödeme gününden itibaren avans faizi isteyebileceği gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, 56.507,08 TL alacağın, ödeme tarihi olan 22/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, birleşen davanın kabulüne, 116.992,55 TL alacağın ödeme tarihi olan 18/03/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Asıl ve birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; rücuya konu alacakların zamanaşımına uğradığını, mahkemece dayanak dava davacılarının üçüncü kişi olarak kabul edilemeyeceğini, rücuya dayanak olayların asıl davada şirket işçisinin uğradığı iş kazası ile birleşen davada iş akdinin feshine ilişkin olduğundan İHDS 7. maddesi anlamında üçüncü kişi alacağı olmadığını, müvekkilinin sözleşmeleri devam eden aboneleriyle, işçileriyle, yüklenicileriyle, araç ve gereçleriyle, hak ve borçlarıyla birlikte dağıtım faaliyeti devam cden şirketleri devrettiğini, içi boş, sadece bir tabeladan ibaret bir şirketi devretmediğini, dolayısıyla o tarihte yapılan işin bir parçası olan ve dağıtım şirketleriyle sözleşmesel ilişkisi devam eden yüklenicilerin ve bu yüklenicilerin işçilerini 3.kişi olarak değerlendirmenin mümkün olmadığını, bununla birlikte hisse devir sözleşmesinin 6.maddesinde de işçi alacaklarından davacı şirketin sorumlu olduğunun açıkça düzenlendiğini, her iki sözleşme açısından da rücu edilmesinin mümkün bulunmadığını, ödemelerin davacı tarafından yapıldığını ispatlayıcı bir ödeme belgesi sunulup sunulmadığı hususunun mahkemece tespiti gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan hesaplamaları kabul etmediklerini, yapılan hesaplamaların hatalı olduğunun (tespit edilen tutar hariç olmak üzere) davacının da kabulünde bulunduğunu, itirazlarını karşılar nitelikte yeniden ek rapor düzenlenmesi gerekirken anılan rapor uyarınca hüküm kurulmasının hatalı bulunduğunu, dayanak davalar nedeniyle müvekkilinin sorumlu olduğu kabul edilse dahi hiçbir aşamada dava ve takipten haberdar edilmeyen müvekkilinin icra masraf ve giderlerinden sorumluluğunun kabul edilemeyeceğini, bu miktarların da rücu miktarına dahil edilmesinin yanlış olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, sorumluluğun müvekkilineait olduğu varsayımında da davalı tarafından, davanın açıldığına ilişkin müvekkiline ihbar yapılması gerektiğini, ihbar olmaksızın müvekkilinden, sorumluluğu kapsamında olan bir davanın açıldığından haberdar olmasının beklenemeyeceğini, müvekkilinin haberdar olmadığı, bilgisi dışında yürütülen ve sonuçlandırılan davadan sorumlu tutulmasının kabul edilemeyeceğini, mahkemece avans faizine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, dayanak davada alacağın yasal faizi ile birlikte ödenmesine hükmedildiğini, davacı tarafından ödemelerin yasal faiz üzerinden yapıldığını, davanın rücu davası olduğunu, dayanak dosyada yasal faiz ile birlikte ödeme yapılmış olduğundan mahkemece faize hükmedilmesi halinde yasal faize hükmedilmesi gerektiğini, aksinin kabulünün davacının haksız kazanç sağlaması ile sebepsiz zenginleşmesine neden olacağını, davacının ödeme işlemi gerçekleştirildikten sonra rücu edilecek kişi ve rücu miktarını bilmesine rağmen uzunca bir süre bekledikten sonra kendi kusuruyla faizin artmasına neden olduğundan, TMK'nun 2. Maddesi uyarınca avans faizi talebinin reddedilmesi gerektiğini, faiz başlangıcı olarak belirlenen tarihin hatalı olduğunu, müvekkilinin ne zaman temerrüde düşürüldüğünün belirlenmesi ve bu tarihten itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, hiçbir aşamada dava ve takipten haberdar edilmeyen müvekkilinin icra masraf ve giderlerinden sorumlu tutulamayacağını, davacının sözleşme gereğince gerekli tedbirleri alma ve dosyayı ihbar etme yükümlülüğü bulunmasına rağmen, mahkeme kararında hüküm altına alınan alacak kalemlerini icra takibine mahal vermeden ve gecikmeksizin ödemediği ve dosyanın hiçbir aşamasında müvekkilini haberdar etmediğinin görüldüğünü, davayı kabul anlamına gelmemek üzere bu durumda müvekkilinin ancak mahkeme rücu davasına dayanak teşkil eden davada hükmedilen bedelden sorumlu olabileceğini, ilam sonrası faiz, icra takibi ve buna ilişkin giderler kısmına ilişkin ilamın takibe konu edilmesinde davacının kusurunun bulunduğu için bu kısımların müvekkiline rücu edilmesinin mümkün olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; işletme hakkı devir sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Asıl davaya dayanak Diyarbakır 1. İş Mahkemesi'nin 2010/422 Esas 2013/179 Karar sayılı dosyanın davacısı ..., davalısı ... olup, 20/07/2000 tarihinde işçinin sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle kıdem tazminatının ödenmesi talebiyle açılan davada davanın kısmen kabulü kararının Yargıtay 7. Hukuk Dairesi tarafından onanmasına karar verildiği, verilen kararın Diyarbakır 3. İcra Müdürlüğü'nün 2014/2134 sayılı dosyası ile ... aleyhine icra takibine konulması sonucu davacının icra dosyasına 22/06/2016 tarihinde 56.507,08 TL ödediği anlaşılmıştır.
Birleşen davaya dayanak Şanlıurfa 1. İş Mahkemesi'nin 2014/825 Esas 2015/116 Karar sayılı dosyanın davacısı ..., davalısı ... olup, 20/11/2001 tarihinde iş kazası sonucu işçinin yaralanmasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemiyle açılan davada maddi ve manevi tazminat talebinin kısmen kabulü kararının Yargıtay 21. Hukuk Dairesi tarafından onanmasına karar verildiği, verilen kararın Ankara 6. İcra Müdürlüğü'nün 2016/6183 (Yeni 2021/10176) sayılı dosyası ile ... aleyhine icra takibine konulması sonucu davacının icra dosyasına 18/03/2016 tarihinde 116.992,55 TL ödediği anlaşılmıştır.
Sözleşme hükümleri ile birlikte somut olay, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf itirazları birlikte incelendiğinde; asıl davada 20/07/2000 tarihinde işçinin sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle kıdem tazminatının ödenmesi talebiyle açılan davada davanın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın icra takibine konulması sonucu davacının icra dosyasına 22/06/2016 tarihinde 56.507,08TL ödediği, birleşen davada 20/11/2001 tarihinde iş kazası sonucu yaralanan işçinin uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini talebiyle açılan davada maddi ve manevi tazminatın kısmen kabulüne karar verildiği, verilen kararın icra takibine konulması sonucu davacının icra dosyasına 18/03/2016 tarihinde 116.992,55 TL ödediği dosya içeriğiyle sabittir.
Taraflar arasında akdedildiği hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmayan 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin 7.1 maddesinde; sözleşmenin imza tarihinden önce başlamış idari ve hukuki ihtilafların takip edilmesi, çözüme kavuşturulması ve bundan kaynaklanan her türlü sorumluluğun ...'a ait olduğu, 7.4 ve 7.6 maddesinde de; dağıtım faaliyetinin ... tarafından yürütüldüğü dönemde bu faaliyetler nedeniyle üçüncü kişiler tarafından ileri sürülecek her türlü talebin muhatabının ... olduğu hükme bağlanmıştır.
Somut uyuşmazlıkta asıl davada davacı tarafından yapılan ödeme İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin imzalandığı tarihten önceki döneme isabet eden olaya dayanmaktadır. Rücuen alacağa dayanak olan Diyarbakır 1. İş Mahkemesi'ndeki davanın davacısı olan ... bu sözleşme çerçevesinde üçüncü kişi konumunda olup İHDS'nin 7.4 ve 7.6 maddeleri gereğince davacının ödediği bedeli davalıdan rücuen talep ve dava hakkı bulunduğu gibi, birleşen davada davacı tarafından yapılan ödeme İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin imzalandığı tarihten önceki döneme isabet eden olaya dayandığı gibi, rücuen alacağa dayanak olan Şanlıurfa 1. İş Mahkemesi'ndeki davanın davacısı olan ... bu sözleşme çerçevesinde üçüncü kişi konumunda olup İHDS'nin 7.4 ve 7.6 maddeleri gereğince davacının ödediği bedeli davalıdan rücuen talep ve dava hakkı bulunmaktadır.
Rücuen alacağa dayanak asıl ve birleşen davadaki uyuşmazlıkların dağıtım tesislerinin mülkiyetine ilişkin olmaması karşısında sözleşmenin 7.2 maddesi uyarınca davacının ihbar yükümlülüğü de bulunmamaktadır. Bu nedenle davacı icra dosyalarına ödediği tüm bedelin rücuen tahsilini davalıdan talep edebileceğinden asıl ve birleşen davada davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 23/03/2016 tarih 2015/13510 esas 2016/3219 karar sayılı emsal içtihadı).
Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin zamanaşımına ilişkin istinaf itirazının incelenmesinde; alacak taraflar arasında imzalanan İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'ne dayandığından bu davada uygulanması gerekli olan zamanaşımı süresi Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca 10 yıl olup davanın da bu süre içerisinde açıldığı anlaşıldığından bu yöndeki itiraz yerinde görülmemiştir.
Öte yandan, Hisse Satış Sözleşmesi'nin 9.4. maddesinde "...İşletme Hakkı Devir Sözleşmesindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla", 22. maddesinin f bendinde "Alıcı ihale konusu hisseleri devir aldığı tarihten önceki döneme ilişkin olarak İşletme Hakkı Devir Sözleşmesindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla..." hükümleri yer almaktadır. Anılan hükümler gözetildiğinde Hisse Satış Sözleşmesi karşısında İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi öncelikle uygulanacaktır. Hal böyle olunca, mahkemece davacının asıl ve birleşen davada icra dosyasına yaptığı ödemelerin tamamını davalıdan talep edebileceği, davacı yanın talebi de gözetilerek ödenen miktarın davalıdan tahsiline hükmedilmesi isabetlidir.
Dayanak davalara ilişkin ilamlar, ilamlarda hüküm altına alınan yargılama giderleri ve faiz, icra takip talebi, ödeme tarihleri gözetildiğinde davacı tarafından icra dosyalarına ödenen bedelin ilama uygun olduğu, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunun ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunduğu görülmüştür.
Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin açılan davada ödeme tarihlerinden itibaren avans faizi uygulanamayacağına yönelik itirazına gelindiğinde, rücuen tazminat talebi, başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelik tazminat niteliğinde olup, davacının mal varlığındaki eksilme ödeme tarihinde gerçekleştiğinden ödeme gününden itibaren her iki tarafta tacir olduğundan avans faizi talep edebilir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13/04/2016 tarih ve 2016/2239-2016/4044 E.-K. Sayılı emsal kararı). Buna göre ilk derece mahkemesinin kararında ödeme tarihlerinden itibaren avans faizine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2.Asıl davada davalıdan alınması gerekli olan 3.859,99 TL istinaf karar harcından peşin alınan 965,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.894,99 TL harcın asıl davada davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
3.Birleşen davada davalıdan alınması gerekli olan 7.991,76 TL istinaf karar harcından peşin alınan 1.997,95 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.993,81 TL harcın birleşen davada davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
4.Asıl ve birleşen davada davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5.İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından asıl ve birleşen davada davacı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda uyuşmazlık konusu miktar dikkate alındığında HMK'nın 362. maddesi gereğince asıl ve birleşen davada kesin olmak üzere, tarafların yokluğunda oy birliği ile karar verildi. 11/09/2024 Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi - Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.