2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
BURSA
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
Mahkememize tevzi edilen Tapu İptali Ve Tescil (Satış Vaadi Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA VE SAVUNMA :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili ile davalılardan ... arasında Bursa ili, Nilüfer İlçesi, ... Pafta, 2433 Ada, 3 Parsel’de bulunan taşınmaz üzerine inşaat işlerinin yapılması amacıyla sözleşme düzenlendiğini, Bu sözleşmeye istinaden 27.03.2015 tarihinde taraflar arasında adi yazılı Kat Karşılığı İnşaat Yapım ve Gayrimenkul Satış Vaadi Taşeron Sözleşmesi imzalandığını, Sözleşmenin İşin süresi’ni düzenleyen “Yer Teslimi ve Başlama Tarihi” başlıklı 8.1. maddesinde “İnşaat ruhsat tarihi başlangıç ve yer teslim tarihi kabul edilecek olup, bitiş tarihi: ruhsat tarihinden itibaren 15 ay olacaktır." denilmiş olup yapı ruhsatı 10.9.2015 tarihinde alındığından 15 ay = 455 takvim günü içerisinde yani 10.12.2016 tarihinde inşaatın tamamlanması ve sözleşmeye uygun şekilde teslim edilmesi gereken inşaat halen dahi tamamlanmadığını, yapılan imalatlar ise eksik ve ayıplı olarak yapıldığını ve sözleşmeye aykırı olarak hareket edildiğinden alt yüklenici ... ve bu alt yükleniciden pay devralan diğer davalıların müşterek ve müteselsilen sorumlu olduklarını, iyiniyet kurallarının uygulanamayacağını, bu sebeple Bursa ili, Nilüfer ilçesi, Özlüce Mahallesi’ de kain 2433 ada 3 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan inşaattaki (16) ve (25) nolu bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tescili talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacı kooperatif ile davalılardan ... Mimarlık İnş. Ltd. Şti arasında 27/03/2015 tarihinde toplam 5.300.000,00 TL bedelli kat karşılığı inşaat yapım gayrimenkul satış vaadi ve taşeron sözleşmesi isimli eser sözleşmesi akdedildiğini, bu sözleşmeye göre devir edilen taşınmazların bir kısmı için açılan tapu iptali tescil davasının hukuka aykırı olduğunu, usul, görev, husumet ve esastan reddi gerektiğini, davalı müvekkiline dava konusu taşınmazı tüketici olarak satın aldığını, Tüketici Kanunu ve Yargıtay genel kurul ve daire içtihatları gereği davaya bakmaya Bursa Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğunu, davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması sebebiyle de reddi gerektiğini, davacı ile diğer davalı DE .. Şirketi arasında eser sözleşmesinin halen yürürlükte olduğunu,sözleşmenin fesih ve tasfiye edilmeden huzurdaki davanın ikamesinin mümkün olmadığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: Dava konusu taşınmazların değerinin belirli olduğunu, bu nedenle davacı tarafa eksik harcın yatırılması konusunda HMK 115 maddesi gereği süre verilmesi gerektiğini, diğer davalı ... ile müvekkili arasında hiçbir bağ olmadığını, aynı sözleşme ile düzenlenen taşınmazların satın alınmış olması taraflar arasında mecburi dava arkadaşlığı olduğu anlamına gelmeyeceğini, davacı kooperatifin davada taraf sıfatı olmadığını, davada müvekkile dairenin bedelsiz olarak devredildiğini,daire karşılığında herhangi bir mal veya ücret verilmediğini iddia ettiğini, bu hususun söz konusu davada dile getirilecek veya araştırılacak bir husus olmadığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Mim. İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti cevap dilekçesinde özetle: Davacının ikame etmiş olduğu davada taraf sıfatının bulunmadığını, bu nedenle esasa girilmeden usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın açtığı davada hukuki yararı bulunmadığını, hukuki yararın dava şartı olduğunu, davalılardan ... ve ... ile aralarında ve davacı tarafla arasında imzalanan bir akit bulunmadığını, hal böyle iken husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davaya konu eserin tam anlamıyla tamamlanmış olup, uzunca süreden itibaren teslim edilmeyi beklediğini, davacı tarafa bağımsız bölümleri teslim edileceği dile getirilmiş olsa da davacı tarafın daireleri teslim almaktan imtina ettiğini, davacının davaya konu taşınmazları bedelsiz olarak satıldığı iddiasının dava konusunu ilgilendirmediğini, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi, 27/03/2015 tarihli kat karşılığı inşaat yapım gayrimenkul satış vaadi taşeron sözleşmesi, Bursa 10. Noterliğinin 01/09/2006 tarih, ... yevmiye nolu düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi, yapı ruhsatı, ihtarnameler, yazılan müzekkere cevapları.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ SONUÇ
Dava, davacı ile ... Mim. İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti arasında kurulan eser sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescili talebine ilişkindir. Bilindiği üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde mutlak ticari davalar: [(1) Her iki tarafında ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K./1. m.) ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;,
a)Bu Kanunda,
b)Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969. maddelerinde,
c)11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde,
d)Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,
e)Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,
f)Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava (Ek ibare: 26/06/2012 - 6335 s. K.
1.m.) ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır] şeklinde düzenlenmiştir.
Bunun yanında, TTK'nın 21. maddesi gereğince her iki tarafın tacir olması ve tarafların ticari işletmesi ile ilgili olan davalar, taraflardan birinin ticari işletmesiyle ilgili olması kaydıyla Borçlar Kanununun havale hakkındaki 457 - 462 ve vedia hakkındaki 463 - 482. maddelerinde düzenlenen hususlardan doğan nispî nitelikteki ticari davalar yönünden de ticaret mahkemesi görevlidir.
Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu Kanundan doğan hukuk "davalarının" ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan "davalara", ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.
O halde somut olayda yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacı ile ... Mim. İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti arasındaki 27/03/2015 tarihli sözleşmenin eser sözleşmesi olup uyuşmazlığın bu eser sözleşmesinden kaynaklandığı sabit olduğu ve TTK' nın 4. Maddesi uyarınca davanın mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Davanın nispi ticari dava sayılması için ise her iki tarafın tacir olması ve yapılan işin tarafların ticari işletmesi ile ilgili olması gerekir. Bu durumda davalı ... Mim. İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti nin sermaye şirketi tacir olup davacı yapı kooperatifinin tacir olup olmadığının değerlendirilmesi zorunludur. Yargıtay ve BAM Kararlarina bakıldığında, yapı kooperatiflerinin tacir olmadığı anlaşılmaktadır.
Erzurum BAM 1. Hukuk Dairesinin 2018/1001 Esas ve 2018/974 Karar sayılı Kararı "6102 sayılı TTK'nın 124/1. maddesinde “kooperatifler” ticaret şirketleri arasında sayılmış ise de, aynı maddenin 2. bendinde kooperatifler “şahıs şirketleri” ve “sermaye şirketleri” arasında gösterilmemiştir.
TTK'nın 124. maddesinin 1 ve 2. bentleri ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 1. maddesi birlikte değerlendirildiğinde kooperatiflerin “ticaret şirketi” olmadığı, sosyal niteliği ağır basan kendine özgü bir ortaklık olduğu anlaşılmaktadır. Benzer hükümler, 6762 sayılı eski TTK'da da bulunmasına rağmen (md 18, 136), Yargıtay'ın kararlılık kazanan uygulamasında kooperatifler tacir olarak kabul edilmemiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere, davalılar kooperatif ve gerçek kişi olup tacir niteliği taşımadıklarından, dava konusu da kanunda özel olarak düzenlenen hallere girmediğinden 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesi hükmünce davayı ticari dava saymak ve asliye ticaret mahkemesini görevli kabul etmek mümkün değildir. Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olduğundan mahkemece verilen görevsizlik kararı yerinde kabul edilip davacı ve davalılar vekilinin istinaf itirazlarının reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır."kooperatifinin tacir olmadığı vurgulanmıştır.
Ankara BAM 27. Hukuk Dairesinin 2018/456 Esas ve 2018/276 Karar sayılı Kararında vurgulandığı üzere "Davalı vekili; uyuşmazlığın davacı ile müvekkili şirket arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı inşaat yapımına dair hakediş bedellerine ilişkin olduğu, bu nedenle de görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, mahkemece davaya konu ilişkinin Kooperatifler Kanununda düzenlenmemiş olması gerekçesiyle verilen görevsizlik kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, görevsizlik kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine dair mahkemece verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin göreve ilişkin hukuki değerlendirmesinde ve kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmesi gerekmiştir." eser sözleşmesinden kaynaklanan hak ediş bedeline ilişkin davada kooperatifin tacir olmadığından dolayı Asliye Ticaret Mahkemesince verilen görevsizlik kararı onanmıştır. İstanbul BAM 37. Hukuk Dairesinin 2018/184 Esas ve 2018/611Karar sayılı Kararında vurgulandığı üzere " Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan ilamsız takibe itirazın iptâli istemine ilişkindir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 154 ve devamı maddeleri hükmünce ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir.
Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re'sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri'ne açılan ticari davalarda görev kuralına dayanılmamış olması, Asliye Ticaret Mahkemesi'ne görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir. Başka bir anlatımla, yargı çevresinde Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmayan yerlerde bir ticari uyuşmazlığın çözümü için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne genel mahkeme sıfatıyla dava açılması halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilmeksizin işin görülmesi gerekir. Buna karşılık, kanun aksi durumu düzenlememiş olduğundan, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ticari olmayan bir davayı Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla görmüş olması açıkça bozmayı gerektiren bir usule aykırılık halini oluşturmaktadır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 99. maddesi uyarınca Kooperatifler Kanunu'ndan kaynaklanan hukuk davalarının tarafların sıfatlarına bakılmaksızın ticari dava olduğu kabul edilmişse de, taraflar arasındaki uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklandığından; genel olarak kooperatif ve ortakları arasındaki uyuşmazlıkların ifade edildiği Kooperatifler Kanunu'nun anılan hükmünün somut olayda uygulama yeri olmadığından, eldeki davanın Kooperatifler Kanunu gereği ticari dava olduğu sonucuna ulaşılması mümkün olmadığı gibi eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların Asliye Ticaret Mahkemelerinde görüleceğine ilişkin bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu durumda, eldeki davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nce görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur. Davalı yüklenicinin yüklendiği Karot laboratuvar ve yapı denetim işini ticari işletmesiyle ilgili olarak yaptığında tereddüt bulunmamaktadır. Buna karşılık, yapı kooperatifi olan davacının tacir olarak kabulü mümkün değildir.
Şöyle ki; 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 1. maddesinde kooperatifler “Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını iş gücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklar” olarak tarif edilmiştir. Madde de, kooperatifin ortaklık (şirket) olduğu belirtilmiş ise de, bu ortaklığın “ticari nitelikte bir ortaklık” olduğu yönünde bir açıklama ve belirleme yapılmamıştır.
Kooperatifler Kanunu'nun 1. maddesinde gösterilen bu tanımdan açıkça anlaşılacağı üzere kooperatiflerde amaç, diğer ticaret şirketlerinden farklı olarak kazanç elde etmek ve bunu ortakları arasında paylaşmak olmayıp, ortakların ekonomik menfaatlerini, özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını iş gücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak ve gidermektir. Kooperatifler, kâr - zarar amacından ziyade sosyal yönü ağır basan ortaklıklardır. Bu tanım ve amaç 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 171. maddesinde "Devlet, milli ekonominin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin artırılmasını ve tüketicinin korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır." şeklinde anlamını bulmuştur. Bu tanım ve düzenlemelere göre, yapı kooperatiflerini tacir kabul edip, tacir sıfatının sonuçlarıyla sorumlu tutmak mümkün değildir. Aksi bir kabul, kooperatiflerin ticari kazanç elde etme amacına yönelik hareket etmeleri sonucunu doğurur ki, bu durumun Anayasada dahi kendisine yer verilen kooperatifçiliğin amacına uygun düşmeyeceği açıktır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 124/1. maddesinde “Kooperatifler” ticaret şirketleri arasında sayılmış ise de, aynı maddenin 2. bendinde kooperatifler “Şahıs şirketleri” ve “Sermaye şirketleri” arasında gösterilmemiştir.
TTK'nın 124. maddesinin 1 ve 2. bentleri ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 1. maddesi birlikte değerlendirildiğinde yapı kooperatiflerinin “ticaret şirketi” olmadığı, sosyal niteliği ağır basan kendine özgü bir ortaklık olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki, bu düzenlemelere benzer hükümler, 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nda da bulunmasına rağmen (md 18, 136), Yargıtay'ın istikrar kazanan uygulamasında yapı kooperatifleri tacir olarak kabul edilmemiştir. Esasen, yıllardır süregelen Yargıtay uygulamasını (Dairemizin 09.06.2008 tarih ve 2007/2726 esas, 2008/3798 karar ile yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.02.1996 tarih ve 1995/956 esas, 1996/45 karar sayılı kararları) ortadan kaldıracak bir yenilik de bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, davacı yapı kooperatifi olup tacir niteliği taşımadığından, dava konusu da kanunda özel olarak düzenlenen hallere girmediğinden 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesi hükmünce davayı ticari dava saymak mümkün değildir. O halde uyuşmazlığın çözümünde Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince Büyükçekmece 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE " eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında Asliye Hukuk ve Asliye Ticaret Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlığında davacı kooperatifin tacir olmadığından Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olduğu belirlenmiştir.
İstanbul BAM 15. Hukuk Dairesinin 2018/718 Esas ve 2018/520 Karar sayılı Kararı "Bir davanın Ticaret Mahkemesinde bakılabilmesi için tarafların tacir ve uyuşmazlığın da her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklanmış olması veya davaya konu uyuşmazlığın TTK'nın da düzenlenmiş hususlardan bulunmuş olması ya da TTK'nın 4.maddesinde sayılan istisnalara dahil bulunması veyahut özel kanunlarında buna ilişkin bir düzenlemenin bulunması gerekir. Somut olayda, davacı ticaret şirketi olup TTK'nın 16/1 maddesi hükmü uyarınca tacir ise de, davalı yapı kooperatifi olup Yargıtay Yüksek 15. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihat ve uygulamalarıyla yapı kooperatifleri tacir olarak kabul edilmediğinden, davada her iki taraf tacir olmadığı gibi diğer şartların da bulunmadığı anlaşılmaktadır. " açıkça yapı kooperatiflerinin tacir olmadığı beliritilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2016/2048 Esas ve 2017/4015 Karar sayılı Kararında " davacı yapı kooperatifi olup tacir niteliği taşımadığından, dava konusu da kanunda özel olarak düzenlenen hallere girmediğinden 6102 sayılı TTK'nın 4/1 maddesi hükmünce davayı ticari dava saymak ve asliye ticaret mahkemesini görevli kabul etmek mümkün değildir." yapı kooperatifinin tacir olmadığı vurgulanmıştır. Bursa BAM 10. Hukuk Dairesinin 2018/427 Esas ve 2018/407 Karar sayılı Kararında kooperatif tarafından açılan tapu iptal ve tescil davasında Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinde yargılamaya devam edilmiş görevsizlik kararı verilmemiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2018/989 Esas ve 2018/1597 Karar sayılı Kararı, yine 2017/96 Esas ve 2018/2989 Karar sayılı 10/07/2018 tarihli kararında açıkça vurgulandığı üzere "1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 1. maddesinde kooperatifler “Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını iş gücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklar” olarak tarif edilmiştir. Maddede kooperatifin ortaklık (şirket) olduğu belirtilmiş ise de, bu ortaklığın “ticari nitelikte bir ortaklık” olduğu yönünde bir açıklama ve belirleme yapılmamıştır.Maddedeki tariften anlaşılacağı üzere kooperatiflerde amaç, diğer ticaret şirketlerinden farklı olarak kazanç elde etmek ve bunu ortakları arasında paylaşmak olmayıp, ortakların ekonomik menfaatlerini, özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını iş gücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak ve gidermektir. Kooperatifler, kâr zarar amacından ziyade sosyal yönü ağır basan ortaklıklardır. Bu tanıma göre kooperatiflerin tacir kabul edilmesi ve tacir sıfatının sonuçlarıyla sorumlu tutulması mümkün değildir. 6102 sayılı TTK'nın 124/1. maddesinde “kooperatifler” ticaret şirketleri arasında sayılmış ise de, aynı maddenin 2. bendinde kooperatifler “şahıs şirketleri” ve “sermaye şirketleri” arasında gösterilmemiştir. TTK'nın 124. maddesinin 1 ve 2. bentleri ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 1. maddesi birlikte değerlendirildiğinde kooperatiflerin “ticaret şirketi” olmadığı, sosyal niteliği ağır basan kendine özgü bir ortaklık olduğu anlaşılmaktadır. Benzer hükümler, 6762 sayılı eski TTK'da da bulunmasına rağmen (md 18, 136), Yargıtay'ın kararlılık kazanan uygulamasında kooperatifler tacir olarak kabul edilmemiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, davalı yan kooperatif olup tacir niteliği taşımadığından, dava konusu da kanunda özel olarak düzenlenen hallere girmediğinden, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesi hükmünce davayı ticari dava saymak ve asliye ticaret mahkemesini görevli kabul etmek mümkün değildir. " kooperatiflerin tacir olmadığı benimsenmiştir. Yukarıdaki Yargıtay İçtihatları ve BAM Kararları ile de yapı kooperatiflerin tacir olmadığı açıkça vurgulandığı anlaşılmakla, açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan davanın nispi ticari dava sayılamayacağından mahkememizin görevsizliğine ve HMK 114 ve 115/2 maddesi gereğince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, dosyanın görevli ve yetkili Bursa Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine dair karar verilmiştir. Davalıların ihtiyati tedbire yönelik itirazları yönünden dosya değerlendirildiğinde: Bilindiği üzere ihtiyati tedbir kurumu 6100 sayılı HMK' nın 389 ila 399. Maddeler arasında düzenlenmiştir. HMK' nın 389. Maddeye göre "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır." hakkın elde edilmesinde zorlaşmanın veya imkansız hale gelmenin ya da gecikmenin ciddi bir zarar doğma endişesinin bulunması halinde ihtiyati tedbir kararı uyuşmazlık konusu üzerine verilebileceğine dair ihtiyati tedbirin koşulları düzenlenmiştir. HMK' nın 390/1. maddesine göre" İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir." ihtiyati tedbirde hangi mahkemenin görevli olduğu düzenlenmiştir. HMK' nın 390/1. maddesinin gerekçesinde, hiç ilgisi olmayan mahkemelerden ihtiyati tedbir istenmesinin önüne geçmek için ve geçici hukuki korumaların da niteliğine uygun olarak ihtiyati tedbirin dava açılmadan ihtiyati tedbirin dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise asıl davanın görüldüğü mahkemeden istenebileceği düzenlenmiştir. Böylece ihtiyati tedbirde yetki ve görevle ilgili belirsiz ve kötüye kullanıma açık olan durum, belirli ve tereddüdü ortadan kaldıracak hale getirilmiştir. İhtiyati tedbir talebinde görev ve yetki konusunda dikkat edilmesi gereken husus, dava açılmadan önce de herhangi bir mahkeme değil, asıl uyuşmazlık bakımından görevli ve yetkili olan mahkemeden ya da mahkemelerden birinden ihtiyati tedbirin istenebileceğidir.( PEKCANITEZ HAKAN, ÖZEKES MUHAMMET, MİNE AKKAN, TAŞ KORKMAZ HÜLYA- MEDENİ USUL HUKUKU 15. BASI, İSTANBUL MART 2017 -CİLT 3 SYF 2470) Somut olayda, eser sözleşmesinden kaynaklanan davanın mutlak ve nispi ticari dava olmadığı yukarıda açıklandığı üzere mahkememizin görevsiz olup görevin kamu düzenine ilişkin olduğu ve ihtiyati tedbirin asıl görevli mahkemece verilmesi gerektiğinden davalıların ihtiyati tedbire itirazlarının kabulu ile ihtiyati tedbirin kaldırılmasına dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlere,
1.Davanın görev, dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddine, mahkememizin görevsizliğine, Bursa Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna,
2.HMKnun 20 maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde talep halinde dosyanın Bursa Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, talep olmadığı takdirde dosya üzerinden davanın açılmamış sayılmasına dair karar verilmesine,
3.Mahkememizin görevsizliği sebebiyle davalıların ihtiyati tedbire yapmış oldukları itirazların kabulü ile mahkememizin 14/05/2018 tarihli dava konusu 2433 ada 3 parsel sayılı taşınmazın 16 ve 25 nolu bağımsız bölümler üzerine konulan tedbirlerin kaldırılmasına, bu konuda tapu müdürlüğüne müzekkere yazılmasına,
4.HMK'nın 331. Maddesine göre yargılamanın görevli mahkemede devam etmesi halinde yargılama giderlerin görevli Bursa Asliye Hukuk Mahkemesince taktirine, yargılamanın görevli mahkeme de devam etmediği taktirde talep üzerine mahkememizce dosya üzerinden yargılama giderlerinin tespiti ve hükmedilmesine, Dair, Davacı Vekili Av. ..., Davalı ... vekili Av. ..., Davalı ... Vekili Av. ...'nün yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren HMKnın 341. Ve 345. Maddeleri gereğince 2 haftalık yasal süre içinde Bursa Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 18/09/2018 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)