44. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2022/445
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 28/12/2021
NUMARASI: 2020/216 E. - 2021/295 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/10/2024
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; petrol ve enerji sektöründe faaliyet gösteren müvekkili şirketin şekil logosunun TPMK nezdinde ... tescil numarası ile 1, 4, 8, 9, 12, 17, 19, 28, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42 ve 43. sınıflarda tescil edildiğini, davalı şirketin 39. sınıfta ... başvuru numaralı markasının tescilinin reddine karar verildiğini, sürecin devamında davalı tarafından logo tescili açısından TPMK’ya yeni başvuru yapıldığını ve ... tescil numarası ile 4 ve 40. sınıflarda şekil logosunun tescilinin sağlandığını, davalı adına tescilli logo ile müvekkili şirket markasına ait logonun birbirlerinin aynısı olduğunu, renklerin farklılaştırılmasıyla değişiklik yaratılmaya çalışılmışsa da, bu gibi küçük farklılıkların benzerliği ve tüketiciler tarafından karıştırılma ve müvekkili şirketle ilişkilendirilme ihtimalini ortadan kaldırmayacağını, tarafların faaliyet alanlarının olduğunu, tescile konu logo sebebiyle tüm dünyada faaliyet gösteren "..." markasının logosunun tanınmışlık düzeyinin haksız şekilde kullanılmakta olduğunu, davalı şirkete ait logonun müvekkili şirket tarafından daha önce tescil edilmiş ve kullanılmakta olan logo ile özdeş, farksız ve taklit mahiyette olduğunu, aynı sınıflarda ve aynı tüketici kitlesine hitap eden logoların hükümsüzlüğünün talep edilebileceğini, ayrıca hükümsüzlük davaları için davalı marka başvurusuna itirazın zorunlu olmadığını ve davalı şirketin müvekkiline ait logonun birebir aynısını, renklerini değiştirmek sureti ile aynı piyasada kullanarak müvekkili şirketin tanınmışlık düzeyinden kötü niyetli olarak yararlanmak istediğini, bu nedenle herhangi bir hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceğini ve müvekkili şirketçe davalı şirkete gönderilen ihtarname tarihi itibarıyle haksız kullanımdan haberdar olunduğunu iddia ederek, davalı adına tescilli dava konusu markanın hükümsüzlüğünü, mevcut işaret unsurunun davalının logosundan çıkarılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 2008 yılından beri doğalgaz sektöründe faaliyet gösterdiğini, başka firmaların tanınmışlık seviyesinden yararlanmak gibi bir ihtiyacının olmadığını, müvekkili şirketin markasının TPMK nezdinde 20.02.2013 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle tescil edilerek koruma altına alındığını ve müvekkilinin kurulduğu 2008 yılından beri kullanılmakta olduğunu, davacı tarafa ait logonun ise müvekkili şirketin tescil başvurusu yapmasından çok sonra 14.11.2013 tarihinde tescil edildiğini, yalnızca bu hususun dahi davacı tarafın haksız ve mesnetsiz iddialarını tek başına çürütebileceğini, dava konusu logo ile markanın tescili için 2011 yılında başvuru yapılmış olmasının, logonun müvekkili tarafından çok eski tarihlerden itibaren kullanıldığını gösterdiğini, doğalgaz dağıtım şirketlerinin hemen hemen hepsinin logosunda alev simgesinin kullanıldığını, bu simgenin davacıyı karakterize edebilecek bir logo olmadığını, yalnızca davacının münhasıran kullanabileceği bir özellik de barındırmadığını, davacının rafineri işleten bir firma olduğunu, müvekkilinin faaliyette bulunduğu Adıyaman ili ile sınırlı doğalgaz dağıtım işi düşünüldüğünde, sektörel olarak da aralarında hiçbir benzerlik bulunmadığını, aynı müşteri veya tüketici kitlesine hitap eden bir alanda da faaliyet göstermediğini, müvekkilinin logosu ile davacının logosunun hiçbir şekilde karıştırılacak bir tarafının olmadığını, müvekkili şirketin tescilli logosunun, alevlerin yükseliş şekli, alevlerin izlediği yol, boyutu, rengi itibariyle çok farklı olduğunu ve müvekkilinin kötü niyetli olduğuna dair hiçbir delil olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; ".... Somut olayda, davacı markasının tanınmış olduğu, davalının bu tanınmışlıktan haksız olarak yararlanmak amacıyla dava konusu markayı tescil ettirdiği, davalının aynı sektörde aynı tüketici kitlesine hitap eden ayırt edilemeyecek derecede benzer bir markayı seçmiş olmasının tesadüfle açıklanamayacağı ve tüm bunların davalının marka tescilinde kötü niyetli olduğunu gösterdiği ileri sürülmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere, davacının şekil markasının tanınmış olduğunu gösterir delillere dosyada rastlanmamıştır. Ayrıca ve özellikle, davalının 2011 yılında, yani davacının huzurdaki davada hükümsüzlük iddiasına dayanak gösterdiği loguyu taşıyan markasından önce yapmış olduğu benzer logoyu taşıyan ... şeklindeki markasında da, huzurdaki davada hükümsüzlüğü talep edilen davalı markasındaki görseli havi şekil unsurunun aynısı yer almaktadır. Tarafların dava konusu şekil markalarının benzer bir alev figürünü içerdiği belirtilebilir. Alev şekline yer verilirken kırmızı/turuncu, mavi ve yeşil renklerin bir arada kullanılmasını doğal veya bir zorunluluktan kaynaklı görmek olanaklı değildir. Ayrıca, alevin, şekil itibarıyla çok değişik tarzlarda da ifade edilebileceği muhakkaktır. Fakat bunlardan hareketle, davalı markasının kötü niyetle tescil ettirildiği sonucuna varmak mümkün görülmemiştir. Zira, hemen yukarıda da ifade edildiği gibi, davalı bu şeklin aynısını davacı markasının başvuru tarihinden önceki 2011 tarihli marka tescil başvurusunda da kullanmıştır. Davacının, 2011 yılındaki davalı tescil başvurusu tarihinden önce, şekil unsurunu tescil başvurusuna konu ettiğine ya da kullandığına dair bir bilgiye dosyada rastlanmamıştır. Bu sebeple, davalının markasının tescilinde kötü niyetli olduğu hususunun ispatlanamadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla davacı markası tescil başvuru tarihi itibariyle Türkiye'de tanınmış olmadığı gibi, davalının marka tescil başvurusunda kötü niyeti de ispatlanamadığından, dava konusu davalıya ait 2013/15625 nolu marka, tescil tarihinden itibaren beş yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğundan, Davacının davasının REDDİNE," karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-... A.Ş.’nin grup şirketi olarak petrol ve enerji sektöründe faaliyet gösterdiğini, müvekkili şirkete ait logo ile davalı şirketin tescil başvurusuna konu olan logonun kullanım alanlarının aynı olması, hitap ettikleri tüketici kitlesinin aynı olması ve aralarında iltibasa neden olabilecek derecede benzerlik bulunması nedeniyle taraflarınca logonun hükümsüzlüğü talebi ile huzurdaki dava ikame edildiğini, müvekkili şirket markasına ait logonun renklerinin değiştirilmesi küçük bir fark olup bu tür bir farkın tüketiciler tarafından karıştırılma ve müvekkili şirket ile ilişkilendirilme ihtimalini ortadan kaldırmayacağını,
Davalı tarafından tüm dünyada faaliyet gösteren “...” markasının tanınmışlık düzeyinden birebir benzer logo tasarlayarak kötü niyetli şekilde yararlanıldığı sabit olup bu sebeple huzurdaki dava ile her halde davalı adına tescilli dava konusu markanın hükümsüzlüğü, mevcut işaret unsurunun davalının logosundan çıkarılmasının talep edildiğini, -Yerel Mahkeme kararında, logoların birebir benzer olduğu kabul edilmiş ise de; 2011 yılında davalı ... tarafından başvuru yapıldığı ve müvekkili şirketin 2011 yılında logosunun kullanıldığının ispat edilemediği bu sebeple kötü niyetten bahsedilemeyeceği, belirtildiğini ancak 1992 yılında Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi ..., Azerbaycan’da kurulmuş ve 2008 yılında ...’i satın alarak Türkiye’de faaliyetlerine başlamış olduğunu, Müvekkili şirkete ait markanın Türkiye’de ve global alanda tanınmışlık düzeyi internet ortamında yapılacak küçük bir araştırmayla dahi görülebileceğini, Davalı şirketin logo tescilinin kötü niyetli olmadığının kabulü anlamına gelmemekle birlikte bir an için aksi düşünülse dahi müvekkili şirketin marka ve logosunun 2008 yılından bu yana Türkiye’de aktif şekilde kullanılmaya başlandığının sabit olduğunu, Yerel Mahkemece dosya kapsamında mevcut tespitler yorum yoluyla genişletildiğini ve müvekkili şirketin 2011 yılından önce markasını kullanmadığı içeriğinde, herhangi bir somut, hukuki dayanağı bulunmayan gerekçeler ileri sürüldüğünü, Müvekkili şirketin marka ve logosunun Türkiye’de 2008 yılında kullanılmaya başlandığı sabit ise de, bu hususta herhangi bir tespit yapılmaksızın kullanılmadığına dair görüş bildirilmesinin yerinde olmadığını, Yerel Mahkeme tarafından müvekkili şirket marka ve logosunun 2011 yılında kullanılmadığına dair karara hangi gerekçeler ile varıldığının belirtilmediğini, bu yönde bir çekince oluşması halinde mahkemece kullanımın ispat edilmesi adına taraflarına süre verilebileceği veya bilirkişiden bu yönde tespit yapılmasının talep edilebileceğini, fakat tüm bu araştırmalar yapılmaksızın, eksik inceleme ürünü olan bilirkişi raporu göz önünde bulundurularak hüküm tesis edildiğini, -davalının ... nolu markasının, müvekkili markasına benzerlik nedeniyle hükümsüzlüğüne ilişkin olup, söz konusu markanın benzerliği, bilirkişi tarafından da açıkça beyan edilmekteyken ve keza iptali istenen markanın tescilinden önce müvekkilinin markasını tescil ettirdiği ve hatta çok uzun zamandır bu markayı uluslararası ölçekte kullandığı aşikarken Yerel Mahkeme kararında davalı şirketin kötü niyetli olduğunun ispat edilemediğinin belirtilmesinin haksız olduğunu, davalı şirketin 2011 yılında yapmış olduğu reddedilen başvurusunun değerlendirilmediğini, müvekkili şirket logosunun tescil tarihi itibari ile kullanıldığı gibi tamamen hatalı bir değerlendirme yapıldığını, Müvekkili şirketin tanınmışlığından faydalanmak suretiyle faaliyetlerine devam eden davalı yönünden hak düşürücü sürenin dikkate alınmayacağını, davalı tarafın basiretli tacir olduğunu, aynı sektörde faaliyet gösterdiklerini, -Mahkemece 2011 yılında reddedilen markanın gerekçe gösterilmesinin son derece hatalı olduğunu, Yerel Mahkemece, davalının 2011 yılında başvuru yapmış olmasının kötü niyetli olmadığını ispat ettiğine dair karar tesis edilmiş ise de; 2011 yılında yapılan başvuru kurum tarafından benzerlik nedeniyle reddedilmiş olup davalı şirketin 2011 ve öncesinde ilgili markayı aktif kullandığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil mevcut olmadığını, Yerel Mahkemece bu yönde bir karar tesis edilmeden evvel davalı şirketin 2011 yılında yapmış olduğu başvurudan önce ve 2011 yılında markayı kullanıp kullanmadığının tespiti gerektiğini, müvekkili şirketin otuz yılı aşkındır faaliyet gösterdiği bir alanda davalının benzer logoyu kötü niyetli olarak tescil ettirebileceğini, tüm firmalar tarafından bilinirliğe sahip olduğunu,-bilirkişi raporu ile müvekkilinin markasının daha önce tarihli olduğu, davalı markasının tescilli olduğu 4, 40 sınıflarını aynen kapsadığının belirtildiğini, aynı alanda faaliyet gösteren iki farklı şirketin logolarının bu denli benzer olmasının kabul edilemeyeceğini, davalı taraf basiretli tacir olup aynı sektörde hizmet verdiği ve dünya çapında faaliyet gösteren müvekkili şirketin logosunu bilemeyeceği düşünülemeyeceğini, alevin şekil itibariyle çok değişik tarzlarda da ifade edilebileceği belirtilmiş olmasına rağmen, kötü niyet hususunun ispat edilemediğine yönelik karar tesis edilmesinin haksız olduğunu, Davalının kötü niyetli olmadığı sonucuna yalnızca 2011 yılında başvuru yapmış olması neticesinde varılamayacağını, 2011 yılında yapılan başvuru davalı adına değerlendirmeye alınmışken, yargılamanın başından beri müvekkili şirketin 2008 yılından itibaren Türkiye’de faaliyet gösterdiğini belirtmemize rağmen, bu yönde herhangi bir değerlendirme yapılmamasının anlaşılamadığını, Davalı şirket ile müvekkili şirket aynı müşteri kitlesine ve aynı ihtiyaçlara hitap etmekte olup logoların karıştırılma ihtimali ve bu sayede davalının, dünyanın en büyük enerji şirketlerinden biri olan müvekkilinin dahil olduğu ... grubunun bir iştiraki olduğu algısının yaratılmasının oldukça yüksek olduğunu, Davaya konu davalı şirkete ait logonun, müvekkili şirket tarafından daha önce tescil edilmiş ve kullanılmakta olan logo ile özdeş, farksız ve taklit mahiyette olduğunu, -Somut uyuşmazlıkta enerji sektöründe uzman bir bilirkişinin bulunduğu heyet kurularak müvekkili şirketin ve davacı şirketin aktif ticari sürecinde marka ve logo kullanımlarının değerlendirilmesi gerektiğini, Yerel Mahkemece 2011 yılında davalının başvuru yaptığı bu nedenle kötü niyetten bahsedilemeyeceği kabul ediliyor ise; müvekkili şirketin de hangi yıldan itibaren enerji sektöründe Türkiye’de faaliyet göstererek marka ve logosunu kullanmaya başladığının araştırılması gerektiğini, yeni heyetten rapor taleplerinin reddedilmesi ve eksik inceleme ile hüküm tesis edilmesinin aykırı olduğunu, -Yerel Mahkeme kararı neticesinde, müvekkili şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren bir firmanın, müvekkili şirket logosunun yalnızca renklerini değiştirerek kullanılmasına izin verildiğini, Davalı şirketin müvekkili şirketin tanınmışlığından faydalanarak haksız kazanç elde edebileceğini, -Yerel Mahkemeye yargılama aşamasında flash bellek içerisinde, müvekkili şirkete ait reklam filmleri, faaliyet raporları, tanıtım broşürleri, billboard reklamları ve tanınmışlığı ispat edecek sair belgeler sunulduğunu, müvekkili şirket marka ve logosunun yurt içi ve yurt dışında aktif şekilde kullanıldığı ispat edilebildiğini, kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;
Davacı tarafın 04.11.2021 tarihli duruşmasında karar aşamasında sonradan davacı tarafça dosyaya sunulan flashbellek içinde sunduğu delillere muvafakat etmediklerini, delil sunma süresi geçtikten sonra usule aykırı şekilde delil sunulması mümkün olmadığını, dosyaya bilirkişi raporu sunulduktan sonra davacı tarafın dava dilekçesinde ileri sürmediği kötüniyet gerekçesini ileri sürdüğünü, davacı tarafın dava dilekçesinde müvekkilin logoyu kötüniyetli kullandığına dair bir iddia veya beyan olmadığını, rapordan sonra davanın dayandığı vakıaların sebeplerin değiştirilmesine muvafakat etmediklerini,
Bilirkişi raporunda da belli olduğu üzere; davacı tarafın hak düşürücü süreyi geçirdikten sonra davayı açtığını, Müvekkili şirketin marka ve logosu 2013 yılından beri tescilli ve korunduğunu,
Davacı tarafın haksız davası yasal sürede açılmadığını,
Davacı tarafın, dava dilekçesinde müvekkili şirketin logoyu kullanmakta kötüniyetli olduğunu ileri sürmediği gibi, buna dair hiçbir delil de sunmadığını, müvekkili şirketin logoyu kullanmakta kötüniyetli olduğuna dair hiçbir delil de olmadığını, Müvekkili şirketin tanınır bir şirket olması sebebiyle davacı yanın dava konusu logonun kullanımını ihtarname tarihi itibariyle öğrenmiş olduğu iddiasının da tamamen gerçek dışı olduğunu, Müvekkili şirketin 2011'deki tescil başvurusundan da önce kuruluşundan beri kullandığı ve daha sonra tescil edilerek korunan logosu ile davacının logosunun hiçbir şekilde karıştırılacak bir tarafı olmadığını, Müvekkili şirketin doğalgaz dağıtımı işini yaptığını, Doğalgaz sektöründe faaliyet gösteren firmalar tarafından kullanılması en tabii olan simgeler alev simgeleri olduğunu, 2008 yılından beri doğalgaz sektöründe faaliyet gösterdiklerini, "..." markasının ülke çapında sağlamış olduğu güven duygusu çerçevesinde hizmetlerini sürdürdüklerini, başkaca firmaların tanınmışlık seviyesinden yararlanmak gibi bir niyeti olmadığını, müvekkili şirketin markası ve logosu Türk Patent Enstitüsü nezdinde 20/02/2013 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle tescil edilerek koruma altına alındığını, tescil sürecinde müvekkili şirketin logosu yetkili kurumlara sunulmuş ve hiçbir itiraza uğramadan tescil edildiğini,
Davacı tarafa ait logonun müvekkili şirketin tescil başvurusu yapmasından çok sonra 14/11/2013 tarihinde tescil edildiğini, müvekkili şirketin varlığından habersiz olduğu ve müvekkili şirket tarafından tescil başvurusu yapıldığı tarihte korunması bulunmayan bir logo için huzurdaki haksız dava açıldığını, Davacı Şirket Logosu ile Müvekkili Şirketin logosu arasında benzerlik bulunmadığını, Davacı şirket rafineri işleten bir firma olup, müvekkilinin faaliyette bulunduğu Adıyaman ili ile sınırlı doğalgaz dağıtım işi düşünüldüğünde sektörel olarak da aralarında hiçbir benzerlik olmadığını, logolara bakıldığında iddia edildiği şekilde aralarında hiçbir benzerlik bulunmadığını, renkler ve logonun şekli, davacı tarafın logosu ile hiçbir şekilde benzer olmadığını, istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, davalı adına ... sayı ile tescilli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini taleplidir. Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan gelen kayıtlardan, ... tescil numaralı markanın davacı adına, ..., ... ve ... tescil numaralı markaların ise davalı adına tescilli olduğu anlaşılmıştır. Davacının ... Petrol tarafından "şekil" logolu markasının kurum nezdinde 17.08.2012 tarihinde başvurusu yapılarak 14.11.2013 tarihinde 01, 04, 08, 09, 12, 17, 19, 28, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43 sınıflarında tescil edildiği, logo şekil markasının halihazırda ... A.Ş. tarafından 04.03.2020 tarihinde 01, 02, ……., 44,45 olmak üzere tüm alanlarda tescil edildiği, Davalı şirket ... tarafından marka ve şekil logosunun; Türk Patent ve Marka Kurumu’na 21.11.2011 tarihinde ... başvuru numarasıyla 39 nice sınıfında tescili talep edilmiş ise de; yapılan başvurunun 20.04.2012 tarihinde reddine karar verildiği, ... tarafından yeni bir başvuru yapılarak sadece şekil markası şeklinde logonun tescili açısından kuruma başvurulduğu ve kurumca 04, 40 sınıflarında mevcut logo ... adına 27.02.2014 tarihinde tescil edilmiş, 20.02.2013 tarihinden itibaren ise tescilli olduğu anlaşılmıştır. Taraf vekillerince deliller sunulduktan ve resen celbi gereken deliller de toplandıktan sonra dosyada bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, dosyanın tevdi olunduğu bilirkişi hazırlamış olduğu 24/09/2021 havale tarihli raporlarında sonuç olarak, "davalıya ait ... tescil numaralı marka, tescil tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması sebebiyle, ancak kötü niyetli tescil gerekçesiyle hükümsüz kılınabileceği ve davalı markasının kötü niyetle tescil ettirildiğine dair bir emare tespit edilemediği belirtilmiştir. SMK 25/1'e göre; “5 inci veya 6 net maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir" SMK 6/1 maddesi hükmüne göre; tescil başvurusu yapılan bir markanın, veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. SMK 6/9 maddesi hükmüne göre , Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Davacı tarafça kötü niyetli başvuru olduğuna yönelik dava sebeplerinin incelenmediği iddiası ile istinaf isteminde bulunulmuş ise de, 6769 sy SMK'nun 25.md.yollaması ile aynı Kanunun 6/9 md'si uyarınca kötüniyetli yapılan tescilin hükümsüzlük sebebi olarak yer aldığı, ancak davacı tarafça sunulu dava dilekçesi incelendiğinde kötüniyetli hükümsüzlük sebebine açıkça dayanılmadığı, sadece iltibasa yönelik hükümsüzlük sebebinin ileri sürüldüğü, bununla birlikte salt bir markanın benzerinin tescil ettirilmesinin tek başına kötüniyeti de göstermeyeceği, bunun yanında marka başvurusunun marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmayı ve gerçekte kullanmayıp yedekleme, marka ticareti yapma amacına ya da şantaja yönelik olması gerektiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı markasının tanınmış olmadığı belirtilmesine rağmen salt benzerlikten kaynaklı kötüniyetli kanaatine varıldığı, davacı tarafın markasının tanınmışlığını da ispatlayamadığı, 04/11/2021 tarihinde tanınmışlığı ispat yönünde delil sunmuş ise de, davalının cevap olarak 08/11/2021 tarihinde sunduğu delikçesinde, davacının dilekçesi ile sunulan delillerine muvafakat etmediği, kötü niyetin ispatlanamaması nedeniyle 5 yıllık sessiz kalma süresinin de bu nedenlerle geçtiğinin kabulünün gerektiği, davalı şirketin ... başvuru numaralı 39. Sınıfta tescilli markasının davacı itirazı üzerine değil, kurum tarafından dava dışı şirketin ... sayılı Akmercan markası nedeniyle reddedildiği bu nedenle kötü niyet tespitinde bu marka başvuru red kararının dikkate alınamayacağı, dosyada kötüniyetli olduğuna dair delil bulunmadığı, markanın başvuru tarihi itibariyle tanınmış marka olmasının da kötüniyetli olduğu anlamına gelmeyeceği anlaşılmakla,
Davacı vekilinin İstinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.