Esas No
E. 2022/916
Karar No
K. 2024/1100
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
İcra İflas Hukuku
T. C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.

HUKUK DAİRESİ 2022/916 Esas - 2024/1100 Karar

T.C.

ANKARA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2022/916
KARAR NO: 2024/1100

TÜRK MİLLETİ ADINA

KARAR

İNCELENEN DOSYANIN

MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 22/02/2022

NUMARASI : 2015/360 Esas 2022/101Karar

DAVACI/TEMLİK ALAN :

DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtrazın İptali)
DAVA TARİHİ: 19/06/2015
KARAR TARİHİ: 16/10/2024

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH: 16/10/2024

Taraflar arasındaki banka dışındaki kredi kuruluşlarına ilişkin düzenlemelerden kaynaklanan itirazın iptaline ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava dışı asıl borçlu ... ile müvekkili Bankanın Siteler Şubesi'nden ticari nitelikte araç için taşıt kredisi kullandırıldığını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine dava dışı kredi borçlusu ve kefile Altındağ 6. Noterliği'nin 23/08/1996 tarih ve 18432 yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edilerek hesap katının bildirildiğini, ihtarnameye rağmen borcun ödenmemesi üzerine Ankara 23. İcra Müdürlüğü'nün 1996/1317 E. sayılı dosyasından rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takibe geçildiğini, ancak dosya takipsizlikten düştüğü için bu kez Ankara 2. İcra Müdürlüğü'nün 2004/5151 E. sayılı dosyası üzerinden takip yapıldığını, bu takibin de düşmesi üzerine Ankara 26. İcra Müdürlüğü'nün 2014/14572 E. sayılı dosyası ve 2014/14573 E. sayılı dosyaları ile yeniden takibe geçildiğini, davanın açılma zaruretinin hasıl olduğunu, davalının itirazının yersiz ve mesnetsiz olup zaman kazanmaya yönelik olduğunu bildirerek, davalı borçlunun Ankara 26. İcra Müdürlüğü'nün 2014/14572 E. sayılı dosyasına yönelik itirazının iptaline, takibin %187,50 temerrüt faizi, %5 BSMV, icra masrafları ve vekalet ücreti ile birlikte devamına, %40'tan aşağı olmamak üzere davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; itirazın iptaline konu Ankara 26. İcra Müdürlüğü'nün 2014/14572 sayılı dosyasından talep edilen alacak için Ankara 23.İcra Müdürlüğü'nün 1996/1317 E. sayılı takip dosyasından rehnin paraya çevrilmesi yoluyla, Ankara 2. İcra Müdürlüğü'nün 2004/5151 E. sayılı takip dosyasından ilamsız takip başlatıldığından dolayı tarafları ve konusu aynı olan dava için derdestlik itirazında bulunduklarını, davalı müvekkilinin kefilliğinin adi kefalet olduğunu, BK. gereği adi kefalette alacaklının, borçluya başvurmadıkça, kefili takip edemeyeceğini, kefil aleyhine icra takibi yapılabilmesi için, borçlu aleyhine yapılan takibin sonucunda kesin aciz belgesi alınması, borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın imkânsız hâle gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi, borçlunun iflasına karar verilmesi, ya da borçluya konkordato mehli verilmiş olması gerektiğini, davacının adi kefile başvuru şartlarının oluştuğuna dair bir belgeyi dosyaya sunmadığını, Ankara 26. İcra Müdürlüğü'nün 2014/14572 E. sayılı dosyasından talep edilen alacağın, Ankara 23. İcra Müdürlüğü'nün 1996/1317E. sayılı takip dosyasından anlaşılacağı üzere rehinle güvence altına alındığını, İİK.'nun 45. maddesi gereği bir borcun rehinle temin edilmesi halinde alacaklının öncelikle ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapmasının zorunlu olduğunu, ancak rehin tutarının borcu ödemeye yetmemesi halinde alacaklının tahsilde tekerrür olmamak koşulu ile aşan kısım için haciz yolu ile takip yapabileceğini, davacının dava doyasına iş bu yasal zorunluluğa dair bir belgeyi dosyaya sunmamış olduğunu, davalı müvekkilinin temerrüte düşürüldüğüne dair beyan edilen 23/08/1996 tarih ve 18432 sayılı ihtarnamenin tebliğ şerhi örneğinin dosyaya ibraz edilmediğini, bu sebeple temerrüt oluşmadığını, dosyaya ibraz edilen sözleşmede faize ilişkin bölümlerin elle doldurulduğunu, matbu sözleşmede sonradan elle yazılan faiz oranlarına borçlu/davalıyı etki edemediğinden elle yazılan bu faiz oranlarının geçersiz olduğunu ve talep edilen %187.5 faiz oranının fahiş olduğunu, sözleşmede ana para borcu 684,00TL iken Ankara 26.İcra Müdürlüğü'nün 2014/14572 sayılı dosyasında asıl alacağın 1.132,00 TL olarak belirtildiğini, bu durum bileşik faiz uygulaması olduğundan açıkca hukuka aykırı olduğunu, söz konusu faiz oranının hem takip öncesi hem de takip sonrası işletildiğini, açıkladıkları ve resen gözetilecek nedenlerle, Ankara 23.İcra Müdürlüğü'nün 1996/1317 E. sayılı, Ankara 2. İcra Müdürlüğü'nün 2004/5151 E. sayılı dosyalarının celbi ile haksız davanın reddine, dava değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminatının davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacıya yüklenmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; dava dışı asıl borçlu ... ile ... Bankası A.Ş arasında 08/11/1995 tarihinde 1.637.925.282,00 (eski) TL limit üzerinden akdedilen ticari mahiyetteki "Bireysel Kredi Borçlanma ve Rehin Sözleşmesi"nin davalı ... tarafından müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzalandığı, bu kapsamda davalı kefilin, dava dışı asıl borçlunun temlik eden bankadan kullandığı kredilerden ötürü 1.637,92 TL kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ile sorumlu olduğu, kredi hesap ekstrelerinde yapılan incelemede 22/08/1996 kat tarihi itibariyle söz konusu taksitli ticari kredinin en son 08/05/1996 tarihinde 7.taksit ödemesinin yapılmış olduğu, 08.06.1996, 08/07/1996 ve 08/08/1996 tarihli 8,9 ve 10.taksit ödemelerinin yapılmamış olduğu, bu durumda davacı (temlik eden) banka alacağı için sözleşmenin 10. maddesine göre alacağın muaccel hale geldiği, ekstrelerde söz konusu krediler için ihtarnamede ödeme için verilen süre zarfında da herhangi bir ödeme tespit edilemediği, davacı (temlik eden) bankanın kalan bakiye alacağını talep etme hakkının bulunduğu, buna göre mahkememizce hükme esas alınan ve bankacı bilirkişi ... tarafından düzenlenen 20/09/2021 tarihli bilirkişi raporu ile belirlendiği üzere, davalıya çıkarılan kat ihtarının ilgilinin adreste tanınmaması yüzünden bila ikmal iade edilmiş olması nedeniyle davalının temerrüdünün takip tarihi itibariyle oluştuğu, buna göre de davalı müşterek borçlu - müteselsil kefilin sorumlu olduğu miktarın 846,00 TL asıl alacak, 13.375,12 TL işlemiş faiz, 668,76 TL BSMV ve 1.630,03 TL masraf olmak üzere toplam 16.519,91 TL olduğu sonuç ve kanaatine varılarak, davanın belirlenen bu miktarlar üzerinden kabulüne, fazlaya ilişkin istemin ise reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, takibe konu alacağın ... Siteler Şubesi'nden davalılara kullandırılan Genel Kredi Sözleşmesi'nden kaynaklı bir alacak olduğunu, 23/08/1996 tarihinde ihtarname keşide edilerek hesabın kat edildiğini ve borçlunun, hesabın kat edilmesi ile temerrüde düştüğünü, ancak hesabın kat edilmesinden önceki dönem olan ilk ödememe tarihi ile hesap kat tarihi arasında geçen süreye ilişkin bilirkişinin faiz hesaplaması yapmasının gerektiğini, bilirkişinin raporunu hazırlarken bu hususu dikkate almadığını, takip taleplerinde de görüleceği üzere anapara alacaklarının 1.132,41 TL olduğunu, yargılama sırasında bilirkişinin ise yalnızca hesap özetindeki rakamı baz alarak hesaplama yaptığını, ilk ödememe tarihinden 23/08/1996 olan hesap kat tarihine kadar geçen süreye ilişkin işleyen akdi faizi hiç hesaplamaya dahil etmediğini, bu yönüyle hesaplamanın hatalı olduğunu, bilirkişinin anapara tutarını düşük belirlediğinden faize ilişkin tutarın da hatalı olarak düşük hesaplandığını, hatalı hesaplama nedeniyle de müvekkili şirketin zararının doğduğunu,bu yönüyle yerel mahkemece verilen iş bu kararın hatalı olduğunu, yine ihtarnamenin borçlulara usulüne uygun bir şekilde tebliğ edildiğinden, alacaklarının hesap kat tarihinden itibaren % 187,5 temerrüt faizi uygulanarak hesaplanmasının gerektiğini, tarafların arasında imzalanan kredi sözleşmesinin ilgili hükümleri uyarınca, temerrütün oluşması için kat ihtarının tebliğ edilmiş olmasına da gerek olmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğunu, her ne kadar krediye konu araç kamyonet ise de iş bu aracın her hangi bir şirket adına değil, dava dışı ... adına alındığını, hususi amaçla alınmış bir aracın söz konusu olduğunu ve dolayısıyla ticari bir taşıt alımı olmadığından ticari işten bahsedilemeyeceğini, kaldı ki kredi sözleşmesinin başlığının dahi "bireysel kredi borçlanma ve rehin sözleşmesi" olmakla da kredinin ticari kredi değil, bireysel kredi olduğunu, tarafları ve konusu aynı olan dava için derdestlik itirazlarının da değerlendirilmesinin ve derdestlik yönünden de davanın reddi gerekirken bu itirazlarının gerekçeli kararda hiç tartışılmadığını, tüm savunmalarının değerlendirilmeden ve hangi gerekçeyle savunmalarına itibar edilmediğinin de belirtilmeden verilen kararın usule aykırı olduğunu, 23/11/2021 tarihli duruşmada bahsettikleri davaya konu edilen borca dayanak kat ihtarnamesinin 23/08/1996 tarihinde keşide edilmiş olmakla 10 yıllık zamanaşımı süresinin 23708/2006 itibariyle sona erdiğini, söz konusu icra takibinin ise iş bu zamanaşımından yaklaşık 18 yıl sonra 22/07/2014 tarihinde başlatıldığını, davanın zaman aşımına uğradığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere kefilin kefaleti miktar ve tarihi tereddüt bırakmayacak şekilde miktar ve tarih itibarıyla belirli olması ile birlikte sözleşme incelendiğinde kefaletin hangi tarihe kadar geçerli olduğunun belli olmadığını, bu itibarla da davanın reddi gerekirken kısmen kabulünün dosya kapsamına ve hukuka aykırı olduğunu, kefaletin adi kefalet olduğunu ve adi kefalette alacaklı, borçluya başvurmadıkça, kefili takip edemeyeceğini, talep edilen faiz oranının % 187.5 olduğunu, bu faiz oranının fahiş olduğunu, yasal dayanağı olmadığı gibi matbu sözleşmede elle yazıldığından geçersiz olduğunu, alacağın likit olmadığını, ayrıca davacı bankanın ve daha sonrasında alacağı temlik alan davacı varlık şirketinin kötü niyetli olup, reddedilen miktar olan 26.176,85 TL üzerinden davalı lehine %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken kötüniyet tazminat taleplerinin reddedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu bildirerek, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın usul yönünden, aksi halde esas yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; ticari nitelikteki araç kredisinden kaynaklanan alacak nedeniyle başlatılan icra takibine yönelik olarak 2004 sayılı İİK'nın 67.maddesine göre açılmış itirazın iptali istemlidir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; ... Bankası A.Ş ile dava dışı asıl borçlu ... arasında, 08/11/1995 tarih, 1.637.925.282,00 (eski) TL limit tahsis edilerek "Bireysel Kredi Borçlanma ve Rehin Sözleşmesi"nin tanzim edildiği, söz konusu sözleşmenin davalı ... tarafından müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzalandığı, ayrıca kredinin teminatı olarak ... Marka 1996 Model ... şasi nolu araç üzerinde banka lehine rehin tesis edildiği, kefaletin, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı BK'nun 484 vd. maddelerinde yer alan şekil koşullarına uygun olduğu anlaşılmıştır.

Ankara 26. İcra Müdürlüğü'nün 2014/14572 E. sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklısının ... Bankası A.Ş, borçlusunun dosyamız davalısı ... ve dava dışı ... olduğu, borçlular aleyhine genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan toplam 42.696,76 TL alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe konu borca ve fer'ilerine, davalı ...'ın yasal süresi içerisinde itiraz etmesi üzerine takibin durduğu görülmüştür. Ankara 26. İcra Müdürlüğü'nün 2014/14573 E. sayılı dosyası incelendiğinde; alacaklısının ... Bankası A.Ş, borçlusunun dava dışı asıl borçlu ... olup, borçlu aleyhine rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapıldığı, ödeme emrinin borçlu ...'a bila iade tebliğ edildiği görülmüştür.

Mahkemece, Ankara 23. İcra Dairesi'nin 1996/1317 E., Ankara 2.İcra Dairesi'nin 2004/5151 E. sayılı dosyalarının celbi için icra müdürlüklerine yazılan müzekkerelere verilen cevabi yazılar incelendiğinde; Ankara 23. İcra Dairesi'nin 25/10/2019 tarihli cevabi yazısı ile, bilgileri istenilen Ankara 23. İcra Dairesi'nin 1996/1317 E. sayılı dosyasına ait esas defteri kayıtlarına bakıldığının, dosya alacaklısının ... vekili Av. ..., dosya borçlularının ..., ... olup borçlular hakkında 312.192,00 TL olarak 19/03/1996 tarihinde takip başlatıldığını, takipsizlik nedeni ile 31/12/1997 yılında dosyanın defterden kapatılmış olduğunun bildirildiği, Yine Ankara 2. İcra Dairesi'nin 15/03/2021 tarihli cevabi yazısı ile, Ankara 2. İcra Dairesi'nin 2004/5151 E. sayılı dosyasının imha edilmiş olduğunun bildirildiği görülmüştür.

Tüm dosya kapsamı, istinaf nedenleri ve yasal mevzuat birlikte değerlendirildiğinde; tasfiye halinde alacaklı banka tarafından, dava dışı asıl borçlu ... ve dosyamız davalısı kefil ... aleyhine, ticari taşıt kredisinden kaynaklı alacağın tahsili amacıyla 21/07/2014 tarihinde ilamsız icra takibi yapıldığı, dosyamız davalısı ...'ın 13/11/2014 tarihinde borca ve tüm ferilerine itiraz ettiği ve takibin durdurulmasına karar verildiği, durdurma kararının vekile tebliğ edilmediği, bu bağlamda İİK'nun 67.maddesi uyarınca davanın yasal süresinde, 19/06/2015 tarihinde açıldığı, dava dilekçesinin davalıya Tebligat Kanunu'nun 21 maddesi uyarınca 10/07/2015 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafça süresinde cevap lahiyasının dosyaya sunulmadığı, takibe konu kredinin ticari mahiyette bireysel kredi borçlanma ve rehin sözleşmesi olup, yargılamanın Ticaret Mahkemesi tarafından yapılacağı, bu bağlamda göreve ilişkin davalı tarafın istinaf itirazının yerinde olmadığı, dosyamız kapsamındaki halli gereken uyuşmazlığın, davacı alacaklı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında tanzim olunan 08/11/1995 tarihli bireysel kredi borçlanma ve rehin sözleşmesi uyarınca kefilin sorumluluğunun devam edip etmediği, davada uygulanması gereken hak düşürücü sürenin ne olması gerektiği, 818 sayılı BK'nın yürürlük tarihinde iken gerçekleştirilen genel kredi sözleşmesinden doğan alacakla ilgili olarak kefilin sorumluluğunun hangi süreye tabi olacağı, sözleşme tarihinden sonra yürürlüğe giren TBK'nun 598. maddesinde yer alan 10 yıllık kefalet süresinin uygulanıp uygulanamayacağı, uygulanabilecek ise takip tarihi itibarıyla bu sürenin dolup dolmadığı, Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/2 maddesinde düzenlenen 1 yıllık sürenin somut olayda uygulama yerinin bulunup bulunmadığı, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda düzenlenen sürenin uygulanmasının gerekip gerekmeyeceği hususlarında toplandığı görülmüştür. 6098 sayılı TBK'nun 598. maddesi; "Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur. Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşmiş olursa, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır. Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir." düzenlemesini içermektedir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. maddesinde geçmişe etkili olmama kuralı düzenlenmiş, hak düşürücü süreler ve zamanaşımı sürelerini ise 5. maddede düzenlemiştir.

5.maddede "(1) Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur. (2) Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz." düzenlemesine;

6.maddesinde ise "(1) Bu Kanunun 5 inci maddesi, uygun düştüğü ölçüde, Türk Borçlar Kanununda öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır." düzenlemesine yer verilmiştir.

Bu bağlamda somut olay irdelendiğinde; davaya konu sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanununda kefalet süresine ilişkin herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığı, kefalet sözleşme tarihinden sonra, takip tarihinden önce, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu'nun 598/3. maddesinde kefalet süresinin azami 10 yıl olacağının hükme bağlandığı, Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/2. maddesi ise "Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zaman aşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak 1 yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz." hükmünü içerdiği, buna göre davalının müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmesinin 08/11/1995 tarihinde akdedildiği, hesabın 23/08/1996 tarihinde kat edildiği, davalı tarafça yıllar önce Ankara 23.İcra Müdürlüğü'nün 1996/1317 E sayılı takip dosyasında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla ve Ankara 2. İcra Müdürlüğü'nün 2004/5151 E sayılı takip dosyasında ilamsız takip başlatıldığı ve bu takiplerin düşmesi üzerine bu kez aynı alacak için davaya konu ilamsız takip yapıldığı iddia edilmiş ise de , Ankara 2. İcra Müdürlüğü'nün 2004/5151 E sayılı takip dosyası imha edildiğinden bulunamadığı, Ankara 23.İcra Müdürlüğü'nün 1996/1317 E sayılı takip dosyasında, yine dosya aslının imha edildiğinden gönderilemediği, esas defteri üzerinden yapılan inceleme ile sabit olduğu üzere takip alacaklısının ve takip miktarının dosyamız takip alacaklısı ve miktarı ile farklı olduğu, bu bağlamda davacı tarafça daha önce aynı borca ilişkin dosyamız davalısı kefil yönünden takip yapıldığının ispat edilemediği, buna göre TBK’nun yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden önce müteselsil kefile başvuru süresi olan 10 yıllık sürenin dolduğu, 01/07/2013 tarihi itibariyle de 1 yıllık ek sürenin dolduğu, buna göre icra takip tarihi olan 21/07/2014 tarihinden çok önce kefaletin kendiliğinden ortadan kalktığı, dolayısıyla müteselsil kefil olan davalının sorumluluğunun sona erdiği, gerçek kişi müteselsil kefile başvuru süresi olarak öngörülen 10 yıllık sürenin de hakdüşürücü süre olduğu, bu sürenin hak düşürücü süre olması nedeniyle kesilme ve durmasının söz konusu olmadığı ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11/10/2022 tarih, 2021/2396 E., 2022/6884 K sayılı ilamının da bu doğrultuda olduğu, bu sürenin resen nazara alınarak Mahkemece davanın hak düşürücü süre de açılmadığından reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Yine her ne kadar davalı vekilince 23/11/2021 tarihli celsede cevap lahiyasını zaman aşımı yönünden ıslah ettiğini beyan etmiş ise de, davalı tarafça süresinde dosyaya cevap lahiyası sunulmadığı bu bağlamda sunulmayan cevap lahiyasının da HMK'nun 180 vd. maddeleri uyarınca ıslahının söz konusu olamayacağı, bu durumda somut uyuşmazlıkta usulüne uygun yapılmış bir zaman aşımı itirazının bulunmadığı gibi, esasen de TBK’nun 598/3. maddesi gereği kefaletin sona ermesi hali gerçekleştiğinden uygulanacak zamanaşımı süresinin de incelenmesine gerek bulunmadığı anlaşılmıştır.

Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kısmen kabulüne yönelik kararına karşı taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına,

TBK'nun 598/3. fıkrası uyarınca hak düşürücü sürenin dolmuş olması nedeniyle davacının davasının reddine ve davaya konu takipte alacaklı davacının kötü niyetli olduğu davalı tarafça ispatlanamadığından kötü niyet tazminatı talep koşulları oluşmadığından davalının tazminat talebinin reddine, kaldırma gerekçesi gözetilerek tarafların sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;

A)1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kamu düzenine aykırılık da gözetilerek KABULÜNE, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/02/2022 tarih ve 2015/360 Esas 2022/101 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,

2.Davacının davasının TBK'nun 598. maddesi ve Uygulama Kanunu'nun 5/2. maddesinde düzenleme yeri bulan 10 yıllık hakdüşürücü süre ile 1 yıllık ek sürenin geçtiği dikkate alınarak, HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE YÖNÜNDEN REDDİNE,

4.Alınması gereken 427,60 TL karar ilam harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,

5.Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

6.Davalı tarafça yapılan 700,00 TL bilirkişi ücreti yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,

7.Davada davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsil ile davalıya verilmesine,

8.Bakiye gider avansının talep halinde davacıya iadesine, B)1-Davacı ... A.Ş. vekilinin yatırdığı 80,70 TL istinaf karar harcının talep halinde anılan davacıya iadesine,

2.Davacı ... A.Ş.'nin istinaf aşamasında yaptığı yargılama giderlerinin, davadaki haklılık durumu gözetilerek anılan davacı üzerinde bırakılmasına,

3.Davalı vekilinin yatırdığı 282,12 TL istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,

4.Davalının istinaf aşamasında yatırdığı 220,70 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,

5.İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda uyuşmazlık konusu miktar dikkate alındığında HMK'nın 362. maddesi gereğince kesin olmak üzere, tarafların yokluğunda oy birliği ile karar verildi.16/10/2024 Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi -

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog