Esas No
E. 2024/601
Karar No
K. 2024/1697
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/601 Esas

KARAR NO: 2024/1697 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

(DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)

NUMARASI: 2021/57 Esas - 2023/545 Karar

TARİH: 29/12/2023

DAVA: Tazminat
KARAR TARİHİ: 31/10/2024

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacılar vekili ve davalılar vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinden ...'nin eşi ..., ... ve ...'nın babası ... ve ...'ın oğlu ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in kardeşi olan ...'ın 11/01/2013 tarihinde saat 14:00 sularında davalı ... Başkanlığının iştirak şirketi olan diğer davalı ...nin taşıyan olduğu Kadıköy Beşiktaş seferini yapan ... isimli yolcu vapuruna bindiğini, saat 14:30 sularında geminin Beşiktaş Barbaros Hayrettin Paşa İskelesine yanaşmasına müteakiben yolcuların tahliyesi amacıyla iskeledeki görevliler tarafından ıslak ve kaygan basit bir tahta iskele kızağının gemiye doğru atıldığını, müteveffa ...'ın da gemiden iskeleye geçmek üzere kendisinden önce inen onlarca yolcu gibi seyyar iskele kızağına doğru hareket ettiğini, iskele kızağına basar basmaz ise ayağının kaydığını, kızağın iki ucundan ve ortasından tutturulmuş olan ve personelin kızağı tutup gemiye sürmesi için kullanılan demir çubuğun altından gemi ile iskele arasındaki boşluktan suya düştüğünü, ...'ın denize düştüğünü farkeden diğer yolcuların güverte ve iskele görevlilerini uyardıklarını, bunun üzerine görevlilerce ...'ın denizden çıkarılması amacıyla ilkel yöntemlerle müdahale edilmeye çalışıldığını, müdahale sırasında geminin iskele ile bağlantısını sağlayan halatların çözüldüğünü, geminin iskeleden uzaklaşmasının sağlanmaya çalışıldığını, bu arada denizde su yüzünde sağ olarak duran müteveffaya gemi ile iskeleyi bağlayan halatın uzatıldığını, ...'ın bu halata tutunduğunu, halat çözme eylemi ile geminin iskeleden uzaklaşmasının sağlandığını, gemi ile iskele arasında yeterli boşluk bulunmasına rağmen hiç gerekmediği halde gemi kaptanı tarafından geminin motorlarının çalıştırılıp, kuvvetli bir anafor ve su sirkülasyonunun meydana gelmesine neden olunduğunu, bunun etkisiyle ...'ın halata daha fazla tutunamayarak akıntıda sürüklenmeye başladığını, neticede iskelenin altına sürüklenerek hayatını kaybettiğini, olayda başta kaptan olmak üzere gemi personelinin ve iskele görevlilerinin pervasızca, lakayıtça ve umursamazca davranışları sebebiyle deniz suyunun şiddetli akıntısına kapılan ...'ın hızla gözden kaybolduğunu, daha sonra olay mahalline gelen dalgıçlar tarafından müteveffanın cesedinin iskele altında bulunduğunu, ... ile davalı taşıyan arasındaki ilişkinin deniz yoluyla yolcu taşıma sözleşmesi ilişkisi olduğunu, taşıyanın sözleşmedeki asli yükümlülüğünün yolcuyu varacağı yere sağ ve salim olarak ulaştırmak olduğunu, ancak somut olayda davalı taşıyanın bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini, yolcuların gemiyi güven içerisinde terk etmeleri için gerekli şartların sağlanmadığı gibi eğitimsiz ve birbiriyle iletişim sağlayamayan personelin kurtarma faaliyetleri sonucu yolcunun ölümüne sebep olunduğunu, davalı taşıyanın TTK'nun 1256 ve devamı maddeleri gereğince yolcunun gemi kazası nedeniyle ölmesi halinde doğan zararlardan sorumlu olduğunu, ...'ın ölümünden dolayı müvekkillerinin destekten yoksun kalma ve manevi zararlarının meydana geldiğini, davalı taşıyanın TTK'nun 1267.maddesinde tanımlanan pervasızca davranışlarla merhumun ölümüne sebebiyet verdiğini, bu nedenle sorumluluk sınırlarından da yararlanamayacağını, ...'ın olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığını, gemi kamerasının kaydetmiş olduğu görüntülerle bu durumun sabit olduğunu, yolcuların gemiden tahliyesini basit tahtadan yapılmış iskele kızakları marifetiyle gerçekleştirildiğini, iskele kızaklarının yan tarafında korunaksız boşluklar bırakıldığını, yolcuların bu boşluklardan inmelerine görevlilerin herhangi bir müdahalesinin olmadığını, ...'ın da iskele kızağına adım atar atmaz yağmur nedeniyle ıslak ve kaygan olan kızağın üzerinde kızağı uçlarından ve ortasından tutturulmuş olan demir çubuğa çarpıp demir çubuğun altındaki boşluktan denize düştüğünü, ... suyun akıntısına kapıldıktan sonra sadece bir tane can simidini ip dahi bağlanmadan gelişigüzel şekilde denize atıldığını, gemide ve iskelede bulunması gereken kurtarma halatı, merdivenli halat ve kakıcın olmadığını, şayet bu araçlar hazır bulundurulup, etkin bir şekilde kullanılmış olsalar idi merhumun kurtarılmasının mümkün olacağını, ayrıca bütün bu olumsuzlukların yanısıra gemi ve iskele personelinin köprü üstü / kaptan köşkü ile anlık iletişimini sağlayan teknik ekipmanın da bulunmadığını, bu nedenle iletişim sağlanmasında güçlükler yaşandığını, iletişimsizlik neticesinde geminin motorlarının kurtarma faaliyeti açısından hiçbir gereği yokken çalıştırılıp, kuvvetli bir anafor oluşturularak merhumun akıntıya kapılmasına neden olunduğunu, ... akıntıya kapıldıktan sonra gemi ve iskelede kurtarma eğitimi almış dalgıç ve benzeri personel bulunmadığından uzun süre Kıyı Emniyeti dalgıçlarının olay yerine gelmesinin beklendiğini, ... 'ın akıntının etkisiyle sürüklendiği iskelenin alt kısımlarının da mevzuatta öngörülen ölçülerde olmadığını, iskele alt kısmı ile su arasında bir kişinin nefes alıp, hayatta kalmasını sağlayacak ölçüde bir boşluk bulunması gerekirken iskelenin bu kurala aykırı inşa edildiğini, olayın toplumda bir infiale neden olduğunu, ...'ın ölümüyle birlikte müvekkillerinin onun desteğinden mahrum kaldıklarını ileri sürerek müvekkilerinin destekten yoksun kalma tazminat hakları yönünden şimdilik merhumun eşi ... için 22.500,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi; kızı ... için 17.500,00 TL maddi, 125.000,00 TL manevi; kızı ... için 15.000,00 TL maddi, 125.000,00 TL manevi; kızı ... için 10.000,00 TL maddi, 125.000,00 TL manevi; babası ... ve annesi ... için 5.000,00 er TL maddi, 75.000,00 er TL manevi; kardeşleri ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... için ayrı ayrı 50.000,00 er TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; olayda asli sorumlunun diğer davalı ...olup, müvekkili belediyenin herhangi bir eylem, işlem ve sorumluluğunun sözkonusu olmadığını, bu nedenle müvekkili belediyeye husumet yöneltilemeyeceğini, hizmet kusuru olduğunun kabul edilmesi halinde de tam yargı davalarının görülüp çözüme bağlandığı İdare Mahkemelerinin görevli olduğunu, maddi tazminat hakkı sadece mirasçılar için geçerli olduğundan mirasçılık sıfatına haiz olmayan diğer davacıların taraf ve dava ehliyetlerinin bulunmadığını, kazanın meydana gelmesinde ...'ın asli kusurlu olduğunu, yapılan anonslar ve tabelalarına rağmen vapurdan inmek isterken iskelenin tahsis etmiş olduğu sürme iskeleyi kullanmayarak vapur ile iskele arasına düştüğünü, bu nedenle olayın kendi dikkatsizliğinden kaynaklandığını, ... vapuru personelinin olaydan sonra emniyetle ilk yardım kurallarına uyarak şahsı kurtarmaya çalıştıklarını, kaza meydana geldikten sonra bütün önlemlerin alınmasına, tüm gerekli manevra hareketlerinin kaptan ve personel tarafından yerine getirilmesine rağmen yolcunun kurtarılamadığını, talep edilen tazminat tutarlarının fahiş olduğunu, maddi tazminata hükmedilebilmesi için uğranılan zararın ispat edilmesi gerektiğini, manevi tazminat koşullarının oluşmadığını, Yargıtay kararlarına göre tazminatın zenginleşmeye yönelik olmaması gerektiğini, manevi tazminat konusunda takdirin tamamen Hakime ait olmakla birlikte takdir hakkının da hak ve mesafete uygun şekilde kullanılması gerektiğini savunarak davanın iş bölümü, görev, husumet ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ...vekili cevap dilekçesinde özetle; kazanın temel nedeninin müteveffanın yolcular için tahsis edilmiş sürme iskeleyi kullanmadan boşluktan sahil kısmına geçiş yapmak istemesinden kaynaklandığını, ... 'ın gemiden ayrılırken aceleci davranarak gemiyi iskelenin mevcut olmadığı yoldan terketmeye çalıştığını, böylelikle emniyet bilinciyle hareket etmediğini, müveveffanın TTK'nun 1251.maddesinde hükme bağlanan kaptan talimatlarına uyma kuralını da ihlal ettiğini, ikaz anonslarında yolcuların vapurdan ayrılma esnasında sürme iskeleleri kullanmaları gerektiğinin söylendiğini, bir kaptan talimatı olan bu ikaza uymayan ...'ın kusurlu olduğunu, iskele ve vapur personelinin ... 'ı kurtarmak için bütün gayreti gösterdiklerini, müteveffanın sudan çıkarılması için kendisine halat uzatıldığını, can simidi atıldığını ancak ...'ın hiç beklenmedik bir anda denize düşmesi, denizin çok soğuk olması hasebiyle kuvvetle muhtemel bir şok yaşayarak hayatını kaybettiğini, destekten yoksun kalma tazminat talepleri yönünden müteveffanın eşi ...'a kazadan sonra dul maaşı veya SGK tarafından maaş bağlanıp bağlanmadığının araştırılması gerektiğini, ayrıca ...'dan davacı yakınlarına herhangi bir miras kalıp kalmadığının da araştırılması gerektiğini, anne babanın şahsi durum ve koşullarının tazminat hesabında gözönünde tutulması gerektiğini, talep edilen manevi tazminat tutarlarının da fahiş olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 29/12/2023 tarih ve 2021/57 Esas - 2023/545 Karar sayılı kararında; "Dava; davalı ... Başkanlığının iştiraki olan ... Ticaret AŞ'nin taşıyanı olduğu Kadıköy Beşiktaş seferini yapan ... isimli gemide yolcu olarak bulunan ...'ın gemiyi terkederken gemi ile iskele arasındaki boşluktan suya düşmesi sonucu yaşamını yitirmesi nedeniyle kazalının hak sahipleri olan davacıların destekten yoksun kalma tazminatı ile manevi tazminat istemine ilişkin olup, taraflararasındaki uyuşmazlık olayın hangi tarafın kusuruyla meydana geldiği, müterafik kusur sözkonusu ise kusur oranlarının nekadar olduğu, davacıların destekten yoksun kalma tazminatı talep etme koşullarının oluşup oluşmadığı ile istenebilecek maddi ve manevi tazminat tutarlarına ilişkindir. Davalı ... yargı yolu itirazında bulunmuş ise de, dosyaya sunulan ...

Ticaret A.Ş.'nin kuruluş sözleşmesi ve denizde yolcu taşıma konusundaki işletme ve intifa hakkı ihale şartnamesine göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin taşıma konusunda vereceği hizmeti özel hukuk sözleşmesi ile ... Ticaret A.Ş.'ye bıraktığı görülmüştür. Bu durumda Büyükşehir Belediyesine yöneltilen davanın çözüm yerinin adli yargı olduğu değerlendirildiğinden, davalı vekilinin yargı yolu itirazı yerinde görülmeyerek, mahkememizin görevli olduğu kabul edilmiştir.Davacı vekili 17.09.2019 tarihinde bedel artırım talebinde bulunarak, buna göre; davacı ... için 259.035,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı, 150.000 TL manevi tazminat, davacı ... için 41.324,54 TL destekten yoksun kalma tazminatı, 125.000 TL manevi tazminat, davacı ... için 17.100,46 TL destekten yoksun kalma tazminatı 125.000 TL manevi tazminat, davacı ... için 125.000 TL manevi tazminat, davacı ... için 31.634,91 TL destekten yoksun kalma tazminatı, 75.000 TL manevi tazminat, davacı ... için 56.507,93 TL destekten yoksun kalma tazminatı, 75.000 TL manevi tazminat, davacı Kardeşler ..., ..., ... ..., ..., ... ve ... için her biri bakımından 50.000 Er TL manevi tazminat olmak üzere toplam maddi tazminat tutarını 405.602,84 TL'ye manevi tazminat olarak ta 1.430.602,84 TL nin olay tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.

Davacı vekili 17.09.2019 tarihinde bedel artırım talebinde bulunarak, buna göre; davacı ... için 1.747.949,13-TL destekten yoksun kalma tazminatı, 150.000 TL manevi tazminat, davacı ... için 48.584,21-TL destekten yoksun kalma tazminatı, 125.000 TL manevi tazminat, davacı ... için 36.900,44-TL destekten yoksun kalma tazminatı 125.000 TL manevi tazminat, davacı ... için 125.000 TL manevi tazminat, davacı ... için 75.000 TL manevi tazminat, davacı ... için 75.000 TL manevi tazminat, davacı Kardeşler ..., ..., ... ..., ..., ... ve ... için her biri bakımından 50.000 Er TL manevi tazminat olmak üzere toplam maddi tazminat tutarını 405.602,84 TL'ye manevi tazminat olarak da 1.430.602,84 TL nin olay tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. Mahkememiz tarafından verilen 23.10.2019 tarihli karar ile; davacılar ..., ... ve ...'ın maddi tazminat taleplerinin reddine, Davacı ..., ... ve ...'ın maddi tazminat taleplerinin ıslah edilen tutarlar üzerinden kabulü ile ... için 259.035,00 TL, ... için 17.100,46 TL, ... için 41.324,54 TL maddi tazminatın 11/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacılara ödenmesine, Tüm davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile davacı ... için takdir edilen 40.000,00 TL, ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 30.000,00 er TL, ... ile ... için ayrı ayrı takdir edilen 20.000,00 er TL ile davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 10.000,00 er TL manevi tazminatın 11/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacılara ödenmesine, davacıların fazlaya ilişkin taleplerinin reddine, karar verilmiştir.İş bu karar taraflar vekillerince istinaf edildikten sonra, İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda, özetle; kazanın meydana gelmesinde kusur durumu ve oranlarına ilişkin raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek mahiyette konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulacak başka bir heyetten ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınması, mükerrer ödemeye sebebiyet vermemek için dava konusu vapurun zorunlu mali mesuliyet sigortası bulunup bulunmadığı, var ise davacılara vefat nedeniyle bir ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması, SGK'ya tekrar yazı yazılarak, bağlanan ölüm aylıklarının niteliği, rücuya tabi olup olmadığı, rücuya tabi ise ilk peşin sermaye değerlerinin ve rücuya ilişkin herhangi bir dava açılıp açılmadığının sorulması, alınacak aktüerya bilirkişi raporunda bu husususun değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulü ile,

HMK'nın 353/1-A.6 maddesi uyarınca kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Dosya istinaf mahkemesinden dönüp yeniden esasa kaydı yapıldıktan sonra SGK İstanbul İl Müdürlüğüne yeniden müzekkere yazılarak, müteveffa ...'ın hak sahiplerine bağlanan ölüm aylığının niteliği, rücuya tabi olup olmadığı, rücuya tabi ise ilk peşin sermaye değerlerinin bildirilip rücuya ilişkin herhangi bir dava açılıp açılmadığı konularında bilgi verilmesi istenilmiştir bu konuda muhatap kuruma daha öncesinden itibaren defaatle de yazılar yazılmış olup en son gelen 27.02.2023 tarihli cevabında ...'ın ölümü ile ilgili olayın iş kazası olduğuna dair kuruma intikal eden bir hususun bulunmadığı ve bu kapsamda açılan bir rücu davasının da olmadığı net olarak ifade edilmiştir. Olay tarihinde müteveffanın yolculuk yaptığı Kadıköy Beşiktaş seferini yapan ... isimli yolcu gemisinin sorumluluk sigortacısı olan ... Denizciliğe yazılan müzekkereye 24.01.2022 tarihinde gelen cevapta, dava konusu olay da vefat ettiği bildirilen ...'ın mirasçılarına ... tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığı bildirilmiştir. Ferdi kaza sigortacısı ... Sigortanın 25.11.2022 tarihli cevabi yazısı ekinde gönderdiği ... Bankasına ait dekontlar incelendiğinde, ...'a 01.03.2013 tarihinde 7.500 TL ...'a da aynı tarihte 22.500 TL olmak üzere ... Sigorta tarafından Ferdi Sigorta Kaza Poliçesi kapsamında ödeme yapıldığı görülmüştür. Somut olaya ilişkin İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/134 Esas sayılı dosyasında 10.04.2018 tarihinde verilen hüküm ile, müteveffa ... asli kusurlu, gemi kaptanı tali kusurlu kabul edilerek sonuçta tüm sanıkların beraatine karar verilmiş olup işbu karar Yargıtay 12.Ceza Dairesinin 2015/13519 Esas 2017/806 Karar sayılı 07.02.2017 tarihli ilamı ile bozulmuştur. Dosya Yargıtaydan döndükten sonra İstanbul 27.Asliye Ceza Mahkemesinin tarafından 2017/134 Esası üzerenden devam eden yargılamada bozma ilamı doğrultusunda olayda ihmali ve taksiri bulunan ... A.Ş. ile İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı yetkilileri ve görevlileri hakkında gereğinin taktir ve infazı için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir. Bu konuda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı 2017/138848 Nolu soruşturması neticesinde, ... A.Ş. ile ... yetkilileri hakkında ek takipsizlik kararı verilmesinden sonra İstanbul 27.Asliye Ceza Mahkemesinin 10.04.2018 tarihli 2017/134-2018/185 Karar sayılı nihai karar ile dosyadaki sanıkların beraatlerine karar verilmiştir. Söz konusu bu karar Yargıtay 12.Ceza Dairesinin 21.03.2019 tarihli 2018/5270 Esas 2019/3847 karar sayılı ilamı ile bozulmuştur.Bozma ilamında özet olarak, Mahkeme tarafından ... A.Ş. ile ... yetkileri hakkında ek takipsizlik kararının verildiği soruşturma dosyasının ve alınan raporun celp edilmediği bunun ile birlikte önceki bozma ilamında belirtilen diğer hususlarda mahkemece araştırma yapılmadan bozma ilamını etkisiz kılacak şekilde karar verildiği İstanbul CBS memur suçları bürosunun 25.01.2018 tarihli takipsizlik kararı ile ek raporunun celp edilmesi ayrıca sanıkların bulundukları görev itibari ile sorumluluklarının neler olduğu, aldığı eğitimler ve ilgili mevzuatlar uyarınca tespit edilip, olay sırasında yapmaları ve yapılması gerekenlerin neler olduğu kurtarma sırasında ki zafiyetlerinin neler olduğu, olayın meydana gelmesi sonrası ilk yardımı yapacak kişilerin kim olduğu, ve sanıkların ilk yardım sırasında kusurlu hareketlerinin mevcut olup olmadığı konusunda işin de uzman bilirkişi heyetinden rapor alınarak, var ise kusuru olan kişilerde tespit edilip haklarında dava açılması sağladıktan sonra mevcut sanıkların hukuki durumunun taktir ve tayini gerektiği gözetilmeden hüküm kurulmuş olduğu belirtilmiştir.İstanbul 27.Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/262 Esas sayılı dosyasında bozma ilamına uyulduktan sonra devam eden yargılamanın halen devam ettiği tespit edilmiştir. Mahkemenin 2.Bozma ilamından sonra aldığı 05/04/2021 tarihli raporda ise, müteveffa ...'ın asli kusurlu olduğu gemi kaptanı, gemi mürettebatı ve İskele/Terminal görevlilerin ise asli kusurlu olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir. Tüm bu bilgi ve belgeler toplandıktan sonra, 02/02/2023 tarihli ara karar ile İstanbul 27.Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/262 Esas sayılı dosyasında ki 2.Bozma ilamı ve söz konusu Yargıtay ilamı doğrultusunda mahkemenin almış olduğu 05/04/2021 tarihli bilirkişi raporu değerlendirilmek suretiyle, tarafların kusur oranlarının yeniden belirlenmesi, ... Sigorta tarafından ferdi kaza sigortası poliçesi kapsamında davacılar ... ve ...'a yapılan ödemeler tazminat hesabında dikkate alınmak sureti ile güncel aylık asgari ücret tutarı ile başbakanlık hazine müsteşarlığı tarafından kabul edilen TRH2010 yaşam tablosuna göre tüm davacılar yönünden ayrı ayrı destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması, davacı anne ve babanın destek tazminatı alamayacağına ilişkin olarak davalı tarafça ileri sürülen itirazlar irdelenerek, anne babaya destek tazminatı verilmemesi ihtimalinde Yargıtay'ın bu konuda ki uygulamalarına göre (Yargıtay 17.Hukuk Dairesi 2020/3231 Esas ve 2021/2851 Karar, 2020/1546 Esas 2021/2756 karar sayılı ilamları) diğer davacıların destek tazminatlarının bundan etkilenip etkilenmeyeceği, hususlarında ek rapor alınmasına karar verilmiştir.Mahkememiz ara kararı doğrultuda düzenlenen 05/06/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; olaydaki kusur oranına ilişkin olarak SGK İl Müdürlüğünün cevabi yazısından, kuruma karşı açılan bir rücu davasının olmadığının anlaşıldığı, bu neden ile hak sahiplerinin hesaplanacak tazminatından bu konuda bir tenzil yapılmasına yer olmadığı bunun ile birlikte ... Sigorta tarafından ferdi kaza sigorta poliçesi kapsamında ... ve ...'a yapılan ödemelerin tazminat hesabında hesaplanacak maddi tazminattan tenzil edilmesi gerektiği, buna göre ... ve ... ile ilgili tazminat hesabında müteveffa babalarından dolayı SGK tarafından bağlanan maaşın sonlandırıldığı tarihin esas alınacağı ... açısından bu tarihin 05.07.2021 ... açısından da 29.05.2020 olduğu müteveffanın sigortalı hizmet dökümünün listesinde yer alan ...-... adi ortaklığının dosyada mevcut 23.03.2017 tarihli cevabi yazısı ve yazı ekindeki ücret bordrolarına göre müteveffanın sağlığında kaza tarihine kadar anılan iş yerinde hizmet akdi ile çalıştığı bunun ile birlikte mahkemenin müteveffanın sağlığında 20 numaralı iş kolunda temizlik işçisi olarak çalıştığı varsayılarak Disk- Genel - İş sendikasından emsal araştırması yapıldığı, buna göre müteveffanın sağlığında temizlik işçisi olarak çalıştığı kabul edilerek buna göre değerlendirme yapılacağı, Disk'in yazısında toplu iş sözleşmelerinde sendika üyelerinin 2013 yılında ortalama aylıklarının 2.300 TL olarak bildirildiği, ancak müteveffanın 11 gün çalışma karşılığı tahakkuk ettirilen net ücretinin 713.68 TL olduğu, 30 günlük net ücretin 713,68 TL x 11/30=1946 TL olarak tespit edildiği, bu tutarın dava dilekçesinde beyan edilen net ücretle örtüştüğünden net aylık kazancın kaza tarihi itibariyle 1946 TL olarak dikkate alınması gerektiği, Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre destekten yoksun kalma tazminatının müteveffanın kaza tarihinden itibaren günümüzü ve hüküm tarihine en yakın tarihe kadar geçen dönem içinde gerçekleşen her türlü ücret artışları ve emsal ücretlere göre tespit edilmesi gerektiği, buna göre tespit ve dava dilekçesinde kabul edilen 11/01/2013 tarihli aylık net ücret tutarı olan 1946 TL ve sonraki tarihlerde geçerli olan asgari ücret esas alınarak yapılan hesaplamada müteveffanın 10 yıllık işlemiş aktif dönem kazancının 619.278,09 TL olarak tespit edildiği, müteveffanın 15 yıllık pasif evre peşin değerinin de 1.531.224 TL olduğu, ... Sigorta tarafından gönderilen ... dekontlarına göre ...'a 22.500 TL, kızı ...'a 7.500 TL ödeme yapıldığı anlaşıldığından, ... kaza tarihinde müteveffa babasının desteğinden çıkmış olduğundan eş ...'a yapılan ödemenin maddi tazminattan tenzil edileceği, davacı eş ... halen 51 yaşında olup, AYİM tarafından yapılan araştırmalarda evlenme şansının %1 olarak belirlendiği, bu nedenle hesaplanacak maddi tazminat miktarından %1 evlenme şansı tenzilinin yapılması gerektiği, davacı ...'ın destek tazminatı alamayacağı kabul edildiğinde, Yargıtay'ın bu konudaki içtihatlarına göre müteveffanın gelirinin davacı eş ve çocuklar arasında paylaştırılması gerektiği, bilirkişi raporunda bu husus dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, belirtilerek sonuçta davacı eş ...'ın nihai maddi zararı 2.007.444,55 TL, davacı ...'ın maddi zararı 52.714,91 TL, davacı ...'ın maddi zararının 69.406,01 TL olarak, saptanmıştır.Güncel asgari ücret tarifesi üzerenden maddi tazminat miktarının yeniden hesaplandığı 11/11/2023 tarihli ek rapor ile de; davacı eş ... için 1.747.949,13 TL, davacı ... için 36.900,44 TL, davacı ... için 48.584,21 TL nihai ve gerçek maddi zarar hesabı yapılmıştır. Dosya kapsamında toplanan deliller ile bilirkişi raporlarına sonuç olarak, davalıların sorumluluklarının BK'nun 49.maddesi ile TTK'nun 1256.maddesinden kaynaklandığı, anılan yasal düzenlemelere göre davalıların yolcunun ölümünden dolayı hak sahiplerine karşı sorumlu oldukları, bu kapsamda, müteveffa ...'ın ölümünden dolayı olay tarihinde 18 yaşını tamamlamış olan kızı ... dışındaki çocukları ile eşinin, ayrıca koşulları oluşması halinde ölenin anne ve babasının desteklerini kaybetmekten dolayı tazminat haklarının doğduğu, Ataşehir Emniyet Müdürlüğünün 13/03/2019 tarihli cevabi yazısı ekindeki tutanaktan ... ile ...'ın kendilerine ait olan konutta ikamet ettikleri, yaşlılık aylığı aldıkları, aile bireylerinden maddi destek almadıkları anlaşılmış olup, dosyada yer alan Takbis kayıtlarından da ... üzerine kayıtlı çok sayıda taşınmazın olduğu tespit edildiğinden, bu durumda ölenin anne babası olan davacıların, çocuklarından destek almadan yaşamlarını idame ettirecek maddi imkanlara sahip oldukları, ölenden başka kendilerine destek olabilecek başka reşit çocuklarının da bulunduğu gözönüne alınarak davacı ... ile ... yönünden destekten yoksun kalma tazminatı ödenmesi için gerekli koşulların oluşmadığı, olayın meydana gelmesinde dava dışı kaptan ... %30 nispetinde, müteveffa ... %30 nispetinde, davalı ... Şehir Hatları %30 nispetinde ve davalı ... Belediyesi %10 nispetinde kusurlu olduğu, buna göre davacı ... ve çocukları ... ve ... için belirlenen maddi tazminattan müteveffaya atfedilen %30'luk kusur oranı üzerinden indirim yapılması gerektiği, kanaatine varılmıştır.11/11/2023 tarihli Bilirkişi raporunda davacı anne babaya destek tazminatı verilmeyeceği varsayımı ve %30 kusur indiriminden sonra nihai ve gerçek maddi zarar miktarı davacı ... için1.747.949,13 TL, davacı ... için 36.900,44 TL, davacı ... için 48.584,21 TL olarak hesaplanmış olduğundan, bu doğrultuda davacılardan ..., ... ve ...'ın maddi tazminat davasının 15/11/2023 tarihli ıslah talepleri üzerinden kabulü ile ...'ın için 1.747.949,13 TL, ... için 48.584,21 TL ve ... için 36.900 TL olarak KABUL edilen maddi tazminatın 11/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsil edilerek, bu davacılara ödenmesine, davacılardan ... (...) ..., ... ve ...'ın maddi tazminat davasının reddi yönünde karar vermek gerekmiştir. BK'nun 56/2.maddesinde ölüm halinde ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebileceği hükmü düzenlenmiş olup, kazalı ...'ın ölümünden dolayı eşi, çocukları, anne-babası ve kardeşleri olan davacıların yaşadıkları acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olayın meydana geliş şekli, davalıların kusur durumları gözönüne alınarak hak ve nesafet kuralları çerçevesinde davacı ... için takdir edilen 40.000,00 TL, ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 30.000,00 er TL, ... ile ... için ayrı ayrı takdir edilen 20.000,00 er TL ile davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 10.000,00 er TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği kanaatine varılmakla, yapılan tüm bu değerlendirmelerin neticesinde; davacılar ..., ... ve ...'ın maddi tazminat taleplerinin reddine, davacı ..., ... ve ...'ın maddi tazminat taleplerinin ıslah edilen tutarlar üzerinden kabulü ile ... için 1.747.949,13 TL, ... için 36.900 TL, ... için 48.584,21 TL maddi tazminatın 11/01/2013 olan kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsil edilerek davacılara ödenmesine, tüm davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile; davacı ... için takdir edilen 40.000,00 TL, ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 30.000,00' er TL, ... ile ... için ayrı ayrı takdir edilen 20.000,00' er TL ile davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 10.000,00' er TL manevi tazminatın 11/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsil edilerek davacılara ödenmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."gerekçesi ile, ''Davacılardan ... (...) ..., ... ve ...'ın maddi tazminat davasının REDDİNE, Davacı ..., ... ve ...'ın maddi tazminat davasının 15/11/2023 tarihli ıslah talepleri üzerinden KABULÜ ile ...'ın için 1.747.949,13 TL, ... için 48.584,21 TL ve ... için 36.900 TL maddi tazminatın 11/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsil edilerek, bu davacılara ÖDENMESİNE, Tüm davacıların manevi tazminat taleplerinin KISMEN KABULÜ ile davacı ... için takdir edilen 40.000,00 TL, ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 30.000,00 er TL, ... ile ... için ayrı ayrı takdir edilen 20.000,00'er TL ile davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 10.000,00 er TL manevi tazminatın 11/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacılara ödenmesine, davacıların fazlaya ilişkin taleplerinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar ve davalılar vekillerince ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvuruda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 29.12.2023 tarihli, 2021 / 57 E., 2023 / 545 K. sayılı sayılı kararını usul ve yasaya aykırı bulduklarını, İstinaf Mercii tarafından incelenerek lehimize kaldırılmasılmasının temini için istinaf ettiklerini, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021 / 57 E., sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılamada, talep ettikleri manevi tazminat miktarlarında fahiş oranda indirim yapıldığını, müteveffanın annesi ... ve babası ... ile ilgili olarak destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinin tamamen reddedildiğini, davanın kısmen kabul edildiğini, mahkeme tarafından, son derece makul miktarda talep ettikleri manevi tazminat miktarlarının üstelik de fahiş oranda indirime tabi tutulmasının ve müteveffanın annesi ile babası hakkındaki destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinin reddedilmesinin hukukun genel ilkelerine ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına aykırı olduğunu, müvekkili davacılardan ...’nin eşi, ..., ... ve ...’nın babası, ... ve ...’ın oğlu, ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’in kardeşi olan ... (T.C.:...) 11.01.2013 tarihinde saat 14.00 sularında, davalı ...’nın iştirak şirketi olan diğer davalı ... Ticaret A.Ş.’nin “TAŞIYAN” olduğu Kadıköy - Beşiktaş seferini yapan "..." isimli yolcu taşıma vapuruna/ gemisine bindiğini, saat 14.30 sularında geminin Beşiktaş Barbaros Hayrettin Paşa iskelesine yanaşmasını müteakiben yolcuların gemiyi tahliye etmeleri amacıyla, iskeledeki görevliler tarafından ıslak ve kaygan basit bir tahta iskele kızağının gemiye doğru atıldığını, Merhum ...'ın da gemiden iskeleye geçmek üzere, kendisinden önce gemiden inen onlarca yolcu gibi seyyar iskele kızağına doğru hareket ettiğini, seyyar iskele kızağına basar basmaz ise ayağının kaydığını ve kızağın iki ucundan ve ortasından I I I şeklinde tutturulmuş olan ve personelin kızağı tutup gemiye sürmesi için kullanılan demir çubuğun altından gemi ile iskele arasındaki boşluktan suya düştüğünü, Merhum ...’ın denize düştüğünü fark eden diğer yolcuların, güverte ve iskele görevlilerini uyardığını ve bunun üzerine görevlilerce merhumu denizden çıkarmak amacıyla ilkel yöntemlerle ve acemice müdahale edilmeye çalışıldığını, anılan müdahale sırasında önce geminin iskele ile bağlantısını sağlayan halatların çözüldüğünü ve geminin iskeleden uzaklaşmasının sağlanmaya çalışıldığını, bu arada denizde su yüzeyinde sağ olarak duran ve o an için kurtarılamaması için hiçbir neden bulunmayan merhuma gemi ile iskeleyi bağlayan halat uzatıldığını ve merhumun bu halata tutunduğunu, halat çözme eylemi ile geminin iskeleden uzaklaşması sağlandığını, dolayısıyla, gemi ile iskele arasında yeterli boşluk bulunmasına rağmen, hiç gerekmediği halde, gemi kaptanı tarafından geminin motorlarının çalıştırıldığını ve bu nedenle kuvvetli bir anafor ve su sirkülasyonunun meydana gelmesine neden olduğunu, oluşan anafor / sirkülasyon / akıntının kuvvetli tesiriyle ve aynı zamanda geminin de bağlı bulunduğu merhumun tutunduğu halatın gemideki çımacının elinden kurtulup aniden gerilmesi neticesinde merhumun halata daha fazla tutunamayarak akıntıda sürüklenmeye başladığını, neticeten iskelenin altına sürüklenerek hayatını kaybettiğini, başta kaptan olmak üzere gemi personelinin ve iskele görevlilerinin pervasızca / lakayıtça / umursamazca davranışları sebebiyle deniz suyunun şiddetli akıntısına kapılan merhumun hızla gözden kaybolduğunu ve yapılan yardım çağrıları üzerine daha sonradan başka bir yerden olay mahalline gelen dalgıçlar tarafından merhumun cesedinin iskelenin altında bulunduğunu, Merhum ile davalı Taşıyan (...) arasındaki ilişkinin; Türk Ticaret Kanunu (TTK) 1247 vd. düzenlenen “Deniz Yoluyla Yolcu Taşıma Sözleşmesi” ilişkisi olduğunu, Deniz yoluyla yolcu taşıma sözleşmesinin merhumun bilet alıp / akbil kullanıp gemiye binmesi ile kurulduğunu, davalı taşıyanın bu sözleşmedeki asli yükümlülüğünün hiç şüphesiz yolcuyu varacağı yere sağ ve salim olarak ulaştırmak odluğunu, taşıyanın, bu yükümlülüğünü yerine getiremediğini, yolcuların gemiyi güven içerisinde terk etmeleri için gerekli şartları sağlayamadığını, bir de eğitimsiz ve birbirleri ile anlık iletişim sağlayamayan personelinin “kurtarma(ma) faaliyetleriyle’’ merhumun trajik şekilde ölümüne sebep olduklarını, Taşıyan davalı TTK 1256. vd. maddeleri gereği yolcunun gemi kazası nedeniyle ölmesi halinde doğan zararlardan sorumlu olduğunu, bu zarar olayımızda destekten yoksun kalma ve manevi zarar şeklinde meydana geldiğini, gemi kazasının tanımının aynı maddenin 5. Fıkrasının (a) bendinde yapıldığını ve gemideki arızanın gemi kazası olarak değerlendirileceği, yine aynı fıkranın (c) bendinde gemi arızası; yolcuların gemiden inmeleri sırasında ve can kurtarma araçlarının suya indirilmesinde gemi kısımlarının veya teçhizatının hiç veya gereği gibi çalışmaması ya da denizde güvenlik kurallarına uygun olmaması şeklinde tanımlandığını, Davalı Taşıyanın, TTK 1267. maddesinde tanımlandığı üzere; pervasızca davranışlarla ve böyle bir neticenin meydana gelmesi ihtimalinin bilinci ile işlendiğini, fiilleriyle merhumun ölümüne sebebiyet verdiğini, bu nedenle TTK. 1262.,1263.,1264. maddelerinde tanımlanan sorumluluk sınırlarından da yararlanamayacağını, ayrıntılı olarak izah edecekleri üzere merhumun, bir gemi kazası neticesinde davalı taşıyanın mevzuata aykırı şekilde gerekli tedbirleri almamış olması ve uzman olması gereken personelinin yeterli birikim ve tecrübeye sahip olmaması nedeniyle hayatını kaybettiğini, dolayısıyla davalı taşıyan, gerçekleştirdiği pervasızca davranışlarıyla merhumun ölümüne sebebiyet verdiğini, Merhum ...’ın, ne iskele kızağından düşerken, ne de sudaki kurtar(ma)ma faaliyetleri sırasında hiçbir kusurunun olmadığını, Her ne kadar (Delil Listesine Ekli yazılı / görsel basın haber ve yorumlar olay tarihinden itibaren kronolojik sırayla incelendiğinde de açıkça anlaşılacağı üzere) Davalının personelinin manüplasyonları doğrultusunda merhumun iskele kızağını kullanmadan iskeleye atlamak isterken denize düşüp vefat ettiği yönünde haber ve yorumlar yapılmışsa da; Daha sonra, bizzat geminin kamerasının kaydetmiş olduğu ayrıntılı görüntülerin yazılı ve görsel medyaya yansıması üzerine merhum ...’ın, ne iskele kızağından düşerken, ne de sudaki kurtar(ma)ma faaliyetleri sırasında hiçbir kusurunun olmadığının açıkça ortaya çıktığını, (Delil Listesi EK-5 te sunduğumuz 1. CD’de 1.,2. sırada ve devamında olaya bizzat tanık olan yolcuların sıcağı sıcağına yaptıkları açıklamalar ile 1., 2., CD lerde ve İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013 / 57 E. sayılı dosyasında yer alan 3., 4. CD lerde yer alan, olayın geminin kamerasına yansıyan görüntüleri ve EK-6, EK-7 de sunduğumuz yazılı medyaya yansıyan açıklamaları da bu yöndedir.) Delil Listesi ekinde EK-5-6-7’de ( 5 adet CD, 9 sayfa yazılı CD açıklaması ve 67 sayfa halinde) mahkemeye sundukları olayın yazılı / görsel görüntülerinden, haber ve bilimsel yorumlardan da ayrıntılarıyla anlaşılacağı üzere davalı taşıyan ..., yolcuların güvenlik içerisinde seyahat etmeleri ve gemiyi / vapuru sağ salim terk etmeleri için; Gemi, kara tesisi teçhizatları ve personel eğitimi ile ilgili 6333 sayılı Denizde Can ve Mal Koruma Hakkındaki Kanun, 28453 sayılı Limanlar Yönetmeliği, 24832 sayılı Gemi Adamları Yönetmeliği ve 27409 sayılı Gemilerin Teknik Yönetmeliği ile belirlenen standartlara uygun hareket etmediğini, Delil Listesi ekinde sunulan görüntülerden de AÇIKÇA anlaşılacağı üzere, yolcuların gemiden inmesi olayı; İlkel olarak tanımlanabilecek bir şekilde kara tesisinden (iskeleden) gemiye doğru atılan, yolcular geçtikçe aşağı-yukarı / sağa-sola esneyen, (iki ucundan ve ortasından I I I şeklinde tutturulmuş olan ve personelin kızağı tutup gemiye sürmesi için kullanılan demir çubuğun bulunduğu) basit tahtadan yapılma iskele kızakları marifetiyle gerçekleştirildiğini, gemi iskeleye yanaştıktan sonra açılan gemi puntellerinin (korkulukların) yerinin tamamına değil, sadece bir bölümüne anılan basit iskele kızaklarının atıldığını, İskele kızaklarının yan tarafında korunaksız boşluklar bırakıldığını, yolcuların bu boşluklardan inmelerine görevlilerin hiçbir şekilde müdahale etmediklerini, kendisinden önce gerek iskele kızaklarından gerekse kızakların yanlarındaki boşluklardan inen onlarca yolcudan sonra, merhum ...'ın, iskele kızağına adımını atar atmaz, yağmur nedeniyle ıslak ve kaygan olan kızağın üzerinde, kızağa uçlarından ve ortasından tutturulmuş olan demir çubuğa çarpıp, anılan demir çubuğun altındaki boşluktan denize düştüğünü, Yerel mahkemede yapılan yargılama sırasında hazırlanan 12.05.2014 tarihli bilirkişi raporunun 3. Sahifesindeki (J) maddesinde ve (K / 4) maddesinde de açıkça belirtilip, raporun 6. Sahifesinde de resimlerinin verildiği üzere olay sırasındaki sürme iskelelere, olaydan sonra ilave korkuluk eklendiği tespit edildiğini, anılan kazadan sonra sürme iskelelere ilave korkuluk yapılması dahi müteveffanın yukarıda izah ettikleri şekilde sürme iskelenin üzerinden kayıp (sonradan ilave edilen korkuluğun yapıldığı boşluktan) düştüğünün davalılar ve ... tarafından kabul edildiğinin kanıtı olduğunu, (Delil Listesi EK-5 de sunulan, İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013 / 57 E. sayılı dosyasında yer alan 3.CD’deki Geminin Kamerasından alınan görüntülerde geminin iskeleye yanaşması, görevli personelin gözü önünde onlarca yolcunun iskele kızaklarının yanındaki boşluklardan ve kızakların üzerinden karaya inmeleri, merhum ...’ın iskele kızağının üzerinden denize düşmesi açıkça görünmektedir) Merhumun denize düşmesinden sonra, davalının personelinin ihmalkarlıklarının peşpeşe geldiğini, gemi ve iskele personelinin denizden adam kurtarma hususunda gerekli bilgi ve donanıma sahip olmadığını, olayın görüntülerinden açıkça anlaşıldığını, merhumun denize düştüğü öğrenildiği andan itibaren gerek gemi personeli gerekse iskele personeli ne yapacağını bilemez şekilde pervasız / lakayıt / umursamaz hareket ettiğini ve gerekli müdahaleleri yapmakta zaafiyet gösterdiğini, Merhum, suya düşer düşmez derhal birden fazla sayıda suya atılması gereken can simidi, merhum geminin çalıştırılmasıyla oluşan anafor / sirkülasyon nedeniyle, tutunmuş olduğu halatın da elinden kurtulmasıyla suyun akıntısına kapıldıktan sonra, sadece bir tane can simidi ip dahi bağlanmadan öylesine / gelişigüzel bir şekilde atıldığını, Denize insan düşmesi halinde kullanılmak üzere gemide ve iskelede bulunması gereken kurtarma halatı / merdivenli halat / kakıç olmadığını, bu araçların orada bulunmuş olup etkin bir şekilde kullanılmış olsaydı suya düştükten sonra suyun üzerinde uzun süre halata tutunan merhumun yaşama tutunma yönündeki yoğun çabalarının da göz önüne alındığında, merhumun kurtarılıp ailesine kavuşması ve yaşamını sürdürmesinin sağlanmış olacağını, (Delil Listesi EK-5 de sunulan 1., 2., 4. CD lerdeki olay görüntülerinde merhumun gemi halatına cansiperane şekilde tutunarak hayatta kalma çabalarının açıkça görüldüğünü,) Yaşanan anılan olumsuzlukların yanında gemi ve iskele personelinin köprü üstü / kaptan köşkü ile anlık iletişimini sağlayan teknik ekipmanı olmadığı için köprü üstü / kaptan köşkü ile iletişim sağlanmasında güçlükler yaşandığını, bu iletişimsizlik neticesinde ise geminin motorları kurtarma faaliyeti açısından hiç gereği yokken çalıştırıldığını ve kuvvetli bir anafor / su sirkülasyonu oluşturularak merhumun akıntıya kapılmasına neden olunduğunu, Merhum akıntıya kapıldıktan sonra ise gemi ve kara tesisinde (iskelede) kurtarma eğitimi almış dalgıç ve benzeri personel bulunmadığından uzun süre, kendilerinden yardım istenen kıyı emniyeti dalgıçlarının olay yerine gelmelerinin beklendiğini, Merhumun akıntı tarafından sürüklendiği iskelenin alt kısımları da yine mevzuatta öngörülen ölçütlerde olmadığını, iskele alt kısmı ile su arasında iskelenin altına giren bir kişinin / canlının nefes alıp hayatta kalabilmesini sağlayacak ölçüde bir boşluk bulunması gerekirken, deniz suyunun iskeleden bırakın alt seviyede olmayı iskelenin alt kısmını suyun içinde bırakacak derecede iskele kurallara aykırı inşa edildiğini, Davalı taşıyan, kendi internet sitesinde beyan ettiği üzere, bir yılda iki yüz on yedi bin sefer yapıldığını ve elli milyon yolcu taşındığını, Hemen hemen her İstanbullunun ücreti mukabili kullandığı, hatta Anadolu’dan ve yurtdışından İstanbul’a gelen çok sayıda insanın İstanbul Boğazı havası almak veya deniz yolculuğu yapmak maksadıyla bindikleri ve İstanbul ulaşımında büyük bir paya sahip olan davalıya ait yolcu gemileri ve kara tesislerinin (iskelelerin) yukarıda belirttikleri şekilde mevzuatın aradığı niteliklerin çok uzağında olması ve davalı taşıyanın adeta insan hayatını hiçe saydığını, sanki yolculara lütufta bulunuyormuşçasına sergilediği pervasız / lakayıt / umursamaz yaklaşımı neticesinde merhumun göz göre göre hayatını kaybettiğini, bunun toplumda büyük bir infiale neden olduğunu ve bu nedenle olay, yazılı / görsel medyada günlerce süren çok sayıda flaş habere / yoruma konu olduğunu, örneğin 17.01.2013 tarihli ... gazetesinde haber manşetten verilmiştir. (Delil Listesi EK-5 te sunulan 2. CD deki görüntülerde iskelede yapılan eylemde merhumun ailesinin ve halkın tepkisi görülmektedir. EK-7 s. 1 de sunulan ... Gazetesinin 17.01.2013 tarihli MANŞET haberi.) Müvekkili davacıların, ...’ın ölüm sürecini, belirttikleri kamera kayıtlarının yazılı ve görsel medyaya yansıması sonucu an be an bütün çıplaklığıyla gördüklerini, izlediklerini, merhumun sudayken halata tutunuşunu, o sırada etraftaki görevlilerin saçmalık derecesindeki lakayıt davranışları ve nihayetinde geminin oluşturduğu anafora karşı direnmeye çalışan ancak geminin açılmasıyla gerilen halatın elinden kaymasıyla akıntıya kapılan merhumun; görüntüleri, yüzüneki ifadeleri, hayatta kalmak için yaptığı çırpınışları, müvekkili davacıların duydukları acıyı / elemi çok fazla arttırdığını, (Delil Listesi EK-5 te sunulan 2. CD de yer alan 2. sıradaki ve devamındaki görüntüler 4. CD’deki görüntüler, EK-6 ve EK-7 s.1.,6.,9.,11.,13.,14.,17.,21.,22.,23.,26.,27.,28.,29 deki haberler, yorumlar.) Yaşananların o derece vahim hadiseler olduğunu, ülkemizin her tarafında merhumu hiç tanımayan kişilerin dahi büyük üzüntü ve keder duyduklarını, İstanbul ulaşımının sorumlusu olan davalı ... Belediyesi’nin o zamanki Başkanı ...'ın “… gerçekten üzücü olduğunu, defalarca kanallarda görüldüğünü, haberlerde izlendiğini, Gerçekten sıkıntılı..” sözleriyle olayın vehametini ortaya koyan, olaydaki davalı tarafın olaydaki kusurunu adeta İKRAR eden açıklamasının basına yansıdığını, ... Belediyesi’nin o zamanki Başkanı ...’ın “…göz göre göre öldü…” şeklindeki beyanlarını içeren dakikalarca süren sözlü açıklamaları ve üzüntü beyanları ... Tv. de 17.01.2013 tarihinde saat 06.48.de, ... ve diğer TV kanallarında 17.01.2013 tarihli haber bültenlerinde yayımlandığını, (Delil Listesi EK- 5 de sunulan 2. CD de 1., 13., 20., 21. sıralardaki ve sonraki görüntüler, EK -7 s.16 daki ... Başkanı ...’ın ... gazetesinin 18.01.2013 tarihli haberine yansıyan yorumu) 01.02.2013 tarihli ... Gazetesi haberine göre; Türkiye Sualtı Federasyonu’nda “cankurtaran eğitmeni” olarak görev yapan ... “...” şeklinde beyanda bulunduğunu, Başka bir “cankurtaran eğitmeni” ...'ün “...” şeklinde beyanda bulunduğunu, olaydan sonraki günlerde uzmanların anılan uyarıları sonucu merdivenli halatların iskelelere konulduğunu, ( Delil Listesi EK – 7 s.1 a ... gazetesinin 01.02.2013 tarihli ... haberi) Olayda, davalıların ve personelinin ağır ihmallerini olduğunu, geniş geniş ve bilimsel verilerle anlatan Yar. Doç. Dr. ...’ın ve Arama Kurtarma Uzmanı ...’un vermiş oldukları röportajlarının 17.01.2013'te STV., ...Tv. vd. televizyon kanallarında ve Sosyal medyada yayımlandığını, (Delil Listesi EK-5 te sunulan 2.CD de yer alan 4.,5.,7.,8.,9.10.,18.,19.sıralarındaki röportaj görüntüleri.) İstanbul'un Anadolu yakasında oturup, Avrupa yakasında çalışan, yirmi yıldan bu yana da ulaşım şekli olarak deniz ulaşımını tercih eden merhum ...'ın anılan olayda trajik bir şekilde yaşamını yitirdiğini ve geride davacılar olan eşi, üç çocuğu, yedi kardeşi ile anne ve babasını bıraktığını, müvekkili davacıların, davalıların deniz yoluyla yolcu taşıma için gerekli tedbirleri almamış olması ve bu da yetmezmiş gibi kurtarma adı altında sergilemiş olduğu pervasız / lakayıt / umursamaz davranışları nedeniyle merhumun yaşamını yitirmesinden dolayı, herhangi bir kaza sonucu meydana gelebilecek bir ölüm karşısında duyulabilecek acıdan çok daha fazlasını duyduklarını, acılarının tazeliğini koruduğunu, Bütün bu yaşananların üstüne, olayın yazılı ve görsel medyada günlerce yoğun bir şekilde flaş haber olarak yer bulması ile yukarıda belirttikleri şekilde davalıların acılarının daha da arttığını ve yaşanan vahim ölümün ilelebet güncel kalması sonucunu doğurduğunu, söz gelimi merhumun kızları ileride herhangi bir zamanda herhangi bir internet arama motoruna babalarının adını “...” yazdıklarında, bu elim hadisenin görüntülerinin bütün çıplaklığı ile karşılarına çıkacağını, bu durumun ise davacıların yaşadıkları acıları daha da arttıracağını ve her zaman canlı tutacağını, tüm bu hususlar göz önüne alındığında davacıların telafisi mümkün olmayan acılarının bir nebze olsun dindirilebilmesi için dava, ıslah ve bedel artırım dilekçelerinde de belirttikleri miktarlarda manevi tazminat talep etme zorunluluğu doğduğunu, Merhum ...'ın, ... / ... Adi Ortaklığı işletmesinde ... SGK numarasıyla aylık 1.946.00TL net maaşla, işçi statüsünde çalıştığını, olay günü de Beşiktaş’taki işinde 15-23 vardiyasında çalışmak için gitmek üzere davalı taşıyana ait gemiye / vapura bindiğini, ...’ın vefatıyla birlikte; müvekkili davacıların, merhumun eşi: ..., kızları: ..., ..., ..., annesi: ... ve babası: ... merhumun maddi desteğinden mahrum kaldıklarını, Merhum ...'ın gerek yukarıda belirttiğimiz işinde çalışarak, gerekse fırsat bulduğunda ve tatil vakitlerinde ek işler yaparak elde ettiği geliri ile, hiçbir işi ve hiçbir gelirleri / sosyal güvenceleri olmayan müvekkili davacılardan; ev hanımı olan eşinin, eğitimleri devam eden ikisi reşit olmayan üç kızının, yaşlı / muhtaç, sosyal güvenceleri olmayan anne ve babasının geçimini temin ettiğini, Müvekkil davacılardan merhumun eşi: Hanife, kızları: ..., ..., ..., annesi: ... ve babası: ... için destekten yoksun kalma (maddi) tazminatı talep etme zorunluluğu doğduğunu, anılan olayla ilgili olarak; İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013 / 57 E. sayılı dosyası üzerinden Gemi kaptanı ... ile, çımacılar ... ve ... hakkında taksirle ölüme neden olma suçlamasıyla kamu davası açıldığını, Gemi kaptanı ... hakkında mahkumiyet ile HAGB kararı verildiğini, ... ve ... hakkında verilen beraat kararının Yargıtay 12. C.D. 21.03.2019 tarihli 2018 / 5270 E., 2019 / 3847 K. sayılı ilamı ile sanıklar aleyhine bozulduğunu, anılan yargılamanın halen İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2019 / 262 E. sayılı dosyası üzerinden devam edildiğini, İddia Makamı, Mahkemenin 16.01.2024 tarihli duruşmasındaki mütalaasında; "Suç tarihinde Şehir Hatlarına ait yolcu taşıma gemisinin Kadıköy'den hareket ederek Beşiktaş Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi'ne yaklaştığı, sürme iskelenin vapura uzatıldığı yolcuların vapurdan inmeye başladığı, bu esnada müteveffanın sürme iskele dışından doğrudan vapurdan iskeleye atlamaya çalıştığı, ancak ayağının kayması sonucu denize düştüğü, olaya ilişkin olarak daha öncesinden gemi kaptanı ... hakkında mahkumiyet kararı verilip kararın kesinleştiği, Yargıtay 12.Ceza Dairesinin bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi heyetinden alınan raporda tüm sanıkların kusurlu olduğunun tespit edildiği, böylece sanıkların üzerlerine atılı taksirle ölüme sebebiyet vermek suçunu işledikleri sabit olduğu anlaşıldığından tüm sanıkların (..., ..., ..., ..., ... vd.) eylemlerine uyan TCK 85/1,53 maddeleri gereğince cezalandırılmalarına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur" şeklinde mütalaada bulunulduğunu, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021 / 57 E., sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılamada Mahkemenin, talep ettikleri manevi tazminat miktarında önemli oranda indirim yapmak suretiyle ve müteveffanın babası ... ile annesi ... ile ilgili olarak bilirkişi raporunda dahi tespit olunduğu üzere, destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinin ise tamamen reddederek talep davalarının kabul edildiğini, Mahkeme tarafından, son derece makul miktarda talep ettikleri tazminat miktarının üstelik de fahiş oranda indirime tabi tutulmasının hukukun genel ilkelerine ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına aykırı olduğunu, Davalıların kamu hizmeti görmekte olduğunu, kamu hizmeti gören kişi ve kurumların mevzuat hükümlerine göre hareket edip, halkın can ve mal güvenliğine azami dikkati göztermek zorunda olduklarını, Davalı taraf aleyhine hükmedilen tazminat miktarının davalı taraf açısından caydırıcı olma özelliği gerekirken, mahkeme tarafından hükmedilen miktarın, devasa bütçelere sahip davalı tarafta caydırıcı etki yaratması şöyle dursun, adeta ödüllendirici etki yaratacak nitelikte olduğunu, Mahkeme tarafından, müteveffa ...’ın hiçbir kusuru olmayan anılan olayda hayatını kaybetmiş olmasının müvekkili davacılarda bıraktığı acı ve elemin karşılığı olarak; Eşinde bıraktığı acı ve elemin karşılığını 40.000.00TL, Çocuklarında bıraktığı acı ve elemin karşılığını 30.000.00TL, Annesi ve babasında bıraktığı acı ve elemin karşılığını 20.000.00TL, Kardeşlerinde bıraktığı acı ve elemin karşılığını 10.000.00TL olarak belirlendiğini, Mahkemenin, müteveffanın ölümü nedeniyle müvekkili davacılar lehine takdir ettiği manevi tazminat miktarının, müvekkkili davacıların zenginleşmesini sağlaması şöyle dursun, müvekkili davacıların bir kısmının 1 (bir) haftalık gelirleri kadar dahi olmadığını, Mahkemece anılan düşük manevi tazminat miktarına gerekçe olarak; “davacıların yaşadıkları acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla” dedikten sonra, mahkemenin anılan gerekçeleri hukuksal dayanaktan ve vicdani kanaatin oluşmasına katkı sağlayacak empati kurma yaklaşımından yoksun olduğunu, mahkemenin anılan gerekçesinin maalesef, gerek müteveffaya ve gerekse müvekkili davacılara “İNSAN” olarak değil, sayı, yaş, yaptığı iş ve miktar yönünden değerlendirmeye tabi tutulan birer “NESNE” olarak bakıldığı izleniminin verildiğini, Halbuki müteveffanın çocuk ve kardeş sayısı ne olursa olsun, hiçbir kusuru olmadığı anılan kazada ölmesi; Müteveffanın gerek eşinde, gerek çocuklarında, gerek annesinde, gerek babasında ve gerekse kardeşlerinin her birinde tamiri olanaksız elem ve acının meydana gelmesine neden olduğunu, Yerel mahkemenin, müteveffanın annesi ... ve babası ... yönünden, ıslah dilekçesinde, 31.07.2017 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen meblağlarla sınırlı olarak talep ettikleri, destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinde de “davacı ... adına kayıtlı çokça gayrımenkulün varlığının, kendilerine ait konutta ikamet ettiklerini, yaşlılık aylığı aldıkları ve başka çocuklarının da oldukları” gerekçesiyle reddettiklerini, Müteveffanın babasının, müvekkili davacı ... adına görünen gayrımenkullerin, memlekletinde, çoğu miras kalan ve ekonomik değerleri çok düşük olan verimsiz tarlalar olduğunu, İnsanın kendisine ait konutta kalması ve yaşlılık aylığı almasının, çocuklarının bakımına ve yardımına ihtiyaç duymayacakları anlamına gelmediğini, Başka çocukları var diye müteveffanın yardım ve desteğine muhtaç olmadıkları anlamına gelmeyeceğini, günümüz koşullarında, çalışanların dahi geçinemedikleri ülkemizde, yaşlılık aylığı ile geçinebilme olanaklarının ne kadar kısıtlı olduğu hususunun izahtan vareste olduğunu, Yargılama sürecindeki bilimum beyanların, itiraz ve talepleri ile yukarıdaki açıklamalarımız doğrultusunda; İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 29.12.2023 tarihli, 2021 / 57 E., 2023 / 545 K. sayılı kararının istinafen incelenerek lehlerine kaldırılmasılmasının temini için yüksek mahkemeye başvurma zorunluluğu doğduğunu, İleri sürerek; Açıklanan ve mahkeme tarafından re’sen göz önüne alınacak nedenlerle, davalılar ve üçüncü kişiler hakkında doğmuş ve doğacak fazlaya dair dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile; Verilen kararın Usul ve yasaya aykırı olduğunu, İstanbul İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 29.12.2023 tarihli, 2021 / 57 E., 2023 / 545 K. sayılı kararının yüce kurulunuz tarafından istanefen incelenip, lehlerine kaldırılarak; Merhumun eşi, müvekkili davacı ... için; 1.747.949,13-TL (bir milyon yedi yüz kırk yedi bin dokuz yüz kırk dokuz Türk Lirası on üç kuruş) Destekten Yoksun Kalma (Maddi) Tazminatının ve 150.000,00TL (yüz elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kızı, müvekkil davacı ... için; 48.584,21-TL (kırk sekiz bin beş yüz seksen dört Türk Lirası yirmi bir kuruş) Destekten Yoksun Kalma (Maddi) Tazminatının ve 125.000,00TL (yüz yirmi beş bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kızı, müvekkil davacı ... için; 36.900,44-TL ( otuz altı bin dokuz yüz Türk Lirası kırk dört kuruş ) Destekten Yoksun Kalma (Maddi) Tazminatının ve 125.000,00TL (yüz yirmi beş bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kızı, müvekkil davacı ... için; 125.000,00TL (yüz yirmi beş bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun babası, müvekkil davacı ... için; 75.000,00TL (yetmiş beş bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun annesi, müvekkil davacı ... için; 75.000,00TL (yetmiş beş bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Her bir müvekkili davacı için fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik; Yukarıda belirtilen toplam 2.858.433,78TL’nın, (iki milyon sekiz yüz elli sekiz bin dört yüz otuz üç Türk Lirası yetmiş sekiz kuruş) merhum ...’ın ölüm olayının gerçekleştiği tarih olan 11.01.2013 tarihinden itibaren işletilecek en yüksek / reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, Yargılama giderleri ile Avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine ,karar verilmesini vekaleten saygıyla arz ve talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Kazanın yaşandığı vapurun intifa ve işletme hakkının 01.03.2011 tarihli, 384-135 sayılı Belediye Encümeni kararı ile 30 yıl süre ile diğer davalı ... A.Ş.'ye devredildiğini, TTK.1061 md. Uyarınca; "kendisinin olmayan bir gemiyi menfaal sağlamak amacıyla suda kendi adına bizzat veya kaptan aracılığıyla kullanan kişi, üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde donatan sayılır. " belirterek," Md:1062- Donatan, gemi adamlarının, zorunlu danışman kılavuzun veya isteğe bağlı kılavuzun görevlerini yerine getirirken işledikleri kusur sonucunda üçüncü kişilere verdiği zararlardan sorumludur. Ancak, donatan, yolculara ve yükle ilgili kişilere karşı taşıyanın gemi adamlarının kusurundan doğan sorumluluğa ilişkin hükümlere göre sorumlu olur. " dediğini, bu durumda, müvekkili belediyenin donatan olmadığını, donatanın sorumluluğuna ilişkin TTK hükümlerine göre sorumlu tutulamayacağını, taşıyan da olmadıklarını, taşıyanın sorumluluğuna ilişkin hükümler çerçevesinde de sorumlu tutulamayacağını, BK. Hükümlerine göre de bir sorumluluğu olmadığını, haksız fiil işlemediklerini, işveren sıfatı olmadığını, mezkur geminin çalıştırılmasının tamamen davalı ... A.Ş.'nin yönetiminde olduğunu, elemanlarında diğer davalı ... A.Ş. tarafından temin edildiğini, bu sebeple, mezkur kazadan müşterek, müteselsil sorumlu tutulmalarının açıkça hukuka aykırı olduğunu, davanın müvekkili belediye açısından husumetten reddi gerektiğini, diğer yandan, müvekkili belediyenin kamu hukuku kuralları mucibince sorumlu tutulacaksa, zamanda ancak idari yargının denetimine tabi olduğunu, bu davada davalı ... açısından tefrik kararı verilerek, davanın görev yönünden reddi gerektiğini, müteveffa ...'ın ölümüne sebebiyet veren elim kazanın temel nedeninin müteveffanın yolcular için tahsis edilmiş sürme iskeleyi kullanmadan boşluktan sahil kısmına geçiş yapmak istemesinden ibaret olduğunu, kamera kayıtlarında da açıkça görüldüğünü, müteveffa ...'ın Beşiktaş iskelesine yanaşık halde olan " ... " isimli vapuru, olması gereken güvenli yoldan değil, aceleci davranarak iskelenin mevcut olmadığı yoldan terk etmeye çalıştığını, bu sebeple vapur il iskele arasındaki boşluğa düştüğünü, denizcilik ile alakalı seçkin uluslararası kuruluş ve kurumların denizde can güvenliğini önlemek adına uygulamış olduğu olası kazaların önlenmesine dair çalışmalar, yaşanmış kazaların irdelenip kök sebeplerinin bulunması ile yürütüldüğünü, bu tip çalışmaların amacının kök nedenin ortaya çıkartılması ve mezkur sebeplerin tekrar etmesini ya da ortaya çıkmasını engellediğini, dava konusu olay da bu çerçevede incelendiğinde, kök sebebin, müteveffanın sürme iskeleyi kullanmaması olacağını, Bu denli elim bir kazanın tekerrür etmemesi için yapılması gereken en mühim yöntemin de, düzeltici hareketin bulunması olduğunu, dava konusu olayın düzeltici hareketinin, bu durumda, yolcuların kendilerine tahsis edilen sürme iskelelerin kullanılmasından geçmekte olduğunu, düzeltici harekete ulaşılacak yolda yapılması gerekenlerin başında ilgili şahıslara emniyet bilincinin kazandırılması olduğunu, filhakika, dava konusu olayda da emniyet bilincine sahip olmayan mütefevvanın iskeleyi kullanmayarak boşluktan atlamak istemesinin, maalesef kazaya sebebiyet verdiğini, Bahse konu “emniyet bilinci” tabiri, her şahıstan beklenen asgari hareket tarzı olduğunu, müteveffa yolcunun, TTK'nın 1251. maddesinde hükme bağlanan “kaptan talimatlarına uyma” esasına aykırı hareket ettiğini, anılı kanun metninde geçen ifadelere bakıldığında, “kaptan talimatlarına uyma” kavramın müteveffa yolcunun, anılı kanun metninde geçen ifadelere bakılacak olursa, “kaptan talimatlarına uyma” kavramından, gemi düzeni ile alakalı, can ve mal güvenliğini korumayı esas alan ve kaptan tarafından ortaya konan talimatları anlamak gerektiğini, kanun metnince de, söz konusu talimatlara yolcu tarafından riayet edilmesinin zorunluluk arz ettiğini, TTK madde 1251'de dile getirilen "kaptan talimatlarına uyma" mefhumu, müteveffa tarafından yerine getirilmediğini, her yanaşma öncesinde, bir kaptan talimatı olan ikaz anonslarında " yolcuların vapurdan ayrılma esnasında sürme iskeleleri kullanmaları gerektiği" 'nin söylendiğini, söz konusu ikazın sebebinin gemiden ayrılmak üzere olan yolcuların herhangi bir kazaya maruz kalmamalarını ve emniyetli bir şekilde vapuru terk etmelerini sağlamak olduğunu, bir çok kez anılı anonsların yolcular tarafından dikkate alınmadığını, mahkeme nezdinde görülmekte olunan davanın konusunun da mevzu bahis ikazlara ehemmiyet verilmemesinden kaynaklandığını, bir kaptan talimatı olan bu ikaza uymadığı iddia edilen ...'ın, Türk Ticaret Hukuku'ndaki anılı maddenin hükümlerine aykırı davrandığını, mahkemenin kararına dayanak oluşturulan bilirkişi raporunda karar oluşturulmaya elverişli olmadığını, davalı belediyenin yapmış olduğu hiç bir itirazın bilirkişilerce göz önünde bulundurulmadan hazırlandığını, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iştiraki konumundaki şirketlerin müstakil tüzel kişiliğe haiz olduğunu, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre faaliyet gösteren, kendi bütçeleri olan müstakil tüzel kişilikler olduğunu, bir şirketin Belediye iştiraki konumunda olmasının, belediyenin onun işlem, alacak, borç ve kusurlarından müşterek müteselsil sorumlu olduğu anlamına gelmeyeceğini, Belediyenin; iştirak şirketlerinin borçlarından müşterek müteselsil sorumlu olabilmesi için açık yasal dayanak olması gerektiğini, bunların iki ayrı tüzel kişilik olduğunu, belediye iştiraki olarak adlandırılan şirketlerde belediyenin sadece hissesi olduğunu, bu şirketlerin ayrı tüzel kişilikler olarak, tıpkı diğer ticari şirketler gibi belediyenin ihalelerine girmekte olduklarını,Bu durumda, müvekkili belediye'ye kusur atfedilerek verilen kararın yasal dayanaktan yoksun olduğunu, ceza bilirkişinin asli kusurlu olarak müteveffayı belirttiğini, hukuk bilirkişisinin bu asli sorumluluğa mukabil salt %30 kusur belirlemesinin subjektif olduğunu ve aynı zamanda hakkaniyete aykırı olduğunu,Hâkim, kararlarını hukuka ve aynı zamanda da hakkaniyete uygun vermek zorunda olduğunu, yapılan ceza incelemesinde müteveffanın asli kusurlu olduğunun tespit edildiğini, müteveffanın yapılan tüm anonslara rağmen sürme iskeleyi kullanmadan vapurdan inmeye çalıştığını ve maalesef bu müessir hadisenin meydana geldiğini, asli kusurlu olduğunu, kusur oranının da buna göre belirlenmesi gerekirken tali kusurlu gibi değerlendirilmesinin ve mahkemenin de bu rapora itibar ederek karar vermesinin hukuka ve aynı zamanda hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu,Vapurun zorunlu mali mesuliyet sigortasından ödeme yapılıp yapılmadığını, yapılmış ise bu ödeme miktarı düşülmeden karar verilmiş olmasının da hukuka aykırı olduğunu ve bozmayı gerektirdiğini, vapurun zorunlu mali mesuliyet sigortası olduğunu, üçüncü şahısların uğradığı zararları ilgili sigorta şirketi bu sigortadan karşılamak zorunda olduğunu, somut olayda, ... şirketinin davacılara ödeme yapıp yapmadığının araştırılmadığını, ödeme yapılmış ise bunun mükerrer talep anlamına geldiğini, hukuka açıkça aykırı olduğunu, manevi tazminat miktarının da faiş olduğunu, Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları gereğince tazminat miktarının zenginleşmeye yönelik olmaması gerektiğini, Ayrıca manevi tazminat talebi için de ilgilinin manevi değerlerinde meydana gelen bir eksilme ve manevi bir tecavüz olması yani kişinin şahsiyet ve haysiyet veya sağlığı, vücut tamamiyeti üzerine müdahale olması bu müdahalenin de ağır bir zarar meydana getirmesi ve bu müdahaleyi yapanın da bu olayda ağır kusuru olması gerektiğini, Bu nedenlerle, davanın davalı ... aleyhine verilen davanın kabulüne dair haksız ve mesnetsiz yerel mahkeme kararının istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması ve kararın icrasının tehirine karar verilmesini talep ettiklerini, İstinafa konu mahkeme kararı davacı yanca İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ...

E. Dosyası ile icraya konulmuş olduğunu, istinaf mahkemesince kararın talepleri gibi karar verilmesi halinde, icra takibi sonucu ödenen paranın tahsilinin son derece güç olacağını, Sayıştay denetimlerinde davalı ... aleyhine fazla ödemeden dolayı zimmet çıkarılağını ve davalı belediyece gerçekleştirilmesi gereken kamu hizmetlerinin finansmanı göz önüne alındığında telafisi güç zararlar doğacağının muhakkak olduğunu, kararın kesinleşmesi halinde ödemelerin faizi ile yapılacağından alacaklıların haklarının kaybı da söz konusu olmadığını, kamu kurumu olmaları nedeni ile icranın teminatsız olarak tehirine; aksi halde teminat yatırılmak suretiyle icranın tehirine karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek; İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29/12/2023 tarih, 2021/57 E. ve 2023/545 K. Sayılı kararının, istinaf yolu ile incelenerek kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...vekili istinaf dilekçesinde özetle ; Müvekkili kurum aleyhine açılan davanın idari yargıda görülmesi gerektiği ileri sürülerek, yargı yolu itirazında bulunmuş olduğunu, mahkemece bu hususta olumlu-olumsuz bir değerlendirme yapılmadan karar verilmesinin doğru olmadığını, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından vefat edenin yakınlarına bağlanan aylığın niteliği ve bağlanan aylığın rücuya tabi ödemelerden olup olmadığının belirlenmesini, zararın tazmininden sorumlu olanların mükerrer ödeme yapmasının önüne geçilmesi ve zarar görenlerin gerçek zararlarının üzerinde sebepsiz zenginleşmemesi için önemli olduğunu, mahkemece, SGK'ya tekrar yazı yazılarak, bağlanan ölüm aylıklarının niteliği, rücuya tabi olup olmadığını, rücuya tabi ise ilk peşin sermaye değerlerinin ve rücuya ilişkin herhangi bir dava açılıp açılmadığının sorulması, alınacak aktüerya bilirkişi raporunda bu husususun da değerlendirilmesi gerektiği kanaati ile yukarıda belirtilen hususlarda inceleme ve araştırma yapılması, çelişkiyi giderecek mahiyette kusur raporu ve artan asgari ücret miktarları gözetilerek, hüküm tarihine en yakın tarihteki asgari ücret üzerinden destek tazminatı hesaplanması yönünden rapor alınarak, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği yönünde karar verildiğini, istinaf kaldırma kararı sonrasında dosya İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesine iade olduğunu ve Yerel Mahkeme tarafından bu kez; "1-Davacılardan ... (...) ..., ... ve ...'ın maddi tazminat davasının REDDİNE, Davacı ..., ... ve ...'ın maddi tazminat davasının 15/11/2023 tarihli ıslah talepleri üzerinden KABULÜ ile ...'ın için 1.747.949,13 TL, ... için 48.584,21 TL ve ... için 36.900 TL maddi tazminatın 11/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsil edilerek, bu davacılara ÖDENMESİNE, Tüm davacıların manevi tazminat taleplerinin KISMEN KABULÜ ile davacı ... için takdir edilen 40.000,00 TL, ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 30.000,00 er TL, ... ile ... için ayrı ayrı takdir edilen 20.000,00'er TL ile davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 10.000,00 er TL manevi tazminatın 11/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacılara ödenmesine, davacıların fazlaya ilişkin taleplerinin reddine" karar verildiğini, söz konusu kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacak nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, Vefat hadisesinin müteveffanın sürme iskeleyi kullanmaması nedeniyle meydana gelmiş olduğunu, yaşanan olay nedeniyle müvekkiline herhangi bir kusur ve sorumluluk atfedilemeyeceğini, dosyada mevcut kamera kayıtlarından açıkça görüldüğü ve sair bilirkişi raporunda da dile getirildiği üzere, somut olayın Müteveffa ...ın Beşiktaş İskelesine yanaşık ... isimli vapurdan sürme iskele kullanmaksızın gemiden inmeye çalışması sonucunda vapur ile iskele arasındaki boşluğa düşmesi nedeniyle, yani maalesef ki müteveffanın kusuru nedeniyle meydana geldiğini, müteveffa diğer yolcuların aksine gemi kurallarına ve kaptan talimatına uymayarak, sürme iskeleyi kullandığını, geçiş sırasını beklemediğini ve bu nedenle de elim kazanın gerçekleştiğini, bu halde müvekkili davalıya somut olayda kusur atfedilmesinin ve bu kadar yüklü tazminat yükümlülüğü altında bırakılmasının hukuka aykırı olduğunu, Yerel mahkeme tarafından, uyuşmazlık konusu olaya ilişkin devam eden ceza davası sonucu beklenmeksizin karar verildiğini, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla, ceza yargılaması sırasında alınan bilirkişi raporuna göre gemi kaptanı ve diğer gemi adamları ile iskele görevlilerinin tali kusurlu olduğunu, müteveffanın ise asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığını, bu halde yerel mahkeme tarafından müvekkili, gemi kaptanı ve müteveffanın aynı anda %30 ve asli kusurlu olduğunun kabulü ile hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, Uyuşmazlık konusu olaya ilişkin İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/262 E. sayılı dosyası kapsamında devam eden ceza yargılaması sırasında alınan 05.04.2021 tarihli bilirkişi raporunun "VIII. Sonuç ve Kanaat" başlığı altında; "… Gemi Kaptanı ..., Gemici ..., Gemici ..., Gemici ..., Makine Personeli ... ve İskele/Terminal Görevlileri olan Baş Memur ..., Çımacı ..., Çımacı ...'ın kendi inisiyatif ve iradeleri ile ve kendi belirledikleri yöntemlerle ve de yanlış kurtarma yöntemleri ile denize düşen şahsı kurtarma operasyonu sürecindeki tedbirsiz, dikkatsiz ve ihmalkar davranışları ve kurtarma operasyonu sürecinde raporumuzda detaylı olarak belirtilen ve tespit edilen tüm ihmalleri nedeniyle tali kusurlu olarak değerlendirilebileceklerini, Müteveffa ...'ın, iskeleye yanaşmış olan söz konusu gemiden yolcu tahliyesinin başladığı süreçte, yolcuların uyması gereken sesli anons ve görevli personellerin sözlü güvenlik uyarılarına uymadığını, yolcuların uyması zorunlu güvenlik kurallarını ihlal ettiğini, kendi can emniyetini tehlikeye atarak, kendi inisiyatif ve iradesi ile denize düşme tehlikesi olan açıklıktan geçmeye çalıştığını, gemi ile iskele arasındaki sürülü seyyar iskeleyi kullanmadığını, iskelenin dışındaki boşluktan geçmeye çalıştığını, bu tehlikeli fiili davranışının kazayı başlatan ağır etken olduğu nedenlerle asli kusurlu olarak değerlendirilebileceği, …" yönünde kanaate varıldığını dolayısıyla, hiçbir şekilde müvekkiline kusur atfedilebileceğinin kabulü anlamına gelmemekle birlikte, ceza davasında alınan rapor uyarınca müteveffanın asli kusurlu olduğunu, gemi kaptanı ve diğer gemi adamları ile iskele görevlilerinin tali kusurlu olduğunun tespit edildiğini, Yerel Mahkeme tarafından gerekçeli kararda hatalı bir ifadeye yer verildiğini, gerekçeli kararın 6. sayfasında ceza mahkemesinde alınan 05.04.2021 tarihli rapora aşağıdaki gibi atıf yapıldığını, "… İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/262 Esas sayılı dosyasında bozma ilamına uyulduktan sonra devam eden yargılamanın halen devam ettiği tespit edilmiştir. Mahkemenin 2. Bozma ilamından sonra aldığı 05/04/2021 tarihli raporda ise, müteveffa ...'ın asli kusurlu olduğu gemi kaptanı, gemi mürettebatı ve İskele/Terminal görevlilerin ise asli kusurlu olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir…" (EK-1: İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/262 E. sayılı dosyasında kusura ilişkin alınan 05.04.2021 tarihli bilirkişi raporu) Söz konusu raporda gemi kaptanının, gemi mürettebatı ve iskele görevlilerinin tali kusurlu olduğunu, bunun aksine müteveffanın asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığını, Bu bağlamda, yerel mahkeme kararının da hatalı şekilde gerekçelendirildiğini ve bu da hükmün hatalı tespitlere dayanılarak verilmesine sebep olduğunu, yerel mahkeme kararına dayanak bilirkişi raporlarına göre, "… olayın meydana gelmesinde dava dışı kaptan ... %30 nispetinde, müteveffa ... %30 nispetinde, davalı ... %30 nispetinde ve davalı ... Belediyesi %10 nispetinde kusurlu olduğu, buna göre davacı ... ve çocukları ... ve ... için belirlenen maddi tazminattan müteveffaya atfedilen %30'luk kusur oranı üzerinden indirim yapılması gerektiği, kanaatine varılmıştır…" denildiğini, ceza davasına ilişkin bilirkişi raporunda asli kusurlu tarafın müteveffa olduğunu ve diğer tarafların tali kusurlu olduğu tespit edilmesine rağmen; Yerel Mahkeme tarafından müteveffanın, müvekkilinin ve gemi kaptanının ayrı ayrı %30 oranında kusurlu olduğunun kabulü ile hesap bilirkişi raporu alındığını ve bu kusur oranları üzerinden hüküm kurulduğunu, Buna karşılık, Yerel Mahkemenin önceki kararını kaldıran İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2020/334 E. 2021/60 K. sayılı ve 25.01.2021 tarihli kararı uyarınca, ceza mahkemesinde alınan bilirkişi raporunda tespit edilen kusur oranları ile ilk derece mahkemesince alınan rapor ve ek raporlarda tespit edilen kusur oranları arasında çelişki bulunduğunu, dava konusu kazanın meydana gelmesinde kusur durumu ve oranlarına ilişkin raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek mahiyette konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulacak başka bir heyetten ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı rapora istinaden karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığının belirtildiğini, yani istinaf kaldırma kararının gerekçesinde yerel mahkeme ve ceza dosyasında alınan raporlar arasındaki çelişkinin giderilmemiş olması gösterilmişken, istinaf sonrası yerel mahkeme tarafından yapılan incelemede de hala bu çelişki giderilmeksizin karar verildiğini, bu durumun Yerel mahkemenin İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi’nin kaldırma kararına aykırı şekilde hüküm kurulmasına yol açtığını ve 15.03.2013 tarihinden bugüne dek süren davanın adil yargılanma hakkına aykırı şekilde tüm taraflar bakımından yargılamanın makul süreyi aşar şekilde uzun sürmesine sebep olduğunu, gerekçeli karar uyarınca davanın kısmi dava mı yoksa belirsiz alacak davası mı olduğu hususları tartışılmaksızın hüküm kurulduğunu, davacılar tarafından öncelikle 17.09.2019 tarihinde talep tutarları ıslah edildiğini, istinaf kaldırma kararı sonrasında dosyanın yeniden yerel mahkeme tarafından görülmesi üzerine ise 15.11.2023 tarihinde bu kez de talep/bedel artırım dilekçesi sunulduğunu, davacıların sunmuş oldukları talep/bedel artırım dilekçesinin HMK'YA ve hukuka aykırı olduğunu, Dilekçelerinde "olayların özeti" başlığı altında ve dosyada mevcut diğer dilekçelerinde de açıkça belirtmiş oldukları üzere, davacıların dava dilekçesinde davayı belirsiz alacak davası olarak açtıklarına dair herhangi bir ibare yer almadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak kabulünün mümkün olmadığını, yargılama süresince bu hususa birden fazla kez dikkat çekmiş olmalarına ve davanın kısmi dava olarak açılmış olduğu hususu defalar kez beyan edilmesine rağmen; hatta davacılar tarafından ıslahtan sonra sunulmuş olan talep/bedel artırım dilekçelerinin reddi gerektiği yönünde itirazda bulunmalarına rağmen, yerel mahkeme tarafından davanın hangi tür dava olarak açılmış olduğunun hiçbir şekilde incelenmediğini, gerekçeli kararın birçok yerinde hatalı ifadelerle uyuşmazlık gerekçelendirildiğini ve bunun sonucunda hukuka aykırı nitelikte bir karar verildiğini, Gerekçeli kararın 4. sayfasında iki defa; "Davacı vekili 17.09.2019 tarihinde bedel artırım talebinde bulunarak …" denildiğini, oysaki kararın devamında daha önce Yerel Mahkemece verilen 23.10.2019 tarihli karara atıf yapılarak "… ıslah edilen tutarlar üzerinden kabulü ile ..." denildiğini, Gerekçeli kararın 7. ve 8. sayfalarında; "… davacı ..., ... ve...'ın maddi tazminat taleplerinin ıslah edilen tutarlar üzerinden kabulü ile …" denilmiş ve hüküm kısmında da "… 2-Davacı ..., ... ve ...'ın maddi tazminat davasının 15/11/2023 tarihli ıslah talepleri üzerinden KABULÜ ile …" denildiğini, Sonuç olarak gerekçeli kararda yer alan yukarıda açıklamış olduğumuz ifadelerle verilen kararın tümüyle hatalı olduğunu, aksi halde davacıların 2 kez davayı ıslah ettiği sonucunun ortaya çıktığını, bu durumun açıkça HMKnın 176. maddesinde öngörülen ıslahın yalnızca 1 kez başvurulabilecek bir yol olduğuna ilişkin düzenlemesine aykırı olduğunu, Önemle belirtmek gerekir ki, davacılar tarafından istinaf kaldırma kararından önce sunulan 17.09.2019 tarihli dilekçe ıslah dilekçesi olduğunu, buna karşılık davacılar tarafından istinaf kaldırma kararı sonrası yerel mahkeme nezdinde yapılan yargılama sırasında sunulan 15.11.2023 tarihli dilekçe ise talep/bedel artırım dilekçesi olduğunu, bu hususun davacıların dilekçelerinde de açıkça beyan edildiğini,Bu bağlamda, herhangi bir kabul anlamına gelmemekle birlikte, yerel mahkeme tarafından davanın davacıların 15.11.2023 tarihli ıslah talepleri üzerinden kabulüne karar verilmiş olmasının açık bir hukuk ihlali olduğunu, 21.11.2023 tarihli dilekçede (11.02.2023 tarihli ek bilirkişi raporuna ve Davacıların 15.11.2023 tarihli talep/bedel artırım dilekçesine karşı beyan ve itirazlarına ilişkin dilekçemiz) davacıların huzurdaki davayı kısmi dava olarak açmış olduklarının açıklandığını, Zira bir davanın belirsiz alacak davası olarak açılması için davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı hususunun açıkça dava dilekçesinde belirtilmesi gerektiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021/485 E. 2021/971 K. ve 07.07.2021 tarihli ilamı uyarınca ortaya konduğunu, dava dilekçesinde bu şekilde bir açıklık olmaması halinde, davanın ilerleyen aşamalarında davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı yönündeki beyanların hiçbir şekilde kabul görmeyeceğini, davanın türünün bu şekilde değiştirilmesine imkan olmadığının izah edildiğini, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesinin 2022/108 E. 2022/113 K. sayılı ve 30.09.2022 tarihli emsal kararında da davacının dava dilekçesinde, davanın belirsiz alacak davası olduğuna yönelik bir açıklaması bulunmadığından "fazlaya dair dava ve talep haklarımız saklı kalmak kaydıyla" açılan davanın kısmi dava mahiyetinde olduğunun belirtildiğini, (EK-2: Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021/485 E. 2021/971 K. sayılı ve 07.07.2021 tarihli kararı) (EK-3: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesinin 2022/108 E. 2022/113 K. sayılı ve 30.09.2022 tarihli kararı) Herhangi bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bir an için davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, varsayımında dahi, davacıların davayı ıslah ettikleri tarih olan 17.09.2019 tarihinde bir kez kullanılabilecek olan ıslah hakkı yerine neden bedel artırım talebinde bulunmadıklarının sorgulanması gerektiğini, Sonuç olarak, davanın kısmi dava olarak açılmış olduğu sabit olduğundan davacılar tarafından bedel artırım talebinde bulunulmasının mümkün olmadığını, yerel mahkeme kararında belirtildiği şekilde davacıların 15.11.2023 tarihli ıslah talepleri üzerinden davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka uygun olmadığını, hükmün de hatalı gerekçelere dayanılarak verildiğini, her halükarda davanın davacıların 15.11.2023 tarihli bedel artırım dilekçesi doğrultusunda da kabulüne karar verilmesinin kabul edilemeyeceğini, defalarca açıklandığı üzere, davanın kısmi dava olduğunu, yalnızca ıslah ile talep artırımında bulunulabileceğini ve davacılar tarafından 17.09.2019 tarihinde dava ıslah edilerek ıslah haklarının kullanıldığını, açıklayacakları üzere bilirkişi raporları uyarınca da talep edilebilecek tutarların davacıların ıslah ettikleri tutarla sınırlı olduğunun defalarca belirtildiğini, bu bağlamda, haksız ve hukuka aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, Bilirkişi raporları uyarınca davacıların maddi tazminat olarak talep edebilecekleri tutarların, 17.09.2019 tarihinde ıslah ettikleri tutarlarla sınırlı olduğu layıkıyla tespit edildiğini, İstinaf kaldırma kararı sonrasında Yerel Mahkeme nezdinde 15.08.2022 tarihli ek bilirkişi raporu, 05.06.2023 tarihli ek bilirkişi raporu ve 11.11.2023 tarihli ek bilirkişi raporu alınarak maddi tazminat hesaplamalarının yapıldığını, herhangi bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla, alınan tüm hesap raporlarında da maddi tazminat hesaplaması yapılan davacılar yönünden, açıkça talep edebilecekleri tutarın ıslah ettikleri tutar ile sınırlı olduğu kanaatine varıldığını, bir diğer deyişle, bilirkişiler tarafından dosyadaki verilere göre bir maddi tazminat hesaplaması yapıldığını, ancak bu hesap sonuçlarının değil, 17.09.2019 tarihinde ıslah edilen tutarların talep edilebileceğinin takdir edildiğini, bu bağlamda, davacılar tarafından ıslah hakkı kullanılmış olması ve bilirkişiler tarafından yapılan nihai ve gerçek maddi zarar hesabı sonucunun ıslah ile artırılan talepten fazla olması nedeniyle, davacıların ıslah dilekçesi ile sınırlı olmak üzere hüküm kurulması gerekirken yerel mahkeme tarafından bu durumun tümüyle göz ardı edildiğini, Zira Yerel Mahkeme, 11.11.2023 tarihli bilirkişi raporu kapsamında yapılan hesaplama üzerinden hüküm kurulduğunu, oysaki aynı raporda talep edilebilecek tutarların ıslah tutarlarıyla sınırlı olduğu hususunun da belirtildiğini, sonuç olarak, hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davanın yalnızca Davacılar ..., ... ve ...'ın maddi tazminat talepleri bakımından kabulüne karar verilmesi halinde dahi, davanın Davacıların 17.09.2019 tarihli ıslah dilekçelerinde belirtilen tutarlar üzerinden kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Herhangi bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla, somut olayda asli kusurlu olan tarafın müteveffa olduğunu, manevi tazminat taleplerinin de bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini, bilindiği üzere manevi tazminatın bir cezalandırma aracı olmadığını, şahsi menfaatleri ihlal edilen kimsenin duyduğu ağır manevi acıyı belli bir oranda gidermek, bozulan ruhi dengeyi onarmak, olanak dahilinde bu dengenin yeniden elde edilmesini sağlamak amacına yönelik olduğunu, manevi tazminat takdir edilirken öncelikle hukuka aykırı ve kusurlu bir eylem sonucunda kişinin zarara uğraması gerektiğini, yine manevi tazminat tutarı takdir edilirken, zarar görenin zenginleşmemesi ve zarar sorumlusunun da fakirleşmemesinin esas olduğunu, buna göre, müteveffanın asli kusurlu olduğu somut olayda Yerel Mahkeme tarafından her ne kadar manevi tazminat talepleri yönünden kısmen kabul kararı verilmişse de tüm davacıların manevi tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmesinin adil olmadığını, Ceza davasında alınan bilirkişi raporları da dikkate alındığında yerel mahkeme tarafından yapılan kusur indirimi kabul edilemeyeceğini, Dosya kapsamında toplanan bilgi ve belgelerden görüldüğü üzere, İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/262 E. sayılı (Eski: 2013/57 E.) dosya kapsamında 19.06.2014 tarihinde verilen hüküm gereğince; 1- Sanıklar ... ve ...ın olayda kusurlu olmadıkları anlaşıldığından bu sanıkların atılı suçtan ayrı ayrı BERAATLERİNE, sanık ...ın tali kusurlu olarak taksirle ölüme neden olmak suçunu işlediği anlaşıldığından, 1 yıl 8 ay hapsine ve Sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, dolayısıyla Sanık ... hakkında verilen HAGB hükmü 26.09.2014 tarihinde kesinleştiğini, buna karşılık diğer sanıklar hakkında verilen beraat kararlarının bozularak dosyanın yeniden görüldüğünü ve başkaca gemi adamları ile iskele görevlileri hakkında da soruşturma açılarak ceza davalarının birleştirildiğini, ceza davası henüz kesinleşmediğinden yalnızca gemi kaptanı hakkında verilen hükmün ve bu suretle gemi adamına atfedilen kusurun kesinleşmiş olduğunun aşikar olduğunu, bu bağlamda, gemi kaptanı hakkında verilen kesinleşmiş mahkeme kararına dayanak 12.05.2014 tarihli bilirkişi raporunda; Müteveffa ...ın kendi kararı ve iradesi ile sürme iskeleyi kullanmadan gemiden ayrılırken yaşanan kazada dikkatsiz ve tedbirsiz hareket ettiği için asli kusurlu olduğunu, Kaptan ...ın TALİ KUSURLU olduğunu, Diğer gemi adamları ... ve ...ın olayla ilgili kusurlarının bulunmadığını, Dosya konusu olayda başkaca kişi veya kurumun kusurlu bulunmadığının tespitlerine varıldığını, açıkladıkları üzere yalnızca Kaptan hakkında verilen hükmün kesinleşmiş olsa ve ceza davası hala devam etmekte ise de istinaf dilekçelerinin açıklamış oldukları ceza davasında alınan 05.04.2021 tarihli ikinci ve son bilirkişi raporu ile de yaşanan olayda müteveffanın asli kusurlu olduğu hususunun kesin hâle geldiğini, Bu bağlamda, Yerel Mahkeme kararına dayanak en son tarihli hesap raporunda takdir edilen %30 oranındaki kusur indirimi üzerinden hüküm kurulmuş olmasının hakkaniyete uygun olmadığını, üm bu açıklanan nedenlerle, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/57 E. 2023/545 K. sayılı ve 29.12.2023 tarihli kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek; Açıklanan ve istinaf mahkemesince resen takdir edilecek nedenlerle; Murafaa ve tehir-i icra talepli olarak yapmış oldukları istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/57 E. 2023/545 K. sayılı ve 29.12.2023 tarihli kararının kaldırılmasına, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacıların murisi ...'ın 11/01/2013 tarihinde davalı ...'nın tasarrufunda bulunan, ancak kendisine intifa hakkı verilen diğer davalı ...

Ticaret A.Ş.'nin işleteni/taşıyanı olduğu vapurdan indiği sırada suya düşmesi ve vefat etmesi sebebiyle vefatında davalıların kusurlu olduğu iddiası ile murisin eşi ..., kızları ..., ..., ..., annesi ... ve babası ... için destekten yoksun kalma maddi tazminatı ve murisin eşi, kızları, annesi, babası ve kardeşleri için manevi tazminat takdirine ve hükmedilen maddi ve manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek/reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece 23/10/2019 tarih, 2015/463 esas ve 2019/443 karar sayılı ilamı ile; "1-Davacılar ..., ... ve ...'ın maddi tazminat taleplerinin REDDİNE, Davacı ..., ... ve ...'ın maddi tazminat taleplerinin ıslah edilen tutarlar üzerinden KABULÜ ile ... için 259.035,00 TL, ... için 17.100,46 TL, ... için 41.324,54 TL maddi tazminatın 11/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacılara ödenmesine, 3-Tüm davacıların manevi tazminat taleplerinin KISMEN KABULÜ ile davacı ... için takdir edilen 40.000,00 TL, ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 30.000,00 er TL, ... ile ... için ayrı ayrı takdir edilen 20.000,00 er TL ile davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 10.000,00 er TL manevi tazminatın 11/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacılara ödenmesine, davacıların fazlaya ilişkin taleplerinin reddine," karar verilmiş, verilen karara karşı davacılar vekili ve davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Dairemizin 25/01/2021 tarih, 2020/334 esas ve 2021/60 karar sayılı ilamı ile; "...ceza mahkemesinde alınan bilirkişi raporunda tespit edilen kusur oranları ile ilk derece mahkemesince alınan rapor ve ek raporlarda tespit edilen kusur oranları arasında çelişki bulunmaktadır. Ayrıca, hükme esas alınan bilirkişi rapor ve ek raporlarında tespit edilen kusur oranlarına, yargılama sırasında hem davacı hem de davalılarca itiraz edilerek, başka bir heyetten rapor alınması talep edilmiş, davalı tarafça çelişkinin giderilmesi istenilmiştir. İlk raporu tanzim eden heyetten ek rapor alınmış ise de, hükme esas alınan bilirkişi raporu çelişkiyi giderebilecek mahiyette ve karar vermek için yeterli değildir. Bu durumda mahkemece, dava konusu kazanın meydana gelmesinde kusur durumu ve oranlarına ilişkin raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek mahiyette konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulacak başka bir heyetten ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı rapora istinaden karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir. 6100 sayılı HMK'nın 31. maddesinde, hakimin davayı aydınlatma ödevi düzenlenmiş olup, hakim uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve delil gösterilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Somut olayda, bilirkişi ek raporuna karşı beyanda bulunan davalı ... AŞ vekili duruşmada, ailenin sigorta şirketinden aldığı bedel yönünden de bir tespit ve değerlendirme bulunmadığı belirtilmiş, davalı ... vekili de istinaf dilekçesinde, vapurun zorunlu mali mesuliyet sigortasının bulunduğu belirtilerek, zorunlu mali mesuliyet sigortasından ödeme yapılıp yapılmadığı araştırılmadan, yapılmış ise bu ödeme miktarı düşülmeden karar verilmiş olmasının hatalı olduğu hususu istinaf sebebi olarak ileri sürülmüştür. Davalı ... AŞ vekilinin duruşmadaki bu beyanı dikkate alınarak, mükerrer ödemeye sebebiyet vermemek için HMK'nın 31. maddesi uyarınca vapurun zorunlu mali mesuliyet sigortası bulunup bulunmadığı, var ise davacılara vefat nedeniyle bir ödeme yapılıp yapılmadığının usulünce araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Davalı ... vekilince davaya cevap dilekçesinde, müvekkili kurum aleyhine açılan davanın idari yargıda görülmesi gerektiği ileri sürülerek, yargı yolu itirazında bulunmuştur. Mahkemece bu hususta olumlu-olumsuz bir değerlendirme yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından vefat edenin yakınlarına bağlanan aylığın niteliği ve bağlanan aylığın rücuya tabi ödemelerden olup olmadığının belirlenmesi, zararın tazmininden sorumlu olanların mükerrer ödeme yapmasının önüne geçilmesi ve zarar görenlerin gerçek zararlarının üzerinde sebepsiz zenginleşmemesi için önemlidir. Mahkemece SGK’na yazı yazılarak, davacılar murisinin vefatı nedeniyle davacılara gelir bağlanıp bağlanmadığı sorulmuş, SGK yazı cevabında, bir kısım davacılara ölüm aylığı bağlandığı belirtilerek, yargılamaya konu olayın 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 39. maddesi kapsamında olup olmadığı, dolayısıyla 5510 sayılı yasanın rucuen tazminata yönelik 39. maddesi kapsamında bulunup bulunmadığının mahkemece yapılacak hukuki değerlendirme ve hesap incelemesi sonucu belirlenmiş olacağı bildirilmiştir. Bilirkişi rapor ve ek raporlarında, bu hususta bir inceleme ve değerlendirme bulunmadığı gibi mahkemece de belirlenen tazminattan düşülmesi gerekip gerekmediği hususunda bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bu durumda mahkemece, SGK'ya tekrar yazı yazılarak, bağlanan ölüm aylıklarının niteliği, rücuya tabi olup olmadığı, rücuya tabi ise ilk peşin sermaye değerlerinin ve rücuya ilişkin herhangi bir dava açılıp açılmadığının sorulması, alınacak aktüerya bilirkişi raporunda bu husususun da değerlendirilmesi gerekmektedir. Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlarda inceleme ve araştırma yapılması, çelişkiyi giderecek mahiyette kusur raporu ve artan asgari ücret miktarları gözetilerek, hüküm tarihine en yakın tarihteki asgari ücret üzerinden destek tazminatı hesaplanması yönünden rapor alınarak, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir. Kabule göre de; 31.07.2017 tarihli ek bilirkişi raporunda, müteveffanın kendisi, davacı eş ..., müteveffanın kızı ..., müteveffanın kızı ..., davacı baba ... ve davacı anne ... için destek payları belirlenerek yapılan hesaplama sonucunda, davacılar ..., ..., ..., ... ve ... yönünden destekten yoksun kalma tazminatı miktarlarının belirlendiği, mahkemece de yapılan bu hesaplamaya göre, anne ... ve baba ... dışında, diğer davacılar ..., ..., ... yönünden davanın kabulüne karar verildiği görülmektedir. Davacı anne ve baba yönünden davanın red edildiği dikkate alındığında, destek tazminatına hükmedilen diğer davacıların destek paylarının dolayısıyla tazminat miktarlarının değişip değişmeyeceği hususunda bilirkişilerden ek rapor alınmadan eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir...."gerekçesi ile Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin kaldırma ilamından sonra Mahkemece yapılan yargılama sonucunda Mahkemece 29/12/2023 tarih ve 2021/57 Esas - 2023/545 Karar sayılı ilamı ile; "1-Davacılardan ... (...)..., ... ve ...'ın maddi tazminat davasının REDDİNE, 2-Davacı ..., ... ve ...'ın maddi tazminat davasının 15/11/2023 tarihli ıslah talepleri üzerinden KABULÜ ile ...'ın için 1.747.949,13 TL, ... için 48.584,21 TL ve ... için 36.900 TL maddi tazminatın 11/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsil edilerek, bu davacılara ÖDENMESİNE, 3-Tüm davacıların manevi tazminat taleplerinin KISMEN KABULÜ ile davacı ... için takdir edilen 40.000,00 TL, ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 30.000,00 er TL, ... ile ... için ayrı ayrı takdir edilen 20.000,00'er TL ile davacılar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... için ayrı ayrı takdir edilen 10.000,00 er TL manevi tazminatın 11/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacılara ödenmesine, davacıların fazlaya ilişkin taleplerinin reddine..." karar verilmiş, verilen karara karşı davacılar vekili ve davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

Davacılar vekili istinaf sebebi olarak, dava konusu olayda davacıların murisinin hiç bir kusuru bulunmamasına rağmen murisin kusurlu atfedilmesi, murisin anne ve babası lehine talep edilen destekten yoksun kalma maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi ve davacılar lehine takdir edilen manevi tazminatın miktarının manevi tazminatın amacını gerçekleştirir nitelikte olmayıp düşük olduğu gerekçeleri ile kararın usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Davalı ... Anonim Şirketi vekili istinaf sebebi olarak, dava konusu olayın davacıların murisinin sürme iskeleyi kullanmamasından ve tamamen murisin kusuru ile meydana gelmesine rağmen müvekkiline kusur atfedilmesinin, ceza yargılamasında murisin asli kusurlu, gemi kaptanı ve diğer gemi adamlarının tali kusurlu kabul edilmesine rağmen Mahkemece davalıların asli kusurlu, murisin tali kusurlu kabul edilmesi ve ceza yargılamasının sonucunun beklenmemesi, gerekçeli kararda davanın kısmi dava mı belirsiz alacak davası mı olarak açıldığının tartışılmaması ve davanın kısmi dava olarak açıldığının açık olmasına ve talep arttırım dilekçesi adı altında verilen ikinci ıslah dilekçesinin usul ve yasaya aykırı olmasına rağmen Mahkemece kabul edilerek hükme esas alınması ve hükmedilen manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğu gerekçeleri ile kararın usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Davalı ... vekili istinaf sebebi olarak; dava konusu vapurun intifa ve işletme hakkı diğer davalıya devredildiğinden donatan sıfatı bulunmadığı, TTK ve TBK uyarınca sorumluluğunun bulunmadığı ve iş bu davada pasif husumetinin bulunmadığı, kendilerine karşı açılan davada idari yargının görevli olduğu, dava konusu olayın davacıların murisinin sürme iskeleyi kullanmamasından ve tamamen murisin kusuru ile meydana gelmesine rağmen müvekkiline kusur atfedilmesi, ceza yargılamasında murisin asli kusurlu kabul edilmesine rağmen Mahkemece tali kusurlu kabul edilerek karar verilmesi, vapurun zmms dan ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılmaması, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğu gerekçeleri ile kararın usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Somut uyuşmazlıkta; dava konusu 11/01/2013 tarihli olay tarihinde davacıların murisi ...'ın davalı ...'nın tasarrufunda bulunan, ancak kendisine intifa hakkı verilen diğer davalı ... A.Ş.'nin işleteni/taşıyanı olduğu vapurun Beşiktaş iskelesine yanaşmasına müteakiben iskele görevlilerinin yolcukların tahliyesini sağlamak için vapura tahta iskele sürdükleri, ancak murisin tahta iskeleleri kullanmadan vapurdan sahile geçmek istemesi üzerine iskele ile ara boşluktan atlama esnasında sürme iskelenin dış kısmına ayak basarak destek almaya çalıştığı, ancak iskelenin kaygan olması ve destek almanın zorluğu sebebiyle boşluktan denize düşerek vefat etmiştir. Dosyada bulunan bilirkişi raporları, tanık beyanları ve olaya ilişkin görüntülerden murisin denize düştükten hemen sonra vefat etmediği, çıkmaya çalıştığı, gemi ve iskele personelinin murisin çıkmasına yardımcı olmaya çalıştığı, murise halat uzatıldığı, murisin halata tutunduğu, gemi personelinin sarkarak ayağı ile murisin tutunmasını ve çıkmaya çalışmasını sağladığı, bu sırada kaptanın kazazedenin gemi ve iskele arasında sıkışması önlemek için manevradan yeterli derecede emin olamadığı zannıyla gemiyi iskeleden açmak için pervaneleri tornistan (geri) çalıştırdığı, bu durumun pervane suların başa doğru akıntı meydana getirmesine ve dalga kuvveti oluşturmasına, akıntı ve halatın gerilmesinin murisin halatı bırakmasına ve iskele altına sürüklenmesine sebep olduğu, gemi adamları tarafından salvosuz (ipsiz) can simidi atıldığı, ancak murisin buna tutunamadığı ve akıntının etkisi ile can siminin baş tarafa doğru sürüklendiği, sonrasında murisin kaybolduğu ve yapılan aramalar sonucunda vefat etmiş bir şekilde bulunduğu anlaşılmıştır. Dosyada bulunan görüntüler ile sabit olduğu üzere murisin sürme iskeleyi kullanmadan gemiden çıkmaya çalıştığı ve bu sırada suya düştüğü açık olup, kazanın meydana gelmesinde kusurludur. Bu sebeple davacılar vekilinin murisin kusuru olmadığına dair istinaf sebepleri yerinde değildir. Yine aynı görüntülerde murisin denize düştüğü yerde gemi ile iskele arasında yeterli açıklık olduğu, murisin kendisini kurtarmaya çalıştığı, gemi ve iskele personelinin murisin kurtarılması için çaba sarf ettiği, basiretli bir kaptan olarak hareket etmekle yükümlü olan kaptanın murisin bulunduğu yeri kontrol etmeden tornistan vurması ile pervane suların başa doğru akıntı meydana getirmesine ve dalga kuvveti oluşturmasına, akıntı ve halatın gerilmesinin murisin halatı bırakmasına ve iskele altına sürüklenmesine ve murisin kaybolarak vefat etmesine neden olduğu, gemi personellerinin kurtarma çalışmaları sırasında gerekli kural ve prosedürlere uygun olarak bilirkişi raporunda belirtilen aparatları kullanmadıkları, gemi personellerinin teorik ve resmi evrak üzerinde donanımlarına ilişkin bir eksiklikleri olmamasına rağmen pratikte iskele personeli ile gerekli koordinasyonu sağlayamadıkları, gemide bulunan can kurtarma araçlarını zamanında ve gereği gibi kullanmayıp gemi halatlarını kullandıkları, çok sonra can simidi atıldığı, pratik olarak yeterli donanıma sahip olmadıkları, davalı tarafından personelini eğitme ve denetleme yükümlülüklerini yerine getirmediği, bilirkişi raporlarında belirtildiği gibi sürme iskelelerin ve yolcu indirme/bindirme yerlerinin olması gereken vasıfta olmadığı ve davalı tarafın meydana gelen kazada kusurlu olduğu açıktır. Tüm bu hususlar ceza dosyasında alınan raporlar ve Mahkemece alınan raporlar ile aynı şekilde tespit edildiği, sadece tarafların kusur oranları yönünden raporlarda farklılık bulunmaktadır. Ceza yargılamasında alınan raporlarda söz konusu tespitlere göre murisin asli, gemi ve iskele personeli ile kaptanın tali kusurlu olduğunun belirlendiği, Mahkemece Dairemiz kaldırma ilamından önce alınan bilirkişi heyeti kök ve ek raporunda davalıların % 75 oranında, gemi kaptanının da % 5 oranında, murisin % 20 oranında kusurlu olduğu, Dairemiz kaldırma kararından sonra alınan bilirkişi heyet raporunda murisin % 30, kaptanın %30, ... Anonim Şirketi'nin % 30, ...'nın % 10, gemi adamları ve iskele personelinin kural dışı olarak olaya müdahale ettikleri, ancak bunun tecrübesizlik ve eğitimsizlikten ve panik ve heyacanla içgüdüsel hareket etmelerinden kaynaklandığı gerekçesi ile kusursuz oldukları belirlenmiştir. Dava konusu kaza murisin sürme iskeleyi kullanmayıp gemi ve iskele arasındaki boşluktan geçmeye çalışması ve suya düşmesi ile başlamış ise de, murisin suya düştükten sonra suda hemen kaybolmadığı ve sudan çıkmaya çalıştığı, gemi ve iskele personelinin murisi kurtarmak için uğraştığı, ancak gemi adamları ve iskele personelinin kurtarma çalışmalarının bilirkişi raporlarında ayrıntılı olarak tespit edildiği üzere profesyonellikten uzak, yasal mevzuata aykırı, gerekli aparatlar kullanılmadan dikkatsiz ve tedbirsiz bir şekilde gerçekleştirildiği, bu sırada tedbirli bir kaptan gibi davranmakla yükümlülüğü ve ağır sorumlulukları bulunan kaptanın olay mahallini kontrol etmek yada bilgi almak gibi basit bir tedbiri göstermeyerek pervaneleri tornistan (geri) çalıştırdığı, bu durumun pervane suların başa doğru akıntı meydana getirmesine ve dalga kuvveti oluşturmasına, akıntı ve halatın gerilmesinin murisin halatı bırakmasına ve iskele altına sürüklenmesine sebep olarak murisin akıntıda kaybolmasına ve vefat etmiş bir şekilde bulunmasına sebep olduğu, bu durumda murisin vefatında asıl etken fiillerin kaptan, gemi ve iskele personeli tarafından gerçekleştirildiği, dolayısıyla davalı tarafından olayın meydana gelmesinde asli kusurlu, murisin tali kusurlu olduğu yönündeki tespitin olayın oluş şekline uygun olduğu, nitekim ceza yargılamasında da Mahkemece gemi personeli hakkında iki kez verilen beraat kararlarının Yargıtay tarafından davalı tarafın kusurlarının yukarıda tespit edilen hususların büyük çoğunluğuna değinilmek suretiyle tam olarak araştırılması gerektiği gerekçesi ile bozulduğu, Mahkemece hükme esas alınan murise % 30 kusur oranı yükleyen bilirkişi raporundaki kusur oranının olayın oluş şekline uygun olduğu, davacıların maddi tazminat taleplerinden murisin kusur oranı mahsup edileceğinden davalıların veya gemi adamlarının kendi aralarındaki kusur oranlarının iş bu dava konusu açısından esasa etkili olmadığı, bu kişilerin kusur oranlarının aralarında açacakları rücu davasında değerlendirileceği anlaşılmakla Mahkemece murisin tali ve % 30 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek karar verilmesi isabetli olup, davalılar vekillerinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.6098 sayılı TBK’nın 74. maddesinde; “ Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz” hükmü yer almaktadır. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hâkiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.1.975 tarihli, 1971/T-406 E. ve 1975/1 K; 23.1.1985 tarihli, 1983/10-372 E. ve 1985/21 K.; 27.04.2011 tarihli, 2011/17-50 E. ve 2011/231 K.; 03.04.2013 tarihli, 2012/19-873 E.,2013/433 K. sayılı kararları). Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlıkta; ceza yargılamasında ve hukuk yargılamasında alınan bilirkişi raporlarının hepsinde yapılan tespitler aynı yönde olup, tarafların eylemleri ve eylemlerinin hukuka aykırı yönleri yönünden bir çelişki bulunmamaktadır. Ancak tarafların kusur oranları konusunda raporlar arasında çelişki oluşmuş, yukarıda ve Mahkemece gerekçeli kararda belirtildiği üzere kaza murisin sürme iskeleyi kullanmayıp gemi ve iskele arasındaki boşluktan geçmeye çalışması ve suya düşmesi ile başlamış ise de, murisin vefatında asıl etken fiillerin kaptan, gemi ve iskele personeli tarafından gerçekleştirildiği, dolayısıyla davalı tarafından olayın meydana gelmesinde asli kusurlu, murisin tali kusurlu olduğu yönündeki tespitin olayın oluş şekline uygun olduğu, ceza hakiminin kabul ettiği kusur oranı ile bağlı olmadığından ve Mahkemece murisin % 30 oranında kusurlu olduğuna ilişkin bilirkişi heyet raporunun hükme esas alınması usul ve yasaya ve olayın oluş şekline uygun olduğu anlaşılmakla davalılar vekillerinin bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. 6100 sayılı HMK'nın 107 maddesi; " Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmünü içermektedir.

Davacı vekili dava dilekçesinin konu ve sonuç kısmında "Fazlaya dair talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla, tam miktarı belirsiz olup, sayın Mahkeme tarafından tam ve kesin olarak belirlendiği anda arttırılmak üzere şimdilik..." şeklinde talepte bulunduğu, bu haliyle açılan davanın belirsiz alacak davası olduğu, davacılar vekili tarafından kaldırma ilamından önce ıslah dilekçesi adı altında dosyaya sunulan dilekçenin niteliğinin talep arttırım dilekçesi, kaldırma kararından sonra talep arttırım dilekçesi adı altında dosyaya sunulan dilekçenin niteliğinin ıslah dilekçesi olduğu, davacılar vekili tarafından dilekçelerin yanlış nitelendirilmesinin hakimi bağlamadığı ve sonuca etkisinin bulunmadığı anlaşılmakla belirsiz alacak davası olan iş bu davada ilk sunulan dilekçenin bedel arttırım, ikinci sunulan dilekçenin ıslah dilekçesi olduğu ve iki kez ıslah dilekçesi sunulması söz konusu olmadığından Mahkemece ikinci kez sunulan dilekçenin kabul edilmesinde herhangi bir usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, davalı ... Anonim Şirketi'nin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Mahkemece dava konusu kazaya sebep olan murisin yolculuk yaptığı Kadıköy Beşiktaş seferini yapan ... isimli yolcu gemisinin sorumluluk sigortacısı olan ... Denizciliğe yazılan müzekkereye verilen cevapta dava konusu olay da vefat ettiği bildirilen ...'ın mirasçılarına ... tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığı, ferdi kaza sigortacısı ... Sigorta tarafından verilen cevapta ... Bankasına ait dekontlara göre ...'a 01.03.2013 tarihinde 7.500 TL ...'a da aynı tarihte 22.500 TL olmak üzere ... Sigorta tarafından Ferdi Sigorta Kaza Poliçesi kapsamında ödeme yapıldığı tespit edilmiş ve yapılan ödemeler bilirkişi tarafından maddi tazminat miktarından mahsup edildiği anlaşılmış olup, davalı ... vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.

Davacılar vekili, davalı ... tasarrufunda bulunup, intifa hakkı sahibi ve işleteni davalı ... Ticaret A.Ş. olan gemide yolcu olarak bulunan murisin gemiden indiği sırada suya düştüğü ve olayda davalıların kusurlu olduğu iddiası ile davalı tarafın haksız fiillerine dayalı destekten yoksun kalma ve manevi tazminat talebinde bulunduğu, iş bu davada davalılar yönünden haksız fiil esaslarına göre davaya bakma görevinin adli yargı merci olduğu anlaşılmakla, davalı ... vekilinin iş bu yargılamada idari yargının görevli olduğuna dair istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacılar vekili Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarlarının düşük olduğu, davalılar vekilleri ise fahiş olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Ancak Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarları, olayın oluş şekli, tarafların kusur oranları, olay tarihi, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre hakkaniyet uygun ve manevi tazminatın amacını gerçekleştirir nitelikte olup, davacılar vekili ve davalılar vekillerinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davalı ... iş bu yargılamada pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını ileri sürmüş ise de; davalılar arasında akdedilen intifa sözleşmesi ve ihale şartnamesi ile davalı ... tasarrufunda bulunan dava konusu olaya sebebiyet veren gemi, dava konusu olayın meydana geldiği iskele, kıyı tesisleri, terminal ve ihale şartnamesi ekinde ve intifa sözleşmesinde belirtilen deniz vasıtaları ve gayrimenkullerin intifa hakkı 30 yıl süre ile diğer davalı ... Ticaret A.Ş.'ye verilmiş, ancak ihale şartnamesinde davalı ...'nin denetleme yetkisinin bulunduğuna ilişkin maddelerin hüküm altına alındığı ve denetleme yetkisinin bulunduğu, ayrıca dava konusu alacak gemi alacaklısı hakkı veren alacaklardan olup geminin tasarruf hakkı sahibi olan davalı ...'ye karşı da bu alacağın ileri sürülebileceği ve iş bu yargılamada pasif husumet ehliyet bulunduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Mahkemece murisin anne ve babasının murisin desteğine ihtiyaçları olmadığı ve destekten yoksun kalma tazminatı talep haklarının olmadığı yapılan araştırma sonucunda tespit edildiğinden talebin reddine karar verilmesi isabetli olup, davacılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, tarafların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcı istinaf eden davacılar tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı ...den alınması gereken 141.636,23 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 35.409,06 TL harcın mahsubu ile bakiye 106.227,17 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı ...'ndan alınması gereken 141.636,23 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 35.409,06 TL harcın mahsubu ile bakiye 106.227,17 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 6-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 7-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 31/10/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Karar Etiketleri
REDDİNE ISTINAFHUKUK HUKUK Ceza Hukuku 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 6333 sayılı Denizde Can ve Mal Koruma Hakkındaki Kanun, 28453 sayılı Limanlar Yönetmeliği, 24832 sayılı Gemi Adamları Yönetmeliği ve 27409 sayılı Gemilerin Teknik Yönetmeliği ile belirlenen standartlara uygun hareket etmediğini, Delil Listesi ekinde sunulan görüntülerden de AÇIKÇA anlaşılacağı üzere, yolcuların gemiden inmesi olayı; İlkel olarak tanımlanabilecek bir şekilde kara tesisinden (iskeleden) gemiye doğru atılan, yolcular geçtikçe aşağı-yukarı / sağa-sola esneyen, (iki ucundan ve ortasından I I I şeklinde tutturulmuş olan ve personelin kızağı tutup gemiye sürmesi için kullanılan demir çubuğun bulunduğu) basit tahtadan yapılma iskele kızakları marifetiyle gerçekleştirildiğini, gemi iskeleye yanaştıktan sonra açılan gemi puntellerinin (korkulukların) yerinin tamamına değil, sadece bir bölümüne anılan basit iskele kızaklarının atıldığını, İskele kızaklarının yan tarafında korunaksız boşluklar bırakıldığını, yolcuların bu boşluklardan inmelerine görevlilerin hiçbir şekilde müdahale etmediklerini, kendisinden önce gerek iskele kızaklarından gerekse kızakların yanlarındaki boşluklardan inen onlarca yolcudan sonra, merhum ...'ın, iskele kızağına adımını atar atmaz, yağmur nedeniyle ıslak ve kaygan olan kızağın üzerinde, kızağa uçlarından ve ortasından tutturulmuş olan demir çubuğa çarpıp, anılan demir çubuğun altındaki boşluktan denize düştüğünü, Yerel mahkemede yapılan yargılama sırasında hazırlanan 12.05.2014 tarihli bilirkişi raporunun 3. Sahifesindeki (J) maddesinde ve (K / 4) maddesinde de açıkça belirtilip, raporun 6. Sahifesinde de resimlerinin verildiği üzere olay sırasındaki sürme iskelelere, olaydan sonra ilave korkuluk eklendiği tespit edildiğini, anılan kazadan sonra sürme iskelelere ilave korkuluk yapılması dahi müteveffanın yukarıda izah ettikleri şekilde sürme iskelenin üzerinden kayıp (sonradan ilave edilen korkuluğun yapıldığı boşluktan) düştüğünün davalılar ve ... tarafından kabul edildiğinin kanıtı olduğunu, (Delil Listesi EK-5 de sunulan, İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013 / 57 E. sayılı dosyasında yer alan 3.CD’deki Geminin Kamerasından alınan görüntülerde geminin iskeleye yanaşması, görevli personelin gözü önünde onlarca yolcunun iskele kızaklarının yanındaki boşluklardan ve kızakların üzerinden karaya inmeleri, merhum ...’ın iskele kızağının üzerinden denize düşmesi açıkça görünmektedir) Merhumun denize düşmesinden sonra, davalının personelinin ihmalkarlıklarının peşpeşe geldiğini, gemi ve iskele personelinin denizden adam kurtarma hususunda gerekli bilgi ve donanıma sahip olmadığını, olayın görüntülerinden açıkça anlaşıldığını, merhumun denize düştüğü öğrenildiği andan itibaren gerek gemi personeli gerekse iskele personeli ne yapacağını bilemez şekilde pervasız / lakayıt / umursamaz hareket ettiğini ve gerekli müdahaleleri yapmakta zaafiyet gösterdiğini, Merhum, suya düşer düşmez derhal birden fazla sayıda suya atılması gereken can simidi, merhum geminin çalıştırılmasıyla oluşan anafor / sirkülasyon nedeniyle, tutunmuş olduğu halatın da elinden kurtulmasıyla suyun akıntısına kapıldıktan sonra, sadece bir tane can simidi ip dahi bağlanmadan öylesine / gelişigüzel bir şekilde atıldığını, Denize insan düşmesi halinde kullanılmak üzere gemide ve iskelede bulunması gereken kurtarma halatı / merdivenli halat / kakıç olmadığını, bu araçların orada bulunmuş olup etkin bir şekilde kullanılmış olsaydı suya düştükten sonra suyun üzerinde uzun süre halata tutunan merhumun yaşama tutunma yönündeki yoğun çabalarının da göz önüne alındığında, merhumun kurtarılıp ailesine kavuşması ve yaşamını sürdürmesinin sağlanmış olacağını, (Delil Listesi EK-5 de sunulan 1., 2., 4. CD lerdeki olay görüntülerinde merhumun gemi halatına cansiperane şekilde tutunarak hayatta kalma çabalarının açıkça görüldüğünü,) Yaşanan anılan olumsuzlukların yanında gemi ve iskele personelinin köprü üstü / kaptan köşkü ile anlık iletişimini sağlayan teknik ekipmanı olmadığı için köprü üstü / kaptan köşkü ile iletişim sağlanmasında güçlükler yaşandığını, bu iletişimsizlik neticesinde ise geminin motorları kurtarma faaliyeti açısından hiç gereği yokken çalıştırıldığını ve kuvvetli bir anafor / su sirkülasyonu oluşturularak merhumun akıntıya kapılmasına neden olunduğunu, Merhum akıntıya kapıldıktan sonra ise gemi ve kara tesisinde (iskelede) kurtarma eğitimi almış dalgıç ve benzeri personel bulunmadığından uzun süre, kendilerinden yardım istenen kıyı emniyeti dalgıçlarının olay yerine gelmelerinin beklendiğini, Merhumun akıntı tarafından sürüklendiği iskelenin alt kısımları da yine mevzuatta öngörülen ölçütlerde olmadığını, iskele alt kısmı ile su arasında iskelenin altına giren bir kişinin / canlının nefes alıp hayatta kalabilmesini sağlayacak ölçüde bir boşluk bulunması gerekirken, deniz suyunun iskeleden bırakın alt seviyede olmayı iskelenin alt kısmını suyun içinde bırakacak derecede iskele kurallara aykırı inşa edildiğini, Davalı taşıyan, kendi internet sitesinde beyan ettiği üzere, bir yılda iki yüz on yedi bin sefer yapıldığını ve elli milyon yolcu taşındığını, Hemen hemen her İstanbullunun ücreti mukabili kullandığı, hatta Anadolu’dan ve yurtdışından İstanbul’a gelen çok sayıda insanın İstanbul Boğazı havası almak veya deniz yolculuğu yapmak maksadıyla bindikleri ve İstanbul ulaşımında büyük bir paya sahip olan davalıya ait yolcu gemileri ve kara tesislerinin (iskelelerin) yukarıda belirttikleri şekilde mevzuatın aradığı niteliklerin çok uzağında olması ve davalı taşıyanın adeta insan hayatını hiçe saydığını, sanki yolculara lütufta bulunuyormuşçasına sergilediği pervasız / lakayıt / umursamaz yaklaşımı neticesinde merhumun göz göre göre hayatını kaybettiğini, bunun toplumda büyük bir infiale neden olduğunu ve bu nedenle olay, yazılı / görsel medyada günlerce süren çok sayıda flaş habere / yoruma konu olduğunu, örneğin 17.01.2013 tarihli ... gazetesinde haber manşetten verilmiştir. (Delil Listesi EK-5 te sunulan 2. CD deki görüntülerde iskelede yapılan eylemde merhumun ailesinin ve halkın tepkisi görülmektedir. EK-7 s. 1 de sunulan ... Gazetesinin 17.01.2013 tarihli MANŞET haberi.) Müvekkili davacıların, ...’ın ölüm sürecini, belirttikleri kamera kayıtlarının yazılı ve görsel medyaya yansıması sonucu an be an bütün çıplaklığıyla gördüklerini, izlediklerini, merhumun sudayken halata tutunuşunu, o sırada etraftaki görevlilerin saçmalık derecesindeki lakayıt davranışları ve nihayetinde geminin oluşturduğu anafora karşı direnmeye çalışan ancak geminin açılmasıyla gerilen halatın elinden kaymasıyla akıntıya kapılan merhumun; görüntüleri, yüzüneki ifadeleri, hayatta kalmak için yaptığı çırpınışları, müvekkili davacıların duydukları acıyı / elemi çok fazla arttırdığını, (Delil Listesi EK-5 te sunulan 2. CD de yer alan 2. sıradaki ve devamındaki görüntüler 4. CD’deki görüntüler, EK-6 ve EK-7 s.1.,6.,9.,11.,13.,14.,17.,21.,22.,23.,26.,27.,28.,29 deki haberler, yorumlar.) Yaşananların o derece vahim hadiseler olduğunu, ülkemizin her tarafında merhumu hiç tanımayan kişilerin dahi büyük üzüntü ve keder duyduklarını, İstanbul ulaşımının sorumlusu olan davalı ... Belediyesi’nin o zamanki Başkanı ...'ın “… gerçekten üzücü olduğunu, defalarca kanallarda görüldüğünü, haberlerde izlendiğini, Gerçekten sıkıntılı..” sözleriyle olayın vehametini ortaya koyan, olaydaki davalı tarafın olaydaki kusurunu adeta İKRAR eden açıklamasının basına yansıdığını, ... Belediyesi’nin o zamanki Başkanı ...’ın “…göz göre göre öldü…” şeklindeki beyanlarını içeren dakikalarca süren sözlü açıklamaları ve üzüntü beyanları ... Tv. de 17.01.2013 tarihinde saat 06.48.de, ... ve diğer TV kanallarında 17.01.2013 tarihli haber bültenlerinde yayımlandığını, (Delil Listesi EK- 5 de sunulan 2. CD de 1., 13., 20., 21. sıralardaki ve sonraki görüntüler, EK -7 s.16 daki ... Başkanı ...’ın ... gazetesinin 18.01.2013 tarihli haberine yansıyan yorumu) 01.02.2013 tarihli ... Gazetesi haberine göre; Türkiye Sualtı Federasyonu’nda “cankurtaran eğitmeni” olarak görev yapan ... “...” şeklinde beyanda bulunduğunu, Başka bir “cankurtaran eğitmeni” ...'ün “...” şeklinde beyanda bulunduğunu, olaydan sonraki günlerde uzmanların anılan uyarıları sonucu merdivenli halatların iskelelere konulduğunu, ( Delil Listesi EK – 7 s.1 a ... gazetesinin 01.02.2013 tarihli ... haberi) Olayda, davalıların ve personelinin ağır ihmallerini olduğunu, geniş geniş ve bilimsel verilerle anlatan Yar. Doç. Dr. ...’ın ve Arama Kurtarma Uzmanı ...’un vermiş oldukları röportajlarının 17.01.2013'te STV., ...Tv. vd. televizyon kanallarında ve Sosyal medyada yayımlandığını, (Delil Listesi EK-5 te sunulan 2.CD de yer alan 4.,5.,7.,8.,9.10.,18.,19.sıralarındaki röportaj görüntüleri.) İstanbul'un Anadolu yakasında oturup, Avrupa yakasında çalışan, yirmi yıldan bu yana da ulaşım şekli olarak deniz ulaşımını tercih eden merhum ...'ın anılan olayda trajik bir şekilde yaşamını yitirdiğini ve geride davacılar olan eşi, üç çocuğu, yedi kardeşi ile anne ve babasını bıraktığını, müvekkili davacıların, davalıların deniz yoluyla yolcu taşıma için gerekli tedbirleri almamış olması ve bu da yetmezmiş gibi kurtarma adı altında sergilemiş olduğu pervasız / lakayıt / umursamaz davranışları nedeniyle merhumun yaşamını yitirmesinden dolayı, herhangi bir kaza sonucu meydana gelebilecek bir ölüm karşısında duyulabilecek acıdan çok daha fazlasını duyduklarını, acılarının tazeliğini koruduğunu, Bütün bu yaşananların üstüne, olayın yazılı ve görsel medyada günlerce yoğun bir şekilde flaş haber olarak yer bulması ile yukarıda belirttikleri şekilde davalıların acılarının daha da arttığını ve yaşanan vahim ölümün ilelebet güncel kalması sonucunu doğurduğunu, söz gelimi merhumun kızları ileride herhangi bir zamanda herhangi bir internet arama motoruna babalarının adını “...” yazdıklarında, bu elim hadisenin görüntülerinin bütün çıplaklığı ile karşılarına çıkacağını, bu durumun ise davacıların yaşadıkları acıları daha da arttıracağını ve her zaman canlı tutacağını, tüm bu hususlar göz önüne alındığında davacıların telafisi mümkün olmayan acılarının bir nebze olsun dindirilebilmesi için dava, ıslah ve bedel artırım dilekçelerinde de belirttikleri miktarlarda manevi tazminat talep etme zorunluluğu doğduğunu, Merhum ...'ın, ... / ... Adi Ortaklığı işletmesinde ... SGK numarasıyla aylık 1.946.00TL net maaşla, işçi statüsünde çalıştığını, olay günü de Beşiktaş’taki işinde 15-23 vardiyasında çalışmak için gitmek üzere davalı taşıyana ait gemiye / vapura bindiğini, ...’ın vefatıyla birlikte; müvekkili davacıların, merhumun eşi: ..., kızları: ..., ..., ..., annesi: ... ve babası: ... merhumun maddi desteğinden mahrum kaldıklarını, Merhum ...'ın gerek yukarıda belirttiğimiz işinde çalışarak, gerekse fırsat bulduğunda ve tatil vakitlerinde ek işler yaparak elde ettiği geliri ile, hiçbir işi ve hiçbir gelirleri / sosyal güvenceleri olmayan müvekkili davacılardan; ev hanımı olan eşinin, eğitimleri devam eden ikisi reşit olmayan üç kızının, yaşlı / muhtaç, sosyal güvenceleri olmayan anne ve babasının geçimini temin ettiğini, Müvekkil davacılardan merhumun eşi: Hanife, kızları: ..., ..., ..., annesi: ... ve babası: ... için destekten yoksun kalma (maddi) tazminatı talep etme zorunluluğu doğduğunu, anılan olayla ilgili olarak; İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013 / 57 E. sayılı dosyası üzerinden Gemi kaptanı ... ile, çımacılar ... ve ... hakkında taksirle ölüme neden olma suçlamasıyla kamu davası açıldığını, Gemi kaptanı ... hakkında mahkumiyet ile HAGB kararı verildiğini, ... ve ... hakkında verilen beraat kararının Yargıtay 12. C.D. 21.03.2019 tarihli 2018 / 5270 E., 2019 / 3847 K. sayılı ilamı ile sanıklar aleyhine bozulduğunu, anılan yargılamanın halen İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2019 / 262 E. sayılı dosyası üzerinden devam edildiğini, İddia Makamı, Mahkemenin 16.01.2024 tarihli duruşmasındaki mütalaasında; "Suç tarihinde Şehir Hatlarına ait yolcu taşıma gemisinin Kadıköy'den hareket ederek Beşiktaş Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi'ne yaklaştığı, sürme iskelenin vapura uzatıldığı yolcuların vapurdan inmeye başladığı, bu esnada müteveffanın sürme iskele dışından doğrudan vapurdan iskeleye atlamaya çalıştığı, ancak ayağının kayması sonucu denize düştüğü, olaya ilişkin olarak daha öncesinden gemi kaptanı ... hakkında mahkumiyet kararı verilip kararın kesinleştiği, Yargıtay 12.Ceza Dairesinin bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi heyetinden alınan raporda tüm sanıkların kusurlu olduğunun tespit edildiği, böylece sanıkların üzerlerine atılı taksirle ölüme sebebiyet vermek suçunu işledikleri sabit olduğu anlaşıldığından tüm sanıkların (..., ..., ..., ..., ... vd.) eylemlerine uyan TCK 85/1,53 maddeleri gereğince cezalandırılmalarına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur" şeklinde mütalaada bulunulduğunu, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021 / 57 E., sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılamada Mahkemenin, talep ettikleri manevi tazminat miktarında önemli oranda indirim yapmak suretiyle ve müteveffanın babası ... ile annesi ... ile ilgili olarak bilirkişi raporunda dahi tespit olunduğu üzere, destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinin ise tamamen reddederek talep davalarının kabul edildiğini, Mahkeme tarafından, son derece makul miktarda talep ettikleri tazminat miktarının üstelik de fahiş oranda indirime tabi tutulmasının hukukun genel ilkelerine ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına aykırı olduğunu, Davalıların kamu hizmeti görmekte olduğunu, kamu hizmeti gören kişi ve kurumların mevzuat hükümlerine göre hareket edip, halkın can ve mal güvenliğine azami dikkati göztermek zorunda olduklarını, Davalı taraf aleyhine hükmedilen tazminat miktarının davalı taraf açısından caydırıcı olma özelliği gerekirken, mahkeme tarafından hükmedilen miktarın, devasa bütçelere sahip davalı tarafta caydırıcı etki yaratması şöyle dursun, adeta ödüllendirici etki yaratacak nitelikte olduğunu, Mahkeme tarafından, müteveffa ...’ın hiçbir kusuru olmayan anılan olayda hayatını kaybetmiş olmasının müvekkili davacılarda bıraktığı acı ve elemin karşılığı olarak; Eşinde bıraktığı acı ve elemin karşılığını 40.000.00TL, Çocuklarında bıraktığı acı ve elemin karşılığını 30.000.00TL, Annesi ve babasında bıraktığı acı ve elemin karşılığını 20.000.00TL, Kardeşlerinde bıraktığı acı ve elemin karşılığını 10.000.00TL olarak belirlendiğini, Mahkemenin, müteveffanın ölümü nedeniyle müvekkili davacılar lehine takdir ettiği manevi tazminat miktarının, müvekkkili davacıların zenginleşmesini sağlaması şöyle dursun, müvekkili davacıların bir kısmının 1 (bir) haftalık gelirleri kadar dahi olmadığını, Mahkemece anılan düşük manevi tazminat miktarına gerekçe olarak; “davacıların yaşadıkları acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla” dedikten sonra, mahkemenin anılan gerekçeleri hukuksal dayanaktan ve vicdani kanaatin oluşmasına katkı sağlayacak empati kurma yaklaşımından yoksun olduğunu, mahkemenin anılan gerekçesinin maalesef, gerek müteveffaya ve gerekse müvekkili davacılara “İNSAN” olarak değil, sayı, yaş, yaptığı iş ve miktar yönünden değerlendirmeye tabi tutulan birer “NESNE” olarak bakıldığı izleniminin verildiğini, Halbuki müteveffanın çocuk ve kardeş sayısı ne olursa olsun, hiçbir kusuru olmadığı anılan kazada ölmesi; Müteveffanın gerek eşinde, gerek çocuklarında, gerek annesinde, gerek babasında ve gerekse kardeşlerinin her birinde tamiri olanaksız elem ve acının meydana gelmesine neden olduğunu, Yerel mahkemenin, müteveffanın annesi ... ve babası ... yönünden, ıslah dilekçesinde, 31.07.2017 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen meblağlarla sınırlı olarak talep ettikleri, destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinde de “davacı ... adına kayıtlı çokça gayrımenkulün varlığının, kendilerine ait konutta ikamet ettiklerini, yaşlılık aylığı aldıkları ve başka çocuklarının da oldukları” gerekçesiyle reddettiklerini, Müteveffanın babasının, müvekkili davacı ... adına görünen gayrımenkullerin, memlekletinde, çoğu miras kalan ve ekonomik değerleri çok düşük olan verimsiz tarlalar olduğunu, İnsanın kendisine ait konutta kalması ve yaşlılık aylığı almasının, çocuklarının bakımına ve yardımına ihtiyaç duymayacakları anlamına gelmediğini, Başka çocukları var diye müteveffanın yardım ve desteğine muhtaç olmadıkları anlamına gelmeyeceğini, günümüz koşullarında, çalışanların dahi geçinemedikleri ülkemizde, yaşlılık aylığı ile geçinebilme olanaklarının ne kadar kısıtlı olduğu hususunun izahtan vareste olduğunu, Yargılama sürecindeki bilimum beyanların, itiraz ve talepleri ile yukarıdaki açıklamalarımız doğrultusunda; İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 29.12.2023 tarihli, 2021 / 57 E., 2023 / 545 K. sayılı kararının istinafen incelenerek lehlerine kaldırılmasılmasının temini için yüksek mahkemeye başvurma zorunluluğu doğduğunu, İleri sürerek; Açıklanan ve mahkeme tarafından re’sen göz önüne alınacak nedenlerle, davalılar ve üçüncü kişiler hakkında doğmuş ve doğacak fazlaya dair dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile; Verilen kararın Usul ve yasaya aykırı olduğunu, İstanbul İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 29.12.2023 tarihli, 2021 / 57 E., 2023 / 545 K. sayılı kararının yüce kurulunuz tarafından istanefen incelenip, lehlerine kaldırılarak; Merhumun eşi, müvekkili davacı ... için; 1.747.949,13-TL (bir milyon yedi yüz kırk yedi bin dokuz yüz kırk dokuz Türk Lirası on üç kuruş) Destekten Yoksun Kalma (Maddi) Tazminatının ve 150.000,00TL (yüz elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kızı, müvekkil davacı ... için; 48.584,21-TL (kırk sekiz bin beş yüz seksen dört Türk Lirası yirmi bir kuruş) Destekten Yoksun Kalma (Maddi) Tazminatının ve 125.000,00TL (yüz yirmi beş bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kızı, müvekkil davacı ... için; 36.900,44-TL ( otuz altı bin dokuz yüz Türk Lirası kırk dört kuruş ) Destekten Yoksun Kalma (Maddi) Tazminatının ve 125.000,00TL (yüz yirmi beş bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kızı, müvekkil davacı ... için; 125.000,00TL (yüz yirmi beş bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun babası, müvekkil davacı ... için; 75.000,00TL (yetmiş beş bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun annesi, müvekkil davacı ... için; 75.000,00TL (yetmiş beş bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Merhumun kardeşi, müvekkil davacı ... için; 50.000,00TL (elli bin Türk Lirası) Manevi Tazminatın, Her bir müvekkili davacı için fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik; Yukarıda belirtilen toplam 2.858.433,78TL’nın, (iki milyon sekiz yüz elli sekiz bin dört yüz otuz üç Türk Lirası yetmiş sekiz kuruş) merhum ...’ın ölüm olayının gerçekleştiği tarih olan 11.01.2013 tarihinden itibaren işletilecek en yüksek / reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, Yargılama giderleri ile Avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine ,karar verilmesini vekaleten saygıyla arz ve talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Kazanın yaşandığı vapurun intifa ve işletme hakkının 01.03.2011 tarihli, 384-135 sayılı Belediye Encümeni kararı ile 30 yıl süre ile diğer davalı ... A.Ş.'ye devredildiğini, TTK.1061 md. Uyarınca; "kendisinin olmayan bir gemiyi menfaal sağlamak amacıyla suda kendi adına bizzat veya kaptan aracılığıyla kullanan kişi, üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde donatan sayılır. " belirterek," Md:1062- Donatan, gemi adamlarının, zorunlu danışman kılavuzun veya isteğe bağlı kılavuzun görevlerini yerine getirirken işledikleri kusur sonucunda üçüncü kişilere verdiği zararlardan sorumludur. Ancak, donatan, yolculara ve yükle ilgili kişilere karşı taşıyanın gemi adamlarının kusurundan doğan sorumluluğa ilişkin hükümlere göre sorumlu olur. " dediğini, bu durumda, müvekkili belediyenin donatan olmadığını, donatanın sorumluluğuna ilişkin TTK hükümlerine göre sorumlu tutulamayacağını, taşıyan da olmadıklarını, taşıyanın sorumluluğuna ilişkin hükümler çerçevesinde de sorumlu tutulamayacağını, BK. Hükümlerine göre de bir sorumluluğu olmadığını, haksız fiil işlemediklerini, işveren sıfatı olmadığını, mezkur geminin çalıştırılmasının tamamen davalı ... A.Ş.'nin yönetiminde olduğunu, elemanlarında diğer davalı ... A.Ş. tarafından temin edildiğini, bu sebeple, mezkur kazadan müşterek, müteselsil sorumlu tutulmalarının açıkça hukuka aykırı olduğunu, davanın müvekkili belediye açısından husumetten reddi gerektiğini, diğer yandan, müvekkili belediyenin kamu hukuku kuralları mucibince sorumlu tutulacaksa, zamanda ancak idari yargının denetimine tabi olduğunu, bu davada davalı ... açısından tefrik kararı verilerek, davanın görev yönünden reddi gerektiğini, müteveffa ...'ın ölümüne sebebiyet veren elim kazanın temel nedeninin müteveffanın yolcular için tahsis edilmiş sürme iskeleyi kullanmadan boşluktan sahil kısmına geçiş yapmak istemesinden ibaret olduğunu, kamera kayıtlarında da açıkça görüldüğünü, müteveffa ...'ın Beşiktaş iskelesine yanaşık halde olan " ... " isimli vapuru, olması gereken güvenli yoldan değil, aceleci davranarak iskelenin mevcut olmadığı yoldan terk etmeye çalıştığını, bu sebeple vapur il iskele arasındaki boşluğa düştüğünü, denizcilik ile alakalı seçkin uluslararası kuruluş ve kurumların denizde can güvenliğini önlemek adına uygulamış olduğu olası kazaların önlenmesine dair çalışmalar, yaşanmış kazaların irdelenip kök sebeplerinin bulunması ile yürütüldüğünü, bu tip çalışmaların amacının kök nedenin ortaya çıkartılması ve mezkur sebeplerin tekrar etmesini ya da ortaya çıkmasını engellediğini, dava konusu olay da bu çerçevede incelendiğinde, kök sebebin, müteveffanın sürme iskeleyi kullanmaması olacağını, Bu denli elim bir kazanın tekerrür etmemesi için yapılması gereken en mühim yöntemin de, düzeltici hareketin bulunması olduğunu, dava konusu olayın düzeltici hareketinin, bu durumda, yolcuların kendilerine tahsis edilen sürme iskelelerin kullanılmasından geçmekte olduğunu, düzeltici harekete ulaşılacak yolda yapılması gerekenlerin başında ilgili şahıslara emniyet bilincinin kazandırılması olduğunu, filhakika, dava konusu olayda da emniyet bilincine sahip olmayan mütefevvanın iskeleyi kullanmayarak boşluktan atlamak istemesinin, maalesef kazaya sebebiyet verdiğini, Bahse konu “emniyet bilinci” tabiri, her şahıstan beklenen asgari hareket tarzı olduğunu, müteveffa yolcunun, TTK'nın 1251. maddesinde hükme bağlanan “kaptan talimatlarına uyma” esasına aykırı hareket ettiğini, anılı kanun metninde geçen ifadelere bakıldığında, “kaptan talimatlarına uyma” kavramın müteveffa yolcunun, anılı kanun metninde geçen ifadelere bakılacak olursa, “kaptan talimatlarına uyma” kavramından, gemi düzeni ile alakalı, can ve mal güvenliğini korumayı esas alan ve kaptan tarafından ortaya konan talimatları anlamak gerektiğini, kanun metnince de, söz konusu talimatlara yolcu tarafından riayet edilmesinin zorunluluk arz ettiğini, TTK madde 1251'de dile getirilen "kaptan talimatlarına uyma" mefhumu, müteveffa tarafından yerine getirilmediğini, her yanaşma öncesinde, bir kaptan talimatı olan ikaz anonslarında " yolcuların vapurdan ayrılma esnasında sürme iskeleleri kullanmaları gerektiği" 'nin söylendiğini, söz konusu ikazın sebebinin gemiden ayrılmak üzere olan yolcuların herhangi bir kazaya maruz kalmamalarını ve emniyetli bir şekilde vapuru terk etmelerini sağlamak olduğunu, bir çok kez anılı anonsların yolcular tarafından dikkate alınmadığını, mahkeme nezdinde görülmekte olunan davanın konusunun da mevzu bahis ikazlara ehemmiyet verilmemesinden kaynaklandığını, bir kaptan talimatı olan bu ikaza uymadığı iddia edilen ...'ın, Türk Ticaret Hukuku'ndaki anılı maddenin hükümlerine aykırı davrandığını, mahkemenin kararına dayanak oluşturulan bilirkişi raporunda karar oluşturulmaya elverişli olmadığını, davalı belediyenin yapmış olduğu hiç bir itirazın bilirkişilerce göz önünde bulundurulmadan hazırlandığını, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iştiraki konumundaki şirketlerin müstakil tüzel kişiliğe haiz olduğunu, Türk Ticaret Kanunu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 6100 sayılı HMK'nın 31. maddesinde, hakimin davayı aydınlatma ödevi düzenlenmiş olup, hakim uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve delil gösterilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Somut olayda, bilirkişi ek raporuna karşı beyanda bulunan davalı ... AŞ vekili duruşmada, ailenin sigorta şirketinden aldığı bedel yönünden de bir tespit ve değerlendirme bulunmadığı belirtilmiş, davalı ... vekili de istinaf dilekçesinde, vapurun zorunlu mali mesuliyet sigortasının bulunduğu belirtilerek, zorunlu mali mesuliyet sigortasından ödeme yapılıp yapılmadığı araştırılmadan, yapılmış ise bu ödeme miktarı düşülmeden karar verilmiş olmasının hatalı olduğu hususu istinaf sebebi olarak ileri sürülmüştür. Davalı ... AŞ vekilinin duruşmadaki bu beyanı dikkate alınarak, mükerrer ödemeye sebebiyet vermemek için HMK'nın 31. maddesi uyarınca vapurun zorunlu mali mesuliyet sigortası bulunup bulunmadığı, var ise davacılara vefat nedeniyle bir ödeme yapılıp yapılmadığının usulünce araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Davalı ... vekilince davaya cevap dilekçesinde, müvekkili kurum aleyhine açılan davanın idari yargıda görülmesi gerektiği ileri sürülerek, yargı yolu itirazında bulunmuştur. Mahkemece bu hususta olumlu-olumsuz bir değerlendirme yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından vefat edenin yakınlarına bağlanan aylığın niteliği ve bağlanan aylığın rücuya tabi ödemelerden olup olmadığının belirlenmesi, zararın tazmininden sorumlu olanların mükerrer ödeme yapmasının önüne geçilmesi ve zarar görenlerin gerçek zararlarının üzerinde sebepsiz zenginleşmemesi için önemlidir. Mahkemece SGK’na yazı yazılarak, davacılar murisinin vefatı nedeniyle davacılara gelir bağlanıp bağlanmadığı sorulmuş, SGK yazı cevabında, bir kısım davacılara ölüm aylığı bağlandığı belirtilerek, yargılamaya konu olayın 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu HMK md.353/1 TTK md.1256 TTK md.1267 K135 md.1061 K6100 md.1 K5510 md.39 HMK md.176 K6098 md.74 K6100 md.107 HMK md.355 K6100 md.31 TBK md.74 TCK md.85/1 K6333 md.53 HMK md.31 TTK md.1251 HMK md.107 HMK md.361/1
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog