2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan itirazın iptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin, müvekkili şirkete olan muaccel borcunu ödememiş olduğunu, müvekkil şirketin enerji sektöründe faaliyet gösteren bir firma olduğunu, güneş enerjisi sistemleri ile ilgili mühendislik, proje tasarım ve bu projelerin montajının gerçekleştirilmesi gibi konularda hizmet vermekte olduğunu, davalı borçlu tarafından ....'da yürütülen "..." projesi için müvekkili ile sözleşme imzalanmış olduğunu, sözleşme uyarınca müvekkili tarafından ilgili proje için Faz I panel altı mühendislik çalışmaları yapılmış olduğunu, sözleşme ile yükümlenilen edimin ifa edilmiş olduğunu, ilk olarak 25.05.2017 tarihli fatura ile 40.000.-USD+%18KDV=47.200.-USD hakediş ödemesi; ikinci olarak 31.07.2017 tarihli fatura ile 45.000.-USD+%18KDV=53.100.-USD hakediş ödemesi alınmış olduğunu, bu sözleşme ve yazışmalardan anlaşıldığı üzere davalı tarafın müvekkil tarafından yapılan işi kabul etmiş olduğunu, faturaların da itiraz edilmeksizin ödenmiş olduğunu, sözleşmenin 7.2. maddesinde Faz II ve Faz III'ün yapılmaması halinde davalının yüklenici müvekkil şirkete KDV hariç 135.000.-USD ödemesi gerektiğinin açıkça kararlaştırılmış olduğunu, müvekkili şirketin Faz II ve Faz III'ün kendisine yaptırılmayacağını öğrendiğinde bakiye 35.000.-USD+KDV için ödeme talebinde bulunmuş olduğunu, iki adet fatura kesmiş olduğunu, davalı tarafın bakiye bedeli ödemediği gibi kesilen iki faturayı da iade etmiş olduğunu, ikinci faturanın da iade edilmesi üzerine ...
26.Noterliği...tarih ve ... yevmiye nolu ihtar keşide edilmiş olduğunu ve 28.12.2021'de tarihinde davalıya tebliğ edilmiş olduğunu, anılan ihtar ile 35.000.-USD+KDV=41.300.-USD'nin ödenmesi için 30 gün süre verilmiş olduğunu ve davalı ödeme yapmadığı için temerrüde düşürülmüş olduğunu, ...
26.Noterliği ... tarih ve ... yevmiye nolu ihtar ile alacak 35.000.-USD+KDV=41.300.-USD talep edilmiş ve davalıya 30 günlük makul süre verilmiş olduğunu, 28.12.2021'de davalıya tebliğ edilen ihtarla verilen 30 günlük sürenin 27.01.2022 itibariyle dolmuş olduğunu, borcun ödenmemesi ile borcun muaccel hale gelmiş olduğunu, davada 28.01.2022'de muaccel olmuş bulunan bir borç için talepte bulunulmakta olduğunu, bu kabul edilmese dahi işbu davaya esas olan icra takibi ile alacak talep edilmiş borç muaccel hale gelmiş olduğunu, işbu davada muaccel bir borç için talepte bulunulmakta olduğunu, borçlu tarafından borca itirazda borcun ödendiği ileri sürülmemiş, sadece borcun olmadığının iddia edilmiş olduğunu, borç itfa edildiği yahut ödendiği yönünde bir savunma söz konusu olmadığını, borçlu tarafından takibe kötü niyetli olarak, zaman kazanmak için itiraz edilmiş olduğunu, bu nedenle itirazın iptali ile takibin devamını, davalının icra tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirket ile söz konusu sözleşme akdedildikten kısa bir süre sonra, 12.12.2017 tarihinde, ...'da hükümet değişikliği olmuş, bunun neticesinde ... Hükümeti tarafından dava konusu projenin gerçekleştirilmesini imkansız kılan kararlar alınmış olduğunu, bu karar üzerine, ilgili paydaşlarca, halihazırda ilerlemiş olan projenin ilerlemesine bakılmaksızın, ...'daki tüm yenilenebilir enerji projeleri için gerekli onay süreçlerinin durdurulmuş olduğunu, bu gelişmeye bağlı olarak Zorlu Enerji'de, şantiyedeki faaliyetlerini Şubat 2018'de askıya almak zorunda kalmış olduğunu, tarife değişikliğinin aleyhte olduğunu, bu tarife Resmi Gazete'de yayımlanmadığı için, resmi olarak onaylanmamış olduğunu, davacı şirketin mağduriyetini açıklayan mektupların yazılmış olduğunu, ... devletinden herhangi bir resmi geri dönüş alınamadığı için tarifenin süresinin dolmuş olduğunu, sözleşmenin 2.maddesinde işin kapsamı, sözleşme ve eklerine uygun olarak bütün panel altı mühendislik çalışmalarının tamamlanması şeklinde düzenlenmekte olduğunu, sözleşmenin 2.2. ve 8.1.maddelerinde ise sözleşme ve eklerinde belirtilen işlerin tamamının davacı tarafından tam ve eksiksiz olarak yapılması halinde sözleşmede belirlenen bedelin davacıya ödeneceği belirtilmekte olduğunu, Bahawalpur projesinde Faz I henüz tamamlanmamış ve Faz II ve Faz III’e ne zaman başlayacağı bugün için öngörülememekte olduğunu, davacıya projesi tamamlanamayan Faz-I için dahi gerekli ödemeler yapılmış olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirkete hiçbir borcunun bulunmamakta olduğunu, aksine müvekkili şirketin yapmış olduğu yatırıma ... devletince alınan kararlar neticesinde devam edemediği için mağdur durumda olduğunu, davacının ödeme talep ettiği süreçler, yukarıda özetlenen mücbir sebepler dolayısı ile müvekkilin elinde olmayan nedenlerle projeye devam edilmesi mümkün olmadığından tamamlanamamış olduğunu, müvekkili şirketin hizmetleri davacı şirketten almaktan vazgeçmesi veya keyfi olarak almak istememesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin açısından sözleşme kapsamında davacı şirkete kalan tutarların ödemesinin yapılabilmesi için gereken koşulların oluşmamış olduğunu, müvekkil şirketin davacıya herhangi bir borcu bulunmamakta olduğunu, sözleşmemizin 12.maddesi uyarınca mücbir sebep hali sayılan hükümet değişikliği sonrasında gerçekleşen mevzuat ve tarife değişikliği kararları nedeni ile söz konusu kaçınılmaz ve öngörülemez durumun etkileri neticesinde müvekkili şirket ve davacı şirketin yükümlülüklerini sözleşmede yer alan şekilde ifa etmeleri objektif olarak imkansız hale gelmiş olduğunu, bir an için dava konusu edilen sözleşmenin varlığı kabul edilse dahi döviz cinsinden belirlenen sözleşmelerin Türk Parası olarak yeniden düzenlenmeksizin başlatılan icra takibi ve huzurdaki açılan dava açıkça hukuka aykırı olup davanın bu yönüyle de reddine karar verilmesini savunmuştur.
Bu arada yabancı paraya dayalı takibin varlığı karşısında dava tarihi itibariyle yabancı paranın efektif satış kur karşılığı dikkate alınmış, Yargıtay HGK, Yargıtay 11.HD, Yargıtay (Kapatılan) 19.HD kararları çerçevesinde harç eksikliği tam ve eksiksiz olarak giderilmiştir.
Taraflar arasında varlığı tartışmasız olan yazılı sözleşmenin 7.2 maddesi gereği Faz II ve Faz III'ün yapılamaması karşısında davacının dayanmış olduğu KDV hariç 135.000-USD miktar ile ilgili faturaların taraf şirketlerin 2020, 2021, 2022 yılı ticari defter ve kayıtlarında yer alıp almadığı, ne şekilde yer aldığı, faturaların kesinleşip kesinleşmediği, muhasebesel ve sözleşmesel açıdan faturaların iadesini gerektirir halin oluşup oluşmadığı, bu yönü itibariyle bu borcun takip tarihi itibariyle muaccel hale gelip gelmediği, taraflar arasındaki sözleşme ve ilişkinin niteliği dikkate alındığında davalı tarafından ileri sürülen engelin sözleşme tarihinde bulunup bulunmadığı, sözleşmenin düzenlendiği tarihten sonra bu durumun oluşup oluşmadığı, bu imkansızlığın enerji sektörü açısından geçici ve sürekli nitelik taşıyıp taşımadığı, geçici imkansızlık halinde sözleşme mutlak olarak batıl olmadığından imkansızlığın giderilmesi için makul bir süre geçtikten sonra sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürülmesinin gerekip gerekmediği, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan halin teknik açıdan bir ifa imkansızlığı olup olmadığı, kamu makamını engellemesi niteliğinde olup olmadığı, bu hususun teknik ve sözleşmesel açıdan anlaşılabilir olup olmadığı, sözleşmesel, muhasebesel ve teknik açıdan borçlunun ifasının davalı yönünden imkansız hale gelip gelmediği, öte yandan ticari ilişkinin amacı, gerçekleştiği yer, gerçekleşme konusu ve benzeri teknik haller dikkate alındığında davalı tarafından savunulan halin kaçınılamaz, karşı konulamaz ve her türlü tedbir alınmasına rağmen teknik açıdan gerçekleşmesi önlemeyen bir ticari hal arz edip etmediği, davacı yüklenicinin davalı iş sahibinin kusuru ile ifayı yapamamasının ve bu nedenle alacak talebinin teknik, muhasebesel ve sözleşmesel açıdan mümkün olup olmadığı, bu çerçevede davacının davalıdan takip tarihi itibariyle muaccel olmuş talep edilebilir ve hesaplanabilir alacağı olup olmadığı noktalarında uyuşmazlık toplanmaktadır.
Taraflar arasında eser sözleşmesi olduğu, davacının yüklenici, davalının iş sahibi olduğu, Faz I için gerekli ödemelerin yapıldığı, Faz II ve Faz III için ödemelerin yapılmadığı, işin yurtdışı kaynaklı bulunduğu, davacı tarafından iddia olunan alacak ile ilgili takip yapıldığı, takibe süresi içinde itiraz olunduğu, bu çerçevede itirazın iptali davası açıldığı tartışmasızdır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın araştırılması açısından içinde enerji sektöründe ehil bilirkişinin dahi yer aldığı bilirkişi kurulu hazırlamış olduğu 11/09/2024 tarihli raporda "taraflar arasındaki 16/11/2017 tarihli sözleşmede yürürlük tarihinin 22/03/2017 olarak gösterildiği, işin teslim süresinin Faz I için 120 iş günü, Faz II ve Faz III için ise 75’şer iş günü olarak belirtildiği, iş bedelinin her bir faz için KDV hariç 100.000,00 USD olarak belirlendiği, ayrıca Faz II ve Faz III'ün işlerinin yükleniciye yaptırılmaması durumunda Faz-1 deki işlerin sözleşme ve eklerine uygun olarak zamanında, kusursuz, eksiksiz, tam ve her türlü ayıptan ari olarak ifası karşılığında işveren tarafından yükleniciye KDV hariç 135.000,00 USD ödeneceğinin kararlaştırıldığı, mücbir sebep hallerinin ayrıntılı olarak açıklanmış olduğu, mali yönden bakıldığında, davacının dava konusu olan icra takibine dayanak olarak göstermiş olduğu faturaların davalı tarafça benimsenmeyerek TTK’da öngörülen yasal itiraz süresi içerisinde red ya da iade edilmiş olması nedeniyle kesinleşmediği, her iki tarafın usulüne uygun olarak tutulmuş olan ticari defterlerinde de bu faturalardan dolayı davacının davalıdan herhangi bir alacağının gözükmediği dikkate alındığında faturalara ve ticari defterlere göre davacının davalıdan herhangi bir alacak talebinde bulunamayacağı, diğer yandan, taraflar arasındaki sözleşmenin 7.2. maddesinde Faz II ve Faz III ün işlerinin yükleniciye yaptırılmaması durumunda Faz I deki işlerin sözleşme ve eklerine uygun olarak zamanında, kusursuz, eksiksiz, tam ve her türlü ayıptan ari olarak ifası karşılığında işveren tarafından yükleniciye KDV hariç 135.000,00 USD ödeneceğinin kararlaştırıldığı, tarafların ticari defter kayıtlarına göre Faz I ile ilgili olarak davacı tarafından sözleşmede kararlaştırılan miktar olan 100.000,00 USD + KDV tutarında fatura düzenlendiği ve davalı tarafça bu faturaların itiraz edilmeden ödendiği gözetilerek Faz I deki işin sözleşme ve eklerine uygun olarak tamamlandığının anlaşıldığı dikkate alındığında ise sözleşme hükümlerine göre davacının davalıdan dava konusu olan icra takibine dayanak olarak göstermiş olduğu faturaların toplamı olan (35.000,00 USD + KDV) 41.300,00 USD tutarında alacak talebinde bulunabileceği, davacının keşide ettiği 24/12/2021 tarihli noter ihtarnamesi ile 41.300,00 USD’nin ödenmesi için davalıya 30 gün süre verdiği, bu ihtarnamenin davalıya 28/12/2021 tarihinde tebliğ edildiği görülmekle birlikte dava konusu icra takibinde takip öncesi döneme ilişkin olarak işlemiş faiz talep edilmediğinden takip öncesi dönem için herhangi bir faiz hesaplaması yapılmadığı, ... hükümetinin ...'nde değişiklikler yapması nedeniyle projenin devamının davalı (...) için imkansız hale geldiğini, ancak bu durumun davacı (...) için imkansızlığı değil davalının yükümlülüklerini yerine getirmesini engelleyen bir durum olduğu, projedeki gecikmenin, ... hükümetinin kararları nedeniyle oluştuğu için durumun ne kadar süreceğinin belirsiz olduğu, hükümetin politikaları ve yönetmelikleri sürekli değiştiği için, projenin devamının mümkün olması için yeni düzenlemeler beklendiği,...'daki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık halinin hükümetin enerji politikalarında ani değişiklikler yapmasına neden olabileceği, bu nedenle, projenin başlangıçta ön görülebilir bir risk taşıdığı ve davalı tarafından önlem alınması muhtemelen mümkün olmadığı, ... hükümetinin projeyi etkileyen kararları hakkında daha fazla bilgi edinmek ve davalının iddialarını doğrulamak için ...'dan ek belgeler istenebileceği, bu belgeler, hükümet kararlarının kesinliğini, davalının projenin devamı için yaptığı çabaları ve projenin gelecekte devam etme ihtimalini aydınlatabileceği, ancak dosyadan davalı şirketin projeye devam etmeyeceği anlaşıldığı için istenecek belgenin karar konusunda faydalı olacağı, enerji sektörü uzmanı gözüyle bakıldığında, bu vakıanın oldukça karmaşık ve tipik bir "mücbir sebep" tartışmasını aşan önemli hususları içerdiği, ...'da hükümet değişikliklerinin ardından enerji politikalarında yaşanan hızlı değişim, bu tarz projeler için büyük bir risk oluşturduğu, davalı şirket, hükümet değişikliğinin ardından yaşanan enerji politikası değişikliklerinin öngörülemez ve kontrol edilemez olduğunu ifade etse de bu durumun enerji sektöründe sıkça karşılaşılan bir durum olduğunu, hükümetlerin enerji politikalarını kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmesi ve bu değişikliklerin uzun vadeli projeleri etkilemesinin, yatırımcılar için büyük bir risk oluşturabileceği, davalı şirketin proje için belirlenen tarifenin düşürülmesini "öngörülemez" bir durum olarak gösterdiği, ancak, tarife değişikliklerinin enerji sektöründe sıkça karşılaşılan bir durum ve enerji projelerini etkileyebileceğinin önceden biliniyor olabileceği, davalı şirketin, bu olasılığı önceden değerlendirmesi ve riske karşı önlemler alması gerektiği, sözleşmedeki mücbir sebep maddesinin detayları ve hükümet değişikliği ile tarife değişikliklerinin bu madde kapsamına girip girmediği hususunun davanın sonucunu belirlemede önemli bir etken olduğu, sözleşmenin bu maddesinin yeterince net olmaması durumunun taraflar arasında anlaşmazlık çıkmasına neden olduğunu, davalı şirketin, Faz I için ödemeleri yaptığı ancak Faz II ve Faz III için ödemeleri yapmaktan kaçındığı için, davacı şirketin haklı bir talebi olduğunun söylenebileceğinin, ancak, davalı şirketin Faz II ve Faz III'ü başlatmasını engelleyen hükümet kararlarının gerçekten ön görülemez ve kontrol edilemez olduğuna dair kanıtlar sunması halinde, sözleşme hükümlerine göre davalı şirketin yükümlülüklerinin azaltılması veya ortadan kaldırılmasının mümkün olabileceği, davacı yüklenicinin edimi bakımından ifanın imkansızlaşıp imkansızlaşmadığının değerlendirilmesi gerektiği, esasen davacı yüklenicinin kendi edimini ifa etmesi bakımından bir imkânsızlık olmamakla birlikte davalı iş sahibi, mücbir sebebe bağlı olarak edimin ifasında bir yarar kalmamasını imkânsızlık sebebi olarak ileri sürdüğü, taraflar arasındaki sözleşmenin 12.maddesinde mücbir sebeplerin neler olabileceği genel olarak tanımlanmakla birlikte, somut olay bakımından hükümet ve tarife değişikliklerinin de 12.madde kapsamında bir mücbir sebep olarak telakki edilebileceği düşünüleceği, davacının takibe konu ettiği faturaların davalı tarafça itiraza uğradığından şeklen kesinleşmediği ve tarafların usulüne uygun tutulan ticari defterlerinde bu faturalardan kaynaklı olarak davacının davalıdan herhangi bir alacağının gözükmediği dikkate alındığında faturalara ve ticari defterlere göre davacının davalıdan herhangi bir alacak talebinde bulunamayacağı, dava konusu projeye ilişkin olarak ... hükümetinin değişiklikler yapmasının projenin devamının davalı açısından imkansız hale getirdiğini ancak bu durumun davacı için imkansızlığı değil davalının yükümlülüklerini yerine getirmesini engelleyen bir durum olduğu, projedeki gecikmenin ... hükümetinin politikaları ve yönetmeliklerine bağlı olması sebebiyle durumun geçici mi yoksa kalıcı mı olduğunun belirsiz olduğu, ortaya çıkan durumun hükümet politikalarındaki değişikliğe bağlı olması nedeniyle davalı tarafından önlem alınmasının mümkün gözükmediği, ... hükümetinin projeyi etkileyen kararlar hakkında ve davalının projeye devamı için gösterdiği çabalar hakkında daha fazla bilgi edinmek için ...’dan ek belgeler istenebileceği, ancak dosya kapsamından davalının projeye devam etmeyeceği anlaşıldığından istenen belgelerin sonuca etkisinin şüpheli gözüktüğü" şeklinde görüş bildirmişlerdir. ... hükümetinin almış olduğu kararlar karşısında özellikle sözleşmenin bu noktada yorumlanması raporda yapılmamıştır. Esasen bu konuda yargısal yorum Mahkememizce yapılacaktır. Taraflar arasında varlığı tartışmasız olan sözleşme hükümleri dikkate alınmadan uyuşmazlığın çözülemeyeceği açıktır. Zira "anlaşma kanundur".
Sözleşme tarihine göre uygulanması gereken 6098 sayılı TBK m.1 ve devamı maddelerinde sözleşmenin kurulması ve hükümleri düzenlenmiş olup; sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla (rızalarını beyan etmeleriyle) kurulur (BK 1/1) irade açıklaması, açık veya örtülü (zımni) olabilir (BK 1/2). Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır (BK 2/1) ikinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar. Kabul ile yani önerinin diğer tarafça kabul edilmesi ile birbirine uygun karşılıklı irade açıklaması gerçekleştiğinden sözleşme ilişkisi kurulmuş olur. Sözleşme ilişkisinin varlığı halinde tarafların hak ve yükümlülükleri bu sözleşme kapsamına göre belirlenmelidir. Sözleşmede açık hüküm olmayan hallerde ise yasada yer alan tamamlayıcı kurallardan da yararlanılmalıdır. TBK m.19 hükmüne göre; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak amaçlarına bakılmalıdır. (Yargıtay 15.H.D. ...E. ...K.sayılı kararından hareket edilmiştir.)
Mahkememizce yapılan değerlendirmede, taraflar arasında varlığı tartışmasız olan yazılı sözleşmenin 12.1 hükmü bu noktada özellikle irdelenmelidir. Zira bilirkişi raporunda irdelenmese de taraflar, adı geçen sözleşme içeriği dikkate alındığında kanun, doktrin yahut Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları dışında ve ayrıca kendilerini bağlayacak şekilde "mücbir" sebep tanımını yapmışlardır. Hatta taraflar mücbir sebep tanımını yapmak dışında ve yine ayrıca "(a), (b), (c,) (d)" bentleri altında kendileri açısından mücbir sebebin unsurlarını tek tek belirtmişler, mücbir sebebin varlığını kabulü açısından ise bu dört unsurun varlığının gerektiği noktasında da iradelerini açıkça ortaya koymuşlardır. Hatta yine taraflar bu sözleşmede sınırlayıcı değil, tadadi yani sınırlandırılmamış şekilde ve örnekleme yoluyla mücbir sebep sayılabilecek halleri dahi açıklamışlardır. Tarafların mücbir sebep olarak unsurlarını belirtmiş oldukları hal ile ilgili Mahkememizce yorum yapmadan önce mücbir sebebin genel olarak benimsenen tanımı üzerinde durmak gerekir.
Genel olarak kabul edildiği üzere mücbir sebep "zorlayıcı sebep demektir. Hukuk ıstılahında, tabii afetler ve hadiseler veya umulmayan hallerin bir işin yapılmasına veya yapılmamasına amil olma keyfiyetidir ki , önceden bilinmemekle beraber önüne geçilmenin mümkün olamaması ve şahsın kusuru olmayarak zuhura gelmiş bulunması unsurlarını ihtiva etmesi lazım olan böyle bir halin vukuu bir çok hallerde borç ve mesuliyetin düşmesini veya ifanın geri bırakılmasını istilzam eder... Daha ziyade borçlar ve ticaret hukukunu ilgilendiren mücbir sebep, Borçlar Kanununun 252, 478, 481 maddelerinde mücbir sebep, 293 maddede mücbir kuvvet olarak vasıflandırılmış ve hukuki hükmü - borçluya isnat olunamayan haller münasebeti ile borcun ifası mümkün olmazsa borç sakıt olur." meali ile 117/1 madde ile tayin olunmuştur. (Hilmi Ergüney, Türk Hukukunda Lügat ve Istılahlar, 1973, İstanbul Sayfa 333) Genel olarak Yargıtay uygulamasında da bir halin mücbir sebep olarak kabul olunması için o halin öngörülemez olması, önlenemez olması ve maruz kalan kişinin iradesi dışında harici olarak ortaya çıkması gerekir.
Buna mukabil taraflarca iradi olarak gerçekleştirilen sözleşmede "öngörülemezlik" hali bir unsur olarak kabul edilmemiştir. Tarafların bu noktadaki iradesi bu noktada dikkate alınmalıdır. Aslında tarafların "öngörülemez" olmama halini bir unsur olarak kabul etmemeleri somut olayın özelliği dikkate alındığında da anlaşılabilir bir haldir. Zira taraflar arasındaki eser sözleşmesinin, ... ülkesinde gerçekleştirildiği açıktır. Taraflar arasındaki varlığı tartışmasız olan sözleşme tarihi 16/11/2017 tarihidir. Oysaki ...'ın 2017 ve 2018 yıllarında kredi notu açısından dünyada "dördüncü grup" olarak adlandırılan sınıfta yer aldığı açık kaynaklardan dahi bilinen bir durumdur. Kredi notu açısından dünyada beş grup olduğu dikkate alındığında oldukça riskli bir hal söz konusudur. Esasen ülkelerin kredi notları bütün dünyada, ilgili sektörlerce dikkate alınan önemli bir parametredir. Bu şekilde yabancı bir ülkede herhangi bir ticari iş yapmak isteyen şirket o ülkenin risk derecesini değerlendirir ve buna göre maliyet hesabını gerçekleştirir. Bir başka deyişle "yabancı yatırımcılar, yatırım kararlarını alırken ülkelerin hukuki, politik ve ekonomik risklerini dikkate alırlar... Dolayısıyla, doğrudan yabancı yatırımlar ülkenin risklerini de üstlenirler. Bu nedenle, ülkenin risk seviyesi ile doğrudan yabancı yatırım girişi arasında negatif bir ilişki olması beklenir." (Nilüfer KAYA KANLI, Osman AYDOĞUŞ, Ülke Risk Faktörlerinin Yabancı Yatırımlar Üzerindeki Belirleyici Etkisi, Ege Akademik Bakış, Cilt 17, Sayı 2, Nisan 2017)
O halde, yatırım açısından kesin olarak riski yüksek olan ...'da, dava konusu sözleşmeye konu işin yapımı noktasında sözleşme yapan, uzmanlık alanı enerji olan her iki taraf aslında sözleşmenin imzalanmasından önce ...'da beklenmedik bir hukuki, politik ve ekonomik risk doğabileceğini öngörülebilecek durumdur. Zira bu husus, şirketlerin faaliyet alanı ve işin yapıldığı yer karşısında ve özellikle tarafların tacir olması nedeniyle beklenen bir durumdur. Bir başka deyişle mahkememizce yapılan değerlendirmeler karşısında "uyuşmazlık açısından ve sözleşmenin imzalanması sırasında bu halin çıkabileceğini tarafların öngörebilecek oldukları mahkememizce değerlendirilmiştir."
Mahkememizce atanan bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu raporda da açıkça belirtilmiş olduğu üzere, ... hükümetinin güneş enerjisi projesinde yapmış olduğu değişiklikler projenin devamını davalı için ve teknik açıdan belirsiz bir sürece sokmuş, teknik açıdan ise imkansız hale getirmiştir. O kadar ki bilirkişi kurulu raporunda da belirtildiği üzere, davalı şirketin projeye devam etmeyeceği dahi dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu şartlarda ...'dan bu konuda ek belgenin istenmesinde yarar bulunmadığı gibi esasen davacı vekili dahi bu evrakın celbine yer olmadığına açıkça beyan etmiştir.
... hükümetinin, güneş enerjisi projesinde değişiklikler yapmış olması tarafların dayanmış olduğu sözleşmenin 12.1 hükmü dikkate alındığında tarafların doğrudan kontrolü dışında olan, tarafların önlem alamayacağı, kaçınamayacağı veya önleyemeyeceği, taraflara atfedilebilir bir kusurdan kaynaklanmayan, bu nedenle davalının yükümlülüklerini ifa etmesini önleyen bir durumdur.
Bu nedenle, adı geçen sözleşmenin 12.1 hükmünde yer alan, "mücbir sebep" olarak tanımlanan halin unsurlarını taşıyan bir durum gerçekleşmiştir. Bir başka deyişle tarafların sözleşmenin 12.1.maddesinin (a), (b), (c), (d) olarak tek tek belirtmiş oldukları unsurlar somut olayda kesin ve açık olarak meydana gelmiştir. Taraflar yukarıda açıklandığı üzere gerek Yargıtay uygulamasında gerek doktrin görüşlerinde kabul olunduğu üzere "öngörülemezlik" halini bir unsur olarak ise belirlememişlerdir. Tarafların varlığı tartışmasız olan sözleşmenin 12.madde hükmü ile hangi olayların mücbir sebep olarak kabul edilmesi gerektiği noktasındaki tanımları, aslında taraflardan birinin sözleşme gereği yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunda ilgili tarafa herhangi bir kusur atfedilmemesi, bu noktada aleyhe bir hukuki sonuç doğurmaması amacına da dönüktür. Bu noktada tarafların gerçek ve ortak iradesi de budur. Bilirkişi kurulu raporunda bu iradeye ilişkin bir değerlendirme yapılmamış ise de teknik tespitlerden hareket edildiğinde, mahkememizce yukarıda ayrıntılı olarak yapılan yargısal yorum ile bu sonuçlara varılabilmiştir. ... hükümetinin almış olduğu karar, taraflar arasındaki yapılan sözleşmenin 12.madde hükmü karşısında taraflar arasında kararlaştırılan bir "mücbir sebep" halidir. Bu nedenle Faz II ve Faz III'ün yapılamaması hali, tarafların kabulüne göre bir "mücbir sebep"tir. Teknik anlamda bir mücbir sebep olmasa dahi tarafların ortak iradesi bu yöndedir. Bu iradenin "asıl amacı ise" tarafların önleyemeyecekleri, kaçınamayacakları ve kendi kusurlarıyla ortaya çıkmayan harici haller dolayısıyla sorumluluklarının olmamasına ilişkindir. Bu irade, "imkansızlık" halinin dahi sözleşmesel yükümlülüğünü yerine getiremeyen taraf lehine yorum yapılması amacına yöneliktir. Zaten sözleşmeye göre "öngörülebilirlik" halinin mevcut olması dahi, somut olayın mücbir sebep olarak kabul edilmesine engel oluşturmamaktadır. Zira açıklandığı üzere taraflar mücbir sebep tanımını kendileri yapmışlar, bu unsuru ise dışlamışlardır. Taraflar "imkânsızlık" halinin sonucunu bu şekilde düzenlemeyi amaçlamıştır.
Kaldı ki ... hükümetinin değişmesi sonrası güneş enerjisi santrali ile ilgili ... hükümetinin aldığı karar, enerji sektörü konusunda ehil bilirkişinin yer aldığı bilirkişi kuruluna göre dahi sözleşmede örnek olarak sayılan, "mücbir sebep" hali olarak örnek verilen "hükümet değişikliği" sonrasında ortaya çıkmıştır. Bir başka deyişle, bilirkişi kurulu sözleşmede örnek olarak verilen mücbir sebep halinin dahi gerçekleştiğini açıklamışlardır.
Buna göre somut olayda ve sözleşmenin yapıldığı esnada bir imkansızlık hali söz konusu değildir. Ancak sözleşmenin kurulmasından sonra ise meydana gelen hükümet değişikliği ve akabinde yeni hükümetin almış olduğu kararların davalı yönünden ifanın gerçekleşmesine engel olduğu, rapora göre ise bu halin ne kadar devam edeceğini belirlemenin dahi mümkün olamayacağı, yine raporda irdelendiği üzere hükümet değişikliği sonucunda yeni hükümetin yapmış olduğu değişikliklerin projenin devamını davalının yükümlülüklerini yerine getirmesini engelleyen bir durum olduğu, enerji sektörü konusunda ehil bilirkişinin dahi yer aldığı bilirkişi kurulunun bu noktada açık ve belirli tespitler yaptığı, hatta bu durumun sözleşme hükümlerine göre davacı şirketin yükümlülüklerini ortadan kalkmasına dahi yol açabileceği anlaşılmaktadır.
SMMM bilirkişinin yer aldığı bilirkişi kurulu, Faz I olarak tanımlanan bedel ile ilgili davacının düzenlemiş olduğu fatura bedellerinin tam ve eksiksiz olarak davacıya ödendiğini belirtmişlerdir. Zaten bu noktada tartışmada yoktur. Taraflar arasındaki hukuki tartışma bu noktada Faz II ve Faz III ile ilgili bedellerin, davacının dayanmış olduğu sözleşme çerçevesinde ve mahkememizce yapılan yargısal yorum karşısında ödenip ödenemeyeceğidir. "Borç ilişkisinden kaynaklanan bütün borçlar ifa edilince o borç ilişkisi sona erer. İfa bu hali ile borçlanılan edimin yerine getirilmesidir. İfanın konusu, borçlanılan edimdir.
Sözleşmedeki edim yerine getirilmemişse borçlu alacaklının uğradığı zararları gidermekle yükümlüdür. Fakat bazen sözleşmedeki edimin yerine getirilmesi; edimin yok olması gibi maddi, sözleşme konusunu yapılamaz kılan hukuki bir nedenle ya da ekonomik, sosyal vs. bir olay niteliğindeki fiili bir nedenle mümkün olmayabilir. Bu durumda ifa imkansızlığı gündeme gelir. İfa imkansızlığı, edimin içeriği değişmeksizin borcun aynen yerine getirilmesinin imkansız hale gelmesi olarak açıklanabilir. Eğer ifa imkansızlığı sadece sözleşmenin tarafları bakımından değil, herkes için söz konusu ise buna objektif imkansızlık, yalnız sözleşmenin taraflarından birinin tutumundan doğmuşsa buna da subjektif imkansızlık denir. İfa imkansızlığı sözleşme yapılmadan önce var ve bu olgu herkes bakımından aynı sonucu meydana getirmekte ise TBK m.27 hükmü gereğince sözleşme geçersizdir. İfa imkansızlığı sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkmış ve eğer borçlunun kusuru olmaksızın edim imkansızlaşmışsa TBK m.136 hükmü, borçlunun kusuru sonunda imkansızlaşmış olursa BK'nın 112.maddesinin uygulanması gerekir.
Yukarıda sözü edilen TBK m.136 hükmüne göre; borçluya isnat olunamayan haller nedeniyle borcun ifası mümkün olmazsa, borç sona erer. Karşılıklı edimleri içeren akitlerde bu suretle ifa yükümlülüğünden kurtulan borçlu haksız iktisaplara ilişkin hükümlere göre almış olduğu şeyleri iadeye mecbur ve kendisine henüz tediye edilmemiş bulunan şeyi istemek hakkından mahrum olur. Kanun veya sözleşme ile, borcun ifasından evvel bile vukua gelen zararın, alacaklıya yüklenmiş olduğu haller bundan hariçtir.
İfa imkansızlığı eser sözleşmeleri yönünden TBK m.485 ve m.486 maddelerde özel olarak da düzenlenmiştir.
485.maddeye göre yüklenilen eserin yapılması iş sahibi nezdinde meydana gelen bir kaza yüzünden mümkün olamıyorsa yüklenici yaptığı işin kıymetini ve bu kıymette dâhil olmıyan masrafını alır. Bu imkansızlık iş sahibinin kusuru nedeniyle doğmuşsa yüklenici zararının giderilmesini de isteyebilir.
486.maddeye göre ise yüklenici öldüğü veya kusuru olmaksızın işi bitirmekten âciz kaldığı takdirde yüklenicinin şahsı nazara alınarak yapılan eser sözleşmesi sona erer. Ancak bu takdirde yapılan kısmın kullanılması mümkün ise iş sahibi onu kabule ve bedelini vermeğe mecburdur. Bu maddeler belirtilen ifa imkansızlığı hallerinde iş sahibinin yapılan kısım yönünden sorumluluğunu öngörmektedir. Bu sorumluluk 485. maddede yapılan iş kısmının değerinin ödenmesi, m.486 hükmünde ise yapılan ve yararına olan imalât bedelinin ödenmesi şeklinde düzenlenmiştir. Özel kural var iken genel kurala başvurulamayacağından eser sözleşmeleri yönünden TBK m.485 ve m.486 hükmü, m.136 hükmünden daha öncelikli olarak uygulanmalıdır. (Yargıtay 15.H.D. ...E. ...K.sayılı kararından hareket edilmiştir.)"
Atıf yapılan Yargıtay kararı ve sözü edilen kurallar dikkate alındığında, taraflar arasında varlığı tartışmasız eser sözleşmesi mevcuttur. Taraflar arasındaki sözleşmenin gereğinin, davalı iş sahibi tarafından yerine getirilmesinde engelleyici halin ise değişen ... hükümetinin güneş enerjisi projesinde değişiklikler yapması nedeniyle oluştuğu ise yukarıda ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Buna göre davalı iş sahibi, taraflar arasında yapılan sözleşmenin ifa olunamamasında yukarıda açıklanan gerekçeler karşısında kusurlu kabul olunamaz. Zaten taraflar arasında yapılan ve Mahkememizce irdelenen 12.maddenin tamamı bir bütün olarak dikkate alındığında, sözleşmenin ifa olunamamasında davalıya atfedilebilir bir kusurun varlığı dahi kabul edilemez.
Mahkememizce yapılan yargısal yorumlar ve ayrıca enerji sektöründe ehil elektrik mühendisinin dahi yer aldığı bilirkişi kurulu raporu karşısında davalı yönünden ifayı engelleyici bir durumun var olduğu, bu nedenle Faz II ve Faz III olarak belirtilen işlerin süresinde yapılmadığı ve yapılamayacağı açıklığa kavuşmuştur.
Yine atıf yapılan Yargıtay kararı dikkate alındığında, işin mevcut gecikme nedeni karşısında bitirilememesi aslında davacı yüklenici ve davalı iş sahibi nezdinde gerçekleşmeyen bir olay nedeniyle oluşmuştur. Bu nedenle kural olarak TBK m.485 ve m.486 hükümlerinin uygulanması gerekir. Böylece atıf yapılan Yargıtay kararı dahi emsal olarak alındığında, ... hükümetinin değişmesi, akabinde hükümetin almış olduğu kararlar hukuki ve siyasi bir değişikliği belirtmektedir. Zaten bu hal karşısında Faz II ve Faz III aşamasına geçilmesinde oluşan imkansızlık nedeniyle artık borcun sona erdiği mahkememizce belirlenmiştir.
Davacı yüklenici tarafından yapılan işin bedeli ise davalı iş sahibi tarafından ödenmiş olup bu husus tartışma dışıdır. Bu şartlarda sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince, davalı iş sahibi, sadece davacının yapmış olduğu bedeli ödemek durumundadır. Buna göre ifa imkansızlığı nedeniyle kalan ve başlanamayan Faz II ve Faz III aşamaları yönünden borç sona ermiştir. Taraflar arasındaki sözleşme uyarınca kararlaştırılmış olan bu borç sona erdiğinden dolayı davacı sadece ve sadece yapılan iş kısmı nedeniyle muaccel hale gelmiş olan miktarı talep edebilecektir. Zaten bu miktarın ödendiği ise tartışmasızdır. Davalı, yapılamayan Faz II ve Faz III nedeniyle borçlu değildir. 6098 sayılı TBK m.136 hükmünün mevcut olması durumunda zaten kusuru bulunmayan borçlunun tazmin yükümlülüğü dahi bulunmamaktadır. Nitekim doktrinde "TBK m.136 gereği, sonradan ortaya çıkan imkânsızlıkta kusuru bulunmayan borçlunun herhangi bir tazminat ödemek zorunda kalmaksızın borcundan kurtulacağı düzenlenmektedir. (Fatih GÜNDOĞDU, Borca Aykırılık Hallerinden Kusurlu İfa İmkânsızlığı ve Hukukî Sonuçları, İstanbul 2014, Sayfa. 93).
Yukarıda açıklığında üzere söz konusu ifa imkansızlığı, eser sözleşmesinde ortaya çıkmakla somut olayda TBK m.485 ve m.486 hükümlerinin m.136'dan önce uygulanması gerekmektedir. Bu şartlarda ise yine yukarıda açıklandığı üzere davalı iş sahibi sadece kullanılması mümkün olan kısmın bedelini vermeye mecburdur. Zaten borç sona erdiğinden, borcun sona ermiş olduğu tarih itibariyle davacı olan yüklenici sadece yapmış olduğu işin kıymetini ve bu kıymete dahil olmayan masrafları alabilecektir ve almıştır.
Hal böyle olunca varlığı tartışmasız olan sözleşmedeki Faz II ve Faz III ile ilgili borç, imkansızlık nedeniyle sona ermiş olduğundan takip tarihi itibariyle davacı aleyhine ve davalı lehine sebepsiz zenginleşme teşkil edebilecek herhangi bir mal varlığı ise zaten bulunmamaktadır. Böylece davacının takip tarihi itibariyle talep edebileceği bir alacak hakkı ispatlanamamıştır.
Bilindiği üzere İİK.m.67/f.2 hükmüne göre itirazın iptali davalarında davalı borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi karşısında borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli olması halinde ise alacaklı tazminata mahkum edilir. Ne var ki somut olayda davanın reddi karşısında davacının icra inkar tazminat talebinin ret olunması gerektiği gibi davacının kötü niyetli olarak takip yaptığı ispatlanamadığından davalının kötü niyet tazminatı talebi dahi ret olunmuştur. Yapılan açıklamalar karşısında davacının sübut bulmayan davasının reddine, davanın reddi nedeniyle davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine, davacının kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından, davalının şartları oluşmayan tazminat talebinin reddine dair karar vermek gerekmiştir.
1.Davacının sübut bulmayan davasının reddine,
2.Davanın reddi nedeniyle davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine,
3.Davacının kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından, davalının şartları oluşmayan tazminat talebinin reddine,
4.492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harcın peşin alınan 9.121,67TL peşin harç ve 3.048,50 TL tamamlama harcı toplamı olan 12.170,17 TL'den mahsup edilerek bakiye 11.742,57TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
5.Davacı tarafından harcanan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6.Davalı tarafından harcanan masraf olmadığından karar verilmesine yer olmadığına,
7.Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, yabancı paranın dava tarihindeki efektif satış kur karşılığı olan 712.685,63 TL üzerinden karar tarihi yürürlükte olan AAÜT gereği 110.902,84 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı verilmesine,
8.1.560,00-TL arabuluculuk ücretinin ileride Bakanlıkça ödenmesi durumunda 6183 sayılı AATUHK hükümleri gereği ücretin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
9.Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, Dair; kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi.06/11/2024
Başkan
Üye
Üye
Katip