Esas No
E. 2023/1251
Karar No
K. 2024/1928
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2023/1251 Esas

KARAR NO: 2024/1928 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI:2022/148 Esas - 2023/256 Karar

TARİH:16/03/2023

DAVA: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 05/12/2024

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalının Almanya'da ... şirketini (anonim şirket) iki ortak ile kurduğunu ve şirketine yatırımcı arayışına girdiğini, davalının şirkete yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacının ve hedefinin yenilenen enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olduğunu ifade ettiğini, yatırımcıların şirketin kuruluş amacına yönelik olması şartı ile yatırım yaptıklarını ancak davalının sermayeleri başka amaçlarla kullandığını ve şirkette vaat edilen hedeflere uygun şekilde kullanılmadığını, bundan dolayı Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi’nin 09/04/2013 tarihli ve 620 KLs 1/11 ve 5500 Js 24/06 (5550) sayılı kararı ile davalı aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıllık mahkumiyet kararı verildiğini, davalının şirkete yatırılan paraların çok ufak bir bölümünü şirketin amacına uygun kullandığını, geriye kalan kısmını amaç dışı kullandığı ve yatırımcıları bu şekilde dolandırdığının ceza mahkumiyeti kararıyla sabit olduğunu, şirkete para yatıranlar arasında müvekkili davacının da bulunduğunu, davalı hakkında Almanya Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 15/07/2008 tarihinde 12.40’da tüketici iflası açıldığını, akabinde alacaklıların alacaklarını iflas masasına yazdırdıklarını, müvekkilinin de kasten işlenmiş haksız fiilden doğan iflas alacağını zamanında 01/09/2008 tarihinde iflas masasına yazdırdığını, sonuç itibariyle müvekkilinin davalıdan 6.247,68 EURO alacağı bulunduğunu, davalının Almanya'daki iflas tasfiyesinde kötü niyetli olarak Muğla-Bodrum-Bitez'de ... ada, ... parselde bulunan 1.781,54 m²'lik taşınmaz malvarlığını beyan etmediğini, Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi’nin iflas mahkemesi olarak verdiği 18/03/2015 tarihli yazısı ve ekindeki alacaklı ile borçluyu gösteren tablonun İİK.’nun 68. maddesi kapsamında bir belge olduğunu, bu husustaki uzman görüşünü dosyaya sunduklarını beyanla, ... sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20 oranından aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili davalının Berlin-Almanya’da ikamet eden bir “gerçek kişi” olduğunu, davacının da Almanya’da yaşayan ve dava dışı ...'den alacaklı olduğunu iddia eden bir “gerçek kişi” olduğunu, dava dışı ...'nin de Almanya’da faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, huzurdaki davada davacının ...'den alacaklı olduğunu iddia ettiğini, Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi kararında davacının ..., davalının ise ... olduğunun açıkça anlaşıldığını, davalı müvekkilinin ...'nin yetkilisi olduğunu bu nedenle davada iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacının dava dışı ...'den olduğunu iddia ettiği alacaklarını müvekkilinden tahsil etmeye çalıştığını, davaya konu ticari ilişkide taraf olmayan davalıya karşı husumet yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, mahkemenin huzurdaki davayı görmeye yetkili olmadığını, yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri olan Berlin Mahkemeleri olduğunu, iddia edilen alacağın 2005 yılına ait bir ticari ilişkiden kaynaklandığını, BK'ya göre alacağın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın öncelikle usulden ve sonrasında ise esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 16/03/2023 tarih ve 2022/148 Esas - 2023/256 Karar sayılı kararında;"Dava, şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayanan alacak nedeniyle İİK 67 maddesi gereğince açılan itirazın iptali istemine ilişkindir.Getirtilerek incelene... sayılı dosyasında; davacı tarafından davalı aleyhine 15/02/2017 tarihinde 6.247,68 Euro asıl alacak, 3.763,76 Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.011,44 Euro alacağın tahsili için ilamsız takip başlatıldığı, takibin dayanağının Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi nin verdiği 15/07/2008 tarihli tüketici iflası kararı, bu kararın eki olan aynı mahkemenin 17/02/2014 tarihli iflas tasfiyesinin bitirilmesi kararı, Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi nin... esas numaralı ...seri numaralı iflas tablosu ,Sıra Cetveline Kayıt Kararı, olarak açıklandığı, Borçlu vekili tarafından 20/02/2017 tarihinde icra dairesinin yetkisine, takip konusu yapılan borcun tamamına, faize, faiz oranlarına, fer’ilerine ve icra takibine tümüyle itiraz edildiği görülmüştür.Dava İstanbul 10.Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2018/137 esas sayılı dosyasında açılan davada; davalının görev itirazı kabul edilmiş, 26/03/2019 tarih ve 2019/117 sayılı görevsizlik kararı verilmiştir, karar istinaf edilmeksizin kesinleşmiştir.Dava dosyası mahkememizin 2019/349 esasına kaydedilmiş, davalının milletlerarası yetki itirazı kabul edilmiş ve 20/03/2018 tarih ve2020/51 sayılı yetkisizlik kararı verilmiştir. Karar davacı tarafça istinaf edilmiş İstanbul BAM 13 HD nin 2021/158-192 sayılı ve 15/02/2021 tarihli kaldırma kararında; dava dosyasında davalının mutad meskeninin Şişli/Türkiye adresinde bulunması nedeniyle Türk Mahkemeleri ve İstanbul adliyesi mahkemelerinin yetkili olduğu açıklanarak, karar verilmiştir.Mahkememizce kişisel iflas sonucu düzenlenen sıra cetveline dayanan alacak istendiğinden dava dosyasında ... numaralı İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri nin görevli olduğu belirtilerek 2021/178-476 sayılı ve 17/06/2021 tarihli gönderme kararı verilmiş, davacı tarafın istinafı üzerine İstanbul BAM 13 HD nin 2021/ 1587-2022/197 sayılı ve 10/02/2022 tarihli kaldırma kararında; mahkememizin görevli olduğunuaçıklayarak dava dosyasını mahkememize göndermiştir.Mahkememizin 2022/148 esasına kaydedilen dava dosyasında davacının alacağının varlığı ve miktarının tespiti bakımından bilirkişiler Prof Dr ... ve bağımsız denetçi /mali müşavir ...'ün 02/03/2023 tarihli bilirkişi raporu alınmıştır. 5718 Sayılı MÖHUK'un 34. maddesi uyarınca:(1) Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna tâbidir.(2)Haksız fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yerin farklı ülkelerde olması hâlinde, zararın meydana geldiği ülke hukuku uygulanır.(3)Haksız fiilden doğan borç ilişkisinin başka bir ülke ile daha sıkı ilişkili olması hâlinde bu ülke hukuku uygulanır.(4)Haksız fiile veya sigorta sözleşmesine uygulanan hukuk imkân veriyorsa, zarar gören, talebini doğrudan doğruya sorumlunun sigortacısına karşı ileri sürebilir.(5)Taraflar, haksız fiilin meydana gelmesinden sonra uygulanacak hukuku açık olarak seçebilirler."Yukarıda açıkladığımız hususlar da dikkate alındığında derdest dosyada gerek haksız fiilin işlendiği yer ve gerekse zararın meydana geldiği yer Almanya'dır. MÖHUK m. 34/3 anlamında davacı ... ve davalı ... arasındaki ilişkide Almanya'ya göre daha sıkı ilişkili bir hukuk da mevcut değildir.Tüm bu sebepler ışığında davacının haksız fiil sorumluluğuna dayalı talepleri bakımından uygulanacak hukuk ALMAN hukukudur.Yine MÖHUK'un 2. maddesi gereğince "Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular."Bu anlamda her iki tarafın da Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu'na dayalı iddia ve taleplerinin derdest davada uygulanması olanağı mevcut değildir.İcra ve iflas hukuku devletin egemenlik hakları kapsamında yürütülen iş ve işlemlerden oluşmakta olup, bu konu mülkilik ilkesi gereği sadece yapıldıkları ülke hukukuna tabidir. Dolayısıyla davalı ... hakkında Almanya'da yürütülmüş olan iflas süreci bir bütün olarak ALMAN hukukuna tabidir.Davalının zamanaşımı itirazı bakımından;MÖHUK m. 8'de düzenlenmiş olup "Zamanaşımı, hukukî işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir."Buna göre haksız fiil sorumluluğunun varlığı ve koşulları bakımından esasa Alman hukuku uygulanacağı tespit edildiğinden, haksız fiile dayalı talepler bakımından zamanaşımı süresi de ALMAN hukukuna göre belirlenecektir.Davacı vekili taraflar arasındaki iddia edilen ilişkide alacağın 01/09/2008 tarihinde doğduğunu beyan etmiştir.... sayılı dosyasında davacı 15/02/2017 tarihinde alacak talebinde bulunmuştur. Alman.... § 204/10'a göre iflas takibinde bulunmak zamanaşımı süresini durdurmaktadır.Alman hukukunun uygulanması bakımından:

1.Davacı bakımından zamanaşımı süresinin takip talebi esas alınarak 2008 yılı ile başladığı, ii-...'nin kişisel iflas yolu ile borçtan kurtulma talepli iflas tasfiyesinin Hamburg Sulh Hukuk mahkemesinin 17.02.2014 tarihli kararıyla sonlandırıldığı tarihte tekrar başladığı, iii-Davacı 15.02.2017 tarihinde Türkiye'de ...'nde takip başlatmış olup, iflasın kapanması ile takibin başladığı süre arasında 3 yıldan daha az süre bulunduğu iv-Bu anlamda ...§ 195 uyarınca zamanaşımı süresinin dolmadığı, anlaşılmıştır.Davalı ... hakkında Almanya Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 15/07/2008 tarihinde 12.40'da tüketici iflası kararı verildiği, davacının 6.247,68 Euro alacağının 01/09/2008 tarihinde iflas masasına yazdırılarak kabul edildiği anlaşılmıştır. Davacı alacağını "kişisel iflasın sonucu muaccel olan alacağın" tahsili talebine dayandırmaktadır.Öncelikle iflas bakımından iflasın mülkiliği ilkesi gereği iflasın açılması ve buna bağlı sonuçlar aksine bir düzenleme olmadığı sürece, diğer ülkelerde hüküm ve sonuç doğurmazlar.Bu veriler ışığında davalı hakkındaki "kişisel iflasın sonucu borçtan kurtulma" yoluyla yürütülen iflas prosedürünün etkileri ve sonuçları da Almanya'da doğmuş olup Türkiye'de bir etkiye sahip değildir. Diğer taraftan Türk hukukunda yer almayan bu özel iflas kararı bütün mahkeme kararları gibi MÖHUK m. 50 kapsamında tanınmadıkça Türkiye'de hüküm ve sonuç doğuramazlar.İkinci olarak davalı ... gerçek kişi olup, dosyadaki veriler ışığında Türk hukukuna göre iflasa tabi kişilerden de değildir.Nitekim Yargıtay 23. HD 14.02.2014 tarihli ve 2014/8371 E. ve 2014/1048 K. sayılı kararında "Türkiye'de İİK m. 43 ve TTK kapsamında tacir olanların iflasa tabi olabileceğine, bu hükmün kamu düzeninden olduğuna, Almanya'da iflasına karar verilen kişinin tacir olmadığına bu nedeniyle kişi hakkında Almanya'da verilen iflas kararının Türkiye'de tanınamayacağına" hükmetmiştir. Davacı ...'in iflas masasına yazdırdığı alacağının kesinleşmiş bir alacak veya ona delalet eden bir belge olarak İİK m. 68 kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. Davalının iddiası aksine Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nce İflas mahkemesi olarak hazırlanmış bulunan alacak-borç listesi Türk İİK m. 68 anlamında bir belge olarak kabul edilemez. Alman hukukunda İflas Mahkemeleri iflas cetveline kayıt talepleri hakkında bir yargılama yapmamaktadır. Bu anlamda borcun varlığı hakkında bir muhakeme yapılmamakta ve alacağın varlığı tartışmasız bir şekilde karara bağlanmamaktadır. Buna bağlı olarak iflas memurunca yapılan alacak kaydı da Alman hukukuna göre adli ya da resmi makamlarca onaylanmış ve varlığı kesinleşmiş bir alacağın varlığını ortaya koymamaktadır. Bu nedenlerle; i-Davacı tarafın dosyaya sunduğu iflas tablosunda ve Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi kararında gözüken alacağın, varlığı kesinleşmiş bir alacak olarak kabul edilemeyeceği,ii-Almanya'da davalı ... hakkında verilmiş olan iflas kararın Türkiye'de bir hüküm ve sonuç doğurmasının mümkün olmadığı, iii-Yapılan ilamsız icra takibi bakımından alçağın iflas masasına yazdırıldığını teyit eder belgelerin ÜK m. 68 kapsamında değerlendirilemeyeceği, iv-Bu başlık altında incelenen belge ve iddialar kapsamında davacının alacağını ispatlamaya yeter kanıt sunmadığı sabittir.Davacı alacağının diğer dayanağı davacı ... tarafından dava dışı ...'ye verilen 6.247,68 Euro tutarındaki paradır.Öncelikle söz konusu paranın dava dışı ...'ye verildiğini gösterir bir makbuz, fatura vb. belgeye dosyada rastlanılamamıştır. Ancak davalı ... vekili tarafından sunulan dilekçelerde dava dışı şirket ile davacı arasındaki para ilişkisi Şirket yönünden inkar edilmemiştir.Davacı taraf dava konusu alacak talebini davalı ...'ye karşı,... ortağı ve yöneticisi olması sıfatına bağlı olarak tüzel kişilik perdesinin aralanması kapsamında yöneltmiştir. Ancak davacı tarafça, dosyada davalı ...'nin kişisel sorumluluğu gösterir bilgi ve belgeler sunulmamıştır. Bu anlamda davacının tüzel kişilik perdesini aralama suretiyle davalının şahsına yönelik sorumluluk iddialarını destekleyici bir delil kanaatimizce bulunmamaktadır.Davacının iddiaları kapsamında dosyaya sunduğu tek belgenin Hamburg Ceza Mahkemesi'nin 09.04.2013 tarihli mahkumiyet kararı olduğu görülmüştür. Kararın (25- b) fıkrasında fiilin sabit olup olmadığının araştırılması gerektiğinin açıklandığı, ve kararın kesinleştiğine dair belge sunulmadığı sabittir. Davalı vekili 07/03/2023 tarihli beyan dilekçesi ekinde 09.04.2013 tarihli kararı ve bu kararın 05/07/2022 tarihinde Hamburg Eyalet Mahkemesince ortadan kaldırıldığına dair kararı/tercümesini ibraz etmiştir.Hamburg Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda verilen ceza kararıda davacı tarafın "dolandırıcılık sebebiyle haksız fiile dayalı alacak talebi" bakımından iddiasını ispatlar nitelikte değildir.Mahkememizce davacı alacağı ispatlanamadığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile, ''Davanın reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen gerekçesi hükümle sebep sonuç ilişkisinin kurulmasını sağlayacak yeterlilikte, açık, anlaşılabilir ve tatmin edici olmadığını; yerel mahkemenin ilgili kararında davacı müvekkilin adını dahi yanlış yazdığını, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin aynı konu aynı davalı 2021/500 E. 2023/254 K. Sayılı dosyanın gerekçeli kararı olduğu gibi kopyalanıp yapıştırılmış herhangi bir şekilde ayrı bir değerlendirme yapılmadığını, Yerel Mahkemece aşağıdaki maddi olayların, delilleri (özellikle de kesinleşmiş İFLAS TABLOSU) ve hukuki olgular irdelenmeksizin, dosyaya sunulan emsal bilirkişi raporları ve mahkeme kararları ile hukuki mütalaaya değinilmeksizin, TTK konusunda uzman akademisyen bilirkişi tarafından Alman Hukuku kapsamında değerlendirme yapılmaksızın, müvekkilin hak arama hürriyetini kısıtlama sonucunu doğuracak ve adalet duygusunu zedeleyecek şekilde karar verildiğini,Yerel mahkemenin ihtilafın çözümünde hukuki sebebi yanlış belirlediğini; delillerinin hatalı şekilde değerlendirildiğini, Öncelikle belirtmek isteriz ki yerel mahkemece "Davacının iddiaları kapsamında dosyaya sunduğu tek belgenin Hamburg Ceza Mahkemesi'nin 09.04.2013 tarihli mahkumiyet kararı olduğu görülmüştür. Kararın (25- b) fıkrasında fiilin sabit olup olmadığının araştırılması gerektiğinin açıklandığı, ve kararın kesinleştiğine dair belge sunulmadığı sabittir.Davalı vekili 07/03/2023 tarihli beyan dilekçesi ekinde 09.04.2013 tarihli kararı ve bu kararın 05/07/2022 tarihinde Hamburg Eyalet Mahkemesince ortadan kaldırıldığına dair kararı/tercümesini ibraz etmiştir. Hamburg Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda verilen ceza kararıda davacı tarafın "dolandırıcılık sebebiyle haksız fiile dayalı alacak talebi" bakımından iddiasını ispatlar nitelikte değildir." belirtilmişse de söz konusu tespitin açıkça hatalı olduğunu,Dosya kapsamında sunmuş oldukları Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin 620/KLs 1/11 esas sayılı kararının VI.Ceza başlıklı bölümünde davalı ... hakkında mahkumiyet kararı verildiği açıkça belirtildiğini, Akabinde dosyanın üst derece mahkemesi incelemesi yapıldığı aşamada da yine yerel mahkemenin belirtiği gerekçe ile bozulmadığını; davalı tarafından dosyaya delil olarak sunulmuş olan ve beraat kararı verildiği iddia edilen Federal Mahkeme ilamı incelendiğinde görüleceğini, davalı hakkında beraat kararı verilmediğini, Federal mahkeme, hamburg ceza mahkemesinde dolandırıcılık suçundan yargılanan davalı ... yolerin'nin beraatine değil dolandırıcılığın nitelikli halleri bakımından eksik inceleme ve tespit yapıldığına karar verilmiştir. Yani Federal Mahkemece davalının dolandırıcılık suçunun işlediğinin sabit görüldüğünü, ancak suçun nitelikli halinin de varlığının söz konusu olduğu ve cezanın artırım nedeninin de uygulanması gerekip gerekmeyeceği noktasında yeniden yargılama yapılması gerektiğinin belirtilmiş durumda olduğunu, Yerel mahkemenin kesinleşmiş mahkumiyet kararı karşısında cezanın kesinleşmediği, davalının beraat alıp almadığının belirli olmadığı gibi tamamen delilere aykırı ve yoruma dayalı değerlendirmeler yapılmış olması kabul edilebilir olmadığını,

Davalı tarafın son olarak da yanlış ve yanıltıcı tercüme yoluyla 07.03.2023 tarihli beyan dilekçesi ekinde Hamburg Eyalet Mahkemesince davalı ... hakkında ceza davasının ortadan kaldırıldığını iddia ederek hem görülen davada hem de diğer seri davalarda doğruyu söyleme ve dürüst davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiiğini; davalı tarafın sanki ... ceza yargılamasından beraat etmişçesine ceza davasının ortadan kaldırıldığına dair Hamburg Eyalet Mahkemesi Kararını dosyaya sunduğunu ancak söz konusu tercüme incelendiğinde Alman Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu adı dahi Alman Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu olarak çevrildiğini; sunulan Alman Eyalet Mahkemesi kararı incelendiğinde ... hakkında ceza davasının ortadan kaldırılmadığı, tam aksine suça konu eylemlerinin sabit görüldüğü, hakkında Türk hukuk sistemindeki Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) benzeri bir kısım yükümlülükler yüklendiğinin görüleceğini; yani ilgili mahkeme kararında belirtilen ve ekte tercümesine yer verilen StPO § 153a Abs. 2'nin madde metninden de anlaşılacağı üzere davalıya yükümlülükler yüklendiğini, (Ek-1: Kararda belirtilen kanun maddesinin Türkçe tercümesi). Hal böyle olunca, davalı hakkındaki ceza davasının ortadan kaldırılmadığını, tam aksine davalının suçlu bulunduğunu ve HAGB benzeri bir uygulama ile üzerine bir takım yükümlülükler yüklendiğini,Dosyaya 13.05.2022 tarihli dilekçelerinin ekinde de sundukları emsal seri dosyalarından 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/328E. ve 156K. sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verildiğini; anılan dosyanın gerekçeli kararında bu hususa ilişkin değerlendirme yapıldığını; bu değerlendirmelerde; her ne kadar davalı tarafça Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinden verilen kararın kesinleşmediği hatta bozulduğunu belirterek temyiz mahkemesine ilişkin karar davalı tarafça sunulmuş olsa da, davalı tarafın şirket konusuyla ilgili yatırım yapmayarak davacılardan toplanan paralarla sanat eseri alındığı konusunda ibarelerin bulunduğu görüldüğünün açık şekilde belirtildiğini; yerel mahkemece bu hususun dikkate alınmadığını, hukuka aykırı olduğunu, Yine emsal seri dosyalarından yeni karara çıkan İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/262 E. 2022/883 K. Sayılı 06/12/2022 karar tarihli ilamı ile davanın kabulüne karar verildiğini, (Ek-2 Emsal Gerekçeli Karar) Bu kararda da "ancak şirket yöneticilerinin sözleşmeye uygun olmayan şekilde yatırımcıların paralarını sanat eseri temininde kullandığı ve yatırımcılar için risk oluşturduğu, bu hususların Alman Federal Mahkemesi tarafından kabul edildiği ve dolaylı suçlarda ihmal yoluyla dolandırıcılığın gereklerini karşıladığı, ayrıca bir maddi kaybın kanıtlanamaması durumunda Ceza Kanununun 264/a maddesi kapsamında bir sermaye yatırımı dolandırıcılığının olup olmayacağının değerlendirilmesi gerektiği şeklinde karar oluşturulduğu, bu kararın Türk hukuku uyarınca da haksız fiilin ispatı bakımından takdiri delil olacağı," şeklinde hüküm kurulduğunu ve ceza mahkemesi kararının haksız fiili ispatına elverişli olduğunun belirtildiğini,Neredeyse her hukuk sisteminde olduğu gibi bir eylemin suç oluşturması için kanunun ön gördüğü şartlara sahip olmasının yeterli olduğunu; yerel mahkeme kararının aksine davalının dolandırıcılık suçunu işlediğinin sabit olduğu mahkeme ilamı ile hüküm altına alındığını,Müvekkilinin alacaklı olduğunu gösterir iflas tablosunun iik 68 kapsamındaki belgelerden olduğu açık bir şekilde ortada olduğunu, Yerel mahkemece yine istinafa konu edilen kararın gerekçesinde "Davacı ...'in iflas masasına yazdırdığı alacağının kesinleşmiş bir alacak veya ona delalet eden bir belge olarak İİK m. 68 kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. Davalının iddiası aksine Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nce İflas mahkemesi olarak hazırlanmış bulunan alacak-borç listesi Türk İİK m. 68 anlamında bir belge olarak kabul edilemez." denildiğini; davacı müvekkil isminin diğer dosyadan kopyalanıp yapıştırıldığını,Mevzuat gereği icra takibinde borçlu, ödeme emrine süresi içerisinde itiraz etmiş ise alacaklının bu itirazı iki yola başvurmak suretiyle kaldırma imkanına sahip olduğunu; alacaklı itiraz halinde 6 ay içerisinde itirazın kaldırılması davası açabileceği gibi 1 yıl içerisinde itirazın iptali talepli dava da açabilmekte olduğunu; kanunen tanınan bu imkanın alacaklı için seçimlik bir hak olduğunu, Yerel mahkemenin gerekçesinin aksine alacaklı icra hukuk mahkemesinde itirazın kaldırılması talebinde bulunabilmesi ve yapılan yargılama sonucunda itirazın kaldırılmasına karar verilebilmesi için alacaklının İİK68 kapsamındaki belgeyi elinde bulundurmasının zorunlu olduğunu; buna rağmen alacaklının genel mahkemelerde itirazın iptali talebinde bulunabilmesi için ise İİK 68 kapsamında belgenin bulunması zorunlu olmayıp her türlü delil ile alacaklı alacağını ispatlayabilmekte olduğunu, Elinde bu belgelerden biri olan alacaklı, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren altı ay içerisinde itirazın kaldırılması yoluna başvurabileceğini; alacaklının itirazın kaldırılması yoluna başvurması itirazın iptali davası açmasına engel olmadığını,İtirazın iptali davasında ise, alacaklı İİK md.68’de sayılan belgelerle bağlı olmayıp, alacağını her türlü delille ispatlayabilir. İtirazın iptali davasında genel ispat ve delil kurallarının geçerli olduğunu, Yerel mahkemenin hatalı tespitleri karşısında dosya kapsamında sunmuş oldukları delilleri ile müvekkilinin alacağının ispatlanmış durumda olduğunu; Alman Mahkemesince tanzim edilen iflas tablosu aposille şerhi ihtiva ettiği için Türk Hukuku ve Türk makamları nezdinde de resmi belge olarak kabul edilme zorunluluğu bulunduğunu; buna bağlı olarak, yabancı iflas tablosunda yer verilen alacak da İİK m.68 anlamında resmi dairelerin veya yetkili makamlarının yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenit bir alacak kabul edilmesi gerektiğini; dava konusu alacaklarını resmi belge niteliğindeki bir delil ile ispat edilmiş durumda olduğunu,HMK Madde 204/2 "İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispat oluncaya kadar KESİN DELİL SAYILIR" hükmünü haiz olduğunu, Kanun açık hükmü karşısında kesin delil niteliğindeki mahkeme ilamının yerel mahkemece kesin delil niteliğindeki belgenin delil olarak kabul edilmemiş olması emredici kanun hükmüne aykırı olduğunu, Diğer taraftan müvekkili, davalının Almanya'da malvarlığının aktifi bulunmayıp iflas masası dahi oluşmadığından Almanya'da bu alacağını -kısmen dahi- tahsil edememiştir. davalı bu belgenin alman hukukuna göre geçersiz olduğunu ya da dava konusu tutarı tahsil etmediğini iddia etmemekte olduğunu; davalı, dava konusu alacağın doğumu ile ilgili olarak kusursuz olduğunu ispata yönelik esasa dair hiçbir geçerli delil gösteremediğini; davalının savunmasını sadece usuli itirazlarına dayandırdığını, Oysa ki hukuki dayanakları ile açıklandığı üzere, ispat yükü bu davada davalıya geçmiş olmakla, davalı bu tutarı almadığını veya amaca uygun şekilde kullandığını ispat etmesi gerektiğini; buna rağmen davalı tarafından ne tarafımızca sunulan mahkeme kararları inkar edilmiş ne de davalı tarafından bir ödeme yapıldığı iddia edildiğini; davalının aslında böyle bir borcun varlığını kabul bile etmiş durumda olduğunu,Seri dosyalardan alınan emsal bilirkişi raporlarının mahkemece dikkate alınmadığını,İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/894 Esas Sayılı Dosyası Prof. Dr. ... (istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk Anabilim Dalı), ... (muhasebe Finans Uzmanı) Raporuna Göre Sunulan İflas Tablosunun Türk Hukuku Açısından Değerlendirilmesi Söz konusu rapor daha önce dosyaya 13.05.2022 tarihli dilekçemizin ekinde sunulmuştur. Aşağıda raporun 15. sayfasında PROF. DR. ... değerlendirmesinden alıntı yaptıklarını;"Alman mahkemesi tarafından tanzim edilen İflas tablosu "ilâm" değildir, ancak bir devlet mahkemesi tarafından tanzim edilmiş olması itibariyle "resmî belge" niteliği taşır. Yabancı resmi belgeler; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu [HMK] m.224 uyarınca ilgili devletteki Türk konsolosu tarafından tasdik edildikleri veya Türkiye'nin de taraf oluğu 1961 tarihli Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Hakkında La Haye Sözleşmesi çerçevesinde apostille şerhi ile donatıldıkları takdirde Türk hukuku nezdinde de "resmî belge" niteliğine ve gücüne sahip olurlar.

Davacı tarafından ibraz edilen iflas tablosunun, apostille şerhi taşıması sebebiyle, Türk hukuku ve Türk mahkemeleri nezdinde "resmî belge" olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Türk İİK m.68 uyarınca; talebine itiraz edilen alacaklının takibi, İmzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dâhilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebileceği öngörülmüştür.Yukarıda izah edildiği üzere, Alman mahkemesince tanzim edilen iflas tablosu apostille şerhi ihtiva ettiği için, Türk hukuku ve Türk makamları nezdinde de "resmî belge" olarak kabul edilme zorunluluğu bulunmaktadır. Buna bağlı olarak, yabancı iflas tablosunda yer verilen alacak da İİK m.68 anlamında "resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dâhilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenit" bir alacak kabul edilmelidir. İflas tablosunda; alacaklının "..." (yani işbu davanın davacısı} olduğu, borçlunun "..." (yani işbu davanın davalısı) olduğu, alacağın gerekçesinin dava dışı Şirketteki kötü yönetiminden kaynaklanan tazminat talebi olduğu, nitelik olarak "kasten işlenen haksız fiil" niteliğinde bir alacak olduğu, borçlu ve iflas temsilcisi tarafından alacağa yönelik İtirazlarda bulunulduğu ancak bu itirazların reddedildiği ve 11.880,35€ tutarındaki alacağın iflas tablosuna işlendiği anlaşılmaktadır. Yukarıdaki açıklamalara göre, davacının, talep ettiği alacağı "resmî belge" niteliğindeki bir delil ile ispat ettiği anlaşılmaktadır. HMK m.204(2) uyarınca, yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılır." İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/225 Esas Sayılı Dosyası- Prof. Dr. ... (marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul Ve İcra-iflas Hukuku Anabilitaı Dalı Başkanı), ... (ymm) Raporuna Göre Davacının Alacağının Değerlendirilmesi.Söz konusu rapor dosya içerisinde mevcuttur. Aşağıda raporun 3. sayfasında Prof. Dr. ... (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul Ve İcra-iflas Hukuku Anabilitaı Dalı Başkanı) değerlendirmesinden alıntı yaptıklarını;"...Bu bağlamda özetle Federal Mahkeme Hamburg Ceza Mahkemesinde dolandırıcılık suçundan yargılanan davalı ...’nin beraatine değil, dolandırıcılığın nitelikli halleri bakımından eksik inceleme ve tespit yapıldığına karar vermiştir. Ayrıca Federal Mahkeme, Hamburg Ceza Mahkemesinin davalı ... dava dışı şirketin yöneticisi olduğuna, şirketin yatırılan sermayeyi amaca aykırı olarak kullandığına yönelik yapılan tespitleri kabul etmiştir. Bu hususlar davalı tarafından da derdest dosyada inkar edilmemiştir.Bu noktada tartışılması gereken husus söz konusu kararların ve yapılan tespitlerin hukukumuz ve derdest dosya bağlamında nasıl bir etki yaratacağıdır. MÖHUK madde 50/1 'e göre; ‘"'Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından lenfiz kararı verilmesine bağlıdır\ 2. Fıkraya göre ise; ”Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da lenfiz kararı İstenebilirBuna göre söz konusu karar hukukumuzda tenfıze konu olamayacaktır. Ancak bu durum kararın hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelmez. Zira Türk mahkemelerince hakkında tanıma veya tenfız kararı verilmeyen yabancı mahkeme kararı takdiri delil olarak kullanılabilir. Nitekim Yargıtay'da 2001 tarihinde verdiği kararda “Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı İlamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Davacının istemi haksız fiilden doğan alacağın tahsiline ilişkin olduğuna göre bu bir eda davasıdır. ... davası ne tenfız ne tanımadır.... davasında davacı tanınmamış ve tenfîzi istenmemiş yabancı mahkeme ilamına takdiri delil olarak dayanabilir. Usul Yasasında açıklandığı şekilde bu tür delil diğer delillerle birlikte takdir edilir ve değerlendirilir. Dava konusu olayda da davacı, yabancı mahkeme ilamına takdiri delil olarak dayandığından, işin esasına girilerek hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmelidir.” (YHGK, E. 2001/4-962, K. 2001/750, T, 24.10.2001)."Dosya kapsamında da yerel mahkeme yargılaması sırasında sunmuş oldukları bilirkişi raporlarına rağmen yerel mahkeme söz konusu raporları dikkate dahi almadan hüküm verdiğini,Yukarıda da bahsettiğimiz üzere yerel mahkemede görülmekte olan işbu dosyaları ile benzer nitelikte yalnızca davacıları farklı davalısı ve konusu aynı olan 40'tan fazla seri dosyalarının mevcut olduğunu, söz konusu seri dosyalarında,-İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/328 E. Sayılı dosyada davanın kabulüne karar verildiğini, -İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/225 E. Sayılı dosyada davanın kabulüne karar verildiğini, -İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/350 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini ( Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu)- İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/239 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusudur).-İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/240 E. Sayılı dosyada davanın kabulüne karar verildiğini, -İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/256 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,) -İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/17 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,) -İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/612 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,)-İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/262 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (Yalnız faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,)Bölge Adliye Mahkemesi tarafından çok sayıda dosyamız hakkında yaklaşık ispatın mevcut olduğuna ve Türk mahkemelerinin yetkili olduğuna dair karar verildiğini,

Yerel mahkemede görülmekte olan işbu davamız ile benzer nitelikteki seri dosyalarının daha önce yerel mahkemelerce verilen ihtiyati haciz kararları yönünden istinaf incelemesi yapılmak üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiğini, Söz konusu istinaf incelemesi sonucu sonucunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesince 2018/1112 E.- 2018/1102 K, 2018/1872 E- 2019/111K. Sayılı ilamlarında ;"Somut olayda davacı vekili dava dilekçesi ekinde davalı hakkında Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesince verilen iflas kararını, Hamburg Asliye Ceza mahkemesince verilen kararı sunmuştur. Söz konusu kararlar ile davacının alacağı yaklaşık olarak ispatlanmış bulunmaktadır." denilmekle dosya kapsamında sunmuş oldukları mahkeme ilamlarının alacaklarını ispatladığının belirtildiğini ve istinaf incelemesi neticesinde kesinlik kazanmış durumda olduğunu, Dosya kapsamındaki tüm delilleri ile davalarındaki haklılıklarının ve davalının müvekkile olan alacağı ispatlanmış hatta öyle ki daha yargılamanın en başında dahi Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da alacaklarının yaklaşık şekilde ispatlanmış olduğu tespit edilmiş bir gerçekken yerel mahkeme tarafından mevcut hiçbir karar ve delil dikkate alınmadan davanın reddine karar verilmiş olması hukuka aykırı olduğun, Yerel mahkemenin bir diğer hukuka aykırı değerlendirmesi de "Davacı alacağını "kişisel iflasın sonucu muaccel olan alacağın" tahsili talebine dayandırmaktadır. Öncelikle iflas bakımından iflasın mülkiliği ilkesi gereği iflasın açılması ve buna bağlı sonuçlar aksine bir düzenleme olmadığı sürece, diğer ülkelerde hüküm ve sonuç doğurmazlar. Bu veriler ışığında davalı hakkındaki "kişisel iflasın sonucu borçtan kurtulma" yoluyla yürütülen iflas prosedürünün etkileri ve sonuçları da Almanya'da doğmuş olup Türkiye'de bir etkiye sahip değildir "Öncelikle yargılamanın geldiği aşamada ve dosyadaki tüm dilekçelerinde davalının kişisel iflasına dayalı bir taleplerinin bulunmadığını; davanın; TTK.m.553 kapsamında şirket yöneticisinin haksız fiil sorumluluğuna dayalı olarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkin olduğunu,Davanın haksız fiil sorumluluğuna dayalı olduğu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 12.Hukuk Dairesi'nin 2020/882E. ve 2020/711K. sayılı ilamında açıkça davanın yöneticinin sorumluluğuna dayalı olarak açılan bir alacak davası olduğu hüküm altına alındığını ve kesinleşmiş durumda olduğunu; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından tespit edilmiş bir hususun dahi bilirkişilerce ayrıca tartışma konusu yapılmış olmasının kabul edilemeyeceğini,Yerel mahkeme gerekçeli kararında davalı hakkında kişisel iflasın sonucu borçtan kurtulma yoluyla yürütülen iflas prosedürünün etkileri ve sonuçları da Almanya'da doğmuş olup Türkiye'de bir etkiye sahip olmadığı ve MÖHUK m.50 kapsamında tanınmadıkça Türkiye'de hüküm ve sonuç doğurmayacaklarını belirtip ancak sonrasında davalının gerçek kişi olduğundan bahisle iflasa tabi olamayacağından Türkiye'de ilgili kararın tanınamayacağı hususunda tespitte bulunduğunu; söz konusu iflas tablosunun ülkemizde sonuç doğurabilmesi için tanıma/tenfiz kararı alınması gerektiği değerlendirmesi açıkça hatalı ve yerinde olmadığını; dosya kapsamında daha önce defaten sundukları beyanlarında da belirttiklerini, davalı aleyhine Alman Mahkemesi tarafından düzenlenmiş iflas tablosu Türk kanunları kapsamında anladıkları şekilde bir ilam niteliği taşımamakta olduklarını ve bu sebeple tanıma ve tenfiz davası konusu yapılmasının mümkün olmadığını; bu nedenle her ne kadar bilirkişi raporunda iflas tablosunun tanınması mümkün olmadığı tespit edilmişse de söz konusu sonuca hatalı bir değerlendirme ile ulaşılmış durumda olduğunu; bununla birlikte; bir devlet mahkemesi tarafından tanzim edildiğini ve apostille şerhini haiz olması itibari ile resmi belge niteliği taşımakta olduğunu, Yerel mahkeme tarafından zamanaşımı bakımından yapılan değerlendirmede her ne kadar zamanaşımı süresinin dolmadığı belirtilmek sureti ile hukuka uygun ve esasen lehlerine bir tespit yapılmış bulunsa da söz konusu sonuca hatalı bir değerlendirme ile ulaşılmış durumda olduğunu; Alman MK(BGB) md. 195 ve md. 199 esas alınarak yapıldığını ve anılan maddelerdeki 2 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine gönderme yapıldığını; halbuki; iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar bakımından zamanaşımı süresinin Alman MK(BGB) md 197 (5) uyarınca 30 sene olduunu; aynı Türk hukukunda da karşılığı olduğu gibi esasen belirlenmiş bir zamanaşımı süresinin Alman Hukukunda da var olmak ile birlikte ayrıca iflas halinde zamanaşımı süresinin daha uzun olduğu kabul edilmişken Alman Kanunu açık şekilde bunu belirtmişken bilirkişilerce 10 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınarak zamanaşımı süresinin dolmadığının belirtilmiş olmasının hatalı olduğunu; zamanaşımı süresi yönünden lehlerine bir tespit yapılmış olsa da diğer Alman mevzuatlarının yorumlanması gibi bu husus da hatalı değerlendirilmiş durumda olduğunu,İleri sürererk yukarıda açıklanan ve re'sen tespit edilecek sebeplerleTehiri icra taleplerinin kabulünü, istinaf başvurularının KABULÜ ile, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/148 E. ve 2023/256 K. sayılı kararının KALDIRILARAK, talepleri doğrultusunda davanın KABULÜNE karar verilmesini, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davalının dolandırıcılık haksız fiilinden kaynaklandığı iddia edilen zararın tazmini için başlatılan ilamsız icra takibine itirazın iptali ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan iş bu davada Mahkemece 26/03/2019 tarih, 2018/137 esas ve 2019/117 karar sayılı ilamı ile İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiş, görevsizlik kararı üzerine dosya kendisine gelen Mahkemece 22/01/2020 tarih, 2019/349 esas ve 2020/51 karar sayılı ilamı ile Türk Mahkemelerinin yargı hakkı bulunmadığı gerekçesi ile davalının milletlerarası yetki itirazının kabulü ile mahkemenin yetkisizliğine, bu nedenle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 15/02/2021 tarih, 2021/158 esas ve 2021/192 karar sayılı ilamı ile Mahkemenin iş bu yargılamada yetkili olduğu gerekçesi ile kararın kaldırılmasına karar verilmiş, kaldırma kararından sonra Mahkemece 17/06/2021 tarih, 2021/178 esas ve 2021/476 karar sayılı ilamı ile davanın iflasa ilişkin alacak davası olduğu gerekçesi ile Mahkemenin görevsizliğine, dosyanın görevli İstanbul 1.2.3. Asliye Ticaret Mahkemelerine tevzi edilmek üzere İstanbul Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosu'na gönderilmesine karar verilmiş, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 10/02/2022 tarih, 2021/1587 esas ve 2022/197 karar sayılı ilamı ile davacının iş bu davada talep sonucunu İİK’na dayandırmadığı, genel haciz yolu ile yapmış olduğu icra takibine itirazın iptalini talep ettiği, iflas kararının sadece açıldığı ülke açısından sonuç doğuracağı gerekçesi ile kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.Dairemiz kaldırma kararından sonra Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı taraf, davalının Almanya'da iki ortaklı olarak kurmuş olduğu şirkete yatırımcı aradığını, yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacını ve hedefini yenilenebilir enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olarak açıkladığını, kendisinin de içerisinde bulunduğu yatırımcılar tarafından bu amaca yönelik olarak şirkete para yatırıldığını, tahvil alındığını ancak davalının yatırılan paraları söz konusu amacın dışında kullandığını, bu nedenle Almanya'da hakkında dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararı verildiğini, yine Almanya'da hakkında iflas kararı verildiğini, kendisinin bu davaya konu alacağını iflas masasına kaydettirdiğini, davalının Bodrum/Muğla'da bir taşınmazının olduğunu ve söz konusu taşınmazı iflas masasına bildirmeyerek alacaklılardan mal kaçırdığını, alacağın davalıdan tahsilini sağlamak üzere icra takibi başlatıldığını ve davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptalini talep etmiş, davalı taraf, Mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, davada iddia edilen alacağın dava dışı şirketle ilgili olduğunu, davalının husumetinin bulunmadığını, davacı tarafından davalı aleyhine açılmış davalar olması halinde davanın derdestlikten reddine karar verilmesi gerektiğini, iflas davasının tenfizi yoluna gidilmeden davalının sorumluluğu yoluna gidilemeyeceği davacının alacağını ispata yarar bir delil sunmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, gerek haksız fiilin işlendiği yerin ve zararın meydana geldiği yerin ve dava dışı şirketin bulunduğu yerin Almanya olduğu, taraflar arasındaki ilişkide Almanya'ya göre daha sıkı ilişkili bir hukuk da mevcut olmadığı, Yine MÖHUK'un 2. maddesi gereğince "Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular." davalı hakkında Almanya'da yürütülmüş olan iflas süreci bir bütün olarak Alman hukukuna tabi olduğu, davacı 01.09.2008 yılında Almanya'da iflas masasına başvurmuş ancak talebi reddedildiği, Alman BGB § 204/10'a göre iflas takibinde bulunmak zamanaşımı süresini durdurduğunu, iflas tasfiyesinin Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin 17.02.2014 tarihli kararıyla sonlandırıldığı tarihte tekrar başladığı, davacı 15.02.2017 tarihinde Türkiye'de...'nde takip başlatmış olup, iflasın kapanması ile takibin başladığı süre arasında 3 yıldan daha az süre bulunduğu BGB § 195 uyarınca zamanaşımı süresinin dolmadığı, davacının 6.247,68-Euro alacağının 01/09/2008 tarihinde iflas masasına yazdırılarak Mahkeme kararı ile kabul edildiği, davalı ... gerçek kişi olup, dosyadaki veriler ışığında Türk hukukuna göre iflasa tabi kişilerden olmadığı, kayıt kabul cetvelinin İİK'nın 68 anlamında bir belge olarak kabul edilemeyeceği, Alman Hukukunda İflas Mahkemeleri iflas cetveline kayıt talepleri hakkında bir yargılama yapmadığı, varlığı kesinleşmiş bir alacağın varlığını ortaya koymadığı, alacağının diğer dayanağı davacı ... tarafından dava dışı ...'ye verilen 6.247,68-Euro tutarındaki para olduğu, paranın dava dışı ...'ye verildiğini gösterir bir makbuz, fatura vb. belgeye dosyada rastlanılamadığı, ancak davalı vekili tarafından sunulan dilekçelerde dava dışı şirket ile davacı arasındaki para ilişkisi Şirket yönünden inkar edilmediği, davacının alacak talebini davalıya karşı, ... ortağı ve yöneticisi olması sıfatına bağlı olarak tüzel kişilik perdesinin aralanması kapsamında yönelttiği, davacı tarafça, dosyada davalının kişisel sorumluluğu gösterir bilgi ve belgeler sunulmadığı, Hamburg Ceza Mahkemesi'nin 09.04.2013 tarihli mahkumiyet kararının,(25- b) fıkrasında fiilin sabit olup olmadığının araştırılması gerektiğinin açıklandığı, Hamburg Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda verilen ceza kararının davacı tarafın "dolandırıcılık sebebiyle haksız fiile dayalı alacak talebi" bakımından iddiasını ispatlar nitelikte olmadığı yolunda kanaat bildirilmiş, Mahkemece bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle aynı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.Mahkemece alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi MÖHUK'un 2. maddesi gereğince "Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular. MÖHUK'un 34. (1) maddesi uyarınca "Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna" tâbidir.Uyuşmazlığın esasına maddi hukuk bakımından Alman Hukukunun uygulanması gerekir.Mahkemece alınan bilirkişi raporunda Milletlerarası Hukuk alanında uzman bilirkişi tarafından Alman Hukukunun haksız fiile ilişkin düzenlemeleri açıklanmış olup Alman Borçlar Kanunu'nda haksız fiile ilişkin genel zamananaşımı süresi 3 yıl olarak kabul edilmişse de, emsal bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere iflas prosedürü kapsamında icra kabiliyeti kazanan alacaklar için bir istisna getirilerek bu süre 30 yıla çıkarılmıştır. Davacının alacağı, davalının iflas davasının görüldüğü Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen ... sayılı iflas tablosunda 195 seri numarası ile kayıtlı olduğundan 30 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup bu süre takip ve dava tarihi itibariyle geçmemiştir. Bu sebeplerle davalının zamanaşımı def'i yerinde görülmemiştir.

Davalı vekili, derdest dava dosyaları bulunması halinde iş bu davanın derdestlikten reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de, davalı vekili tarafından iş bu dava yönünden derdestlik oluşturduğu iddia edilen somut bir dava bilgisi dosyaya sunulmadığından söz konusu savunması yerinde görülmemiştir.Eldeki dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini talebiyle açılmış bireysel bir alacak davası olup, davacının iflâs tablosuna(sıra cetveli) dayandığı, davalının iddiasının aksine aynı taraflar arasında aynı konu hakkındaki uyuşmazlığa ilişkin bir yabancı kararın mevcudiyetine rağmen, taraflardan her birinin yabancı mahkeme kararının tanınması tenfizi yoluna başvurmayıp, aynı konuda aynı taraflar arasındaki bir davayı Türkiye’de yeniden açmasının mümkün olduğunu, iflâs kararı Türkiye’de tenfiz edilmediğinden alacaklılardan her biri Türk mahkemelerine başvurarak müflis aleyhine bireysel alacak davası açabileceği, Alman iflâs kararının bir sonucu olan “müflis aleyhine bireysel dava ve takip açma yasağının” Türkiye’de bir etkisi bulunmamaktadır. Davanın karşı yanı hakkında, ülke dışında iflas kararı verilmiş olsa dahi, iflas kararı Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmedikçe iflas kararı hiç verilmemiş gibi davanın genel hükümlere göre sürdürülmesi gerekir. (Yargıtay 11 HD nin 17.12.2007 tarihli, 2007/13214 esas-15912 karar sayılı ilamı, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2023/1430 esas ve 2024/1541 karar sayılı ilamı). Söz konusu ilam dikkate alındığında davalı vekilinin iflas davasının tenfizi yoluna gidilmeden davalının sorumluluğu yoluna gidilemeyeceği savunması da yerinde görülmemiştir.Davacı tarafça davalı şirket yöneticisinin mali ve finans sorumlusu olarak topladığı paraları amacı dışında kullanarak şirkete yatırım yapan davacının yatırımını kaybettiği, davalının kusurlu eylemleriyle davacının zararına sebep olduğu ileri sürülmüştür. Davacının talebinin Türk hukukunda karşılığı şirket yöneticisinin sorumluluğudur.Türk Hukukunda, yöneticinin gerek TTK'da özel olarak düzenlenen sorumluluk hükümleri, gerekse TBK'nın haksız fiil hükümlerine dayanarak sorumluluğu istenebilir. İş bu dosyada ve emsal dosyalarda alınan bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere Alman Hukukunda anonim şirket kurucularının ve yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu Aktiengesetz (Paylı Ortaklıklar Kanunu) de düzenlendiği, ancak üçüncü kişilerin şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden ötürü zarar gördükleri iddiasıyla doğrudan yönetim kurulu üyelerine karşı açtıkları davalara ilişkin olarak anılan kanunda bir hüküm bulunmadığından, bu nitelikteki davalarda haksız fiil hükümleri uygulanacaktır. Bu sebeple Mahkemece davanın dayanağının tüzel kişilik perdesinin aralanması hukuksal sebebi olduğuna dair nitelemesi ve kabulü yerinde olmamıştır. Bu durumda haksız fiili gerçekleştiren kişi davalı olduğundan bu fiil neticesinde oluşan zarar da davalıdan talep edilmektedir. Dolayısıyla davalının husumetin dava dışı şirkete yöneltilmesi gerektiğine ilişkin savunması yerinde görülmemiştir. Mahkemece yukarıda belirtilen bilirkişi raporu gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş ise de Hamburg Federal Mahkemesi'nin davalının dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına dair kararı Hamburg Eyalet Mahkemesi tarafından zararın niteliği araştırılmak, bu konuda bilirkişi incelemesi yapılmak üzere kaldırılmıştır. Yoksa davalının, yukarıda açıklandığı şekilde yatırımcıları para toplama amacı konusunda yanılttığı, aldattığı ve topladığı paraları şirketin vadettiği amacından başka amaçlar için kullandığı ve işlemiş olduğu haksız fiili sabittir Mahkemece özellikle gerekçe yapılan kaldırma kararının 25/b maddesinin şirketin davalı dışındaki diğer ortağına ilişkin tespitleri içerdiği de göz ardı edilmesi de son derece hatalı olmuştur.

Davacı tarafından takip ve dava konusu edilen alacak davalının iflas masasına kaydedilmiş ve kesinleşen iflas tablosunda bu alacağa yer verilmiştir. Her ne kadar davalı taraf bu belgenin İİK'nın 68. maddesinde sayılan belgelerden olmadığını ve Türkiye'de bir geçerliliğinin bulunmadığını iddia etmiş, Mahkemece alınan bilirkişi raporu ve Mahkeme kararında da aynı şekilde tespit de bulunulmuş ise de, bu dava icra takibine itirazın kaldırılması talebi ile İcra Hukuk Mahkemesinde açılmış bir dava olmayıp, itirazın iptali için genel mahkemede açılmış bir davadır. Dolayısıyla davacının, miktarı itibariyle alacağını yazılı delil ile ispatlaması yeterli olup Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından düzenlenen ve apostille şerhi içeren iflas tablosu HMK'nın 224. maddesi uyarınca resmi belge sayıldığından alacağı ispat etmektedir.Nitekim dava konusu paranın davacı tarafından dava dışı şirkete verildiği ve miktarı da ihtilaf konusu değildir.

Davalı tarafından borcun ödendiğine dair geçerli, yazılı ve kesin bir delil de sunulmamıştır. Mahkemece bu hususlar gözetilmek suretiyle davacının asıl alacağın hüküm altına alınmasına, emsal bilirkişi raporlarında tespit edildiği üzere Alman Medeni Kanunu (BGB) 849 madde bir kimse mahrum kaldığı bir eşyanın kıymeti için tazminat ödenecekse, zarar gören, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebileceğinden ve bu hüküm, faizin başlangıç tarihi itibariyle zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilmekte olduğundan aynı kanunun 246. madde gereğince bir hukuki işlemden veya kanundan kaynaklanan borçlar bakımından yasal yıllık faiz oranı %4 oranında olduğu dikkate alınarak bu oran üzerinden, davacının talebi dikkate alınarark iflas masasına kayıt tarihi olan 01/09/2008 tarihinden itibaren icra takip tarihine kadar işlemiş faiz talebinin kısmen kabulüne ve takip tarihinden itibaren asıl alacağa yıllık %4 oranı geçmemek üzere talebiyle bağlı kalınarak 3095 sayılı kanunun 4.a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından Euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduata verilen en yüksek oranda temerrüt faizi işletilmesine karar verilmesi gerekirken aksi gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.Eldeki davada, dava konusu tazminat alacağı olup, alacak likit (belirlenebilir) değildir. Bu halde icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları gerçekleşmediğinden davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 16/03/2023 tarih ve 2022/148 Esas - 2023/256 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle;2-Davanın KISMEN KABULÜ İLE;-Davalı borçlunun İstanbul ... İcra Dairesi'nin 2017/6172 esas sayılı icra takip dosyasındaki icra takibine yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibi, 6.247,68-Euro asıl alacak ve 2.114,97-Euro işlemiş faiz üzerinden asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %4 oranı geçmemek üzere 3095 sayılı kanunun 4.a maddesi uyarınca Devlet bankaları tarafından Euro cinsi açılmış bir yıllık vadeli mevduatlara verilen en yüksek oranda faiz işletilerek takibin devamına, fazlaya ilişkin işlemiş faiz talebinin reddine, -Davacının koşulları oluşmayan icra inkar tazminatı talebinin reddine,

İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:3-Dairemiz karar tarihi itibariyle yürürlükte olan Harçlar Kanunu ve tarifesi uyarınca alınması gereken 2.756,92-TL karar ve ilam harcından davacı tarafından dava açılırken yatırılan 521,06-TL peşin harçtan mahsubu ile bakiye 2.235,86,63‬-TL' nin davalıdan tahsili ile hazineye gelirkaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan 35, 90 TL başvuru harcı ile 521,06-TL peşin harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edildiği anlaşılan 4.525,23‬-TL tebligat/ posta giderinin davanın kabul/ ret oranına göre 4.357,34-TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafının sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,7-Davacı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T uyarınca kabul edilen miktar ve tarifenin 13/1 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 30.000,00 -TL maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 8-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T uyarınca red edilen miktar ve tarifenin 13/2 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 1.550,69-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,9-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, İSTİNAF YÖNÜNDEN:10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 11-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 128,00-TL istinaf gidiş-dönüş gideri toplamı olan 620‬,00-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 12-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 13-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 05/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Karar Etiketleri
REDDİNE ISTINAFHUKUK HUKUK Ticaret Hukuku 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 3095 sayılı Kanun 117 sayılı görevsizlik kararı verilmiştir, karar istinaf edilmeksizin kesinleşmiştir.Dava dosyası mahkememizin 2019/349 esasına kaydedilmiş, davalının milletlerarası yetki itirazı kabul edilmiş ve 20/03/2018 tarih ve2020/51 sayılı yetkisizlik kararı verilmiştir. Karar davacı tarafça istinaf edilmiş İstanbul BAM 13 HD nin 2021/158-192 sayılı ve 15/02/2021 tarihli kaldırma kararında; dava dosyasında davalının mutad meskeninin Şişli/Türkiye adresinde bulunması nedeniyle Türk Mahkemeleri ve İstanbul adliyesi mahkemelerinin yetkili olduğu açıklanarak, karar verilmiştir.Mahkememizce kişisel iflas sonucu düzenlenen sıra cetveline dayanan alacak istendiğinden dava dosyasında ... numaralı İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri nin görevli olduğu belirtilerek 2021/178-476 sayılı ve 17/06/2021 tarihli gönderme kararı verilmiş, davacı tarafın istinafı üzerine İstanbul BAM 13 HD nin 2021/ 1587-2022/197 sayılı ve 10/02/2022 tarihli kaldırma kararında; mahkememizin görevli olduğunuaçıklayarak dava dosyasını mahkememize göndermiştir.Mahkememizin 2022/148 esasına kaydedilen dava dosyasında davacının alacağının varlığı ve miktarının tespiti bakımından bilirkişiler Prof Dr ... ve bağımsız denetçi /mali müşavir ...'ün 02/03/2023 tarihli bilirkişi raporu alınmıştır. 5718 Sayılı MÖHUK'un 34. maddesi uyarınca:(1) Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna tâbidir.(2)Haksız fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yerin farklı ülkelerde olması hâlinde, zararın meydana geldiği ülke hukuku uygulanır.(3)Haksız fiilden doğan borç ilişkisinin başka bir ülke ile daha sıkı ilişkili olması hâlinde bu ülke hukuku uygulanır.(4)Haksız fiile veya sigorta sözleşmesine uygulanan hukuk imkân veriyorsa, zarar gören, talebini doğrudan doğruya sorumlunun sigortacısına karşı ileri sürebilir.(5)Taraflar, haksız fiilin meydana gelmesinden sonra uygulanacak hukuku açık olarak seçebilirler."Yukarıda açıkladığımız hususlar da dikkate alındığında derdest dosyada gerek haksız fiilin işlendiği yer ve gerekse zararın meydana geldiği yer Almanya'dır. MÖHUK m. 34/3 anlamında davacı ... ve davalı ... arasındaki ilişkide Almanya'ya göre daha sıkı ilişkili bir hukuk da mevcut değildir.Tüm bu sebepler ışığında davacının haksız fiil sorumluluğuna dayalı talepleri bakımından uygulanacak hukuk ALMAN hukukudur.Yine MÖHUK'un 2. maddesi gereğince "Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular."Bu anlamda her iki tarafın da Türk Ticaret Kanunu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu HMK md.353/1 İİK md.68 K3095 md.2 İİK md.67 HMK md.355 HMK md.224 K117 md.34 HMK md.362/1
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog