Esas No
E. 2023/1806
Karar No
K. 2024/2092
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

46. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2023/1806

KARAR NO: 2024/2092
KARAR TARİHİ: 26/12/2024

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:12/04/2023

NUMARASI:2021/561 Esas - 2023/290 Karar

DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davacı vekilince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu.

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Dava; 34.612,00-TL fatura alacağı ve 24.228,40-TL vade farkı alacağı olmak üzere toplam; 58.840,40-TL alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.Davalı vekili, davacı yanın borca itirazı öğrenmesine rağmen davayı 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açmadığı, yine davacı yanın farklı bir dosya üzerinden arabuluculuk bürosuna başvurduğu, arabuluculuk tutanağının aslının süresinde mahkemeye sunmadığı, taraflar arasında imzalanan hizmet sözleşmesine konu projenin onaylanmadığı, sözleşmede bedele ilişkin düzenlemeler incelendiğinde davacı yanın söz konusu bedele projenin onaylanması ile hak kazanacağının belirtildiği, ... tarafından projenin yeterli bulunmaması üzerine reddedildiği, projenin onaylanmadığı, bu sebeple sözleşmenin 4/2 ve 5/2 maddeleri gereği bedelin ödenmediği, yine davacı yan tarafından Kadıköy .... Noterliğinin 16/06/2017 tarih ve... yevmiye numaralı ihtar ile sözleşmenin haklı bir gerekçe olmadan feshedildiği, davaya konu söz konusu faturanın ... tarafından reddedilen projeye dayalı olarak düzenlenen fatura olduğu, bu faturanın müvekkil şirket tarafından karşı tarafa iade edildiği, talep edilen faizin temerrüt söz konusu olmadığından haksız olduğu, tüm bu sebeplerle kötü niyetle başlatılan bu takip nedeniyle açılan davanın reddini savunmuştur.Dairemizin 09/09/2021 Tarih ve 2021/2093 Esas - 2021/1498 Karar sayılı kaldırma kararı ile; "...Davacı, istinaf dilekçesinde HMK hükümleri gereğince, yenileme harcının kendisinden istenmesi gerektiğini ileri sürmektedir.Mahkemece üç aylık yasal süre geçtiği nedeni ile harç ikmali için kesin süre verilmeyeceği kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de,Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2019/2133E 2019/12157K.sayılı kararında, ...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 150/1. maddesinde; "Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar duruşmaya gelmedikleri ve gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri taktirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir" düzenlemesi yer almaktadır.150/4. maddesi ise "Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir.Yenileme dilekçesi duruşma, gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yükletilemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır" hükmünü içermektedir.492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 7. maddesinde de; "Muameleden kaldırılan dosya, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda belirtilen süre içinde yenilenmediği takdirde, davanın görülebilmesi yeniden harç verilmesine bağlıdır." düzenlemesine yer verilmiştir.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 25.01.1985 gün ve 1984/5 esas 1985/1 sayılı kararında, harç ödenmesinin talepte bulunanın tek başına yapacağı bir işlem olmayıp, yetkili görevlinin önüne gelen işlemi tamamlama görevinin sonucu ve talepte bulunanla birlikte ortaklaşa yapılması gereken bir işlem olduğu vurgulanmıştır.Talepte bulunanın harç yatırmak istediği halde görevlinin almadığını belgeleyip ispatlaması olanaksız derecede güç olmasına karşılık, görevlinin ilgiliden bu harcı istediğini ve fakat ilgilinin yatırmadığını dilekçeye düşeceği bir yazıyla veya tutanak düzenleyerek ispatlaması daha kolay ve hatta görevi gereği olduğu açıklanmıştır.Mahkemece, kanuni süre içerisinde usulüne uygun yenileme talebinde bulunulmadığı gerekçesi ile dava açılmamış sayılmıştır. Ancak mahkemece yenileme harcı ödenmesi konusunda davacı tarafa muhtıra çıkartıldığına dair dosya içerisinde belge bulunmamaktadır. Harca tabi davalarda davanın açılma tarihi (Davanın yenilenme tarihi), harcın yatırıldığı tarihtir.Fakat harç sebebiyle yenileme dilekçesinin zamanında verilmediğinin kabulü için, mahkeme kalemince harcın istenmesine rağmen yatırılmadığının belgelenmesi gereklidir. Bu konuda 25.01.1985 gün ve 5-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının kıyasen uygulanmalıdır. Bu hususta davacı vekiline herhangi bir süre verilmeden ve mahkeme kalemince harcın istenmesine rağmen yatırılmadığı belgelenmeden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru değildir." şeklindedir.O halde davacı tarafa iki haftalık kesin süre verilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekeceğinden,Davacı vekilinin istinaf taleplerinin HMK 353-.1-a-4 maddesi gereğince kararın ortadan kaldırılmasına karar vermek gerektiği kanaatine oybirliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur." şeklindeki kaldırma kararı sonrasında;İlk Derece Mahkemesi'nce; "...Davacı şirketin incelenen ticari defter, kayıtlara göre dışarıya verilen hizmetlerin kaydedildiği 120 alıcılar hesabının alt hesabından... A.Ş ünvanına cari hesap açıldığı, davacı yanın bir kısım defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, 2017 yılına ait ticari defter kayıtların incelenmesinde kapanış yevmiye kaydının 127 sayfadan sonlandığı, sayfanın altında kapanış mührünün bulunmadığı, bu haliyle 2017 yılına ait ticari defterlerin davacı lehine delil olarak kullanılamayacağı, davalı yanın ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, dolayısıyla yasal defterlerin davalının lehine delil olarak kullanılabileceği, dosya kapsamına uygun denetime elverişli bilirkişi raporunda yapılan tespitlere göre dava konusu 15.06.2016 tarihli ...lu 34.612,00 TL faturanın davalı defter ve kayıtlarında olmadığı, davacı şirketin davalı firma ile ilgili faturaları ve ödemeleri Muhasebe teknik ve usullerine uygun olarak 2015-2016-2017 yılı defter kayıtlarına işlediği eklerde yevmiye kaydı ile detayı verilen tüm faturalardan sonra oluşan 31.12.2017 tarihi itibariyle 34.907,72 TL defter ve kayıtlarında davalıdan alacaklı olduğu, bu alacağın 2021 yılına devrettiği başkaca ödemenin olmadığı, davalı şirketin davalı firma ile ilgili dava faturaları ve ödemeleri Muhasebe teknik ve usullerine uygun olarak 2015-2016-2017 yılı defter kayıtlarına işlediği eklerde yevmiye kaydı ile detayı verilen tüm faturalardan sonra oluşan 31.12.2017 tarihi itibariyle borç alacak ilişkisinin kalmadığı bakiyenin sıfır olduğu dava konusu faturanın kayıtlarında kayıtlı olmadığı, her ne kadar davacı tarafın taraflar arasında imzalanan söz konusu sözleşmeden dolayı üzerine düşen edimleri yerine getirmek için davalı şirketten gerekli bilgilerin istendiğini ancak taraflarına verilmediğini yargılama sırasında beyan etmiş ve buna ilişkin mail yazışmalarına ilişkin fotokopi belgeler sunmuş ise de dosya kapsamından projenin yürütülmesine yönelik istenen belgelerin zorunluluk arz ettiğine ilişkin ve davacı tarafın üzerine düşen yükümlülüklerin ne olduğu ve işleyişin nasıl gerçekleştiğine ilişkin sözleşmede ve dosya kapsamında sunulan herhangi bir bilgi ve belge olmadığı, davacı yan tarafından davalı taraf muhatap gösterilerek gönderilen Kadıköy ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı ve 16/06/2017 tarihli ihtarnamede sözleşmenin hangi nedenle feshedildiğine ilişkin açıklamanın yer olmadığı, ihtarnamede bahsedilen 15/11/2016 tarihli haklı gerekçe metninin davacı tarafından tek taraflı düzenlendiği ve düzenlenen metnin davalı yana tebliğ olduğuna dair hiçbir belge sunulmadığı, açıklama yapılmadığı, sözleşme ve dosya kapsamında davacı tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedilmesini gerektirir bir hususun bulunmadığı bu haliyle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin kabulünün mümkün olmadığı ve yine sözleşmeye konu projenin onaylanmadığı, davacının sözleşme kapsamında projenin tüm aşamaları bitirilerek sonuca varılmasını sağlayamadığı anlaşıldığından..." gerekçesi ile;"Davanın REDDİNE..." şeklinde hüküm tesis edilmiştir.İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacı yanca istinaf yoluna başvurulmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı taraf arasında 25.04.2016 tarihinde .... Sanayi Arge Destekleri konulu Hizmet sözleşmesi yapıldığı noktasında bir ihtilaf bulunmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 2/2 maddesinde davacı yanın sorumlulukları, 2/3'de ise yararlanıcının (davalı ... A.Ş) sorumluluklarının düzenlendiği, taraf yazışmalarında da görüleceği üzere 23/08/2016 tarihinde davacı şirketin; "proje yönetiminin kendilerinde olduğunu ancak oluşturulan ... şifrelerinin davalı şirket tarafından değiştirilmesi nedeniyle projeyi yönetemediklerini, işbu sebeple sözleşmenin m.5/3 hükümleri uyarınca yararlanıcının yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda sözleşmenin fesih hakkı vermekte ve proje bedeli olan asgari fatura hakkını sağlamakta olduğunu" bildirdiği, davalının ise; "projenin 2017'ye erteleneceğini, başvurularının 1 ay içinde üniversite işbirliği sözleşmesi sunmadıkları için iptal edileceğini, bu konuda (sonraki yeni proje başvurusunda) müvekkil ile sözleşme yapmayacağı" cevabının verildiğini, şirketin sözleşme gereği üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmek için davalı tarafça iletişime geçmeye çalıştığını ancak bu çabalarında başarılı olamadığını, davalı şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesinin şirkete haklı sebeple fesih imkanı tanıdığını, davacının bahsi geçen sözleşme kapsamında yapması gereken tüm iş ve işlemleri iyi niyetle büyük bir çaba sarf ederek gerçekleştirdiğini, bu çabanın davalı tarafın tutumları sebebiyle sekteye uğradığını ve işbu hususun bilirkişi raporuyla da ortaya konduğunu, bilirkişi raporuna iştirak etmekle birlikte hükme esas alınması gerektiğini, 24/11/2016 tarihli mail ile 15/11/2016 tarihli fesih yazısının gönderildiğini, bu mail incelendiğinde davalı yetkililerine mailin iletildiği ve okunduğuna dair raporun üzerinde bulunduğunu, mahkemece yapılan "...dosya kapsamından projenin yürütülmesine yönelik istenen belgelerin zorunluluk arz ettiğine ilişkin ve davacı tarafın üzerine düşen yükümlülüklerin ne olduğu ve işleyişin nasıl gerçekleştiğine ilişkin sözleşmede ve dosya kapsamında sunulan herhangi bir bilgi ve belge olmadığı..." değerlendirmesine katılmadıklarını, sözleşmenin 2.3 maddesinde davalı sorumluluklarının yazıldığını, bu maddede "davacının talep ettiği bilgi ve belgelerin verilmesi" şeklinde düzenleme bulunduğunu, bu maddeden istenen bilgi ve belgelerin zorunlu olması gerektiği gibi bir ibarenin yer almadığını, mahkemenin istenen bilgi ve belgelerin zorunlu olup olmadığı hususunda bir araştırmaya girmesinin hatalı olduğunu beyanla; ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını talep etmiştir.İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe;34.612,00-TL fatura alacağı ve 24.228,40-TL vade farkı alacağı olmak üzere toplam; 58.840,40-TL alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin eldeki davada, İlk Derece Mahkemesi tarafından, yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, verilen karara ilişkin olarak da davacı yanca yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulmuş olduğu anlaşılmıştır. İstinaf incelemesine konu eldeki davada, yerel mahkeme tarafından daha önce verilen, 08/06/2021 Tarih ve 2020/550 Esas-2021/465 Karar sayılı, "Davanın HMK m.150/5 uyarınca Açılmamış Sayılmasına" ilişkin kararın, Dairemizin 09/09/2021 tarih 2021/2093 Esas-2021/1498 Karar sayılı kararı ile kaldırıldığı, kaldırma kararı sonrası yerel mahkeme tarafından, kaldırma kararı kapsamında yargılama yapıldığı ve İstinaf incelemesine konu eldeki iş bu kararın verildiği anlaşılmıştır.Hukuk Muhakeme Kanununun 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada; İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya mündericatında yer alan, ... sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde; davacı- alacaklıl tarafından, davalı- borçlu aleyhine 34.612,00-TL fatura alacağı ve 24.228,40-TL vade farkı alacağı olmak üzere toplam; 58.840,40-TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalı- borçlu yanca yapılan itiraz sonucu takibin durdurulmasına karar verildiği ve davacı- alacaklı vekili tarafından yasal 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde, eldeki iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.Somut davada, davalı yanca cevap dilekçesinde ve sonrasında da İstinafa cevap dilekçesinde; davacının 20/05/2019 tarihinde Arabuluculuk Bürosuna başvurarak müvekkili şirket tarafından yapılan itirazı öğrenmiş olduğu ve 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde de huzurdaki davaya açmaması nedeniyle davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi gerektiği beyan edilmiş olup; iş bu hususa ilişkin davalı yanın usulüne uygun bir İstinafı bulunmamakla birlikte, istem konusu hususun "Hak düşürücü süreye" ilişkin olması ve dolayısıyla da kamu düzenini ilgilendiriyor olması nedeniyle res'en değerlendirme yapılması gerektiği anlaşılmıştır.Bu minvalde somut olay incelendiğinde; davacı alacaklı yanca davalı borçlu hakkında ilk olarak ... sayılı icra takip dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, akabinde davalı- borçlu yanca icra müdürlüğünün yetkisine, asıl alacağa, faize ve tüm fer'ilere itiraz edilerek takibin durdurulmasına karar verildiği, davacı alacaklı yanca davalı borçlunun yetki itirazının kabul edildiği ve dosyanını yetkili İstanbul İcra Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmesinin talep edildiği, akabinde dosyanın İstanbul icra müdürlüğüne gönderildiği ve burada da dosyanın, ... sayılı sırasına kaydının yapıldığı, icra müdürlüğü tarafından yeniden ödeme emri gönderildiği ve davalı borçluya çıkartılan ödeme emrinin 17/01/2019 tarihinde davalı borçluya tebliğ edildiği, davalı borçlu yanca d 21/01/2019 tarihli itiraz dilekçesi ile icra takibine itiraz ettiği, takibin durdurulmasına karar verildiği ve davacı alacaklı yanca tebliğ tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre dolmadan İstinaf incelemesine konu eldeki iş bu itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olaya dönüldüğünde; her ne kadar davalı- borçlu yanca, cevap dilekçesinde ve sonrasında da İstinafa cevap dilekçesinde; davacının 20/05/2019 tarihinde Arabuluculuk Bürosuna başvurarak müvekkili şirket tarafından yapılan itirazın öğrenilmiş olduğu ve bu tarihten itibaren de 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde huzurdaki davanın açılmadığı iddia edilerek, davanın Hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi talep edilmiş ise de; 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin birinci fıkrasında açıkça itirazın iptali davasının, itirazın tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde açılması gerektiğinin düzenlendiği, Kanun hükmünde gösterilen bir yıllık sürenin, hak düşürücü süre olduğu, hak düşürücü süre, sahibinin hakkın korunması için kanun veya sözleşme ile öngörülen süre içerisinde belirlenen eylem veya işlemleri yapmaması nedeniyle hakkının sona ermesi sonucunu doğuran süre olup, hak düşürücü sürelerin kanunla düzenlenmesinin asıl olduğu, tarafların sözleşme ile hak düşürücü süreleri belirlemeleri, bu süreleri değiştirmeleri veya ortadan kaldırmalarının mümkün olmadığı, bu haliyle de; hak düşürücü süre niteliğinde olan bu bir yıllık sürenin başlangıcını, genişletici yoruma tabi tutmanın ve Arabuluculuk Bürosuna başvuru tarihi ya da anlaşamama tutanağının imzalanma tarihi olarak tespit etmenin mümkün olmadığı (Bknz. Yargıtay 11. H.D.'nin, 16/09/2024 Tarih ve 2024/3074 Esas-2024/6421 Karar sayılı kararı) ve somut davada da davalı borçlu yanın itiraz dilekçesinin davacı- alacaklı yana tebliğ edildiğine ilişkin bir belgeye rastlanılamadığından, açılan davanın 1 yıllık hak düşürücü sürede açıldığının kabulü gerektiği anlaşılmıştır.Dava; 34.612,00-TL fatura alacağı ve 24.228,40-TL vade farkı alacağı olmak üzere toplam; 58.840,40-TL alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.Somut davada, takip ve dava konusu alacağın iki ayrı alacak kalemine dayandırıldığı, bunlardan ilkinin fatura, diğerinin ise sözleşmeden kaynaklanan vade farkı alacağı olduğu anlaşılmaktadır.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle, ilgili mevzuat hükümleri ile yargısal içtihatların ve akdedilen sözleşmenin uyuşmazlığa ilişkin maddelerinin açıklanmasında yarar vardır.Türk Borçlar Kanunun 1’inci maddesine göre sözleşme; "iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan etmeleridir." Yasadaki rıza beyanından maksat tarafların karşılıklı irade açıklamalarıdır. Şayet, karşılıklı ve birbirine uygun taraf iradeleri bir akdin konusu ve onun esaslı noktalarında birleşmiş ise sözleşme meydana gelmiş sayılır.Türk Borçlar Kanunu’nun 26 ncı maddesinde "Sözleşme özgürlüğü" başlığı altında bir sözleşmenin içeriğinin, bu sözleşmenin taraflarınca kanunda öngörülen sınırlar içerisinde özgürce belirlenebileceği düzenlemesi yer almaktadır. Bu temel kuralın istisnası ise 27 nci maddenin birinci fıkrasında ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğu belirtilmek suretiyle açıklanmıştır.Sözleşme serbestisi kavramının temeli irade özgürlüğüne dayalıdır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın irade özgürlüğüne ilişkin hükümleri (Bknz. md.12/1, 13, 17/1, 19, 35/1, 48/1) göstermektedir ki; hukuk sistemimiz kişilerin irade özgürlüğüne sahip olduğunu temel bir ilke olarak benimsemiştir.Tarafların özgür iradeleri ile oluşturup, içeriğini serbestçe belirledikleri sözleşmenin kurulmasından sonra sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kararlaştırılan şekilde ve zamanda yerine getirmek zorunda olmaları temel kural olup, bu kurala "Ahde vefa (söze bağlılık)" ilkesi denilmektedir. Latince "..." olarak ifade edilen ahde vefa ilkesi, insanların verdikleri sözleri tutması gerektiğini dile getiren ahlâkî bir prensiptir. Herkes sözleşme ile verdiği sözde durmalıdır ve sözleşme yapıldıktan, bir takım haklar ve yükümlülükler doğduktan sonra, tarafların özel durum ve ilişkilerinde ortaya çıkan değişikliklere bakılmamalıdır ve bu değişiklikler sözleşme ile verilen sözü etkilememelidir. Yani taraflar değişikliklere karşın, kendileri için zor da olsa verdikleri sözü yerine getirmelidirler (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 26-27). Aynı zamanda dürüstlük kuralının da bir görünümü olan "ahde vefa (anda bağlılık)" ilkesi gereğince kişilerin serbest iradeleriyle sözleşme ile verdikleri sözleri ve karşılıklı taahhütlerin, bu kişiler arasında bağlayıcı olduğu kuşkusuzdur (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 07/06/2022 Tarih ve 2021/(23)6-901 Esas-2022/837 Karar sayılı kararı).6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "Genel Olarak" başlıklı 170 nci maddesinde; "(1)Bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılmışsa, sözleşme geciktirici koşula bağlanmış olur. (2)Aksi kararlaştırılmamışsa, geciktirici koşula bağlı sözleşme, ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm ifade eder." şeklinde ve aynı Kanun'un "Dürüstlük Kuralına Aykırı Engelleme" başlıklı 175 inci maddesinde de; "(1)Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesine dürüstlük kurallarına aykırı olarak engel olursa, koşul gerçekleşmiş sayılır. (2)Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına aykırı biçimde sağlarsa, koşul gerçekleşmemiş sayılır." düzenlemesine yer verilmiştir. Davaya konu somut olayda dava konusu uyuşmazlığın; fatura alacağı nedeni ile yapılan icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı istemine ilişkin olması hasebiyle, davacının kendi ticari kayıtlarında dayanak belgeleri olmadan, alacaklı olarak gözükmesi davacının davalıdan alacağı bulunduğunu göstermeyecektir (Bknz. Yargıtay 19. H.D.'nin, 09/02/2016 Tarih ve 2015/10255 Esas-2016/1919 Karar sayılı kararı).Diğer yandan fatura, tek başına alacağın varlığını kanıtlamayacaktır (Bknz. Yargıtay 19. H.D.'nin. 06/06/2018 tarih ve 2016/18445 Esas-2018/3268 Karar sayılı kararı). Ayrıca faturanın tebliği ifaya yönelik olup içeriğindeki malların teslim edildiği, hizmetin verildiği veya akdi ilişkinin varlığını kanıtlamaz (Bknz. Yargıtay 13. H.D.'nin, 26/06/2019 Tarih ve 2016/15073 Esas-2019/7768 Karar sayılı kararı).Yine faturanın davalıya tebliğ edilmiş olması da, malın davalıya teslim edildiğinin veya hizmetin verildiğinin belgesi değildir. Bu durumda malın teslimi veya hizmetin verildiği konusunda ispat külfeti davacı yanda olup, malın teslimini veya hizmetin verildiğini usulüne uygun belgeleri ile kanıtlamalıdır (Bknz. Yargıtay 19. H.D.'nin, 09/02/2016 Tarih ve 2015/10255 Esas-2016/1919 Karar sayılı kararı). Somut davada, tarafların sıfatı ve davanın mahiyeti gereği ispat külfeti açısından, ticari defterlerin ibrazı ve delil olma vasfına ilişkin kısaca bilgi vermekte de fayda vardır. 6100 sayılı HMK'nın 222/1. maddesi gereğince; mahkeme ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Yasa koyucu bu madde ile tacirlerin ticari işletmeleriyle ilgili işlemlerinden kaynaklanan davalarda tarafların delilleri arasında açıkça ticari defterlere dayanılmamış olsa dahi hakimin re'sen ticari defterleri inceleyebileceği ilkesini kabul etmiştir. Aynı ilke TTK'nın 85. maddesinde "Malvarlığı Hukukuna ilişkin olan özellikle de mirasa, mal ortaklığına ve şirket tasfiyesine ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme ticari defterlerin teslimine ve bütün içeriklerinin incelenmesine karar verebilir."denilmek suretiyle, HMK 222. madde hükümlerine paralel olacak şekilde teyit edilmiştir.TTK'nın 83/2. maddesinde ticari defterlerin ibrazı hakkında HMK'ya atıf yapılmış ancak defterlerin ibrazından kaçınmanın yaptırımı düzenlenmemiştir. Yine HMK'nın 222/3. maddesinde tarafların ticari defterlerini mahkemeye biraz usulü düzenlenmiş ancak ibraz edilmemesinin yaptırımı gösterilmemiştir. Bu nedenle doktrinde bu durumda belgelerin ibraz mecburiyetine ilişkin HMK 219 ve 220. maddelerinin uygulanacağı kabul edilmektedir. (Hakan Pekcanıtez Medeni Usul Hukuku 15. Bası 2. Cilt s.

1826.Diğer yandan HMK'nın 222/1. maddesi ve TTK'nın 85/2. maddesi gereğince ticari defterlerin mahkemece re'sen incelenebileceği yasa koyucu tarafından açıkça düzenlendiğine göre, yasa koyucunun defterleri ibraz etmeyen tarafla ilgili herhangi bir yaptırım öngörmediği düşünülemez zira ticari defterlerin resen ibrazına karar verilmesine rağmen tarafların defterlerin ibraz etmemeleri halinde mahkeme ara kararının yerine getirilmesi mümkün olamayacaktır. Bu nedenle kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği ilkesi gözönünde bulundurulmalıdır.Tacirler ticari bir uyuşmazlıkta gerek kendi defterlerine gerekse karşı tarafın ticari defterlerine delil olarak dayanabilirler. Ticari defterlerin ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna uygun olarak tutulmuş açılış ve kapanış tasdiklerinin yapılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.Ticari defterlerin ticari davalara delil olabilmesi için defter sahibinin defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yaptırmış olması ve defterleri usulüne uygun tutulmuş olması defter kayıtlarının birbirini doğrulaması, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutmuş bir başka deyişle usulüne uygun olarak tutulmuş defter kayıtlarına aykırı olmaması veya hiçbir kayıt içermemesi gerekir. Karşı taraf defterlerini usulüne uygun tutmuş olmasına rağmen ve her iki tarafın ticari defterleri birbirine aykırı kayıtlar içerdiği taktirde ispatla yükümlü olan taraf iddiasını başka delillerle ispat etmek zorunda kalacaktır. Taraflardan biri ticari defterlerini mahkemeye ibraz etmesine rağmen karşı taraf ticari defterleri ibrazdan kaçındığı taktirde mahkeme defter ibrazını TTK 85 ve HMK 222/1. Maddeye göre resen emredebileceğinden HMK'nın 220. maddesi gereğince ibrazdan kaçınan tarafa ticari defterlerini ibraz etmeme hakkındaki delil ve belgelerini sunması defterleri bulamadığı taktirde nerede olduğunu bilmediğine ilişkin yemin teklifinde bulunması defterleri ibrazına karar verilen tarafın kendisine verilen sürede defterleri ibraz etmez ve ibraz etmeme hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkar eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse mahkemenin duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul etmek suretiyle karar verilebileceği kabul edilmiştir. TTK'nın 222/4. maddesi gereğince açılış ve kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları sahibi aleyhine delil olur. Ticari defterleri aleyhine delil olarak kullanan taraf defterlerindeki kayıtların aksini iddia ve ispat edebilir. Ancak karşı tarafın kendi aleyhine delil olan ticari defterlerindeki kayıtların aksini sadece kesin delillerle ispatı gerekmektedir. Yine bir tarafın ticari defterlerinin tamamı kanuna ve usulüne uygun tutulmakla birlikte içerdikleri kayıtlar yönünden karşı tarafın iddialarını doğrulaması halinde bu kayıtlarda sahibi aleyhine delil teşkil eder. Örneğin, satım sözleşmesinde satıma konu faturanın alıcı defterlerinde kayıtlı olması faturaya konu emtianın ve faturanın alıcıya teslim edildiği iddiası bakımından defter sahibi aleyhine teşkil eder. Bunun aksini defter sahibinin başkaca kesin delillerle ispatı gerekir.Ayrıca somut davada, davacı alacaklı yanın takip ve dava konusu alacağının dayanaklarından birisi de vade farkı alacağıdır. Vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme bulunması veya teamül halini almış fiili bir uygulamanın mevcut olması gerekir. Vade farkı alacağını ihtiva eden bir fatura düzenlenip davalı tarafa tebliğ edilmesi ve süresinde bu faturaya itiraz edilmemiş olması yukarıda belirtilen şartların gerçekleştirilmemesi halinde tek başına vade farkı istenebileceği sonucunu doğurmaz (Bknz. Yargıtay 19. H.D.'nin, 25/10/2017 Tarih ve 2016/13496 Esas-2017/7273 Karar sayılı kararı). Bu aşamada, İstinafa konu ihtilafın çözüme açısından, taraflar arasında akdedilen "Hizmet Sözleşmesi"nin, dava konusu ihtilafa ilişkin hükümlerine değinmekte de fayda vardır.Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin, "Sözleşmenin Konusu" madde başlıklı 1 nci maddesinin; "İş bu sözleşme ile Biz... 1-1) YARARLANICI nın danışmanlık konusunda talep etmiş olduğu ... Sanayi Ar-Ge destek programı kapsamında projesinin hazırlanması, onaylanması, raporlamaların yapılması ve kapanış aşamasına kadarki sürecin takip edilmesi" şeklinde; Aynı sözleşmenin, "Sözleşme Bedeli" madde başlıklı 4 ncü maddesinin; "4-1) İş bu sözleşmenin bedeli; 3.000 TL +Proje Bütçesinin %5'dur. 4-2) Sabit tutarın ödeme Şekli: sözleşmenin imzalanması ile 3.000 TL peşin geri kalan tutar projenin onaylanması ile defaten ödenir.4-3) Komisyon Tutarın Ödeme şekli: Belirtilen komisyon alınacak olan ilk desteğin banka hesaplarına geçmesi ile hesaplanarak 7 iş günü içinde defaten ödenir. 4-4) Katma Değer Vergisi bedele dâhil değildir. %18 KDV fatura tutarına ilave edilecektir." şeklinde; Ve aynı sözleşmenin "Yürürlük Koşulları" madde başlıklı 5 nci maddesinin dava konusu ihtilafa ilişkin maddelerinin de; "...5-2)Projenin onaylanması ile bedel kesinlik kazanır ve her hal şartta ödenecektir. Proje bedeli asgari 20.000 TL'dir...5-4)İş bu sözleşme ile yararlanıcı yükümlülüklerini yerine getirmekle mükelleftir. Getirmemesi durumunda sözleşme fesih edilir ve alacaklar muacceliyet kesbeder. Alacakların gecikmesi durumunda aylık %5 vade farkı uygulanır. 5-5)Biz... Danışmanlığın istediği bilgi ve belgeler en geç 7 iş günü bitimine kadar (olağan dışı haller haricinde) Yararlanıcı ... Danışmanlığa ulaştırmakla yükümlüdür....5-8)Bu sözleşme, imza edildiği tarihten başlamak üzere projenin sonlanmasına kadar geçerli olup, taraflardan herhangi birisinin sözleşme bitim tarihinden en az on gün önce sona erdirme talebi olmadığı sürece yürürlükte kalır. Sona erdirme talebi yazılı olarak karşı tarafa bildirilmelidir." şeklinde hükümler içerdiği anlaşılmaktadır.Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olay incelendiğinde; davanın, 34.612,00-TL fatura alacağı ve 24.228,40-TL vade farkı alacağı olmak üzere toplam; 58.840,40-TL alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin olduğu;Az yukarıda ayrıntısı verilen Yargıtay kararlarından da açıkça anlaşılacağı üzere, fatura düzenlenmiş olmasının, tek başına alacağın varlığını kanıtlamayacağı, ayrıca faturanın tebliği ifaya yönelik olup, faturanın tebliğ edilmiş olmasının da, fatura içeriğindeki hizmetin verildiğini veya akdi ilişkinin varlığını kanıtlamayacağı, davacının kendi ticari kayıtlarında dayanak belgeleri olmadan, kendi defter ve kayıtlarında alacaklı olarak gözükmesi davacının davalıdan alacağı bulunduğunu göstermeyeceği, yine faturanın davalıya tebliğ edilmiş olması da, hizmetin verildiğinin belgesi olmadığı, bu durumda hizmetin verildiği konusunda ispat külfeti davacı yanda olup, davacı yanca hizmetin verildiğinin usulüne uygun belgeler ile kanıtlaması gerektiği; Somut olayda, yerel mahkemece taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu alınan mali bilirkişi raporunda da açıkça tespit edildiği üzere; davacı yanın ibraz edilen 2015-2016-2017 yılı ticari defterlerinin yevmiye, kebir, envanter 2015-2016-2017 yılı açılış-2015-2016 yılı kapanış onaylarının, TTK Madde 64,66 (Eski TTK. Madde 69,70/son 72/3) ve VUK madde 220-226 uyarınca yasal sürelerde ve usule uygun şekilde yaptırıldığı, ancak 2017 yılı kapanış kaydının tasdik ettirilmediği, davalı yanın da; ibraz edilen 2015-2016-2017 yılı ticari defterlerinin yevmiye, kebir, envanter 2015-2016-2017 yılı açılış- kapanış onaylarının, TTK Madde 64,66 (Eski TTK. Madde 69,70/son 72/3) ve VUK madde 220-226 uyarınca yasal sürelerde ve usule uygun şekilde yaptırıldığı, ancak 2017 yılı kapanış kaydının tasdik ettirilmediği, ticari defterlerin ticari davalara delil olabilmesi için defter sahibinin defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yaptırmış olması ve defterleri usulüne uygun tutulmuş olması defter kayıtlarının birbirini doğrulaması, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutmuş bir başka deyişle usulüne uygun olarak tutulmuş defter kayıtlarına aykırı olmaması veya hiçbir kayıt içermemesi gerektiği, bu minvalde somut davaya bakıldığında ise; davacı şirketin, incelenen defter ve kayıtlarında 31.12.2017 tarihi itibariyle davalıdan 34.907,72-TL alacaklı gözüktüğü, dava konusu faturanın defterlerinde kayıtlı olduğu ancak buna rağmen, davalı şirketin incelenen defter ve kayıtlarında davalı şirketin 31.12.2017 tarihi itibariyle herhangi bir borcunun olmadığı, borç alacak ilişkisinin kalmadığı, bakiyenin sıfır olduğu ve dava konusu faturanın da davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı, bu haliyle de; her iki tarafın ticari defterlerinin birbirine aykırı kayıtlar içerdiği ve ayrıca davacı yanın yevmiye defterinin 2017 yılı kapanış kaydının tasdik ettirilmediği ve bu nedenle de davacı yanın defterlerinin sahibi lehine delil vasfına haiz olmadığı ve dolayısıyla da HMK 222/2 nci maddesinin somut olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, ispat külfeti kendisinde olan davacı yanın iddiasını usulüne uygun başkaca delillerle ispat etmek zorunda olduğu;Davacı yanın, takip ve dava konusu fatura alacağının, taraflar arasında akdedilen "Hizmet Sözleşmesi" hükümlerine dayandırıldığı anlaşıldığından, alacağın varlığı ve ispatı açısından taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümlerinin incelenmesi gerektiği; taraflar arasında akdedilen hizmet sözleşmenin konusunun, ... Sanayi Ar-Ge destek programı kapsamında proje hazırlanması, onaylanması, raporlamaların yapılması ve kapanış aşamasına kadar ki sürecin davacı yanca takip edilmesi olduğu, sözleşme bedelinin ise; 3.000 TL+Proje Bütçesinin %5 şeklinde belirlendiği ve iş bu miktarın 3.000,00-TL'sinin sözleşmenin imzalanması sonucu peşin ödeneceği, geri kalan tutarın da projenin onaylanması ile defaten ödeneceğinin karalaştırıldığı, peşin ödenen bedel konusunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı, ihtilaflı olan hususun bakiye sözleşme bedeline ilişkin olduğu, bakiye sözleşme bedelinin ise; projenin onaylanması sonucu ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu minvalde yerel mahkemece yargılama sırasında ... ile ... Ofisine ve ayrıca Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığına müzekkere yazıldığı, yazılan müzekkereye verilen cevabi yazıda; ... A.Ş'nin ... numaralı ve "..." başlıklı projesi ile ... numaralı "..." başlıklı projenin başkanlık tarafından reddedildiğinin ve dolayısıyla da iş bu proje kapsamında başkanlık tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığınına ilişkin bilgi verildiğinin anlaşıldığı, bu haliyle de taraflar arasında akdedilen hizmet sözleşmesinin "Sözleşme Bedeli" madde başlıklı 4 ncü maddesinin 4-1 ve 4-2 nci bendinde yer alan; "4-1) İş bu sözleşmenin bedeli; 3.000 TL +Proje Bütçesinin %5'dur. 4-2) Sabit tutarın ödeme Şekli: sözleşmenin imzalanması ile 3.000 TL peşin geri kalan tutar projenin onaylanması ile defaten ödenir" şeklindeki düzenlemeler kapsamında bakiye sözleşme bedelinin, "projenin onaylanması" koşuluna, eş söyleşiyle; az yukarıda ayrıntısı verilen ve TBK'nın 170 nci maddesinde düzenlenen geciktirici koşula bağlanmış olduğu, ancak somut olayda, projelerin ... tarafından onaylanmaması ve davalı yana projelere ilişkin herhangi bir ödeme yapılmamış olması nedeniyle geciktirici şartın gerçekleştiğinden ve dolayısıyla da davacı yanın bakiye alacak hakkının doğduğundan söz edilemeyeceği;Her ne kadar davacı yanca, taraflar arasında akdedilen sözleşmeden dolayı üzerine düşen edimleri yerine getirmek için davalı şirketten gerekli bilgilerin istendiği ancak taraflarına verilmediği beyan edilmiş ve buna ilişkin bir takım kayıtlar sunulmuş ise de; davacı yanca ibrazı istenen ve davalı yanca verilmediği iddia edilen belgelerin, ...'tan gelen ve dosya kapsamında bir sureti bulunan cevabi yazıdaki projelerin reddedilmesine ilişkin gerekçeler karşısında, projenin yürütülmesi ve akabinde de projenin reddedilmesi açısından nasıl bir zorunluluk arz ettiğinin davacı yanca ispat edilemediği ve ayrıca yerel mahkemece de isabetli olarak tespit edildiği ve Dairemizce de itibar edildiği üzere, davacı tarafın üzerine düşen yükümlülüklerin ne olduğu ve işleyişin nasıl gerçekleştiğine ilişkin gerek sözleşmede ve gerek se dosya kapsamında sunulan herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı anlaşıldığından, yerel mahkemece verilen davanın reddi kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.Bu itibarla da; tarafların iddia ve savunmaları ile dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve İlk Derece Mahkemesi'nin objektif, mantıksal ve bilimsel veriler ile dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine, davanın vasıf- mahiyetine, ispat hukuku hükümleri çerçevesinde delillerin takdirinde ve hukuki mevzuatın olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ayrıca istinaf talebine konu kararın hukuki güvenlik ve istikrarın temini açısından uygulama hukukuna yönelik istikrar kazanmış yüksek mahkeme kararlarına ile yargısal içtihatlara uygun olarak Dairemiz'ce de benimsenen usule ve maddi hukuka ilişkin yasal ve hukuksal gerekçelere dayandırılarak verilmiş olduğu, bu doğrultuda ortaya konulan gerekçenin isabetli olduğu değerlendirilmekle, davacı yanın İstinaf başvurusunun HMK.353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmakla, oy birliği ile aşağıdaki hükmün kurulması cihetine gidilmiştir.

H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1.HMK m.353/1-b-1 gereğince davacının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE, 2.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,3.Alınması gereken 427,60 TL harçtan yatırılan 179,90 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 247,7‬0 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 26/12/2024 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Karar Etiketleri
REDDİNE ISTINAFHUKUK HUKUK Ticaret Hukuku 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın irade özgürlüğüne ilişkin hükümleri (Bknz. md.12/1, 13, 17/1, 19, 35/1, 48/1) göstermektedir ki; hukuk sistemimiz kişilerin irade özgürlüğüne sahip olduğunu temel bir ilke olarak benimsemiştir.Tarafların özgür iradeleri ile oluşturup, içeriğini serbestçe belirledikleri sözleşmenin kurulmasından sonra sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kararlaştırılan şekilde ve zamanda yerine getirmek zorunda olmaları temel kural olup, bu kurala "Ahde vefa (söze bağlılık)" ilkesi denilmektedir. Latince "..." olarak ifade edilen ahde vefa ilkesi, insanların verdikleri sözleri tutması gerektiğini dile getiren ahlâkî bir prensiptir. Herkes sözleşme ile verdiği sözde durmalıdır ve sözleşme yapıldıktan, bir takım haklar ve yükümlülükler doğduktan sonra, tarafların özel durum ve ilişkilerinde ortaya çıkan değişikliklere bakılmamalıdır ve bu değişiklikler sözleşme ile verilen sözü etkilememelidir. Yani taraflar değişikliklere karşın, kendileri için zor da olsa verdikleri sözü yerine getirmelidirler (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 26-27). Aynı zamanda dürüstlük kuralının da bir görünümü olan "ahde vefa (anda bağlılık)" ilkesi gereğince kişilerin serbest iradeleriyle sözleşme ile verdikleri sözleri ve karşılıklı taahhütlerin, bu kişiler arasında bağlayıcı olduğu kuşkusuzdur (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 07/06/2022 Tarih ve 2021/(23)6-901 Esas-2022/837 Karar sayılı kararı).6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 6098 sayılı Kanun) "Genel Olarak" başlıklı 170 nci maddesinde; "(1)Bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılmışsa, sözleşme geciktirici koşula bağlanmış olur. (2)Aksi kararlaştırılmamışsa, geciktirici koşula bağlı sözleşme, ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm ifade eder." şeklinde ve aynı Kanunu 492 sayılı Harçlar Kanunu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 2004 sayılı Kanun TTK md.222/4 HMK md.222 TTK md.85 K492 md.7 TTK md.85/2 HMK md.219 TBK md.170 TTK md.83/2 K2004 md.222/1 HMK md.222/1 HMK md.222/2 K6100 md.150/1 HMK md.353 HMK md.220 HMK md.360 HMK md.222/3
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog