Esas No
E. 2013/21952
Karar No
K. 2013/15471
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Genel Hukuk

7. Hukuk Dairesi         2013/21952 E.  ,  2013/15471 K.

"İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı, iş sözleşmesinin haklı ve geçerli bir neden olmaksızın feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğinin tespitine, işe iadesine, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, davanın 1 aylık hak düşürücü sürede açılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, Hazırlık İlk Tensip Zaptından sonra 24/04/2013 tarihli Tensip Tutanağında dava ve cevap dilekçeleri dikkate alındığında;

HMK 320/1. maddesi gereğince dosya üzerinden karar verilebilmesinin mümkün olduğu anlaşıldığı gerekçesiyle, ön inceleme duruşması için taraflara duruşma davetiyesi çıkartılmaksızın evrak üzerinde davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2007 tarih ve 2007/8-161 E., 2007/155 K. sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli, tarafları usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, dava dosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamanın gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir.

Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur. AİHM'ye göre de iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır.

Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.

Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır.

Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin ( tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar.

Burada üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise, yargılama makamlarının işlemlerinin çelişkili bulunmaması gerekmektedir. Yani mahkemece, adaletin görünür kılınmasını sağlayacak usul ve esaslara uyulurken, taraflarda farklı anlamlandırılabilecek işlemlerden kaçınılması gerekmektedir. Örneğin, taraflara tebliğ edilen davetiyelerde duruşma yapılacağı belirtilmesine ya da duruşma yapılacağı izlenimi oluşturulmasına rağmen duruşma yapılmaması gibi... Somut olayda Mahkemece, yapılan tensip tutanağında dilekçeler teatisinden sonra; "4–Dilekçelerin verilmesinden sonra HMK' nin 320 maddesi gereğince mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verilebileceğine,

5.HMK 320/2 ye göre dosya üzerinden karar verilemeyeceğinin anlaşılması halinde ön incelemenin duruşmalı yapılıp yapılamayacağına karar verileceği, ön incelemenin duruşmalı yapılması halinde duruşma tarihinin dilekçelerin tamamlanmasından sonra belirleneceği, ve avanstan karşılanarak taraflara bildirileceği,

6.Ön inceleme duruşmasında yargılamaya devam edilmesine karar verilmesi halinde ön incelemenin sonunda ya da daha sonra tahkikat duruşması için gün verileceği,

7.Bu tensip zaptının ihtar yerine geçmek üzere davalıya tebliğ edilerek aşağıda belirtilen husuların ibrazı için 2 haftalık kesin süre verilmesine, bu süre zarfında sunulmadığı takdirde bu delillere dayanmamış sayılacaklarının ve kendileri tarafından tüm delillerden vazgeçmiş sayılacaklarına;

Karar verildiği halde, yargılama usulü bakımından gerekli bu hususlara riayet edilmeyerek, bunlar yapılmaksızın ön inceleme duruşması için tarih belirlenmediği, taraflara ön inceleme duruşma davetiyesi çıkartılmadığı ve duruşma açılmaksızın Tensip Tutanağı düzenlenerek evrak üzerinde karar verilmiştir.

Somut olayda yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında tarafların hak arama özgürlüğü kapsamında iddia, savunma, usulüne uygun şekilde bilgilendirilme ve açıklama yapma hakkı ihlal edilerek gösterilen deliller toplanmaksızın ve tanıklar dinlenmeksizin karar verilmesi yanında taraflardan sadece davalı tarafa Hazırlık İlk Tensip Zaptının tebliğ edildiği halde davacıya hiçbir tebligatın da yapılmadığı, davalı tarafa gönderilen davetiye eki tensip zaptı ile taraflarda duruşma yapılacağı izlenimi oluşturularak yargılamanın belirsiz olmasına neden olan çelişkili davranışı karşısında evrak üzerinden karar verilmekle tarafların hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilmiştir. Kaldı ki basit yargılama usulü uygulanan iş mahkemelerinde, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesi uyarınca mahkemelerin tarafları sulha teşvik etmeleri, uzlaşamadıkları hususların tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği belirtilmiştir.

Ayrıca 6100 sayılı HMK'nun 320. maddesinde ise, " daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.

Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe (Ek ibare: 07/06/2012-6325 S.K./35.md) veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür” düzenlemesi karşısında davacı ve davalı tarafa ön inceleme ve tahkikat için duruşma günü tayin edilmeksizin, en baştan beri davacının dile getirdiği gerçek fesih tarihinin fesih bildirim belgesindeki 24/12/2012 tarihi olmayıp 18/02/2013 tarihi olduğu yönündeki beyanları ve davalının da beyanları ile bu hususun ihtilaflı olduğu görülmekle; mahkemece yapılacak iş, taraflara usulüne uygun şekilde duruşma gününü gösterir davetiye tebliği ile duruşma açılarak,

HMK'nun 320 vd hükümleri uyarınca gerekli inceleme yapılarak tarafların uzlaştıkları ve uzlaşamadıkları hususlar belirlenerek tahkikat aşamasına geçilmesi, tarafların gösterdiği deliller toplanarak ve tanıklar dinlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile ve tarafların hukuki dinlenilme hakkını ihlal edecek şekilde evrak üzerinden karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.09.2013 gününde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog