Aramaya Dön

13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2022/91
Karar No
K. 2024/883
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2022/91
KARAR NO: 2024/883
DAVA: İtirazın İptali (Simsarlık Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 08/02/2022
KARAR TARİHİ: 12/12/2024

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız -----Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan İtirazın İptali (Simsarlık Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/

DAVA/TALEP;

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;

Davacı tarafından, davalı şirkete 17.110,00 TL bedelli fatura alacağının tahsili amacıyla ----. İcra Müdürlüğünün ----Esas sayılı dosyası icra takibi başlatıldığını, davalı tarafından icra takibine haksız ve kötü niyetli şekilde itiraz edildiğini, davacının davalı taraftan davacı ticari defter ve kayıtlarının incelemesi ile de ortaya çıkacağı üzere takip tutarı fatura alacağı kadar alacaklı olduğunu, davacı tarafından davalıya fatura konusu hizmetlerin verilmiş olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin ispatı noktasında ayrıca e-mail yazışmaları da bulunduğunu, davalının borcunu ödemesi için yapılan görüşmelerin sonuçsuz kalması üzerine tarafımızdan başlatılan icra takibine itiraz edilmiş ise de söz konusu itiraz haksız ve kötü niyetli olduğundan itirazın iptaline, yukarıda açıklanan nedenlerle fazlaya dair ve başkaca talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla davalı yanın-----. İcra Dairesi'nin -----. sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline, itirazında haksız ve kötü niyetli olduğundan %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, ücreti vekalet ile yargılama giderlerinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP /TALEP:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın dayanağı olarak 07.12.2018 tarihli proforma faturaya istinaden------yapılan satış ve komisyon bedeli denildiğin, ancak taraflar arasında herhangi bir komisyon sözleşmesi yada taahhüdü bulunmadığını, davalı şirketin yurt dışında bir çok kişi ile ya da şirket ile ticari ilişki içerisinde girdiği, davacının bahsettiği hususa ilişkin davacı tarafından davalı şirkete verilmiş ya da davalı tarafından alınmış herhangi bir komisyonculuk hizmeti bulunmadığını, davacının sunmuş olduğu mailler ya da yazışmaların tarihlerinin tutarlı olmadığı, yukarıda açıklanan sebeplerle; davanın haksız olarak açılması sebebiyle reddine, kötü niyetle açılan dava nedeni ile %20'den az olmamak üzere davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.

DELİLLER

---- İcra Dairesinin ---- Esas sayılı dosyası, ----- Ticaret Odası Ticaret Sicil Kayıtları, Taraf Şirketlerin Vergi Dairesi Kayıtları ve 2018 yılı BA-BS Formları, Fatura, Tarafların Ticari Defter ve Belgeleri, ----- Görüşme Kayıtları, E-Mailler, Tanık, Bilirkişi Raporu, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.

Davacı Tanığı ----- beyanında: davacı taraf eşimdir, ancak tanıklıktan çekilmeyip tanıklık yapmaya devam edeceğim, eşim ile davalı arasında komisyonculuk sözleşmesi kurulmuştu, ancak davalının eşimin kesmiş olduğu fatura bedellerini ödemediğini biliyorum, buna ilişkin mail yazışmaları yapılıyordu, ikinci faturayı kesip gönderdik ancak davalı faturayı bize iade etti, bu nedenle defterlere kaydedilemedi, davalının zamanında ödemeyi yapmaması sebebiyle davacı olan eşim ---- şirketini kapatmak zorunda kaldı, vergilerini ödeyemedi, ticari itibarı zedelendi, bilgim bundan ibarettir, demiştir.

İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİNE GÖRE VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI :

Dava, Simsarlık Sözleşmesi kapsamında düzenlenen faturadan kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali, takibin devamı ve tazminat istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322. maddeleri gereğince basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak öncelikle resen incelenip gözetilmesi gereken başta zorunlu arabuluculuk dava şartı olmak üzere HMK'nin 114 ve 115.maddeleri gereğince dava şartları, taraf sıfatı, harç ve hak düşürücü süre incelenmek ve değerlendirilmek suretiyle ön inceleme duruşması icra edilmiş, uyuşmazlık belirlenmiş ve daha önce zorunlu arabuluculuk sürecinden sonuç alınamadığından bu kez takdiren sulh teşvikine ilişkin vaki davete rağmen duruşmaya katılan davalı vekilinin sulh olmak istemediklerine yönelik beyanı üzerine tahkikata geçilerek, deliller toplanmış, tahkikat işlem ve incelemeleri yerine getirilip tamamlanmış ve araştırılacak bir husus kalmadığı tespit edilerek, son duruşmada hazır bulunan taraf vekillerinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.

Öncelikle davaya esas ----- İcra Dairesinin ----- Esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden getirtilerek, incelenmiştir.

Yapılan incelemede icra dosyasının davanın tarafları ve konusu ile uyumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca tarafların nüfus ve ticaret sicil kayıtları çıkartılarak/getirtilerek dosyaya konulmuştur. Tarafların bağlı bulunduğu vergi dairelerinden vergi mükellef kayıtları ve uyuşmazlığın doğduğu 2018 yılına ait BA/BS formları celbedilmiştir.

Bilindiği üzere 2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesinde; "(Değişik fıkra: 17/07/2003-4949 S.K./15. md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik fıkra: 09/11/1988-3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga fıkra:17/07/2003-4949 S.K./103.md.)Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. (Ek fıkra:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır." hükmü bulunmaktadır. Bu kuraldan hareketle; takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.6100 Sayılı HMK'nin Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı Madde 222 - (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya (DEĞİŞİK İBARE -----: 28.07.2020 ---- NO: ---- KANUN NO: ---- (KOD -----) diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (EKLENMİŞ CÜMLE -----: 28.07.2020 ---- NO: ---- KANUN NO: ------) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır, düzenlemesine yer verilmiştir.

Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda somut olaya bakıldığında; davacı vekili tarafında---- İcra Dairesinin ----- Esas sayılı dosyası üzerinden davalı-borçlu şirket hakkında 29/03/2021 tarihli 17.110.00 TL bedelli faturaya dayalı olarak olarak icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin tebliğine bağlı olarak davalı borçlunun yasal (7) günlük süresi içerisinde icra takibine/borca tüm faiz ve ferileri ile birlikte itiraz edildiği, takiplerin 2004 sayılı İİK'nin 66.madde hükmü uyarınca kendiliğinden durduğu, işbu itirazın iptali davasının da, icra dosyalarına yapılan itiraz dilekçesinin tebliğine rastlanmadığından her halde (1) yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere itirazın iptali davaları, takibe sıkı sıkıya bağlı olup, uyuşmazlığın icra takibine dayanak yapılan bilgi ve belgelerle sınırlı olarak incelenip çözümlenmesi gerekir. Dolayısıyla eldeki somut uyuşmazlığın da, taraflar arasında bu konuda bir itilaf bulunmadığından temelde komisyonculuk sözleşmesi kapsamında düzenlenen faturaya göre çözülmesi gerekmektedir. Mahkememizce açılan dava üzerine taraf teşkili sağlanarak işin esasının incelenmesine geçilmiş; HMK'nin 266.maddesi gereğince uyuşmazlığın çözümü özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden 6102 Sayılı TTK'nin 83-85 maddeleri ve 6100 Sayılı HMK'nin 222. maddeleri kapsamında inceleme gün ve saati belirlenerek tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ve ara kararlara bağlanan hukuki sonuçları taraf vekillerine ihtar edilmiştir. Bu kapsamda dosya belirlenen inceleme günü itibarıyla ---- Bilirkişilik Bölge Kurulu Listesinden resen seçilen SMMM ------tevdi ve teslim edilmiştir. Bilirkişi tarafından düzenlenen 03/11/2022 tarihli raporda özetle; A- Ticari Defterlerin Usulüne Uygun Tutulup Tutulmadığı Yönünden: Davacı tarafın ikinci sınıf işletme defteri statüsünde mükellef olduğu, bu sebeple ticari defterinin açılış, kapanış tasdikine tabii olmadığı, ikinci sınıf işletme defterlerinin DBS (Defter Beyan Sistemi) sistemine dahil olduğu, davalı ----- yasal ticari defterleri usul yönünden incelendiğinde; 2018 yılı Envanter defterlerinin noter açılış, kapanış tasdikleri ile GİB onaylı Yevmiye ve Defter-i Kebir e-defter beratlarının T.T.K ve V.U.K hükümlerine göre süresinde ve usulüne uygun tutulduğu görülmüştür. B- Davacı Alacak Talebi Yönünden; Davacının ----İcra Müdürlüğünün-----sayılı dosyasında takip dayanağı 17.110,00 TL tutarlı fatura alacağı talebine ilişkin dosya kapsamında sunulan deliller ve tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede; davacının kendi defterlerinde davalı -----’ adına cari hesap izleme yönteminin bulunmadığı, Eş deyişle davacı defterlerinde davalı adına açık hesap, cari hesap kaydı tutulmadığı için borç, alacak takibi yapılmadığı, davalı şirketin incelenen 2018 yılı ticari defterlerinde ise davacı ----- adına, herhangi bir cari hesap, yada fatura kaydına rastlanmadığı, Raporun 4.d. bölümünde incelenen BA/BS bildirim formlarında; davacının ikinci sınıf işletme defteri tutan mükellef olması sebebiyle BA/BS formu düzenleme zorunluluğunun bulunmadığının bildirildiği, davacı şirketin ise davacı taraftan herhangi bir mal/hizmet alımına ilişkin bildirimin bulunmadığı görülmüştür. Tüm bu tespit ve değerlendirmeler çerçevesinde davacının takipte talep etmiş olduğu 17.110,00 TL tutarlı asıl alacak talebini somut olarak ispat etmesi gerektiği, nihai değerlendirmenin Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu değerlendirilmiştir. Mahkememizce bilirkişi raporu taraf vekillerine tebliğ edilerek vaki beyan ve itirazlar değerlendirilmiştir.(HMK,266,281,282) Öncelikle bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere tarafları arasındaki sözleşme ilişkisinin ispatlanamadığı, faturanın tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere 6102 sayılı TTK'nin 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve----- Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir.

2.fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr.-----.). Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya ----- aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir. Buna açıklamalara göre somut olayda faturanın niteliği gereği tarafların defterlerine kayıt edilmemesi karşısında faturaya konu mal veya hizmetin verildiğini ispat yükü davacıya aittir. Davacı tarafından gösteriler tanık dinlenmiş, ancak tanığın davacının eşi olduğu gibi aslında simsarlık hizmetinin asıl tarafı olduğu ve buna göre davada yararı bulunduğundan HMK'nin 255.maddesi gereğince beyanlarına itibar edilemeyeceği gibi; davanın miktar ve değerine göre alacağın tanıkla ispat sınırının üzerinde olduğu, davalı tarafın tanıkla ispat hususuna açıkça karşı çıktığından sözleşme ilişkisinin ve davaya konu alacağın varlığı ve miktarının işbu tanık beyanı ile ispatlandığı kabul edilmemiştir. Buna karşın davacının tacir sıfatına göre yaptığı iş ve işlemlerin yasal düzenlemelere, basiretli tacir ilkesine ve ticari hayatın düzen ve geleneklerine aykırılık teşkil ettiği düşünülmek ve gözetilmekle birlikte, yine de, maddi gerçeğin aydınlatılması ve varsa hakkın teslimi için davacı gerçek kişi tacir HMK'nin 144.maddesi gereğince dinlenmiş ve beyanından davacı adına yapıldığı iddia edilen sözleşmenin ifasının tanık gösterilen eşi tarafından yapıldığı, ancak resmi işlemlerin davacı adına yürütüldüğü ve faturanın davacı adına düzenlendiği anlaşılmıştır. Ortaya çıkan bu tabloya göre taraflar arasındaki hukuki ilişkinin simsarlık sözleşmesi olduğu ileri sürüldüğü gibi komisyon sözleşmesi olarak nitelenemeyeceği tespit edilmiştir. Bilindiği üzere 6098 Sayılı TBK'nin 520. maddesi uyarınca simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı bir sözleşmedir. Simsarlık sözleşmesine kural olarak vekalete ilişkin hükümler uygulanır. Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. Simsarlık sözleşmesi simsar ile sözleşme yapan arasında kurulur. Simsarlık sözleşmesi yapılabilmesi için malikin rıza ve simsara yetki vermesine gerek yoktur. Simsarlık ücretini talep hakkı, hemen simsarlık sözleşmesinin kurulmasıyla doğmaz. TBK'nin 521. maddesi gereğince; simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır. Bu durumda esasında taraflar arasında doğrudan bir sözleşme ilişkisi bulunmadığı gibi, davacının davalı ile üçüncü kişi arasında sözleşme kurulduğunu ve ücrete hak kazandığını ispat edemediği sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Toplanan ve tartışılan tüm delillere göre davanın ispat edilemediğinin anlaşılması üzerine davacı taraf dava dilekçesinde kesin delil niteliğindeki yemin deliline dayandığından bu husus vekaletnamedeki yetkisini binaen vekiline hatırlatılmış ve vekaletnamedeki özel yetkisi gereğince yemin teklif etmesi üzerine yemine ilişkin usulüne uygun olarak yapılan işlemler sonucunda davalı şirket temsilcisi duruşmaya gelmiş ve yemini kabul ederek; davacının aracılık/ simsarlık hizmeti vermediği ve düzenlenen fatura nedeniyle şirketin borcunun bulunmadığına dair yemini eda ve yeminde sebat etmiştir. Binaenaleyh, 4721 Sayılı TMK'nin 6. ve 6100 Sayılı HMK'nin 190, 200, 225 vd. maddeleri gereğince ispatlanmayan davanın esastan reddine karar verilmiştir. (AY.9, 36 ,138, 141, TMK, 1/1, 2, 6, TBK,1, 19/1, 117/1, 520 vd, TTK, 16/1, 18/1,2, 21/2 ,83, 85, İİK,67, HMK, 25, 26, 27, 29, 30, 31, 33, 146, 187/1, 190,191,194, 198, 200, 222, 225, 240, vd, 255, 266 vd. 282, )Davalı tarafın 2004 sayılı İİK'nin 67/2 maddesi gereğince kötüniyet tazminatına yönelik talebinin ise; davacının davalıya karşı davalıyı ızrar kastıyla ve kötü niyetle takip yaptığına yönelik davalının vaki soyut beyanı ve talebi dışında işin niteliği gereği hukuki bir tespit ve beyyine bulunmadığından reddine karar verilmiştir. 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince esasa ilişkin aleyhinde hüküm verilen davacı sorumlu tutulmuştur. Ayrıca Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de yargılama gideri kapsamında davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle, 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.)Davanın REDDİNE,

2.)Davalının, 2004 sayılı İİK'nin 67/II maddesi gereğince, haksız ve kötü niyetli takip nedeniyle tazminat talebinin reddine,

3.)Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

4.)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 206,65 TL harcın mahsubuyla bakiye 220,95 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

5.)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,

6.)Davalı şirket kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/1-2 maddeleri uyarınca hesap ve takdir edilen 17.110,00 TL nispi vekalet ücretinın davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

7.)Davalı şirket tarafından kendisini vekille temsil ettirmek dışında (HMK'nin 323/1/ğ) yapılmış başka bir yargılama gideri bulunmadığından işbu hususta karar verilmesine yer olmadığına,

8.)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan avansın yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, )Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı ; 6100 sayılı HMK'nin 341/2. maddesi gereğince karar tarihi itibariyle kararın miktar itibarıyla (28.250,00 TL ) İstinaf kanun yoluna başvuru sınırının altında kaldığı anlaşılmakla kesin olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

Karar Etiketleri
REDDİNE YERELHUKUK DIGER Ticaret Hukuku 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 2004 sayılı İİK'nin 66.madde hükmü uyarınca kendiliğinden durduğu, işbu itirazın iptali davasının da, icra dosyalarına yapılan itiraz dilekçesinin tebliğine rastlanmadığından her halde (1) yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere itirazın iptali davaları, takibe sıkı sıkıya bağlı olup, uyuşmazlığın icra takibine dayanak yapılan bilgi ve belgelerle sınırlı olarak incelenip çözümlenmesi gerekir. Dolayısıyla eldeki somut uyuşmazlığın da, taraflar arasında bu konuda bir itilaf bulunmadığından temelde komisyonculuk sözleşmesi kapsamında düzenlenen faturaya göre çözülmesi gerekmektedir. Mahkememizce açılan dava üzerine taraf teşkili sağlanarak işin esasının incelenmesine geçilmiş; HMK'nin 266.maddesi gereğince uyuşmazlığın çözümü özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden 6102 Sayılı TTK'nin 83-85 maddeleri ve 6100 Sayılı HMK'nin 222. maddeleri kapsamında inceleme gün ve saati belirlenerek tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ve ara kararlara bağlanan hukuki sonuçları taraf vekillerine ihtar edilmiştir. Bu kapsamda dosya belirlenen inceleme günü itibarıyla ---- Bilirkişilik Bölge Kurulu Listesinden resen seçilen SMMM ------tevdi ve teslim edilmiştir. Bilirkişi tarafından düzenlenen 03/11/2022 tarihli raporda özetle; A- Ticari Defterlerin Usulüne Uygun Tutulup Tutulmadığı Yönünden: Davacı tarafın ikinci sınıf işletme defteri statüsünde mükellef olduğu, bu sebeple ticari defterinin açılış, kapanış tasdikine tabii olmadığı, ikinci sınıf işletme defterlerinin DBS (Defter Beyan Sistemi) sistemine dahil olduğu, davalı ----- yasal ticari defterleri usul yönünden incelendiğinde; 2018 yılı Envanter defterlerinin noter açılış, kapanış tasdikleri ile GİB onaylı Yevmiye ve Defter-i Kebir e-defter beratlarının T.T.K ve V.U.K hükümlerine göre süresinde ve usulüne uygun tutulduğu görülmüştür. B- Davacı Alacak Talebi Yönünden; Davacının ----İcra Müdürlüğünün-----sayılı dosyasında takip dayanağı 17.110,00 TL tutarlı fatura alacağı talebine ilişkin dosya kapsamında sunulan deliller ve tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede; davacının kendi defterlerinde davalı -----’ adına cari hesap izleme yönteminin bulunmadığı, Eş deyişle davacı defterlerinde davalı adına açık hesap, cari hesap kaydı tutulmadığı için borç, alacak takibi yapılmadığı, davalı şirketin incelenen 2018 yılı ticari defterlerinde ise davacı ----- adına, herhangi bir cari hesap, yada fatura kaydına rastlanmadığı, Raporun 4.d. bölümünde incelenen BA/BS bildirim formlarında; davacının ikinci sınıf işletme defteri tutan mükellef olması sebebiyle BA/BS formu düzenleme zorunluluğunun bulunmadığının bildirildiği, davacı şirketin ise davacı taraftan herhangi bir mal/hizmet alımına ilişkin bildirimin bulunmadığı görülmüştür. Tüm bu tespit ve değerlendirmeler çerçevesinde davacının takipte talep etmiş olduğu 17.110,00 TL tutarlı asıl alacak talebini somut olarak ispat etmesi gerektiği, nihai değerlendirmenin Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu değerlendirilmiştir. Mahkememizce bilirkişi raporu taraf vekillerine tebliğ edilerek vaki beyan ve itirazlar değerlendirilmiştir.(HMK,266,281,282) Öncelikle bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere tarafları arasındaki sözleşme ilişkisinin ispatlanamadığı, faturanın tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere 6102 sayılı TTK'nin 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve----- Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu 6098 sayılı TBK'nin 520. maddesi uyarınca simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı bir sözleşmedir. Simsarlık sözleşmesine kural olarak vekalete ilişkin hükümler uygulanır. Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. Simsarlık sözleşmesi simsar ile sözleşme yapan arasında kurulur. Simsarlık sözleşmesi yapılabilmesi için malikin rıza ve simsara yetki vermesine gerek yoktur. Simsarlık ücretini talep hakkı, hemen simsarlık sözleşmesinin kurulmasıyla doğmaz. TBK'nin 521. maddesi gereğince; simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır. Bu durumda esasında taraflar arasında doğrudan bir sözleşme ilişkisi bulunmadığı gibi, davacının davalı ile üçüncü kişi arasında sözleşme kurulduğunu ve ücrete hak kazandığını ispat edemediği sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Toplanan ve tartışılan tüm delillere göre davanın ispat edilemediğinin anlaşılması üzerine davacı taraf dava dilekçesinde kesin delil niteliğindeki yemin deliline dayandığından bu husus vekaletnamedeki yetkisini binaen vekiline hatırlatılmış ve vekaletnamedeki özel yetkisi gereğince yemin teklif etmesi üzerine yemine ilişkin usulüne uygun olarak yapılan işlemler sonucunda davalı şirket temsilcisi duruşmaya gelmiş ve yemini kabul ederek; davacının aracılık/ simsarlık hizmeti vermediği ve düzenlenen fatura nedeniyle şirketin borcunun bulunmadığına dair yemini eda ve yeminde sebat etmiştir. Binaenaleyh, 4721 Sayılı TMK'nin 6. ve 6100 Sayılı HMK'nin 190, 200, 225 vd. maddeleri gereğince ispatlanmayan davanın esastan reddine karar verilmiştir. (AY.9, 36 ,138, 141, TMK, 1/1, 2, 6, TBK,1, 19/1, 117/1, 520 vd, TTK, 16/1, 18/1,2, 21/2 ,83, 85, İİK,67, HMK, 25, 26, 27, 29, 30, 31, 33, 146, 187/1, 190,191,194, 198, 200, 222, 225, 240, vd, 255, 266 vd. 282, )Davalı tarafın 2004 sayılı İİK'nin 67/2 maddesi gereğince kötüniyet tazminatına yönelik talebinin ise; davacının davalıya karşı davalıyı ızrar kastıyla ve kötü niyetle takip yaptığına yönelik davalının vaki soyut beyanı ve talebi dışında işin niteliği gereği hukuki bir tespit ve beyyine bulunmadığından reddine karar verilmiştir. 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince esasa ilişkin aleyhinde hüküm verilen davacı sorumlu tutulmuştur. Ayrıca Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu K6102 md.21 TTK md.4/2 TTK md.83 HMK md.255 HMK md.144 HMK md.266 K6102 md.4/2 K6098 md.520 K6100 md.341/2 K2004 md.66 HMK md.341/2 HMK md.114 İİK md.67/2 K6100 md.322 HMK md.222 HMK md.323/1 HMK md.333 K6100 md.222 K6100 md.333 HMK md.297/2 K6100 md.297/2 TTK md.21/2 TBK md.520 İİK md.66 K2004 md.67 K6102 md.85 K4721 md.67/2 TTK md.21 HMK md.316 TBK md.521 K6102 md.21/2 İİK md.67 HMK md.190 HMK md.332/1 K6100 md.332/1
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog