7. Ceza Dairesi
7. Ceza Dairesi 2023/17993 E. , 2024/10944 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu, temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık ile sanık müdafiin temyiz istekleri; eksik incelemeyle karar verildiğine, suçu işlediğine dair delil bulunmadığına, sanık lehine hükümlerin uygulanmadığına, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
II. GEREKÇE
20.08.2013 tarihli tutanağa göre, yangın ihbarı üzerine 498 nolu orman bölmesinde örtü yangını çıktığının tespit edilmesi ve 21.08.2013 tarihli olay tutanağına göre, yangın ihbarı üzerine yine 498 nolu bölmeden orman yangınına müdahale edilmesi şeklinde gerçekleşen olaylarda; orman alanına yaklaşık 75 metre mesafede, tapulu tarım arazilerinin yakılması ile başlayan yangının orman sayılan yere sıçraması ile toplam 5.5 hektar orman alanında tahribat olduğu anlaşılmıştır. Sanık hakkında 6831 sayılı Orman Kanunu'na (6831 sayılı Kanun) muhalefet suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. Sanık 15.02.2015 tarihli savunmasında; atılı suçları tahrik altında hata olduğunu bile bile işlediğini beyan etmişse de, sonraki beyanlarında atılı suçlamayı kabul etmemiştir. Mahallinde yapılan keşif sonucu orman bilirkişi tarafından düzenlenen rapora göre, orman alanına yaklaşık 75 metre mesafede, tapulu tarım arazilerinin yakılması ile başlayan yangının orman sayılan yere sıçraması ile toplam 5.5 hektar orman alanında tahribat olduğu tespit edilmiştir.
Davanın dayanağını oluşturan suç tutanağı, sanık savunması, bilirkişi raporları, tanık beyanları, bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın atılı suçu işlediği sabit kabul edilip hakkında 6831 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından mahkûmiyet hükümleri kurulmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık ile müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.Ancak,
Sanık hakkında kurulan hükümde, Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülen; sanık hakkında 12.02.2015 tarihli ilk kararda 4 yıl 19 ay 15 gün hapis cezasına hükmedildiği ve kararın sadece sanık tarafından temyiz edildiği gözetilerek, yeniden yapılan yargılama sonucu sanığa ayrı ayrı 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezasına hükmedildiği ve cezada kazanılmış hakkı olduğu belirtilerek netice ceza olarak 4 yıl 19 ay 15 gün hapis cezasına hükmedildiği anlaşılmakla, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 326/son maddesi gereğince sanığın kazanılmış hakkı göz önüne alınarak önceki hükümde yer alan sonuç cezalar üzerinden infazına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hükümler tesis edilmesi dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir.
III. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık ile sanık müdafiin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasının kazanılmış hakka ilişkin 5 nolu bendinde yer alan " SONUÇ İTİBARİYLE 4 YIL 19 AY 15 GÜN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA" ifadesinin çıkartılarak yerine "cezasının 4 yıl 19 ay 15 gün hapis cezası üzerinden infazına" ifadesinin eklenmes suretiyle hükümlerin, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 04.12.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI DÜŞÜNCE 6831 sayılı Kanun'un 110 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına olası kastla iki kez muhalefet ettiği iddiası ile hakkında açılan kamu davasında, sanığın cezalandırılmasına ilişkin Çorum 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen verilen hükmün, sanık ile sanık müdafii tarafından temyiz istemi üzerine, heyetimizce yapılan inceleme neticesindeki sayın çoğunluk görüşüne sanığın 20.08.2013 tarihli eyleminin olası kastla orman yakma suçunu oluşturmayacağı yönünden katılamıyorum. Şöyle ki; 20.02.2023 tarih, 2021/31735E.,2023/1653K karar sayılı bozma kararımızda belirttiğim üzere,
Sanık hakkında, eşi ile arasındaki anlaşmazlık yüzünden müşteki Süleyman’a husumet beslediği, 20/08/2013 tarihinde müştekinin köyüne giderek kasten ona ait arazisindeki meyve ağaçlarını kasten yakmak suretiyle ona zarar verme kastı ile hareket ettiği, ancak yakınlığı nedeniyle yangının ormana da bir müddet sonra sirayet ettiğı, olay yerini terk eden sanığın bu kez 21/08/2013 tarihinde gelerek bu kere müşteki Süleyman’ın arazisini ateşe verdiği, yine araziler arasındaki yakınlık nedeniyle yangının ormana sirayet etmek suretiyle yangının devam ettiği, sanığın orman yangınının söndürülmesine ilişkin hiçbir çabasının da bulunmadığı belirtilerek hakkında açılan kamu davasının yargılaması sonrasında, Mahkemece verilen 6831 sayılı Kanun 110/4,
TCK 21/2, 43, 62, 53.maddeleri uyarınca neticeten 6 yıl 11 ay 10 gün hapis ve 2 gün Adli Para Cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmünün sanık, müdafii ve Yerel Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz istemi üzerine dosya dairemize gelmiş olup, heyetimizce yapılan temyiz incelemesi esnasında verilen bozma kararına kısmen katılamıyorum,
Şöyle ki; Sanığın her iki suç tarihindeki eylemlerinin sübutuna, iki farklı tarihteki eylemlerinin 5237 sayılı Yasanın 43/1 maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğine yönelik heyetimizde bir görüş farklılığı bulunmamakla birlikte, sayın çoğunluğun 20/08/2013 tarihinde bir kısım müştekilere ilişkin ilk eyleminin ve subut bulan eylemlerinin vasıflandırılmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşü eylemin “olası kast ile orman yangını çıkartmak” şeklinde değerlendirmekte ise de, bu tarihli eylemin, “taksir ile orman yangınına sebebiyet" olarak vasıflandırılması gerektiği düşünce ve kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluk görüşüne bu yönü ile kısmen muhalifim. 5237 sayılı Yasa kapsamında “olası kast” ile “bilinçli taksir” kavramları birbirlerine çok yakın düzenlemeler olduğu gerekçesi ile uygulamalarda bir kısım yanılmalar olmakla birlikte, 5237 Sayılı Yasanın 21/2 maddesinde düzenlenen olası kast kavramını, diğerinden ayıran yegane özellik, sanığın kasten başladığı bir eyleminde, başka bir neticeyi de öngörmesi ve buna rağmen kasti hareketine devam ederek, diğer netice konusunda da “olursa olsun” şeklinde hareketine devam etmesi şeklinde düşünebiliriz.
20/08/2013 tarihli suç tutanağına bakıldığında, 498 nolu orman bölmesinde örtü yangınının bulunduğu, yangının başlangıç yerinin ormana 75 metre mesafede, tapulu arazide olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bu haliyle sanığın eylemi ve neticelerinin ayrı ayrı irdelenip, değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Dosya kapsamına göre sanığın öncelikle kastı, kayınpederi olan Süleyman’ın ağaçlarına zarar vermektir. Bu kast ile eylemine başlamıştır.
Ancak, yangın devam edip orman arazisinede sıçramıştır. Yangının başlama yerinin özel arazi olduğunda da hiçbir kuşku yoktur. Zaten böyle bir tespitte dosya kapsamında bulunmaktadır. Bu durumda, sanığın o anki kızgınlık ve öfke ile kasten hareketi özel araziye zarar verme olarak değerlendirilmesi kuşkusuzdur. Ancak, sırf orman arazisinin yakınlığı nedeniyle yangının bu araziyede sıçrayabileceğini düşünüp buna rağmen “olursa olsun” kastı ile hareketine devam edip etmediği hususunda bir belirsizlik vardır. Bu belirsizliğinde sanığın lehine değerlendirilip, yangının ormana sıçramasında olası kast ile hareket ettiğini belirleyen bir kıstas bulunamadığından, bu eyleminde, en azından taksirinin bulunduğu kabul edilmeli ve ilk olayla ilgili hareketinde netice orman yangını eyleminin 6831 Sayılı Yasanın 110/3 maddesi kapsamında “taksir ile orman yangınına sebebiyet” verme şeklinde nitelendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bir an için,Sanığın 21/08/2013 suç tarihli eyleminin olası kast ile orman yangını çıkartma olarak vasıflandırılmasında, bu eylemdeki vasıflandırmaya katılmamda, tezat bir durum var gibi düşünülebilir ise de, yoktur. Çünkü, 20/08/2013 tarihindeki sanığın ilk eyleminde kastı, özel araziye yönelik olup, yangının orman arazisine de sıçramasına yol açmış, sonra, olay yerini terkedip, ertesi günü tekrar aynı yere gelip, yine özel arazide kasten yangın çıkartmak suretiyle mala zarar verme eylemine başlamıştır. Bir gün önceki netice itibarıyla artık yangının orman arazisine de yakınlık nedeniyle sıçrayabileceğini kesin olarak öngörebilecek durumdadır. Buna rağmen hareketine devam etmiş, yangının orman arazisine sıçramasına da “olursa olsun” şeklindeki hareketi ile neden olmuştur. Dolayısıyla mevcut delil durumuna göre sanığın 20.08.2013 tarihli eyleminin taksirle orman yangını suçundan değerlendirilmesi gerekirken, olası kastla orman yakma suçu kapsamında kaldığına dair dairemizin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.