10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2012/10856 E. , 2012/10326 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 857-256
Davacı vekili, davacının “...Sağ Sahil Sulama Birliği” üyesi olduğunu, kısa süreli olarak Birlik Encümen üyeliği de yaptığını, fakat bu görevinin 506 sayılı Kanun m.80/12'de belirtilen anlamda tahakkuk ve tediye yetkisini kapsamadığını, keza mesul muhasip ve sayman görevi niteliğinde de olmadığını; Birlik Tüzüğü m.27 uyarınca Birlik adına işlem yapma yetkisinin yalnızca Birlik Başkanında olduğunu; davalı ... tarafından Birliğin prim ve gecikme zammı borçları nedeniyle takip yapıldığını, tahsil edilemeyince kısa süreli Encümen Üyeliği bulunması nedeniyle davacıya da ödeme emri tebliğ edildiğini; davacının birlik adına işlem yapma yetkisi ve denetim yetkisi bulunmadığını, ödeme emrine konu Birliğin borcu nedeniyle sorumlu olmadığını; bu nedenle davacının borçlu olmadığının tespiti ile hakkında yapılan takibin iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, davanın 6183 sayılı Kanun m.58 uyarınca ödeme emrinin tebliğinden itibaren (7) günlük hak düşürücü sürede açılmadığını belirtmiş ve davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın İİK m.72 kapsamında menfi tespit davası olduğu, hak düşürücü süreye tâbi olmadığı, davacının kısa süreli Birlik Encümen Üyesi görevi yaptığı, ancak temsil ve ilzam yetkisi ile denetim yetkisinin bulunmadığı, 506 sayılı Kanun m.80 anlamında Birlik borcundan sorumlu olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne davacının borçlu olmadığının tespitine ve takibin iptaline karar verilmiştir.
Mahkemenin kararı, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz isteğinin süresinde olduğu görülmüş; düzenlenen rapor ve dosyadaki kâğıtlar okunmuş olup işin gereği düşünüldü, aşağıdaki karar tespit edildi: 506 sayılı SSK m.80 hükmüne göre; Kurumun süresinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. 6183 sayılı AATUHK m.58 uyarınca, Kurum alacakları yönünden tebliğ edilen ödeme emrine karşı açılacak davalar (7) günlük hak düşürücü süreye tâbidir. 6183 sayılı Kanun uyarınca yapılan takip nedeniyle; borçlu olmadığının tespitine ve takibin iptaline yönelik dava menfi tespit niteliğindedir. Maddede belirtildiği gibi “böyle bir borcun olmadığı”, “kısmen ödendiği” veya “zamanaşımına uğradığı” yönündeki iddialar dışında yeni ve ayrı bir itiraz nedeni ileri sürülemez. Ayrıca, İİK m.72 hükmüne benzer bir düzenlemeye 6183 sayılı Kanunda yer verilmediğinden (7) günlük hak düşürücü süreyi geçiren borçlunun, sonradan menfi tespit davası açma olanağı bulunmamaktadır. Kanun koyucu, tahsili istenen alacağın kamusal nitelikte ve imtiyazlı oluşu nedeniyle; sürüncemede kalmaması, hızlı tahsil edilebilmesi için takibin kesinleşmesinden sonra, yeni ve ayrı bir menfi tespit davası açılması yönünde herhangi bir hüküm öngörmemiştir. Bu durumda, takibin itiraz edilmeden veya dava açılmadan kesinleşmesi; yahut itirazın veya davanın hak düşürücü sürenin geçirilmesi ile reddine karar verilmesi hallerinde; kamu alacağı borçlusunun menfi tespit veya geri alım (istirdat) davası açabilmesi olanaksızdır. Ancak koşulları oluştuğu ve kanıtlandığı takdirde 506 sayılı Kanun m.84 hükmüne dayalı olarak, açılacak dava ile ödenen primlerin, Kurumdan geri istenmesi mümkündür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.04.2006 gün ve 2006/21-198 Esas, 2006/249 Karar; 03.10.2007 gün ve 2007/21-623 Esas, 2007/717 Karar, 27.02.2008 gün ve 2008/21-139 Esas, 2008/204 Karar numaralı ilâmlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
Yukarıda açıklanan maddi ve yasal olgular karşısında, menfi tespite ilişkin eldeki davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığının öncelikle belirlenmesi, hak düşürücü sürede açılmadığının tespiti halinde, esasa yönelik inceleme yapılmadan davanın bu nedenle reddine karar verilmesi; hak düşürücü süre içinde açıldığının belirlenmesi halinde ise, 6183 sayılı Kanun m.58'de belirtilen sınırlı itiraz nedenleri dikkate alınarak yapılacak inceleme ve değerlendirmeye göre karar verilmesi gerekmekedir. Mahkemece, belirtilen yasal yöntem izlenmeden, bilirkişi raporuna dayalı olarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Bu nedenle, davalı ... vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.