4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA: Davacı vekili 18/03/2024 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin hissedârı bulunduğu, Hisseleri Borsada İşlem Gören Davalı Şirket'in 20 Aralık 2023 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısı'na taraflarınca iştirak edildiğini ve gündem Maddelerine ilişkin olarak ihtirâzi kayıt mâhiyetindeki itirazlarının Toplantı Tutanağına ayrı ayrı derç edildiğini, bahse konu Genel Kurul'da alınan ve taraflarınca usule uygun şekilde itirazda bulunulan kararların toplanacak delilleri ile mahkeme tarafından yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda iptâli gerektiğini, Şöyle ki; Davalı Şirket'in 2022 yılına ilişkin Olağan Genel Kurulu 20 Aralık 2023 tarihinde gerçekleştirildiğini, bilindiği üzere, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 617'nci Maddesi: “Olağan genel kurul toplantısı, her yıl hesap döneminin sona ermesinden itibâren üç ay içinde yapılır” hükmünü hâvi olup; Zikredilen yasal zarurete rağmen Olağan Genel Kurul, usul ve yasaya aykırı bir biçimde 20 Aralık 2023 tarihinde icrâ edildiğini, açıktır ki, Kanun Koyucu'nun şirketlerin olağan genel kurul işlemlerini her bir mâli yıl yönünden periyodik olarak yapılmasını öngördüğü bu yasal düzenleme ile amacı; "Şirket ortaklarının, alınan kararlar ve finansal yapıya ilişkin olarak hukuki ve mâli açıdan denetim imkânlarını kullanılabilmesi ve bu cümleden olmak üzere, gerek Müvekkili gerekse de borsadaki diğer hissedarlar yönünden herhangi bir hak kaybına sebebiyet verilmemesinin teminidir" Dolayısıyla, dava konusu genel kurulun öncelikle bu yönüyle iptâli gerekmektedir.
1.Gündem'in 1'inci Maddesinde: Toplantı Başkanlığına --------, Toplantı Oy Toplama Memurluğuna ---------, Toplantı Yazmanlığına ise ------------ red oylarına rağmen oy çokluğuyla intihap edilmişlerdir. Ticaret Hukukumuz ve Sermaye Piyasası Hukuku'nun Kendine Özgü Genel Paradigmaları nazara alındığında, toplantı heyetinin (divânın) tarafsız kişilerden oluşması; hukuki ve idâri açıdan toplantının sıhhatli bir biçimde yönetilmesi yönünden elzemdir. Oysa ki, isimleri zikredilen kişilerin Davalı Şirket bünyesinde Avukat olarak çalışıyor olmaları; hukuki açıdan tarafsız bir biçimde hareket etmeye yönelik irâdelerini, açıkça sekteye uğratmaktadır. Bu cümleden olmak üzere Divânı teşkil eden heyetin tümü Davalı Şirket'e karşı açılan davalarda vekil sıfatını haiz bulunduğundan, tarafsız olmaları ( da ) mümkün değildir. Nitekim, Heyetin, genel kurulda sergilediği tutum ve davranışları da mateessüf bu doğrultuda cereyan etmiş olup; pay sâhipleri tarafından tevcih olunan bir kısım sorulara, bizzat Divan Başkanı ------------- tarafından cevap verilmeye çalışılması da bu haklı beyanlarımızı doğrular niteliktedir. Bu itibarla, Gündemin 1'inci Maddesinde alınan kararın iptâli gerekmektedir.
2.Gündem'in 3'üncü Maddesinde: Toplantıda yapılan oylama sonucu Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu okunmuş sayılarak, red oyumuza ve mukâbil muhalefet şerhlerine rağmen oy çokluğuyla kabul edilmiştir. Bu hususa ilişkin detaylı açıklamalarımız şu şekildedir. 2.1) Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu'nun 31'inci sahifesinde, Davalı Şirket'in iştirakleri olarak: - ----------- Şirketi, - ---------- Şirketi, - ----------- Şirketi, ------------ Şirketi, - ------------- Şirketi, - ------------- Şirketi, - -------- Şirketi, - -----------, ------------------ Şirketi, - ---------- Şirketi, - ---------- Şirketi, - ------------ Şirketi, - ---------- Şirketi, - ------------- Şirketi, - ------------- Şirketi ve - ----------- Şirketi'ne, yer verilmiştir. Bilindiği üzere, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 195/2'nci Maddesi: “ Bir Ticaret Şirketinin, başka bir ticaret şirketinin paylarının çoğunluğuna veya onu yönetebilecek kararları alabilecek miktarda paylarına sâhip bulunması, birinci şirketin hâkimiyetinin varlığına karinedir.” hükmünü hâvi olup; Davalı Şirket, yukarıda unvanları belirtilen şirketlerin hâkim hissedârı konumundadır. Aynı Kanun'un 200'üncü Maddesi ise: “ Hâkim şirketin her pay sâhibi, genel kurulda, bağlı şirketlerin finansal ve malvarlığıyla ilgi hesap sonuçları, hâkim şirketin bağlı şirketler ile bağlı şirketlerin birbirleriyle; hâkim ve bağlı şirketlerin pay sâhipleri, yöneticileri ve bunların yakınlarıyla ilişkileri, yaptıkları işlemler ve bunların sonuçları hakkında, özenli gerçeği aynen ve dürüstçe yansıtan HESAP VERME İLKELERİNE uygun, doyurucu bilgi verilmesini isteyebilir.” hükmünü havidir. Alıntılanan kanun hükümlerine rağmen, Davalı Şirket'in doğrudan pay sâhibi, hâkim hissedârı ve/veya organik bağ içerisinde bulunduğu iştirakleri ile ilgili yönetilen soruların hiçbirine kanunun aradığı ve hukuki açıdan tatminkâr bir şekilde cevap verilmemiş; Bilhassa, faaliyet raporlarında ve mâli tablolarda yüksek miktarlarda para aktarımı yapıldığı anlaşılan Bağlı Şirketlere ilişkin hususlar, açıklığa kavuşturulmamıştır. 6362 sayılı Sermâye Piyasası Kanunu'nun Örtülü Kazanç Aktarım Yasağı'nı düzenleyen 21.1'inci Maddesi "Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının; yönetim, denetim veya sermâye bakımından doğrudan veya dolaylı olarak ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişiler ile emsâllerine uygunluk, Piyasa Teamülleri, Ticâri Hayatın Bâsiret ve Dürüstlük İlkeleri'ne aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel veya şartlar içeren anlaşmalar veya ticâri uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunmak süretiyle kârlarını veya malvarlıklarını azaltarak veya kârlarını veya malvarlıklarının artmasını engelleyerek kazanç aktarımında bulunmaları yasaktır." Aynı Madde'nin 4'üncü Fıkrası ise : “ Kazanç aktarımının Kurul'ca tespiti hâlinde, halka açık ortaklıklar, kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıkları, Kurulca belirlenecek süre içinde kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflardan, aktarılan tutarın kanuni faizi ile birlikte mal varlığı veya kârı azaltılan ortaklığa / kolektif yatırım kuruluşuna iadesini talep eder. Kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflar, Kurulca belirlenecek süre içinde aktarılan tutarı kanuni faizi ile birlikte iade etmek zorundadır. Örtülü Kazanç Aktarımı Yasağının İhlâli ile ilgili 94'üncü ve 110'uncu maddeler ile ilgili mevzuatta öngörülen hukuki, cezâi ve idâri yaptırımlar saklıdır” hükümlerini hâvidir. Hâricen yapılan araştırmalar sonucu Kamuyu Aydınlatma Platformu ( KAP )'ndan edinilen bilgilere göre: Bağlı Şirketlerden biri olan -----------Ş.'nin % 77 hissesi Davalı Şirket'e âit olup, kalan %23 hissesi ise halka arz edilmiştir. Bu meyanda, Davalı Şirket tarafından --------- Şirketine ciddi ölçüde finansman sağlanmış ve Sermâye Piyasası Kanunu'nun yukarıda zikredilen Örtülü Kazanç Aktarım Yasağı ihlâl edilmiştir. Nitekim, -----------Ş. adına Davalı Şirket üzerinden ---------- yapılan müracaatlarda 6.000.000,00-USD ( 6 Milyon Amerikan Doları ) tutarında yatırım talebinde bulunulmuş olduğu hususu, 02 Aralık 2023 tarihinde ------------ bildirilmiştir. Sâdece bu husus dahi, tarafımızca dermeyan olunan beyanlarımızın haklılığını apaçık bir biçimde ortaya koyan, esaslı bir olgu teşkil etmektedir. Nitekim, Davalı Şirket'in hisse değerleri günbegün düşüş yaşamakta; şirket hisseleri hakkında ------------ Devre Kesici işlemleri tatbik edilmektedir. Tüm bu hususlar, Davalı Şirket'teki usülsüz birtakım işlemlerin varlığına ve kötü yönetime açık birer karine teşkil etmekte olup; bağlı şirketlere 2022 yılı öncesi ve de sonrasında yüksek miktarda finansman aktarımı sağlandığı yapılacak bilirkişi incelemesi ile sübüta erecektir. 2.2) Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu'nun 46'ncı Sahifesinde "... Dönem içinde özel denetçi tayinine ilişkin herhangi bir talep olmamıştır ...” şeklinde açıklamada bulunulmuştur. Oysa ki, Davalı Şirket'in 16 Aralık 2022 tarihinde icra edilen Genel Kurulunda; Gündem'in 3'üncü Maddesinde Davalı Şirkete Özel Denetçi Atanması talep edilmiş ve fakat, bu talep de yine oyçokluğuyla reddedilmiştir. Bilindiği üzere, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 438'nci Maddesi: "...Her pay sâhibi ... belirli olayların özel bir denetimle açıklığa kavuşturulmasını, gündemde yer almasa bile genel kuruldan isteyebilir.” hükmünü hâvi olup davalı şirket nezdinde zuhur eden usulsüz mali işlemlere dair Özel Denetçi Talebinin de haksız bir biçimde reddedildiğini, yukarıda ifâde olunan 16 Aralık 2022 tarihli Olağan Genel Kurulunda alınan bir kısım kararların iptâli talebiyle ---------- Esas sayılı dosyası üzerinden Davalı Şirket'e karşı ikâme olunan davada ifâde etmiş oldukları tüm hususların; huzurdaki davaya konu 20 Aralık 2023 tarihli Olağan Genel Kurul'da da aynıyla cereyan ettiğini, 2.3) Ayrıca ve önemle ifâde etmek gerekir ise, Genel Kurulda tarafımızca tevcih edilen sorulara kanunun aradığı lâzımiyeye rağmen; ekseriyetle Şirket Yönetim Kurulu Üyeliği sıfatını hâiz olmayan kişilerce yanıt verilmeye çalışılmıştır. Oysa ki, halka açık ortaklıklarda genel kurulların ne şekilde icrâ edileceği yasal mevzuat hükümleri çerçevesinde muayyen olup; Şirket Faaliyet Raporu'nun 48'inci sahifesinde de: "... Genel Kurul Toplantısı esnâsında ortaklar tarafından sorulan sorulara Yönetim Kurulu Üyeleri ... gerekli açıklamalarda bulunmaktadır ... ” ifâdesi yer almaktadır. Hâl böyle iken, icrâ olunan Genel Kurul'da Yönetim Kurulu Üyesi sıfatını hâiz olmayan -----------, ---------- ve Divan Baskanı ------------- tarafından sorulan sorulara sözde ( ! ) cevap verilmeye çalışılmış olmakla; Pay Sâhipleri, Yetkin Bir Yönetim Kurulu Üyesi tarafından gereğince bilgilendirilmemiş ve arz edilen suâller hukuken tatmin edici şekilde cevaplanmamıştır. İfâde olunan hususât tahtında, alınan kararlar bu yönüyle de ayrıca iptâle mâhkûmdur. 2.4) Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu'nun 52-53'üncü sahifelerinde : “... Hiçbir çalışan, Şirketi şahsi çıkarları için kullanamaz ... ” ifâdesine yer verilmiştir. Oysa ki, Genel Kurul Toplantı Tutanağı'nın 6'ncı Maddesine red oyu vermek süretiyle derc'edilen ihtirâzi kaydımızın tetkiki ile de görüleceği üzere; Şirket'in Yönetim Kurulu Üyesi -------- doğrudan tarafı olduğu ve aleyhine sonuçlanan bir davanın Karşı Taraf Vekâlet Ücreti, bizzat Davalı Şirket tarafından ödenmiştir. Görüleceği üzere, adı geçen Yönetim Kurulu Üyesi'nin şahsi borcu esâsen, Davalı Şirket'in diğer hissedarlarının haklarını muhtel eder bir şekilde, icra dosyasına ödenmiş olup; sâdece bu husus dahi şirketin usulsüz işlemlerine başlı başına bir karine teşkil etmektedir. Bu itibarla, Şirket'in Faaliyet Raporu ciddi birtakım usülsüzleri muhtevi bulunduğundan Gündemin 3'üncü Maddesinde alınan kararın bu yönüyle de iptâli gerekmektedir. 2.5) Yine, Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu'nun 62'nci Sahifesinde “ ... Şirketin faaliyetlerini etkileyecek önem derecesinde leh ve aleyhte dava bulunmamaktadır ... ” şeklinde açıklamada bulunulmuştur. Ve fakat, hârici araştırmalarımız neticesinde açık kaynaklardan temin edilen bilgilere göre Davalı Sirket aleyhinde başta olmak üzere ciddi önemi hâiz bulunan çok sayıda dava mevcuttur. Ayrıca, Davalı Şirket'in kâhir hissedârı bulunduğu ----------- Şirketi'ne, ---------- tarafından 2.000.000.000,00-TL ( İkiMilyar Türk Lirası ) tutarında idâri para cezası uygulandığı açık kaynaklardan öğrenilmiş, Yine, bu konuda 17 Haziran 2023 ve 11 Temmuz 2023 tarihlerinde ---------- yapılan bildirimlerde, buna ilişkin: birtakım dava süreçlerinden bahsedilmiştir. Ne var ki, Davalı Şirket'in Faaliyet Raporunda bu süreçlerin hiçbirisine yer verilmeyerek kamuoyu ve pay sâhiplerini yanıltmaya yönelik şekilde kamuyu aydınlatma yükümlülüğü açıkça ihlâl edilmiştir. Önemle ifâde etmek gerekir ise, Türk Ticaret Kanunu'nun 448'inci Maddesi: "Yönetim Kurulu, iptâl veya butlan davasının açıldığını ve duruşma gününü usûlüne uygun olarak ilân eder ve Şirketin internet sitesine koyar ...", 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun Kamunun Aydınlatılmasında Özel Durumlar başlıklı 15'inci Maddesi ise: “ ... Sermaye piyasası araçlarının değerini, fiyatını veya yatırımcıların yatırım kararlarını etkileyebilecek nitelikteki bilgi, olay ve gelişmeler, ihraççılarca veya ilgili taraflarca kamuya açıklanır ...” hükümlerini âmir olup; Davalı Şirket'in yasal düzenlemeler gereğince üzerine terettüp eden ilân yükümlülüğünden haksız ve hukuka aykırı olarak imtina etmesi, bir başka açık usülsüzlük hâlidir. Tüm bu hususlara ilişkin olarak, Sermaye Piyasası Kurulu'na ihbarda bulunmak dâhil tüm haklarımızın mahfuz bulunduğunu, önemle bildiririz. 2.6) Davalı Şirket tarafından, ----------- yapılan 28 Kasım 2022 ve 06 Aralık 2023 tarihli bildirimlere göre; Şirket, turizm sektöründe --------- ----------- ilçesinde otel inşaası için 23.000.000,00-USD yatırım karârı almıştır. Ancak bu husus, Davalı Şirket'in Esas Sözleşmesine açık aykırılık teşkil etmektedir. Bilindiği üzere, Şirket'in faaliyet alanlarını değiştirebilmek için öncelikle esas sözleşmesinin ( ana mukavelesinin ) tâdili gerekmektedir. Nitekim, 16 Aralık 2022 tarihli bir önceki Genel Kurulda da benzer mâhiyette bir husus gündeme getirilmiş olmasına rağmen; ana mukâvele tâdili olmadan bunun yapılamayacağı anlaşıldığından; bahse konu yatırım karârı atiye bırakılmıştır. Hâl böyle iken, 2022 yılına ilişkin Yönetim Kurulu Faaliyet Raporunda yeniden turizm sektöründe yatırıma yer verilmesi; tümüyle hukuka aykırıdır.
3.Gündem'in 4 ve 5'inci Maddelerinde; Hukuka ve Mâli İlkelere aykırı şekilde tanzim edilmiş bulunan Bağımsız Denetim Raporu, Bilânço Gelir-Gider Tabloları ve Mâli Tablolar red oyumuza ve bu hususa ilişkin ihtirazi kaydımıza rağmen oy çokluğuyla kabul edilmiştir. Oysa ki, mahkemece yaptırılacak Bilirkişi İncelemeleri neticesinde de görüleceği üzere; Borsada İşlem Gören Davalı Şirket Hisseleri ile Nakit Varlıklar söz konusu dönem zarfında aşırı dalgalanmış, Şirket'in üstlenmiş olduğu yükümlülükler ziyâdesiyle artmış ve enflasyon karşısında kârlılık ciddi ölçüde azalmıştır. Yine, bu süreçte BAĞLI ŞİRKETLER ile İLİŞKİLİ TARAFLARA usülsüz finansal aktarımlarda bulunulduğu; bunların nedeninin ise, hukuki açıdan hiçbir şekilde izah edilmediği, edilemediği aşikârdır. Davalı Şirket'in bu tutumu da açık bir hukuka aykırılık teşkil etmekte olup, genel kurulda alınan bu kararların da iptâli, bir gerekten öte yasal bir zaruret arz etmektedir.
4.Gündem'in 6'ncı Maddesinde : Davalı Şirket'in Mâli Tablolarında dağıtılabilir kâr oluşmaması iddiasıyla, kâr dağıtımı yapılmamasına red oyumuza ve bu hususa ilişkin ihtirâzi kaydımıza rağmen oy çokluğuyla karar verilmiştir. Oysa ki, karar aşamasında bulunan --------- Esas sayılı dosyası üzerinden açılan davada dosyaya ibraz olunan Bilirkişi Raporunda : “ ... Kâr payı dağıtılıp dağıtılmaması hususunun takdiri, Genel Kurula ait olmakla birlikte; bu yetkinin kullanılması keyfiyete bağlı değildir ... Davalı tarafından uzun süreden beri kâr dağıtılmamasının yasadan kaynaklanan zorunlu sebeplere dayandığına ilişkin somut deliller sunulmamıştır ... 38.892.538,00-TL'lık net kârın dağıtılmamasına dâir kararın iptâli şartlarının oluştuğu sonucuna varılmaktadır..." şeklinde, fevkalâde önemli birtakım tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bilirkişi Raporu'nun tetkiki ile de görüleceği üzere, bir ticâri ortaklık olarak teşekkül eden Davalı Şirket'in uzun yıllardır kâr payı dağıtmaktan ısrarla imtina etmesi, hukuka açıkça aykırıdır. 4.1) Aynı zamanda, ---------- Şirketi tarafından 23 Ağustos 2022 tarihli rating bildirim formu uyarınca Davalı Şirket'in uzun vâdeli Ulusal Kredi Notu : ---------- seviyesinden ------- seviyesine revize edilmiş, 26 Temmuz 2023 tarihine gelindiğinde ise, Davalı Şirket'in uzun vâdeli ulusal kredi notu, ----------- seviyesinden--------- seviyesine yükseltilmiştir. 4.2) Bunların yanı sıra, 31 Temmuz 2023 tarihinde ----------yapılan bildirimde yabancı para birimi cinsinden tüm kredilerin kapandığı bildirilmiştir. 4.3) Yine, kâhir hissedârı bulunduğu -----------Ş. adına Davalı Sirket üzerinden ---------- yapılan müracaatlarda 6.000.000,00-USD ( 6 Milyon Amerikan Doları ) tutarında yatırım talebinde bulunulduğu 02 Aralık 2023 tarihinde ---------- bildirilmiştir. Bu husus da 6362 sayılı Sermâye Piyasası Kanunu'nun Örtülü Kazanç Aktarım Yasağı'nı ihlâl teşkil etmekle birlikte; yukarıda maddeler hâlinde zikredilen tüm vakıalara rağmen, ticâri şirket olmanın tabii bir gereği olarak, mâli dönem içerisinde elde edilen kârın hissedarlara dağıtılmaması haksız ve hukuka aykırı olup; Gündem'in işbu maddesinin de iptâli gerekmektedir.
5.Gündem'in 7'nci Maddesinde: Red oyumuza ve bu hususa ilişkin ihtirâzi kaydımıza rağmen oy çokluğuyla Yönetim Kurulu Üyeleri'nin ayrı ayrı ibrâ edilmelerine karar verilmiştir. Ne var ki; bahse konu ibrâ kararları, tümüyle hukuka aykırı ve esâsen yok hükmündedir. Şöyle ki; 5.1) Bilindiği üzere, 6102 zayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 436/2'nci Maddesi gereğince : "Şirket Yönetim Kurulu Üyeleri İle Yönetimde Yetkili İmza Yetkisini Haiz Kişiler, Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrâ edilmesine ilişkin kararlarda, kendilerine âit Paylardan doğan oy haklarını kullanamaz.” Nitekim, bir başka hukuki ihtilâfa ilişkin olarak, --------- Esas sayılı dosyası üzerinden ikâme olunan davada yaptırılan inceleme sonucu alınan Bilirkişi Raporunda, bu husus “ .. Yönetim Kurulu Üyesi ve aynı zamanda pay sâhibi olan kişilerin birbirlerinin ibrâsında oy kullandıkları ve ibrâ kararlarının alındığı ... Anonim Şirketlerde aralarındaki sorumluluk ilişkisinin müteselsil, farklılaştırılmış teselsül olduğu düşünüldüğünde ... bu hususun, TTK'nın 436/2'nci maddesine açıkça aykırı bulunduğu ... ( bu itibarla ) ibrâya ilişkin kararların iptâli gerektiği ... şeklinde ifâde edilmiş; Yine, ticâri davalarda ihtisas merci konumundaki ---------- sayılı: " ... Yönetim Kurulu Üyelerinin kendi ibrâlarında oy kullanmaksızın, diğer üyelerin ibrâlarında olumlu oy kullanarak, Yönetim Kurulu Üyelerini ibra ettikleri görülmüştür. Oysa ki, TTK'nın 436/2'nci Maddesine göre, Yönetim Kurulu Üyelerinin kendilerinin ve birbirlerinin ibrâlarına ilişkin kararlarda oy hakkını hâiz olmadıkları âşikâr alan olup ... alınan genel kurul kararına karşı ortaklar, muhalefet şerhlerini tutanağa yazdırmamış olsalar bile, ibrâya ilişkin işbu kararın iptâlini talep edebilirler.” şeklindeki kararında da aynı doğrultuda tespitlerde bulunulmuştur. Hâl böyle iken, huzurdaki davaya konu somut olayda, TTK'nın 436/2'nci maddesi hilafında alınan ibrâya ilişkin kararların iptâli gerekmektedir. 5.2) Ayrıca, Davalı Şirket Yönetim Kurulu Üyeleri tarafından, faaliyet dönemi gerçekleştirilen eylem ve/veya işlemlerin kâhir ekseriyeti > azlık konumundaki diğer pay sâhiplerinin hukuki menfaatlerine açıkça aykırı bulunmaktadır. Kezâ, borsada işlem gören şirket hisselerinin değerinin, enflasyonist ortamda minimum bir katına çıkması gerekirken; ciddi ölçüde düşüşe uğramasının asli müsebbibi de yine bizzat Şirket Yönetim Kurulu Üyeleri'dir. Dolayısıyla, faaliyet raporunda ifâde olunanın aksine “ küçük hissedarlar başta olmak üzere eşitlikçi, hesap verilebilir, sorumlu, şeffaf bir yapı sunulduğu” iddiası tümüyle gerçek dışı olup; bilânço verileriyle de açıkça sâbit olduğu üzere Davalı Şirket her geçen gün ciddi ölçüde zarâra uğratılmakta; Şirket, kötü idâre edilmekte; mâli ve hukuki açıdan usülsüz işlemler ortaya konulmaktadır. Esâsen, yılda tek bir gün gerçekleştirilen Genel Kurul'da dahi hissedarların huzurunda bulunmaktan imtina etmiş ve hâttâ kaçınmış bulunan Yönetim Kurulunun İbrâsı, hukuki açıdan külliyen yok hükmündedir. 5.3) Önemle ifâde etmek gerekir ise, Davalı Şirketin İmtiyazlı Pay Sâhibi ve Yönetim Kurul Başkan Yardımcısı -----------, bu titrinin yanı sıra, dava dışı ----------Ş.'nin Münferiden Yetkili Yönetim Kurulu Başkanı ve --------- açıklanan bilgilere göre de yegane hissedârıdır. Söz konusu şirketin, Yönetim Kurulu Eski Başkanı ise > Davalı Şirket'in İmtiyazlı Pay Sâhibi ve Yönetim Kurulu Başkanı konumundaki ----------dır. Her iki Şirket de aynı sektörde ve aynı faaliyet alanında ticâret yapmakta olup, aralarında hissedarlık ilişkisi söz konusudur. Her iki Şirket arasında, yetkilileri üzerinden sağlanan bir organik bağ ve açık bir hukuki râbıta söz konusudur. Bu cümleden olmak üzere, --------- sayılı karârı: "Ticâret Şirketlerinde, Sınırlı Sorumluluk ya da Ayrı Malvarlığı ilkesinin, alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda, alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi geliştirilmiş ve bu suretle, tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutma getirilmiştir. Gelişen zaman içerisinde Yargıtay Uygulamalarında da bu teori benimsenmiştir. Teorinin amacı, hakkâniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen Türk Medeni Kanunu'nun 2'nci Maddesi, kabul edilmektedir. ... Uygulamada ve Doktrinde ... aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında ... Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” uygulanmasının mümkün olabileceği de kabul edilmektedir. Bu teori, hâkim şirketler topluluğunda da söz konusu olabilmektedir. Yani, perdenin aralanması ile şirket kurucusu gerçek kişilerin sorumluluğuna gidilebildiği gibi; aynı şirketler içerisinde yer alan kardeş şirketler arasında da sorumluluğun gerçekleştiğinin kabülü sağlanabilir." şeklindedir. Tüm bu açıklamalar ışığında, Genel Kurul'da taraflarınca sorular yöneltilmiş ve fakat; Ticâret Hukukumuz'a Hâkim ŞEFFAF YÖNETİM ve OBJEKTİF HESAP VERME İLKELERİ ile örtüşmeyen bir biçimde, hukuken mesmu hiçbir açıklamada bulunulmamıştır. Yine, Davalı Şirket tarafından ortaya konulan eylem ve işlemler bir bütün olarak mütalâa edildiğinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2'nci maddesinde düzenlenen DÜRÜSTLÜK KURALI ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 420'nci maddesinde ifâdesini bulan DÜRÜST HESAP VERME ÖLÇÜSÜ İLKELERİ'ne açık aykırılık teşkil eden bu kararların iptâli, bir zaruret teşkil etmektedir.
6.Gündem'in 8'inci Maddesinde Şirket'in Yönetim Kurulu Üyeliklerine, Hâlihazırdaki Yönetim Kurulu Üyeleri -----------, --------, ---------- ile yine hâlihazırdaki Bağımsız Yönetim Kurulu Üyeleri, ----------- ve ------------- seçilmesine, oyçokluğuyla karar verilmiştir. 6.1) Ancak, yukarıda tafsilatlı bir biçimde ifâde edilen hususlar tahtında; > Davalı Şirket'i Her Anlamda Kötü İdâre Eden, > Ticaret Hukukumuz'a Hâkim Bulunan DÜRÜST YÖNETİM, ŞEFFAFLIK, OBJEKTİF HESAP VERME, ÖLÇÜLÜLÜK ve HAKKÂNİYET İlkelerinden Yoksun Hukuki, İdâri ve Mâli Açıdan Usül ve Yasaya Aykırı Eylem ve İşlemlerde Bulunan, Mevcut Yönetim Kurulu Üyelerinin göreve yeniden seçilmeleri açık bir hukuka aykırılık olup, iptâle mâhkumdur. 6.2) Davalı Şirket'in Bağımsız Yönetim Kurulu Üyeleri sıfatını hâz ---------- ve ------------, aynı zamanda Şirket Bünyesindeki Denetim Komitesi, Kurumsal Yönetim Komitesi ve Riskin Erken Saptanması Komitesi'nin de üyeleridir. Huzurdaki davaya konu döneme ilişkin Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu'nun 55, 56 ve 57'nci sahifelerinde: Bağımsız Yönetim Kurulu Üyeleri ----------- ve ------------ : "Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi olmaları sebebiyle üstlenecekleri görevleri gereği gibi yerine getirecek mesleki eğitimlere, bilgi ve tecrübeye sâhip olduklarını; Davalı Şirket'in faaliyetlerine olumlu katkıda bulunabilecek, ortaklar arasındaki çıkar çatışmalarında tarafsızlıklarını koruyacak, menfaat sâhiplerinin haklarını dikkate alarak özgürce karar verebilecek güçlü etik standartlara, mesleki itibâra ve tecrübeye sâhip olduklarını; Şirket'in faaliyetlerini ve de işleyişini tâkip edebilecek ve üstlendikleri görevlerin gereklerini tam olarak yerine getirebilecek ölçüde Şirket işlerine zaman ayırabiliyor olacaklarını” peşinen kabul, beyan ve de tekeffül etmişlerdir. Ne var ki, isimleri zikredilen her iki şahıs da Sermâye Piyasası Mevzuatı Hükümleri uyarınca Bağımsız Yönetim Kurulu Üyeliklerinden sâdır bulunan vazife ve yetkilerini kötüye kullanmış; gerek Kamu'ya ve Pay Sâhipleri'ne ve gerekse de Resmi Mercilere ifâsıyla mükellef bulundukları ihbar ve bildirimleri yerine getirmemişler, lâzım gelen hukuki tedbirleri almamışlardır. İsimleri zikredilen ve Davalı Sirket'ten Yüzbinlerce Türk Lirası gelir elde eden mezkur Bağımsız Yönetim Kurulu Üyeleri > Davalı Şirket'in Genel Kurulu'na iştirak etmeye tenezzül etmemişler, en azından pay sâhiplerinin haklı soruları karşısında cevap verme mükellefiyetlerini dahi yerine getirmemişlerdir. Esâsen, ortaya konulan çok açık usülsüzlük ve de kanuna aykırılıklar nedeniyle: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 6362 sayılı Sermâye Piyasası Kanunu hükümleri gereğince haklarında SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULMASI GEREKEN bu şahıslardan ---------yeniden Yönetim Kuruluna Seçilmesi, hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu itibarla, Gündem'in işbu maddesinde alınan kararın da iptâli gerekmektedir.
7.Gündem'in 9'uncu Maddesinde: Davalı Şirket'in Yönetim Kurulu Üyelerine, bir önceki yıla oranla %50 artış yapılmak suretiyle, aylık net 60.000.00-TL huzur hakkı ödenmesine karar verilmiştir. Bilindiği üzere, Yönetim Kurulu Üyelerinin Mâli Hakları'nı düzenleyen TTK'nın 394 ve 408'inci maddelerinde huzur hakkının Genel Kurul tarafından belirleneceği belirtilmiştir. Yargıtay'ın Müstekâr İçtihatları gereğince, söz konusu hak tâyin edilir iken: Kurul Üyelerinin sarf ettikleri emek ve mesâileri ile üyelerin sâhip olduğu nitelikler, Sektörde faaliyet gösteren firmalar ile mukâyeseli olarak emsâl mâhiyetteki ücretler, Şirket'in finansal durumu, kârlılığı ve tüm yönleriyle mâli yapısı, Şirket'in, hissedarlarına kâr payı dağıtıp dağıtmadığı gibi temel kıstasların nazara alınması gerekmektedir. Ne var ki, Genel Kurulda bu hususa riayet edilmediği gibi; Hissedarlar ile Yönetim Kurulu Üyeleri arasındaki hukuki menfaat dengesi de gözetilmemiştir. Bu meyanda, ----------- sayılı kararı Şirket Yöneticilerine verilecek yüksek miktarlı huzur hakkı ile yönetim kurulu üyesi olmayan ortakların payları oranında kâr payı alma haklarının zayıflatıldığı, bunun belli ortaklara örtülü kâr dağıtılması sonucunu doğuracağı bir gerçektir. Dolayısıyla, Şirketin elde ettiği gelir ile yönetim kurulu üyelerine ödenmesine karar verilen ücretler nazara alındığında; yönetim kurulu üyelerine verilmesine karar verilen huzur hakkının şirketin geliri, yapılacak işler ve yönetim kurulunun görevleriyle orantılı olmadığı, dava konusu genel kurulda alınan kararın belli ortaklara örtülü kâr dağıtımı niteliğinde olduğu kabul edilmeli, bu kararın eşitlik ve dürüstlük kurallarına da aykırı bulunduğu nazara alınmalıdır.” şeklinde olup; pay sâhiplerine kâr dağıtımı yapmayan Davalı Şirket'in, yukarıda zikredilen ölçütlere aykırı surette huzur hakkı belirlenmesi nedeniyle; alınan kararın iptâli gerekmektedir.
8.Gündem'in 10'uncu Maddesinde: Davalı Şirket'in, 2022 yılı mâli dönemine ilişkin olarak ----------Ş. belirlenmiş olup; 2023 yılı mâli dönemine ilişkin olarak da yine adı geçen Şirket ile devam kararı verilmiştir. Ancak, alınan bu karar hiçbir hukuki gerekceye Mevzuat hükmüne ve/veya ticâri kaygıya dayanmadığı gibi; toplantı tutanağının tetkiki ile de görüleceği üzere bu hususa ilişkin haklı ve ısrarlı suâllere karşı tatminkâr bir açıklama da yapılmamıştır. Halka Açık Şirketler açısından fevkalâde önem arz eden Bağımsız Denetim Kuruluşunun tâyini > ŞEFFAF YÖNETİM ve OBJEKTİF HESAP VERME İLKELERİ ile de doğrudan ilintili bulunduğundan, genel kurulda alınan işbu kararın da iptâli gerekmektedir.
9.Gündem'in 11 ve 12'nci Maddelerinde: Davalı Şirket adına yapılacak bağış ve yardımlar hususunda bir önceki yılda üst sınır 2.500.000,00-TL olarak belirlenmiş iken; dava konusu 20 Aralık 2023 tarihli Genel Kurul'da bağış miktarının üst sınırında fahiş miktarda artış yapılmak süretiyle 50.000.000,00-TL olarak belirlenmiştir. Zirâ, bilindiği üzere; Ticâri Şirketlerin Temel Gâyesi ve Asli Görevi > kâr elde etmek olup pek tabiidir ki kârın ortaklara tevzînden sonra, Sirket Ana Mukavelesine ve Hakkâniyete uygun surette yardım ve bağışlarda bulunulabilmesi mümkündür. Bidâyette ifâde etmiş oldukları üzere, ------------ Esas sayılı dosyası üzerinden temin olunan Bilirkişi Raporunda: "... Şirketin uzun zamandan beri kâr payı dağıtmadığı anlaşılmaktadır... Şirketin yapmış olduğu bağış ve yardımlarla iş alanını genişleterek menfaat elde ettiğine ilişkin somut bir delil sunulamamıştır ... bağış ve yardımların 2.500.000,00-TL olarak belirlenmesine ilişkin kararın iptâli şartlarının oluştuğu ...” şeklinde yapılan tespit ve değerlendirmeler de bağış ve yardımlar hususuna ilişkin beyanlarımızı teyit ve tevsik eder mahiyettedir. Ancak, huzurdaki davaya konu Genel Kurulda bu temel kriterler yadsınarak, YİNE HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ ORTAKLARIN HAK VE KEZÂ MENFAATLERİ GÖZARDI EDİLEREK, âdetâ -ben yaptım oldu- mantığı ile karar alınmış; yaklaşık 38.000.000,00-TL tutarındaki kârı dağıtmaktan imtina eden Davalı Şirket'in 50.000.000,00-TL mertebesinde bağış karârı alması; en mâsum ifâdesiyle TİCÂRİ HAYÂTIN OLAĞAN AKIŞINA aykırıdır. Bu itibarla, işbu kararın da iptâli gerekmektedir.
10.Gündem'in 14'üncü Maddesinde: Genel Kurulda, Sermâye Piyasası Kurulu düzenlemeleri kapsamında, Kurumsal Yönetim İlkeleri'nin 1.3.6'ncı maddesi kapsamına girecek bir işlemin bulunmadığı şeklinde, pay sâhiplerine bilgi verilmiştir. Zikredilen madde: “ 2. Yönetim kontrolünü elinde bulunduran pay sâhiplerinin, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık veya bağlı ortaklıkları ile çıkar çatışmasına neden olabilecek önemli bir işlem yapması ve/veya ortaklığın veya bağlı ortaklıklarının işletme konusuna giren ticâri iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapması ya da aynı tür ticâri işlerle uğraşan bir başka ortaklığa sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla girmesi durumunda; Söz konusu işlemler, genel kurulda konuya ilişkin ayrıntılı bilgi verilmek üzere ayrı bir gündem maddesi olarak genel kurul gündemine alınır ve genel kurul tutanağına işlenir ...” şeklindedir. Ne var ki, Davalı Şirket'in: İmtiyazlı Pay Sâhibi ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ---------, dava dışı --------- SİRKETİ'nin Münferiden Yetkili Yönetim Kurulu Başkanı ve --------- açıklanan bilgilere göre de yegâne hissedârıdır. Nitekim, -----------SİRKETİ, Davalı Şirket'in %2.83 sermâye payına sâhip olup; iki şirket arasında açık organik bağ mevcuttur. Dolayısıyla, Genel Kurul'da > ---------- Kurumsal Yönetim İlkeleri'ne açıkça aykırı bir şekilde hareket edildiği âşikâr olup; gündemin bu maddesinin de iptâli gerekmektedir.
11.Gündem'in 16'ncı Maddesinde: Davalı Şirket Yönetim Kurulu Üyeleri'nin, Türk Ticaret Kanunu'nun 395'inci maddesinde düzenlenen > Şirketle İşlem Yapma ve Şirkete Borçlanma Yasağı ile 396'ncı maddesindeki Rekâbet Yasağı hükümleri hilâfında faaliyette bulunabilmelerine, oy çokluğuyla karar verilmiştir. Ticâret Kanunumuz'da ifadesini bulan bu ilkelerin temel kaide olduğu, ayrıksı hâllerin ise istisnâi birer durum teşkil ettiği; mâlümlarınızdır. Dava konusu somut olayda, bahse konu yetkinin Genel Kuruldan neden ve ne sâik ile talep edildiği açıklanmamış ve hukuki hiçbir izahatta bulunulmamıştır. Bu durumun; Davalı Şirket ve Pay Sâhipleri ile > Yönetim Kurulu Üyeleri, Bağlı İştirakler ve Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi Kapsamında İlintili Şirketler arasında Çıkar Çatışmasına ( conflict of interest ) sebebiyet vererek, hukuki açıdan menfaat çatışması ve haksız rekâbet sonucunu doğuracağı, Şirket'in ticâri bütünlüğüne ve hissedarlarının âli menfaatlerine halel getireceği açıktır. Dolayısıyla, yasaya ve hakkâniyete açıkça aykırı mâhiyetteki işbu kararın da iptâli gerekmektedir.
12.Borsa'ya kote bulunan Şirket'e yatırım yapmak isteyen ilgililer, pay sâhipleri ve diğer bilcümle üçüncü şahıslar açısından > Şeffaflık ve Dürüst Yönetim İlkelerine aykırılık teşkil eden tüm hususlar çerçevesinde, Genel Kurul Toplantısında alınan kamera kaydının celbi ve deşifresi yapılmak süretiyle dava dosyasına intikâli büyük önem arz etmektedir. Neticeten, gerek işbu Dava Dilekçemiz'de ve gerekse de 20 Aralık 2023 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısında gündemin beher maddesine dâir haklı itirazlar tahtında; geri dönülemez zararların oluşmasının önlenmesini teminen icrânın geri bırakılması süretiyle davalarının kabulünü talep etmek zarureti hâsıl olduğundan bahisle gerek işbu dava dilekçelerine ekli belgeleriyle birlikte arz ve izah olunan ve gerekse de mahkeme tarafından re'sen tespit ve takdir olunacak nedenler tahtında, hukuki ve cezâi bilcümle hakların mahfuziyeti kaydıyla; öncelikle ve ivedilikle, ihtiyati tedbir taleplerinin kabulü sureti ile genel kurul'da alınan kararların icrâsının geri bırakılmasına, davalı şirket'in, hâlen devam edegelen usül ve yasaya aykırı işlemlerinin önlenebilmesini teminen; şirket'e, mahkemece tensip buyurulacak tarafsız bir denetim kayyumu atanmasına, taraflarınca açılan işbu davanın, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 448'inci maddesi gereğince ilânı ile birlikte, davalı şirket'in internet sitesinde yayımlanmasına, neticeten, toplanacak deliller ve yapılacak muhakeme sonrasında; haklı davalarının kabulü ile davalı şirket'in, 20 Aralık 2023 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısında alınan gündemin (1, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 14 ve 16 numaralı) maddelerine ilişkin kararların ayrı ayrı iptaline, muhakeme giderleri ve ücret-i vekâletin davalı şirket'e tahmili'ne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili 17/04/2024 tarihli cevap dilekçesinde özetle;
I. Davacı
Tarafın Talebi Ve 20.12.2023 Tarihli Genel Kurul 1. Davacı pay sahibi -----------, vekili marifetiyle ibraz ettiği dava dilekçesi ile 20.12.2023 tarihinde tertip edilen 2022 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 1, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 14 ve 16 numaralı genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. İptali dava konusu haline getirilmeyen diğer gündem maddeleri, genel kurula bilgi verilmesi amacını taşımakta olup, teknik anlamıyla müzakerenin ürünü olmaması sebebiyle ‘karar’ niteliğinde değildir. Dolayısıyla Davacı’nın genel kurul toplantısında alınan tüm genel kurul kararları hakkında iptal davası açtığını söylemek yanlış olmaz. 2. Müvekkili ----------- Şirketi'nin payları borsada işlem gören halka açık bir anonim ortaklık olup sermaye piyasası ve ortaklıklar hukuku başta olmak üzere, mevzuatımızın öngördüğü tüm amir hükümlere tam ve eksiksiz şekilde riayet eden ve etme iradesine sahip olan bir ortaklıktır. Huzurdaki dava ise bizce iyiniyetli olmayan bir yaklaşımın ürünü olarak ikame edilmiştir. 3. Aşağıda, dava dilekçesinde yer verilen iddialar hakkındaki savunmaları usule ve esasa dair gerekçeler özelinde ve iki alt başlık altında sırasıyla arz etmekteyiz. Peşinen söyleyelim ki genel kurul kararlarının yokluk veya butlanla malul olmasına zemin hazırlayabilecek, diğer bir ifadeyle, kurucu-şeklî ya da geçerlilik şartı teşkil eden düzenlemelere aykırılık taşıyan bir durum kesinlikle yoktur. Yine aşağıda izah edildiği üzere, davacının işbu davayı açmak için gerekli şartlarının haiz olmaması ve alınan kararların hukuka uygun olması nedeniyle iptali gereken bir husus da bulunmamaktadır. 4. Davacı tarafından 20.12.2023 tarihli genel kurul kararlarının iptali talep edildiğinden söz konusu bu genel kurula ilişkin, ---------- ilanı, genel kurul toplantı tutanağı, hazirun cetveli ve bazı kayıtlar şu şekildedir: 20.12.2023 tarihli genel kurul için --------- yapılan 20.11.2023 tarihli ilan, 2.1.: 20.12.2023 tarihli Genel Kurul Hazirun Cetveli, 2.2: 20.12.2023 tarihli Genel Kurul Toplantı Tutanağı ve 3: 2022 Yılı Yönetim Kurulu faaliyet Raporu. 5. 20.12.2023 tarihli genel kurul için ------------, 20.11.2024 tarihinde ilan yapılmış ve gerekli duyurular --------- açıklanmıştır. Bu toplantının gündem başlıkları şu şekildedir: "1. Açılış ve Toplantı Başkanlığı'nın seçilmesi, 2. Başkanlık Divanı'na Genel Kurul Toplantı Tutanağı'nın imzalanması için yetki verilmesi, 3. 2022 Yılı Şirket Yönetim Kurulu Faaliyet Raporunun okunması, müzakeresi ve onaylanması, 4. 2022 Yılı hesap dönemine ilişkin Bağımsız Denetim Rapor Özeti'nin okunması, müzakere edilmesi ve onaylanması, 5. 2022 Yılı hesap dönemine ilişkin Bilanço ve Gelir Tablosu'nun okunması, müzakeresi ve onaylanması, 6. Şirketin 2022 yılına yönelik kar dağıtımına ilişkin Yönetim Kurulunun önerisinin görüşülmesi ve karara bağlanması, 7. Yönetim Kurulu üyelerinin Şirketin 2022 yılı faaliyetlerinden dolayı ayrı ayrı ibra edilmesi, 8. Yönetim Kurulu üyelerinin seçimi ve görev sürelerinin belirlenmesi, 9. Yönetim Kurulu üyelerinin aylık ücretlerinin belirlenmesi, 10. Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleri gereğince Şirketin 2023 yılı Mali Tablo ve Raporlarının denetlenmesi için Şirket Denetim Komitesi'nin ilgili raporu doğrultusunda Yönetim Kurulu tarafından önerilen Bağımsız Denetim Kuruluşu'nun Genel Kurul'un onayına sunulması, 11. Şirket'in 2022 yılı içerisinde yaptığı bağışlar hakkında pay sahiplerine bilgi verilmesi, 12. Sermaye Piyasası Kanunu madde 19/5 uyarınca, 2023 yılında yapılacak bağış ve yardım sınırının karara bağlanması, 13. Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleri gereğince 2022 yılında üçüncü kişiler lehine verilen teminat, rehin, ipotek ve kefaletler ile elde edilen gelir veya menfaatler hakkında Pay Sahiplerine bilgi verilmesi, 14. Sermaye Piyasası Kurulu Kurumsal Yönetim Tebliği Ek’nin 1.3.6. nolu maddesinde belirtilen işlemler kapsamında Genel Kurul’a bilgi verilmesi, 15. Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleri kapsamında, 2022 yılı içerisinde ilişkili taraflarla yapılan işlemler hakkında Genel Kurul'a bilgi verilmesi, 16. Yönetim Kurulu Üyelerine, Türk Ticaret Kanunu'nun 395. ve 396. maddeleri çerçevesinde izin verilmesi, 17. Dilek ve görüşler." 6. Dava Konusu Genel Kurul Toplantısı Bakanlık Temsilcilerinin Gözetiminden Usulüne Uygun Bir Şekilde Yapılmıştır. Toplantı tutanağı ve hazirun cetvelinden görüldüğü üzere, dava konusu genel kurul toplantısında Bakanlık Temsilcisi katılmış ve Bakanlık Temsilcisinin nezaretinde yapılmış ve bahse konu toplantı tutanağı, herhangi bir ihtirazi kayıt sunulmaksızın bakanlık temsilcisi tarafından imzalanmıştır. Dolayısıyla herhangi hukuka aykırılık söz konusu olmamıştır. Zira, Müvekkili Şirket yatırımcılarının ve paydaşlarının menfaatleri Müvekkili Şirket yönetiminin yanı sıra, ---------- tarafından da gözetilmektedir, denetlenmektedir ve hiçbir aykırılık bulunmamakta her şey usulüne uygun yapılmaktadır. Aksi düşünülemez, iddia edilemez. Yine müvekkili şirket, halka açık bir şirket olması ve payları borsada işlem görmesi nedeniyle, şirketin bazı iş ve işlemleri, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ikinci mevzuat çerçevesinde, ------------ regülasyonuna, denetimine, gözetimine ve onayına tabidir. Dolayısıyla, Müvekkili Şirket bünyesinde gerçekleştirilen faaliyetlerin tamamı açıklık ve dürüstlük prensipleri kapsamında yürütülmekte ve kamuya aydınlatma platformu aracılığı ile bilgilendirilmektedir.
II. Usule
İlişkin İtirazlarımız 1. Davacı Tarafından İleri Sürülen İptal Sebeplerinin Hiçbiri İspat Edilememiştir. İptal sebeplerinin ispatı genel esaslar dâhilinde Davacı’ya aittir [4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (“MK”) m. 6; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) m. 190/1]. Dava dilekçesi incelendiğinde; Davacı’nın iptali talep edilen genel kurul kararları hakkında iptal sebebini dahi belirtmeksizin ya da sürekli olarak aynı iptal sebebine soyut olarak dayanmak suretiyle dava ikame ettiği, iptal sebebini somutlaştıramadığı gibi, ispat yükünü de kesinlikle yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Her şeyden önce bir kere, iptal sebebinin varlığı bir konu, ispatı başka bir konudur. Bir genel kurul kararının iptaline karar verilebilmesi için iptal sebebinin ‘somut olarak’ gerçekleşmesi gerektiği gibi, dayanılan iptal sebeplerinin davacı tarafından ispat edilememesi, davanın reddine karar verilebilmesi için tek başına yeterlidir. Nitekim Yargıtay’ın iptal davaları özelindeki yaklaşımı da yerleşiktir. Gerçekten de örneğin ------------ sayılı kararında [Yargıtay İçtihat Bankası (“YargıtayİB”)] konu hakkında aynen aşağıdaki değerlendirmelere yer verilmiştir: “…Dava, anonim şirket genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, uyuşmazlığın bilirkişi incelemesi ile çözüme kavuşturulacağı, ancak davacı tarafça masraf verilmediği ve iddialarını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, genel kurulun 3 nolu bendi denetçi raporunun okunması ve ibrasına ilişkin olup davacının temyiz dilekçesinde dahi denetçi raporu ve ibra kararında ne gibi hukuka aykırılıklar olduğunu, rapordaki usulsüzlükleri somut bir şekilde ileri sürmeyip soyut olarak iptalini talep etmiş olmasına, denetçi ibrasının olağanüstü genel kurulda görüşülmesinde hukuka aykırılık bulunmamasına ve davanın bu nedenlerle reddinin gerekmesine göre davacı tarafça masraf verilmemesi nedeniyle reddine karar verilmesi yerinde değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan hükmün HUMK 436. maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir…” Benzer bir şekilde ------------- sayılı kararında konu hakkında aynen şu değerlendirmelerde bulunulmuştur: “…somut uyuşmazlıkta tadil edilen ana sözleşme değişikliklerinin hangi gerekçeler ile yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı olduğunun somut delil ve gerekçeler ile açıklanmadığı, bu suretle davacıların ileri sürdüğü iptal sebeplerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmüştür]…” Bu açıklamalar ışığında iptal sebeplerinin ispat edilemediği huzurdaki davanın reddine karar verilmesi gerektiği her türlü tartışmanın üzerindedir. 2. Müvekkili Şirketin Halka Açık Bir Şirket Olması ve Huzurdaki Dava Marifetiyle Zarar Görmesinin Kuvvetle Muhtemel Olması Dikkate Alınarak ---------- ‘Güncel Piyasa Değeri’ Dikkate Alınmak Suretiyle Mahkemece Uygun Bulunacak Tutarda ‘Nakdî Teminata’ Karar Verilmesini Talep Etmekteyiz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TK”) m. 448/3 hükmü; “Mahkeme, şirketin istemi üzerine muhtemel zararlarına karşı davacıların teminat göstermesine karar verebilir. Teminatın nitelik ve miktarını mahkeme belirler” şeklindedir. Anılan düzenlemenin iki temel işlevi bulunmaktadır: İlki, dava açılmasıyla müvekkil şirketin uğrayabileceği muhtemel zararların tazmini bağlamında bir güvence niteliği taşımasıdır. İkincisi ise, hukuki dayanağı bulunmayan davalarla en azından dava hakkının bir baskı aracı olarak kullanılmasının önüne geçilebilmesi mülahazasıdır. Müvekkili şirket, payları borsada işlem gören bir şirket konumunda olup, 2022 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan tüm kararların iptalinin talep edilmesi, payların borsa değerinin düşmesine ve şirketin zarar görmesine sebep olabilir. Bu kararlar arasında yönetim kurulu üyelerinin seçimi gibi müvekkil şirket açısından stratejik öneme sahip bir karar da yer almaktadır. Üstelik, iptal sebepleri ve genel kurul toplantısında gerekçesiz olarak iptal talebinde bulunulması dolayısıyla Davacı’nın huzurdaki davayı kötüniyetle açtığı kanaatindeyiz. Kötüniyetle iptal davası açılması ve müvekkil şirketin bundan zarar görmesi, Davacı’nın müvekkil şirkete karşı hukuki sorumluluğunu gündeme getirir (TK m. 451). Bunun da ötesinde huzurdaki yargılama dolayısıyla müvekkil şirketin muhatabı olacağı yargılama giderleri de gündeme gelecek ‘muhtemel zararın’ kapsamı dâhilindedir. Teminatın nitelik ve miktarını ilgili mahkeme belirlemektedir. Öğretide kabul edildiği üzere; “bu teminat şirketin iptal davası nedeniyle uğrayabileceği zararların karşılanması için bir güvence oluşturması yanında, şirketin mesnetsiz davalarla taciz edilmesini ve iptal davasının şirkete karşı bir baskı aracı olarak kötüye kullanılmasını önlemek gibi bir yarar da sağlayabilecektir. Ayrıca, yine öğretide kabul edildiği üzere “teminat gösterilmesi yükümlülüğü iptal davasının suiniyetle açılmış olması şartına bağlı değildir .” Şu halde işbu dava marifetiyle gündeme gelebilecek tüm maddî ve manevî zararların tazmininin güvence altına alınabilmesi ve keza davanın reddi halinde Davacı’nın hukuki sorumluluğu prosedüründe zorlukla karşılaşılmaması adına, müvekkil şirketin güncel piyasa değeri göz önünde bulundurulmak suretiyle 1.000.000-TL'den (BirMilyonTürkLirasından) az olmamak üzere uygun bulunacak tutarda nakdî teminata karar verilmesini, Sayın Mahkemece nakdi teminatın uygun görülmemesi halinde, Davacı'nın müvekkil davalı şirket sermayesindeki tüm paylarının teminat olarak alınmasına; bu teminat yatırılmazsa, davanın usulden reddine karar verilmesini talep etmekteyiz (HMK m. 88/1). 3. Davacının Dava Konusu Genel Kurul Kararlarının Yürütmesinin Geri Bırakılması Yönündeki Talebi Haksız ve Ayrıca 6100 Sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun 389 Maddesine De Aykırıdır. 3.1. Davacı taraf, dava dilekçesinde genel kurulda alınan kararlara ilişkin TTK m. 449 gereği “kararların yürütmesinin geri bırakılmasını talep etmiştir. 3.2. Dava konusu genel kurul kararlarının yürütmesinin geri bırakılmasını talep eden Davacının iddiaları, aşağıda ayrıntıları ile izah edileceği üzere usul ve esas bakımından yerinde değildir. Ayrıca, ortada hukuka aykırı ve iptali gereken kararlar da bulunmamaktadır. Kaldı ki, kararların yürütmesinin durdurulmasında ne müvekkil şirketin ne de pay sahiplerinin korunması gereken hukuki bir yararı da bulunmamaktadır. Anılan tüm bu sebeplerle Davacının “yürütmenin geri bırakılması” talebi de yerinde değildir. Bu durumda yargılama sonuçlanıncaya dek söz konusu kararların yürütmesinin durdurulması hukuka aykırı olacağı gibi müvekkilin ticari itibarına zarar verecek ve faaliyetlerinin durmasına sebebiyet verecek, hatta bir noktada iflasına sebebiyet verebilecektir. Esasen davacının yürütmeyi durdurma talebi ile amaçlarının bir hak kaybı olmayıp tamamen şirketi işlemez hale getirmektir. Bundan başka bir amaç taşımayan davacının bu haksız ve şirkete zarar verecek taleplerinin reddedileceğine inancımız tamdır. 3.3. Malum olunduğu üzere, ihtiyati tedbir kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) Onuncu Kısmı’nda “Geçici Hukuki Korumalar” başlığı altında düzenlenmiştir. HMK’nın 389. maddesi şu şekildedir: “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” Bu durum ilgili maddenin gerekçesinde aşağıdaki şekilde açıklanmıştır. “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan hâller, genel bir ihtiyatî tedbir sebebi ve şartı olarak kabul edilmiştir. Mahkemece, ihtiyatî tedbir yargılamasının gerektirdiği inceleme ve ispat kuralları dikkate alınarak, yapılan incelemeden sonra, bu sakınca veya zararı ortadan kaldıracak tedbire karar verilmesi mümkün olacaktır.” 3.4. Yukarıda yer verdiğimiz açık kanun hükmünden de görüleceği üzere; ihtiyati tedbir talebinin kabul edilebilmesi birtakım şartlara bağlanmıştır: Talep edenin korunması gereken hakkının mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veya tamamen imkansız hale gelme ihtimalinin varlığı, Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne kadar gecikme sebebiyle bir sakıncanın veya ciddi bir zararın doğabileceği ihtimali. 3.5. İhtiyati tedbir talebinin kabul edilebilmesi için, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan iki şartın bir arada bulunması gerekmektedir. Somut olayda ihtiyati tedbirin bu iki şartından hiçbiri oluşmamıştır. 3.6. Nitekim ----------- kararında da: “İhtiyati tedbirin şartları 6100 Sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu’nun 389/1. maddesinde genel olarak düzenlenmiştir. Bu yasa hükmüne göre, mevcut durumda meydana gelebilecek değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. İhtiyati tedbirde asıl olan, ihtiyati tedbire esas bir hakkın varlığı ve bir ihtiyati tedbir sebebinin bulunmasıdır. HMK'nın 390/3. maddesine göre, tedbir talep eden taraf, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak, yasal delillerle ispat etmek zorundadır. Burada sözü edilen ispatın ölçüsü ise, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir. Yaklaşık ispat kuralının uygulanmasında hakim, iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğruluğunu kabul etmekle birlikte, aksinin mümkün olduğu ihtimalini de gözetmelidir. Bu nedenle, ihtiyati tedbire karar verilirken, haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan kural olarak teminat alınır. Geçici hukuki koruma kararlarından olan ihtiyati tedbir kararı verirken hakim, asıl uyuşmazlığı çözecek içerikte bir karar vermemelidir. Bununla birlikte, ihtiyati tedbire karar verilirken tarafların çıkar dengesini ve ihtiyati tedbirin amacını hakimin gözetmesi gerekli ve zorunludur. Kanun koyucu, ihtiyati tedbir hakkında karar verecek olan hakime geniş bir takdir alanı bırakmışsa da; hakim, her somut olayda, ihtiyati tedbir şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini dikkatlice incelemeli ve hangi yasal sebebe ve hangi somut duruma göre ihtiyati tedbir kararını verdiğini kararında belirtmelidir. İhtiyati tedbir şartları mevcut değilse, Kanun'un öngördüğü ölçüde ispat edilememişse veya yaklaşık da olsa ispatı yargılamayı gerektiriyorsa ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmelidir.” şeklinde hüküm kurulmuş olup; ihtiyati tedbir talebinin, tarafların çıkar dengeleri gözetilerek ve amacını aşmayacak şekilde karara bağlanması gerektiği açıkça ifade edilmiştir. 3.7. Bu kapsamda, davacının ihtiyati tedbir talebine gerekçe olarak gösterdikleri ve dava dilekçesinde yer alan hususlar soyut ve afaki iddia ve ithamlardan ibaret olup iddia edilen hususların hiçbiri ispatlanamamıştır. Kaldı ki, davanın esasına müteallik yürütmeyi durdurma kararı verilemeyeceği de açıktır. ------------ sayılı kararında da 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesi gereği; “[...] Mahkeme davanın esasını çözümleyecek veya böyle bir sonuç doğuracak biçimde (nitelikte) ihtiyati tedbir kararı veremez. Mahkeme ancak gecikmesi halinde doğabilecek tehlikeyi önleme veya ciddi zararı dava süresince (geçici olarak) önlemek için yalnız bu amaçla sınırlı olmak üzere gereken tedbirlerin alınması için ihtiyati tedbir kararı verebilir. [...] Ne var ki, mahkemece 6111 sayılı Yasadan yararlanma ile ilgili davanın esasını çözecek biçimde ihtiyati tedbir kararı verilerek henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadığı halde davalı Kuruma 6111 sayılı Yasa ile ilgili işlemler yaptırılmış olması isabetsiz olmuştur.” şeklinde “davanın esasını çözecek biçimde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğini” açıkça belirtmiştir. 3.8. Aynı şekilde ---------- sayılı kararında da: “Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389. maddesine göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Somut olayda; davacının talebi üzerine tensiple ihtiyati tedbir kararı verilmiş olup davalı şirket vekilinin itirazı da yerinde görülmeyerek reddedilmiştir. Mahkemece davacının talebine itibar edilerek, davanın esasını çözer nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilmiş davalının itirazı da mevcut delil durumunda değişiklik olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında davanın esasını çözer nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğinden davalı şirket vekilinin itirazının kabulü ile ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde talebin reddine karar verilmesi doğru değildir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.05.2013 gününde oybirliğiyle” karar verilmiştir. 3.9. Doktrinde de genel kurul kararının yürütmesinin geri bırakılmasına ilişkin talebin mahkeme tarafından kabul edilmesi hâlinde, iptali ya da butlanının veya yokluğunun tespit edilmesi istenen genel kurul kararı uygulanamayacağı, bu durumda, davanın neticesinde elde edilecek olan sonucun yasaya ve usule aykırı bir şekilde öne çekilmesinin söz konusu olacağı, eda tedbirleriyle asıl dava sonucunun öne çekilemeyeceği belirtilmektedir. Zira mahkeme, “davanın (dava konusu uyuşmazlığın) esasını çözümleyecek veya böyle bir sonuç doğuracak biçimde (nitelikte) ihtiyatî tedbir kararı veremez. Bir başka deyişle,tedbir kararı neticesinde ortaya çıkan hukukî sonuç ile asıl dava neticesinde ortaya çıkan hukukî sonucun aynı olmaması gerekmektedir. ”. 3.10. Aynı şekilde Sayın Moroğlu’nun da görüşü, “Derdest bir davanın hukuken ve fiilen sona erdirilmesi sonucunu doğuracak şekilde yürütmenin geri bırakılmasına karar verilemez. Örneğin bir sermaye artırımı kararının iptali davasında esas sermaye artırımı kararının yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verildiği takdirde, iptal davası sonuçlanmadan çok önce sermaye artırımı hükümden düşecektir.(Böyle bir durumda) iptal davası tedbir kararıyla davacılar lehine sona erdirilmiş olacaktır. Keza, yürütmenin ertelenmesine ilişkin mahkeme kararına aykırı hareket HMK 398. Maddesindeki ceza müeyyidesinin uygulanmasına yol açar.” yönündedir. 3.11. Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle, somut uyuşmazlıkta (i) hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veya imkansız hale gelmesi gibi bir durumun söz konusu dahi olmadığı, (ii) davanın neticesinde elde edilecek olan sonucun yasaya ve usule aykırı bir şekilde eda tedbirleriyle öne çekilmesinin söz konusu olamayacağı, (iii) davanın esasını çözer nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği ve ayrıca (iv) Davacı’nın Müvekkili Şirket’in ticari faaliyetlerini durma noktasına getirme saiki ile hareket ettiği hususları dikkate alınarak Davacı’nın diğer tüm talepleri gibi yürütmenin geri bırakılması talebinin de reddine karar verilmesini talep ederiz.
4.DAVACI TARAFINDAN DAVA KONUSU YAPILAN KARARLARA İLİŞKİN "MUHALEFET ŞERHLERİ" SUNULMAMIŞTIR. MUHALEFET ŞERHİ DAVA ŞARTI NİTELİĞİNDEDİR. MUHELEFET ŞERHİ OLMAYAN KARARLARIN İPTALİ TALEP EDİLEMEZ. SALT BU NEDENLE İŞBU DAVANIN USULDEN REDDİNİ TALEP EDERİZ. Davacının dava konusu yaptığı ve gündemin 1, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 14 ve 16 maddelerinde alınan kararlara olumsuz oy kullanmışsa da, bu kararlara karşı muhalefet şerhi sunmamıştır. Muhalefet şerhi toplantı tutanağına geçirilmeyen kararın iptali talep edilemez. Toplantı tutanağında görüldüğü üzere, davacının bazı gündem maddelerine ilişkin beyanlarına yer verilmişse de, bu beyanların "muhalefet şerhi" olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu hususla ilgili TK m. 446 şu şekildedir: "İptal davası açabilecek kişiler MADDE 446- (1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten... (pay sahipleri) iptal davası açabilir. " Yargıtay bu hususta önüne gelen bir olayda "usulüne uygun muhalefet şerhinin işbu dava yönünden HMK 114/2 maddesi gereğince özel dava şartı olduğuna" karar verdiği hükmü şu şekildedir: "İlk Derece Mahkemesince, alınan kararlara yönelik olumsuz oy kullanılmasına rağmen karar alındıktan sonra usulüne uygun muhalefet şerhinin bulunmadığı, toplantıya katılan üyenin karara yönelik ret oyu vermekle birlikte bu keyfiyeti tutanağa geçirmesi gerektiği, oylama öncesi yapılan görüşme sonrasında bir öneriye karşı olduğunun belirtilmesinin tek başına karara muhalif olunduğu anlamına gelmeyeceği, usulüne uygun muhalefet şerhinin işbu dava yönünden HMK 114/2 maddesi gereğince özel dava şartı olduğu, dava şartı yokluğunun yargılamanın her aşamasında mahkemece resen dikkate alınacağı gerekçesiyle davacı tarafından açılan davanın özel dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi'nce, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 04.02.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi" --------- Yargıtay önünde gelen başka bir olayda, "iptal davası açılabilmesi için muhalefetin tutanağa geçirtilmesinin dava şartı niteliğinde olduğun" karar verdiği hükmü şu şekildedir: “...İlk Derece Mahkemesi’nce, huzurdaki davanın 11.06.2014 tarihli Genel Kurul karar iptaline ilişkin olduğu, iptal davasının yasal (3) aylık süresi içerisinde 11.09.2014 tarihinde açıldığı, davacı tarafın davalı şirkette pay sahibi olup, iptalini talep ettiği (3, 4, 5, 8 numaralı) kararlara karşı muhale-fetini zapta geçirdiği, bu kararlar bakımından dava açma hakkı bulunduğu, bununla beraber gündemin 6. maddesi bakımından muhalefet şerhinin bulunmadığı, gündemin 6 no.lu maddesine göre alınan genel kurul kararı bakımından davacının iptal davası açma hakkının bulunmadığı, davacının bu madde ile ilgili açtığı iptal davasının dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermek gerektiği... gündem maddelerinin iptali istemiyle açtığı davanın anılan gündem mad-delerinin iptali kabil olmadığından reddine, ... karar verilm[esi yerindedir]...” ------------ sayılı kararı Bu hususta Yargıtay'ın başka bir kararı ise şu şekildedir: “...İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, ...salt maddenin görüşülmesi sırasında olumsuz oy kullanılmasının dava şartı için yeterli olmadığından bu maddelere ilişkin davanın TTK'nın 446 maddesi gereğince muhalefet şerhine ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddi gerektiği, ...gerekçesiyle dava konusu edilen davalı şirketin 20/02/2017 tarihli 2015-2016 yıllarına ait genel kurul toplantısında alınan gündemin 2,4 ve 6. mad-delerine yönelik iptal isteminin TTK'nın 446 maddesi gereğince muhalefet şerhine ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine, ...karar verilmiştir." İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, ... genel kurul kararlarının iptaline ilişkin dava açılabilmesi için dava açan ortağın iptalini istediği kararın alındığı genel kurula katılıp kararlarda aleyhte oy kullanması ve oylamadan sonra muhalefet şerhini tutanağa geçirmesi gerektiği, bu gereklilik dava şartlarından olup, somut olayda iptali istenen kararlar alındıktan sonra davacının muhalefet şerhlerini tutanağa geçirmediğinden davacının bu yöndeki istinaf isteminin de yerinde görülmediği, ...İlk Derece Mahkeme kararı usul ve yasaya uygun bulunduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilm[esi yerindedir]...” ----------- sayılı kararı, Başka bir olayda ise "Muhalefet şerhi şartının dava şartı niteliğinde olduğu; bu şartın gerçekleşebilmesi için muhalefetin alınan karardan sonra tutanağa geçirilmesi gerektiği; peşin muhalefetin bu şartı sağlamayacağına" yönelik Yargıtay kararı şu şekildedir “...İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, dava konusu genel kurul kararlarında TTK’nın 447. maddesinde belirtilen butlan hallerinin bulunmadığı, kararların iptal yaptırımına tabi olduğu, 6102 sayılı TTK’nın 446. maddesi[nde] genel kurul kararlarının iptali koşulları ve yöntemi dü-zenlenmiş olup, toplantıda hazır bulunup alınan karara muhalif kalarak bu durumu zapta geçiren pay sahibinin iptal davası açabileceğinin belirtildiği, yerleşik Yargıtay uygulaması gereğince bu durumun dava şartı niteliğinde olduğu, bu şartın gerçekleşebilmesi için muhalefetin alınan karardan sonra tutanağa geçirilmesi gerektiği, somut olayda, her iki genel kurul tutanağı incelendiğinde, toplantılarda alınan kararlardan sonra oylamaya geçilmeden önce muhalefet şerhlerinin yazıldığı oylama sonrasında ayrıca tutanağa geçirilmiş muhalefet bulunmadığının görüldüğü gerekçesiyle, davalı vekili-nin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldı-rılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın usulden reddine karar verilm[esi yerindedir]...” Somut olayın şartlarına bakıldığında, davacı tarafından dava konusu yaptığı kararlara ilişkin olumsuz oy kullandığı ancak bu kararlara ilişkin "muhalefet şerhlerinin" olmadığı görülmektedir. Yer verilen Yargıtay kararları bağlamında muhalefet şerhlerinin olmadığı bu kararlara ilişkin davacının talebinin usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir. 5. İŞBU DAVA KÖTÜNİYETLİ OLARAK AÇILMIŞTIR. DAVACININ TALEPLERİ TMK M.2'YE AYKIRIDIR. SALT BU NEDENLE DAVANIN REDDİ GEREKMEKTEDİR. Davacı, müvekkil şirketin bir önceki genel kurulu olan 2021 yılının 16.12.2022 tarihli genel kurulunda gündemin 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 13 ve 17 numaralı başlıklarında alınan genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesini yönelik --------- E. Sayılı dosyasında dava ikame etmiştir. İşbu dosyanın yargılaması devam etmektedir. Davacının işbu dava ile ----------- E. Sayılı dosyasının dava dilekçeleri incelendiğinde, her iki dosyanın dilekçelerinin dahi aynı olduğu görülecektir. Davacının önem verilecek herhangi bir iddiası olmadığı gibi işbu davaları açmak için bir nedeni bulunmamaktadır. Davacı Müvekkil Şirkete zarar vermek niyetindedir. Bu durum davacının taleplerinin TMK m. 2'ye aykırı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu hususla ilgili ---------- tarihli, "azınlık pay sahiplerinin kötü niyetli bir biçimde açmış oldukları butlan davalarının hakkın kötüye kullanılması teşkil edebileceğine" hükmettiği kararı şu şekildedir: “Genel kurul kararının iptali için açılmış olan davalar; şirketi zarara uğratmak, şirket (çoğunluk) üzerinde baskı oluşturmak ve birtakım kişisel istekleri yerine getirmeye zorlamak amacını taşıyabilir. Ayrıca görünürde böyle bir amaç taşınmasa bile, iptal davası açma hakkının kullanılması bakımından bir menfaat yoksa veya çok küçük bir menfaat varsa, bu takdirde o hakkın kullanılmasından değil, hakkın kötüye kullanılmasından bahsedilecektir.” Salt bu nedenle Müvekkil Şirkete zarar vermek niyetiyle ikame edilmiş, gerekçesiz ve haksız işbu davanın reddine karar verilmesi talep edilmektedir.
III. Esasa
İlişkin İtirazlarımız Davacı’nın her bir genel kurul kararı hakkındaki iddialarına yönelik açıklamalarımıza geçmeden önce, dava dilekçesinin hemen başlangıcında genel bir iptal sebebi olarak yer verilen iddiasını ele alalım: Buna göre Davacı, 2022 yılına dair olağan genel kurul toplantısının 20.12.2023 tarihinde yapıldığını, oysaki TK m. 617 hükmü gereği (?) toplantının hesap döneminin sona ermesini takiben üç ay içerisinde yapılması gerektiğini, salt bu sebeple alınan tüm kararların iptal edilebilir olduğunu ileri sürmektedir. Davacı’nın referansta bulunduğu TK m. 617 hükmü anonim ortaklıklarla ilgili değil, limited ortaklıklarla ilgilidir. Anonim ortaklıklar özelinde konu, TK m. 409/1’de düzenlenmektedir. Hüküm aynen şöyledir: “…Olağan toplantı her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır…”. Peşinen belirtelim ki anılan düzenleme, ‘düzen hükmü’ niteliğindedir. Bunun temel sebebi; toplantının geç yapılması halinde buna kararların iptali sonucunun bağlanmasının amaca uygun bir çözüm yöntemi teşkil etmemesidir. Zira salt bu sebeple alınan kararlar geçersiz olursa, (hükmün öngördüğü amaca aykırı olacak şekilde) kararların daha da ileri bir tarihte alınması söz konusu olur. Dolayısıyla bu tür ‘düzen’ hükümlerine aykırılık, genel kurul toplantısında alınan kararların iptali sonucunu kesinlikle doğuramaz. Uygulamada da farklı yıllara dair genel kurul toplantılarının aynı genel kurul toplantısında yapılmasına sıklıkla rastlanmaktadır. Bu özellikleri dolayısıyla TK m. 409/1 hükmü öğretide tartışmasız olarak düzen hükmüne en sık örnek gösterilen düzenlemelerin başında gelmektedir . Nitekim Yargıtay da aynı doğrultuda kararlar vermiştir. Örneğin --------- sayılı kararında aynen şöyle karar verilmiştir: “…Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, genel kurulun ilk üç ay içerisinde yapılması gerekirken yapılmamasının TTK’nın 445 maddesi anlamında kanuna aykırılık ve dolayısıyla iptal nedeni teşkil etmediği, çağrının usulüne uygun olmasa dahi davacının karar alınmasında etkili olacak nicelikte bir hisseye sahip olmadığı, 2013 yılı itibariyle kâr da edilmemiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi yerindedir]…” Anılan sebeplerle Davacı’nın 2022 yılı genel kurul toplantısının faaliyet dönemini takiben üç aylık süre içerisinde yapılmaması sebebiyle tüm kararları iptali kabil olduğu yönündeki iddiasının hukuki bir temeli bulunmamaktadır. 1. Gündemin 1 Numaralı Maddesinin İptali Talebine Dair Açıklamalarımız. 1 numaralı gündem maddesi ile toplantı başkanlığında görevli kişilerin seçimine karar verilmiştir. Davacı, ticaret ve sermaye piyasası hukuku "paradigmaları" gereği toplantı başkanlığının tarafsız kişilerden oluşması gerektiğini, görevli kişilerin müvekkil şirket nezdinde görevli olduğunu belirterek, anılan kararın iptalini talep etmiştir. Davacı’nın ticaret ve sermaye piyasası hukukunun "paradigmaları" (?) ile neyi kastettiği tamamen belirsiz olup, buna dair yasal düzenleme, TK m. 419/1’de yer almaktadır. Anılan düzenleme şöyledir: “Esas sözleşmede aksine herhangi bir düzenleme yoksa, toplantıyı, genel kurul tarafından seçilen, pay sahibi sıfatını taşıması şart olmayan bir başkan yönetir. Başkan tutanak yazmanı ile gerek görürse oy toplama memurunu belirleyerek başkanlığı oluşturur. Gereğinde başkan yardımcısı da seç̧ilebilir.”Davacı’nın tek dayanağı, toplantı başkanlığına genel kurulca seçilen kişilerin müvekkili şirket nezdinde görevli olmasıdır. Bu yorumun mefhum-u muhalifinden toplantı başkanlığına seçilecek kişilerin ‘şirket nezdinde görevli olmaması’ yönünde bir zorunluluk ortaya çıkmaktadır (TK m. 419/1). Ancak TK m. 419/1’de bu yönde öngörülen bir zorunluluk ya da kısıtlama olmadığı gibi, --------- nezdinde görevli kişilerin toplantı başkanlığına seçiminde dürüstlük kuralına aykırı bir yönü de yoktur. Zira toplantı başkanlığına seçilen bir kişinin şirket nezdinde görevli olması, tek başına tarafsız olmadığı yönünde bir çıkarımda bulunmayı haklı kılmaz. Üstelik, şirket nezdinde görevli kişilerin toplantı başkanlığında görevli olmakla şirketin en temel toplantılarından birinde görev alması gayet doğal ve şirket menfaatine hizmet eden bir durumdur. Davacı’nın toplantıda arzu ettiği yönde karar alınmamasının, toplantı başkanlığının tarafsızlığı ile bir ilgisi yoktur. Çünkü çok taraflı bir işlem olarak, genel kurul kararı, pay sahiplerinin değil, bizzat anonim ortaklığın iradesini yansıtmaktadır. Şu halde toplantı başkanlığının seçimine dair kararın kanuna ya da dürüstlük kuralına aykırı olduğundan kesinlikle söz edilemez. Dahası, toplantı tutanağı içeriğinden Davacı’nın anılan karar hakkında muhalefette bulunmadığı anlaşılmaktadır. Toplantıya katılan bir pay sahibinin, genel kurul kararının içeriğine dair bir sakatlığı ileri sürebilmesi ilgili öneri hakkında olumsuz oy kullanmasına ve muhalefette bulunmasına bağlıdır [TK m. 446/1-(a)]. Olumsuz oy ve muhalefet koşulu birlikte gerekli olup, herhangi birinin eksikliği, dava şartı niteliğinde olması sebebiyle, pay sahibinin iptal davası açmasının önüne geçer . Anılan gerekçe ile bahsi geçen talebin ‘dinlenebilir’ olmadığı sonucuna ulaşmaktayız. Bu hususla ilgili Yargıtay'ın önüne gelen bir olayda "olumsuz oy kullandığı hâlde muhalefet gerekçesini tutanağa yazdırmayan pay sahibinin iptal talebinde bulunamayacağı" yönelik bir kararı şu şekildedir “...İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller, bilirkişi rapor-ları ve tüm dosya kapsamına göre, asıl dava yönünden; davalı şirketin 02/10/2014 tarihinde yapılan 2012 ve 2013 faaliyet yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısında alınan tüm kararların iptalinin talep edildiği, gündemin 1. maddesi kapsamında; oy birliğiyle seçilen divan kuruluna toplantı tutanağını imzalama yetkisi verilmesine ilişkin kararda kanuna aykırı bir durum bulunmadığı, kaldı ki olumsuz oy kullanan ortak -----------Ş. temsilcisinin muhalefet gerekçesini tutanağa yazdırmadığı, bu sebeple gündemin 1. maddesine ilişkin iptal isteminin yerinde görülmediği,... netice itibariyle davalı şirketin 02/10/2014 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların kanun, esas sözleşme ve objektif iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı gerekçeleri ile, davacıların davalı şirket aleyhinde açtıkları 02/10/2014 tarihli Genel Kurul Toplantısı'nda alınan tüm kararların iptaline yönelik davasının reddine, ...karar verilm[esi yerindedir]...”--------- sayılı kararı. 2. Gündemin 3 Numaralı Maddesinin İptali Talebine Dair Açıklamalarımız Davacı, yönetim kurulu yıllık faaliyet raporunun okunmuş sayılması ve onanmasına dair kararın iptalini talep etmiştir. Hemen belirtelim ki yönetim kurulu yıllık faaliyet raporunun okunmasına yönelik irade, her ne kadar bir müzakere içerse de bu kararın iptalinin dava edilmesinde hukukî menfaat zaten yoktur. Üstelik bahsi geçen belge, toplantı öncesinde pay sahiplerinin incelemesine hazır da bulundurulmaktadır (TK m. 437/1). Şu halde salt belgenin okunmasına dair kararın iptalini talep etmenin hizmet edecek bir katma değer bulunduğundan söz edilemez. Yönetim kurulu faaliyet raporunun onanmasına gelince; Davacı’nın bu talebini iki farklı açıdan inceleyelim: İlk olarak, Davacı, sıraladığı konularda Faaliyet Raporunun içeriğine ilşkin bazı iddia ileri sürmüştür. Bu iddia gerçeği kesinlikle yansıtmamakta olup, yönetim kurulu yıllık faaliyet raporunun içeriği, Şirketlerin Faaliyet Raporunun Asgari İçeriğinin Belirlenmesi Hakkında Tebliğ’de öngörüldüğü haliyle ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir (m. 4 vd.). Dolayısıyla yıllık faaliyet raporunun içeriğindeki eksikliklerden hareketle raporun onanmasına dair kararın iptaline karar verilmesi düşünülemez. Bu yönüyle Davacı bilgi alma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise ikame etmesi gereken dava, bilgi alma hakkının karşılıksız kaldığı gerekçesiyle, bilgi alma hakkının icrasına matuf davadır. TK m. 437/5’e göre; “Bilgi alma veya inceleme istemleri cevapsız bırakılan, haksız olarak reddedilen, ertelenen ve bu fıkra anlamında bilgi alamayan pay sahibi, reddi izleyen on gün içinde, diğer hâllerde de makul bir süre sonra şirketin merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesine başvurabilir…”. Dolayısıyla pay sahibinin bilgi alma sonucunu iptal davası ile sağlaması mümkün olmadığından, özel denetimde olduğu gibi, bilgi alma hakkının icrasına matuf dava açması gerekir. Diğer bir ifadeyle, iptal davası açılmasında hukukî menfaat yoktur. Ancak bunun da ötesinde bilgi alma hakkı ihlalinin söz konusu olmadığını, Davacı’nın bu iddialarına karşılık, genel kurul toplantısında azınlık pay sahibi ve/veya sahipleri tarafından finansal tabloların müzakeresinin ertelenmesinin de talep edilmediğini önemle vurgulayalım (TK m. 420/1). Bu da esasen Davacı’nın iddiası ile nedenselliği doğrudan kesen bir hukukî argümandır (SerPK m. 14 vd.). İkinci olarak, Davacı, bahsi geçen bilgiler verilmediği için anılan kararın alındığını iddia etmekte ise bu ‘etkinin varlığını’ ortaya koyması gerekir. Diğer bir ifadeyle, Davacı’nın anılan bilgiler eksik verildiği için bu kararın ortaya çıktığını, bu bilgiler verilseydi kararın farklı şekilde verileceğini ispat etmesi şarttır. Bilgi alma hakkının ihlali, bu yönüyle genel kurulda ortaya çıkan iradenin oluşumu ile ilgili olup, usule dair bir sakatlıktır. Usule dair sakatlıklardaki kural ise etkinin varlığı kaydıyla iptaldir [TK 446/1-(b)]. Ne var ki Davacı’nın etki ile ilgili hiçbir açıklaması olmadığı gibi, bu bilgilerin genel kuruldaki iradenin oluşumuna ‘etkisi’ ile ilgili hiçbir ispat vasıtası yoktur. Daha da önemlisi, Davacı’nın sahibi olduğu sermaye payı oranı da genel kurulda ortaya çıkan iradeyi etkileme kabiliyetinden ziyadesiyle yoksundur. Davacı’nın tek dayanağı, eksik bilgi verilmesidir. Dolayısıyla Davacı’nın aslında hemen yukarıda ele alınan bilginin alınamaması gerekçesine dayalı olarak iptal davası açtığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle iptal davası dinlenebilir değildir. 5. Davacı’nın işbu maddenin iptali başlığı altında Müvekkili Şirket’in -------- işlem gören hisse değerlerine ilişkin iddiaları ise tamamen bu alandaki eksik bilgiden kaynaklanmaktadır. Borsa’da işlem gören şirketlerin hisse değeri tamamen farklı parametrelere bağlı olarak oluşmakta olup kötü yönetim ile ilgili değildir. İşlem değerini salt kötü yönetime bağlamak çok sığ ve teknik analizden yoksun bir görüştür. Davacı’nın bu başlık altında iftira niteliğindeki iddiaları ile ilgili gerekli hukukî ve cezaî süreçlerin işletilmesi hakkını saklı tuttuğumuzu belirmek isteriz. 6. Davacı dilekçesinde, asılsız iddialarda bulunmuştur. Bir iddiası şu şekildedir (sayfa 6): "...Şirketin Yönetim Kurulu Üyesi --------- doğrudan tarafı olduğu ve aleyhine sonuçlanan bir davanın Karşı Taraf Vekalet Ücreti, bizzat Davalı Şirket tarafından ödenmiştir." Davacının bu iddiasının dava konusu edilen genel kurul kararıyla bir ilgisi bulunmamaktadır. Mahkeme nezdinde olumsuz algı oluşturmaya yönelik asılsız iddiaların, bu dava bakımından bir etkisi bulunmamaktadır. 3. Gündemin 4 ve 5 Numaralı Maddelerinin İptali Talebine Dair Açıklamalarımız Gündemin 4 numaralı maddesi ile bağımsız denetçi raporunun onaylanması, 5 numaralı maddesi ile finansal tabloların onaylanmasına karar verilmiştir. Davacı, ileri sürdüğü gerekçelerin hangi genel kurul kararı ile ilgili olduğunu açıkça ve özel olarak belirtmeksizin, tabir caiz ise ‘aynı torbaya koymak suretiyle’ bahsi geçen genel kurul kararları hakkında kârlılığın azalması, usulsüz aktarımlarda bulunulması gerekçeleriyle iptal talebinde bulunmuştur. Bir kere, bağımsız denetçi tarafından hazırlanan raporun onaylanmasının hangi açılardan kanuna ya da dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edebileceği anlaşılabilir değildir. Davacı’nın ileri sürdüğü soyut gerekçeler, bağımsız denetim faaliyeti ile ilgili değildir. Davacı’nın doğrudan denetimin hatalı yapılmasına (ve bu hatanın nelere ilişkin bulunduğuna) dair bir iddiası da bulunmadığından, anılan talebin mesnetsiz olduğu ve hiçbir şekilde ispat edilemediği tartışma konusu değildir. Finansal tabloların onaylanmasına gelince, usulsüz aktarımların ne/lerden oluştuğunun Davacı tarafından ispatlanmaması bir kenara, bu açıkça belirtilmediği gibi, Davacı tarafından hiçbir şekilde somutlaştırılmayan bu iddianın Bilirkişiler tarafından tespit edileceğinin umulması, samanlıkta iğne aramaktan farksızdır. İptal davası bu amaca elverişli bir çözüm yolu sunmadığı gibi, iptale dair koşulların oluştuğundan da kesinlikle söz edilemez. Davacı tarafından hangi iptal sebebine dayanıldığı anlaşılmamakta olup, bu sebeple genel kurul kararının iptaline karar verilebilmesi mümkün değildir. 4. Gündemin 6 Numaralı Maddesinin İptali Talebine Dair Açıklamalarımız 4.1. Gündemin 6 numaralı gündem maddesi ile kâr dağıtılmamasına karar verilmiştir. Nihayet kâr dağıtılmaması kararının iptali talebine gelindiğinde ise bu kararın alınmasının temel gerekçesi, genel kurul toplantı tutanağında yer verildiği üzere kâr payı dağıtılmaması kararı alınmıştır. 4.2. Diğer yandan müvekkili şirket halka açık bir şirket olup, bu hususla iligi SerPK m. 19/1 şu şekildedir: "Kâr payı ve bedelsiz pay dağıtımı ile bağış yapılması MADDE 19 – (1) Halka açık ortaklıklar, kârlarını genel kurulları tarafından belirlenecek kâr dağıtım politikaları çerçevesinde ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak dağıtırlar. Kurul halka açık ortaklıkların kâr dağıtımı politikalarına ilişkin olarak, benzer nitelikteki ortaklıklar bazında farklı esaslar belirleyebilir." Yine bu hususla ilgili SPK tarafından çıkarılan II-19.1 sayılı “Kâr Payı Tebliği'ne bakmak gerekir. Bu hususla ilgili Kar Payı Tebliğinin 4. Maddesi şu şekildedir: Kâr dağıtım politikası MADDE 4 –(1) Ortaklıklar, kârlarını genel kurulları tarafından belirlenecek kâr dağıtım politikaları çerçevesinde ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak genel kurul kararıyla dağıtır. Ortaklıkların kâr dağıtım politikalarına ilişkin olarak Kurul tarafından benzer nitelikteki ortaklıklar bazında farklı esaslar belirlenebilir. Bu hükümlerden anlaşıldığı üzere, kâr dağıtımına karar verecek olan "genel kuruldur". Genel kurul, şirketin mevcut durumu göz önünde bulundurarak kararını verir. Somut olayda, kâr dağıtım politikası çerçevesinde, genel kurulda karar alınmıştır. Bu kararın hukuka aykırı kılan bir neden bulunmamaktadır. 4.3. Malum olunduğu üzere, anonim şirketlerde, kâr payı, sadece net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilir (TK m. 509/2). Bu bağlamda kâr, yıllık bilançoya göre belirlenir. “Net dönem kârı” ise, yıllık bilançoya göre belirlenmiş kârdan geçmiş yıllara ait zararların ve anonim ortaklığın ödemekle yükümlü olduğu matrahı yıllık kâr olan vergilerle mali yükümlülüklerin düşülmesinden sonra kalan tutardır . Benzer bir ifadeyle, net dönem kârı, kârdan, zararlar, vergiler ve mali yükümlülüklerin çıkarılmasından sonra elde edilen miktardır. Bu şekilde, geçmiş yıl zararları kapatılmadan ve vergiler ve mali yükümlülükler ödenmeden, kâr dağıtımı yapılamaz. Nitekim bu husus Müvekkili Şirketin esas sözleşmesinde şu şekilde hüküm altına alınmıştır (m. 14): "Şirketin kârı, Türk Ticaret Kanunu, Sermaye Piyasası Mevzuatı ve genel kabul gören muhasebe ilkelerine göre tespit edilir ve dağıtılır. Şirketin faaliyet dönemi sonunda tespit edilen gelirlerden, Şirketin genel giderleri ile muhtelif amortisman gibi, Şirketçe ödenmesi ve ayrılması zaruri olan meblağlar ile şirket tüzel kişiliği tarafından ödenmesi zorunlu vergiler ve bilcümle mali yükümlülükler hesap yılı sonunda tespit olunan gelirlerden düşüldükten sonra geriye kalan ve yıllık bilançoda görülen Safi (net) kâr, varsa geçmiş yıl zararlarının düşülmesinden sonra sırası ile aşağıda gösterilen şekilde tevzi olunur." Tekrar etmek gerekirse, pay sahiplerine kâr payı dağıtımı, net (safi) kârdan yapılır. Net kârın tespit edilebilmesi için öncelikle dönem kârından veya şirketin serbest yedek akçelerinden ilgili kanuni ve ihtiyari ayrımlar yapılır; daha sonra eğer varsa geçmiş dönem zararları da mahsup edilerek dağıtılabilir kâr hesaplanır. Dolayısıyla net dönem kârı, geçmiş dönem zararları ve (olması halinde) şirketin vergi borçları mahsup edilmeksizin dağıtılabilir durumda değildir. Bununla birlikte aktiflerin sağlanabilmesi için gerekliyse veya şirketin sürekli gelişimi ve istikrarlı kâr dağıtımı mülahazası kâr dağıtılmamasını gerektiriyorsa, bu da kâr dağıtılmaması açısından haklı bir gerekçe teşkil eder (TK m. 523/2). 2022 yılında, geçmiş dönem zararının gözardı edildiği ihtimalde dahi, Covid-19 pandemisi, yüksek enflasyon ve faiz oranlarının yüksekliğinin yarattığı ekonomik olumsuzlukların en sıkı haliyle devam ettiği ve bu sebeple şirketin giderlerinin arttığı düşünüldüğünde; şirket faaliyetlerinin devamlılığı açısından dahi kâr payı dağıtılmaması bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine özellikle ifade gerekir ki, müvekkil şirketin devam eden yatırımları bulunmakta olup, bu yatırımların sürdürülmesi için finansmana her zaman ihtiyaç olabiliyor. Günümüz olumsuz ekonomik şartlarının daha ne kadar devam edeceği belirsiz olduğu için, olası etkilerini önleyebilmek için ilgili birimler tarafından yoğun mesai harcanmaktadır. Müvekkili şirket nezdinde, salgının ve sonrası ekonomik gelişmelerin şirkete olası etkilerini/zararlarını önleyebilmek amacıyla bir dizi değişiklikler, önlemler ve tedbirler alınmaktadır. Halihazırda kârın dağıtılmaması, hem davacı pay sahibinin hem de Müvekkili Şirketin menfaatine olduğu açıkça görülmektedir. Zira mevcut ekonomik koşulların olumlu/olumsuz getirisinin neler olabileceğine kestirebilmek pek mümkün gözükmemektedir. Yine halihazırda Bankaların kredi vermediği de herkesin malumudur. Bu durum karşısında, olabilecek en ideal çözüm, şirketin kâr payı dağıtmaması ve olası olumsuz her şeye hazırlıklı olmasıdır. Müvekkili Şirketin ekonomik faaliyet ve amaçları ile şirket işlemlerinin devamlı gelişmesi açısından kârın şirkette dağıtılmaması zorunluluk arz etmiştir. 4.4. Yine davacı,---------- Esas sayılı dosyasında alınan Bilirkişi Raporuna yollama yapmıştır. Söz konusu bu dosyada, davacı tarafından 2022 yılı genel kurul kararlarının iptali talep edilmiş olup yargılaması devam etmektedir. İtirazlarımız doğrultusunda dosya Ek Rapor için Bilirkişilere tevdi edilmiştir. Yargılaması devam eden bir dosyanın, sadece belli bir kısmının yer verilerek, Mahkeme nezdinde algı yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu husus davacının kötü niyetini ortaya koymaktadır. 5. Gündemin 7 Numaralı Maddesinin İptali Talebine Dair Açıklamalarımız Gündemin 7 numaralı maddesi, yönetim kurulu üyelerinin ayrı ayrı ibrasına dairdir. Davacı, oy hakkından yoksunluk hükümlerine aykırılık, kötü yönetim, yönetim kurulu üyesinin başka bir şirketle ilişkisi ve dürüst hesap verme ilkesine aykırılık gerekçeleriyle iptal talebinde bulunmuştur. Öncelikle, bu gündem başlığının oylanmasında, yönetim kurulu üyelerinin sahibi oldukları paylardan doğan oy haklarını kullanmadıklarını, ibra oylamasında diğer pay sahiplerinin oy kullandıklarının ifade edilmesi gerekir. Bu husus toplantı tutanağına geçirilmiştir. Müvekkili şirket genel kurul toplantısında finansal tablolar onaylanmış olup, buna bağlı olarak, yönetim kurulu üyeleri de ayrı ayrı ibra edilmiştir. Finansal tabloların onaylandığı bir ihtimalde yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemesi, dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder (TK m. 445). Zira genel kurulun yönetim kurulu üyelerinin ibrası üzerinde sınırsız bir tasarruf yetkisi yoktur. Yönetim kurulu üyelerinin ibrasında ‘manevi menfaatleri’ bulunmaktadır. İbra edilmeyen bir yönetim kurulu üyesi, ticari hayatta itibar kaybına uğramaktadır. Bu yönüyle finansal tabloların onaylandığı da göz önüne alındığında genel kurulun ‘ibra etmeme’ iradesini ortaya koyabilmesi için ağır hukuka aykırılıkların mevcudiyeti zorunludur. Davacı’nın -------Ş'nin kötü yönetildiği şeklindeki iddiası, hukukî temelden yoksundur. Şirketin kâr elde etmemesi veya beklenenden az kâr elde etmesi, ibra etmeme kararı açısından haklı bir sebep değildir. Aksine bir yaklaşım, ilgili faaliyet yılında kâr elde etmeyen her şirkette, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmemesi ve hukuken sorumlu olması anlamına gelir. Bu argüman, ticaret hayatının dinamikleri ve olağan akışı ile bağdaşır bir yorum şeklini yansıtmaktan uzaktır. Davacı, yılda bir kez yapılan olağan genel kurul toplantısına yönetim kurulu üyelerinin katılmamasının bir iptal sebebi olduğunu ileri sürmektedir. TK m. 407/2’ye göre murahhas üyelerle en az bir yönetim kurulu üyesi ve denetçinin genel kurul toplantısında hazır bulunması şarttır ve Müvekkil Şirket’in de bir murahhas üyesi ve denetçi genel kurul toplantısına katılmıştır. Diğer yönetim kurulu üyelerinin toplantıya katılımı ise ihtiyarîdir. Dolayısıyla tüm yönetim kurulu üyelerinin genel kurul toplantısına katılması şeklinde öngörülen bir yasal zorunluluk yoktur. Davacı’nın bilgi alma hakkının ihlal edilmemesini temin edebilmek açısından kanun koyucu, murahhas üyelerle bir yönetim kurulu üyesinin toplantıya katılmasını zorunlu kılmıştır. Ancak peşinen söyleyelim ki bu kişilerin toplantıya katılmaması (tek başına) genel kurul toplantısında alınan kararların geçersizliği sonucunu doğurmaz. Bu yönüyle Davacı’nın iddiası, yukarıda belirtildiği gibi, temelde erişilemeyen bilgiler temelinde bilgi alma hakkının icrasına matuf bir dava yoluyla kullanılabilir. Davacı tarafından ileri sürülen gerekçeler, genel kurul kararının kanuna ya da dürüstlük kuralına aykırılığı ile ilgili değildir. Yönetim kurulu üyelerinin kendi ibra oylamalarında oy kullanması, oy hakkından yoksunluk kapsamında mütalaa edilen bir haldir (TK m. 436/2). Ancak somut uyuşmazlıkta bu tip bir durum söz konusu değildir. Tutanakta da “sahibi oldukları paylardan doğan oy haklarını kullanmaksızın” ifadeleri ile belirtildiği üzere yönetim kurulu üyeleri bu madde görüşülür ve oylanırken kendi ibralarında oy kullanmamışlardır. Ne var ki; bir an için aksi bir durum söz konusu olsa dahi bu durum doğrudan ve kendiliğinden ‘yokluk’ sonucunu meydana getirmez. TK 446/1-(b)’de belirtildiği gibi; ‘oylama katılma yetkisi bulunmayan kişilerin katılarak oy kullanması’, ancak genel kurul kararının alınmasına etkili ise bir iptal sebebi olabilir. Buradaki etki, sayısal (fiilî/matematiksel) etkidir. Şayet karar yine alınabiliyorsa, etkinin varlığından söz edebilmek kesinlikle mümkün değildir. Nitekim Yargıtay’ın bu tür bir sakatlığın iptal edilebilirliğe yol açtığı yönünde de çok sayıda içtihadı bulunmaktadır. Şurasını söyleyelim ki oy hakkından yoksunluk hükümlerine aykırılık, her bir gündem maddesi özelinde değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu yönüyle sürekli değildir. Üstelik her bir yönetim kurulu üyesi açısından verilen ibra kararının, oy hakkından yoksunluğun söz konusu olup olmadığı göz önüne alınarak, birbirinden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. TK m. 436/1 hükmü bağlamındaki yoksunluktan söz edilebilmesi için pay sahibinin, hâkimiyeti altında bulunan bir şirket ile ilgili bir gündem maddesinin varlığı zorunludur. Farklı bir şirkette yalnızca yönetim kurulu üyesi sıfatına sahip olmak, kontrolün varlığı anlamına gelmez. Dolayısıyla oy hakkından yoksunluk hükümlerine aykırılık söz konusu değildir. 6. Gündemin 8 Numaralı Maddesinin İptali Talebine Dair Açıklamalarımız Gündemin 8 numaralı maddesi yönetim kurulu üyelerinin seçimi ile ilgili olup; Davacı, kötü yönetim sergileyen ve şeffaflığa aykırı davranan üyelerin yeniden seçiminin hukuka aykırı olduğu, bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak seçilen kişilerin genel kurula katılmadıkları ve yöneltilen sorulara yanıt vermedikleri ve hakkında suç duyurusunda bulunulması gereken kişilerin seçildiği gerekçeleriyle seçim kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Anonim ortaklık yönetim kurulu üyelerinin seçiminde genel kurulun takdir hakkı bulunmaktadır. Yönetim kurulu üyesi ile anonim ortaklık arasında görevin kabulü ile (ağırlıklı kabul ve sözleşmesel ilişkinin içeriğine göre) vekâlet sözleşmesi kurulmaktadır. Genel kurul nasıl ki görevine devam etmesini istemediği yönetim kurulu üye/lerini gündem ile ilgili kısıtlama dışında uygun bulduğu zamanda görevinden alabilmekte ise benzer bir durum seçim kararı açısından da söz konusudur. İşte, genel kurulun seçim kararının tam da bu sebeple geçersiz kılınabilmesi güçtür. Buradaki sınırlar; tam ehliyetsiz bir kişinin üye olarak seçilmesi, esas sözleşmede öngörülen nitelikleri taşımayan birinin seçimi, yine esas sözleşmede düzenlenen üye sayısına aykırı olacak şekilde seçim kararı alınması şeklindeki istisnaî hallerdir. Somut uyuşmazlıkta Davacı tarafından soyut biçimde ileri sürülen kötü yönetim iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Ayrıca Davacı tarafından ileri sürülen gerekçelerin hiçbiri kanuna ya da dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmemektedir. Genel kurul finansal tabloları onaylamadığı ve hatta ibra dahi etmediği bir yönetim kurulu üyesini tekrar seçebilir. Esas sözleşmede tekrar seçime dair bir engel olmadığına göre bu kararın kanuna ya da esas sözleşmeye aykırı bir yönü yoktur. Keza, esas sözleşmede öngörülen bir niteliğe aykırılığın varlığından da söz edilemez. Tüm bunların ötesinde genel kurul kararı başta kurumsal yönetim ilkeleri olmak üzere, hiçbir mevzuata ve bu mevzuatın amir hükmüne aykırılık içermemektedir (özellikle SerPK m. 17). Diğer taraftan, yukarıda da dile getirildiği gibi, murahhas sıfatı bulunmayan tüm yönetim kurulu üyelerinin her genel kurul toplantısına istisnasız katılmak şeklinde bir yükümlülüğü yoktur. Son tahlilde bilgi alma hakkı, genel kurul toplantısı dışında da kullanılabilir. Pay sahibinin bilgi alma hakkını gereği gibi kullanabilmesi için kanun koyucu kim/lerin genel kurul toplantısına katılması gerektiğini düzenlemiş (TK m. 407/2), hakkın ihlali halinde de buna dair çözüm iradesini ortaya koymuştur (TK m. 437/5). Davacı’nın her bir gündem maddesi altında, gündem ile ilişkisini kurmaksızın ihlalini öne sürdüğü bilgi alma hakkının ihlali halinde buna dair öngörülen prosedür ayrıntısıyla düzenlenmiştir. Ancak Davacı, bilgi alma hakkının ihlaline ve mahkeme kararıyla kullandırılmasına dair bir mahkeme kararı ortaya koyamadığı gibi, soyut olarak ve yalnızca hakkında suç duyurusunda bulunulabilecek kişilerin yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini ileri sürmektedir. Bir kişinin hakkında ‘suç duyurusunda bulunulabilecek’ olması, yönetim kurulu üyesi seçilmesine engel teşkil etmeyeceği gibi, mahkûmiyet kararı bulunsa dahi bu durum doğrudan seçim kararını sakatlamaz. Seçim kararının dürüstlük kuralına aykırılık dolayısıyla iptalinden söz edilebilmesi için yönetim kurulu üyesinin görevi ile ilgili bir suçtan dolayı, şirkete de zarar vermiş olmak kaydıyla, kesinleşmiş mahkûmiyet kararının varlığı gerekir. Bu ihtimalde dürüstlük kuralına aykırılığın varlığı ‘tartışılabilir’ olmakla birlikte, Davacı’nın soyut olarak suç isnadında bulunması karşısında genel kurul kararının kanuna ya da dürüstlük kuralına aykırılık gerekçesiyle iptalini beklemesi, yalnızca beyhude bir çabadan ibarettir. Bu noktada bağımsız yönetim kurulu üyelerinin Davacı’nın iddia ettiği gibi şirket menfaatlerine aykırı herhangi bir iş ve işlem yapma niyetinde olmalarının söz konusu olamayacağını kısaca izah etmek isteriz. Öncelikle bağımsız yönetim kurulu üyeleri SPK’nın onayından geçmektedir. Ayrıca bu üyeler düzenli olarak toplanıp Müvekkil Şirket’in güncel durumu hakkında müzakerelerde bulunmaktadırlar. Nitekim Davacı tarafın dilekçesinde de belirttiği üzere Müvekkil Şirket nezdinde Yönetim Kurulu Kararı ile oluşturulan Riskin Erken Saptanması Komitesi ve Denetim Komitesi vardır. Bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak seçilen ------- işbu komitelerde de yer almaktadır. Nitekim aday bağımsız üyenin CV’si genel kurul toplantısı sırasında pay sahiplerinin veya pay sahibi temsilcilerinin/vekillerinin bilgisine sunulmaktadır. Ayrıca Müvekkil Şirket internet sitesinde de yayımlanmaktadır. İşbu CV’ler incelendiğinde Bağımsız üye -------- alanında ne denli yetkin olduğu anlaşılmakta olup bu yetkinlik SPK ve pay sahiplerince de yeterli bulunmuş olacak ki bağımsız üye genel kurulda seçilmiştir. Davacının, ekseriyetle şirket menfaatinin çoğunluk tarafından takdir edileceğini ve şirketler hukukundaki en temel ilkelerden olan ‘çoğunluk ilkesini’ gözden kaçırdığını söylemek doğru olacaktır. (TK m. 423). Anılan gerekçelerle, bahsi geçen iptal talebinin reddine karar verilmesini talep etmekteyiz. 7. Gündemin 9 Numaralı Maddesinin İptali Talebine Dair Açıklamalarımız Gündemin 9 numaralı maddesi, yönetim kurulu üyelerine ödenmesine karar verilen huzur hakkı ile ilgilidir. Davacı, Yargıtay kararlarında yer verilen ölçütler doğrultusunda, yapılan artışın dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürmektedir. Bizce belirlenen tutarın oranında yapılan artışın tek başına belirleyici bir önemi yoktur. Zira pandemi sonrasında ---------, tıpkı diğer bazı ülkelerde olduğu gibi, enflasyonist bir dönemden geçmektedir. Müvekkil şirketin malî durumu ve yapısı, yönetim kurulu üyelerinin toplantılara katılım (ve diğer yükümlülükleri) için sarfedecekleri emek ve çaba ve emsal şirketlerde ödenen ücret dikkate alındığında, 60.000.- Türk Lirası olarak belirlenen ücretin fahiş olduğu söylenemez. Üstelik bu tutar, -----------Ş'ye zarar veremeyeceği gibi, dava dışı pay sahiplerinin kâr payı alma hakkını konusuz bırakacak yükseklikte de değildir. Bu tutar sektörde kesinlikle makul sınırlarının içerisindedir. Davacı’nın yararlandığı Yargıtay kararı, belirlenen rakamdan çok daha fazla olan, pay sahiplerinin kâr payını konusuz bırakan tutarları konu almaktadır. Yine, yönetim kurulu üyesi olan kişilerin aynı zamanda pay sahibi olduğu, şirketin de kâr payı dağıtmadığı senaryolarda, kâr payı hakkından mahrum kalan pay sahiplerinin, yönetim kurulu üyesi sıfatıyla bu miktarı edindikleri hallerde dürüstlük kuralına ve giderek, kanuna aykırılıktan söz edilebilmesi ihtimali gündeme gelebilir. Ne var ki somut uyuşmazlıkta bu tür bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Dolayısıyla bahsi geçen genel kurul kararına yönelik iptal talebinin reddine karar verilmesini talep etmekteyiz. 8. Gündemin 10 Numaralı Maddesinin İptali Talebine Dair Açıklamalarımız Gündemin 10 numaralı maddesi, bağımsız denetçinin seçimine dairdir. Davacı, gerekçe göstermeksizin, iptal talebinde bulunmuştur. Denetçi olarak seçilebilecek kişiler ve buna dair ayrıntılar, TK m. 400’de ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. 10 numaralı karar, bu yönüyle, TK m. 400’de öngörülen tüm koşullara riayet gözetilmek suretiyle alınmıştır. Bu yönüyle ayrıca bir gerekçe içermesi gerekmediği gibi, denetçinin ‘neden ve hangi gerekçe ile seçildiğine dair’ gerekçe gösterilmesi şeklinde bir zorunluluğun varlığından da söz edilemez. Bilakis, iptal sebebini ve bunun varlığını ispat etmekle yükümlü olan, Davacı’dır. Ne var ki asıl somut gerekçe göstermek yükümlülüğünde olan Davacı, iptal sebebini belirtmediği gibi, buna dair en ufak bir ispat vasıtası da sunmuş değildir. Yukarıda (I/1) belirttiğimiz gibi, somut bir iptal sebebi ve bunun ispatını içermeyen bu talebin reddine karar verilmesini talep etmekteyiz. 9. Gündemin 11 Numaralı Maddesinin İptali Talebine Dair Açıklamalarımız
Gündemin 11 maddesinin başlığı "Şirket'in 2022 yılı içerisinde yaptığı bağışlar hakkında pay sahiplerine bilgi verilmesi" şeklindedir. Bu hususta toplantı tutanağına geçirilen kayıt şu şekildedir: " 2022 yılı içerisinde toplam 2.127.862,00-TL tutarında bağış ve yardım yapıldığı hususunda hissedarlara bilgi verildi." Görüldüğü üzere, gündemin 11. maddesinde pay sahiplerine Müvekkili Şirket tarafından bilgi verilmiştir. Alınan bir karar yoktur. Dolayısıyla alınmış bir karar olmadığından, iptali talep edilebilecek bir karar da bulunmamaktadır. Bu yüzden davacının bu husustaki talebinin reddi gerekmektedir. 10. Gündemin 12 Numaralı Maddesinin İptali Talebine Dair Açıklamalarımız 10.1. Gündemin 12 numaralı maddesi, bağış ve yardımlar hususunda belirlenen ‘üst sınır’ ile ilgili genel kurul kararının iptaline ilişkindir. Davacı, bu sınırın haksız ve hukuka aykırı olduğunu iddia etmektedir. SerPK m. 19/5 hükmüne göre; “Halka açık ortaklıklar tarafından bağış yapılabilmesi veya pay sahibi dışındaki kişilere kârdan pay dağıtılabilmesi için esas sözleşmede hüküm bulunması şarttır. Yapılacak bağışın sınırı halka açık ortaklık genel kurulunca belirlenir. Kurul, bağış tutarına üst sınır getirmeye yetkilidir. Ortaklıkların ilgili mali yıl içinde yapmış olduğu bağışlar, dağıtılabilir kâr matrahına eklenir.” Bahsi geçen sınırın belirlenmesi, yasal bir zorunluluktur. Üstelik bu üst sınır, yapılan gerçek bağış tutarını yansıtmamaktadır. Yapılacak olursa, öngörülen üst sınırı betimlemektedir. Bu yönüyle ‘fiktif’ bir rakamdır. Bu tutarda bir bağış yapılması söz konusu olmadığından, kararın kanuna ya da dürüstlük kuralına aykırı olduğu kesinlikle söylenemez. Bu arada şurasını belirtelim: Bir an için bu tutarda fiilen bir bağış yapıldığı düşünülse dahi bu durum doğrudan ve kendiliğinden genel kurul kararının kanuna ya da dürüstlük kuralına olması sonucunu doğurmayacağı gibi (TK m. 445), bunun ötesinde genel kurul kararının sermayenin korunması hükümlerine aykırı olduğundan söz edilemez [TK m. 447/1-(c)]. Her şirketin bağış yapabileceği sınırın orantılı olup olmadığı kendi malî koşulları içerisinde değerlendirilir. Üstelik ‘bağış’ kavramının kapsamı son derece geniş olup; şirketin akdedeceği sponsorluk ve niteliğine göre ‘reklam’ sözleşmelerinin dahi bağışlama kapsamında mütalaa edilebilmesi mümkündür. Bağış kavramı, bu yönüyle, karşılıksız bir kazandırmadan ziyade, şirkete maddi açıdan geri dönüşü olabilecek, keza şirketin sosyal sorumluluğu göz önüne alındığında manevi boyutu itibariyle önem arz etmektedir. Diğer bir ifadeyle, şirketin kasasından gerekçesiz çıkan rakam şeklinde bir algı yaratılması kesinlikle gerçekçi değildir. Sözün kısası, Davacı tarafından ileri sürülen iptal sebebinin hukukî hiçbir mesnedi yoktur. Bahsi geçen sınır, üst sınır olup; yapılan gerçek bir bağış tutarını göstermemektedir. Davacı’nın her genel kurul kararı hakkında gerekçesiz ve soyut olarak iptal davası açmış olması, huzurdaki davanın kötüniyetli olarak ikame edildiği yönünde kuvvetli bir şüphe oluşturmaktadır. Davacı’nın diğer taleplerinde olduğu gibi, bu talebinin de yapılan ilk inceleme üzerine reddine karar verilmesi gerektiği bizce her türlü tartışmanın üzerindedir. 10.2.1. Bu hususla ilgili müvekkil şirket esas sözleşmesinin ilgili hükmü şu şekildedir (m. 3/5'in "n" alt bendi): "Sermaye Piyasası Mevzuatına aykırılık teşkil etmemesi, gerekli özel durum açıklamalarının yapılması ve yıl içinde yapılan bağışların genel kurulda ortakların bilgisine sunulması, yapılacak bağışların üst sınırının genel kurul tarafından belirlenmesi şartıyla, kendi amaç ve konusunu aksatmayacak şekilde sosyal amaçlı kurulmuş olan vakıflara, derneklere, üniversitelere ve benzeri kuruluşlara ve/veya gerçek kişilere yardım ve bağışta bulunabilir; Genel kurulda belirlenen üst sınırı aşan tutarda bağış yapılamaz. Bağışlar SPKn örtülü kazanç aktarımı düzenlemelerine aykırılık teşkil edemez." Bu hüküm doğrultusunda müvekkil şirketin bağış yapabilmesinin önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Yukarıda ifade edildiği üzere, bahsi geçen sınırın belirlenmesi yasal bir zorunluluk olup, yalnızca bir öngörü niteliğindedir. SerPK m. 19/5 hükmüne göre; “Halka açık ortaklıklar tarafından bağış yapılabilmesi veya pay sahibi dışındaki kişilere kârdan pay dağıtılabilmesi için esas sözleşmede hüküm bulunması şarttır. Yapılacak bağışın sınırı halka açık ortaklık genel kurulunca belirlenir. Kurul, bağış tutarına üst sınır getirmeye yetkilidir. Ortaklıkların ilgili mali yıl içinde yapmış olduğu bağışlar, dağıtılabilir kâr matrahına eklenir.” Her ne kadar kanunun verdiği yetkiyle belirlenen bir üst sınır olsa da, bu tutarda fiilen bir bağış yapıldığı varsayılsa dahi bu durum doğrudan ve kendiliğinden genel kurul kararının kanuna ya da dürüstlük kuralına aykırı olması sonucunu doğurmamakta ve sermayenin korunması hükümlerine aykırılık teşkil etmemektedir. 10.2.2. Şirketler yalnızca ortaklarının çıkarlarına hizmet eden toplumdan bağımsız oluşumlar değildir. Kurumsal sosyal sorumluluk gereği kendi amacını gerçekleştirirken etik değerlere sadık kalarak, sağlıklı ve sürdürülebilir bir ticari faaliyet yürütmek; bu sayede topluma faydalı olurken oluşturulan olumlu imaj sayesinde gerek iş hacmini geliştirmek gerekse vergi avantajları sayesinde şirket bütçesine katkı sağlamak açısından bağışlar son derece önemlidir. Bununla beraber anonim şirketlerde bağış kavramının kapsamı son derece geniş olup; şirketin akdedeceği sponsorluk ve niteliğine göre ‘reklam’ sözleşmelerinin dahi bağışlama kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Bütün bunlar şirketin faaliyet sahası ve iş hacmi ile beraber değerlendirildiğinde öngörülen bağış tutarına dair kararın iptali değerlendirmesi yerinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki, Müvekkil Şirket tarafından yapılan bağış veya yardımların bir kısmı, öğrencilere burs olarak verilmekte diğer bir kısmı ise hastane, yerel belediye gibi kuruluşlara sosyal yardım olarak verilmektedir. Toplumun ihtiyaç sahibi bireylerine ve toplumun önemli öğeleri olan bu kuruluşlara yapılan bu sosyal bağışların/yardımların bu şekilde bu davaya konu edilmesi kötü niyetli olup, hukuken korunmamalıdır. Bunlardan anlaşıldığı kadarıyla, Şirketin bağış ve yardımda bulunabilmesi ilişkin kararın iptal edilmesini gerektiren herhangi bir gerekçe bulunulmadığından, davacının bu karara karşı olan taleplerinin dinlenebilirliği bulunmamaktadır. 11. Gündemin 14 Numaralı Maddesinin İptali Talebine Dair Açıklamalarımız Gündemin 14. Maddesinin başlığı "Sermaye Piyasası Kurulu Kurumsal Yönetim İlkelerinin 1.3.6. Maddesindeki kişilerle yapılan işlemlerle ilgili 1.3.6. maddesi kapsamına girecek şekilde bir işleminbulunmadığı hususunda hissederlara bilgi verildi". Şeklindedir. Bu gündem başlığı altında "Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleri kapsamında Kurumsal Yönetim İlkelerinin 1.3.6. Maddesindeki kişilerle yapılan işlemlerle ilgili 1.3.6. maddesi kapsamına girecek şekilde bir işlemin bulunmadığı hususunda hissedarlara bilgi verildi". Görüldüğü üzere, gündemin 14. maddesinde pay sahiplerine Müvekkil Şirket tarafından bilgi verilmiştir. Alınan bir karar yoktur. Dolayısıyla alınmış bir karar olmadığından, iptali talep edilebilecek bir karar da bulunmamaktadır. Bu yüzden davacının bu husustaki talebinin reddi gerekmektedir. 12. Gündemin 16 Numaralı Maddesinin İptali Talebine Dair Açıklamalarımız Gündemin 16 numaralı maddesi, yönetim kurulu üyelerine şirketle işlem yapma ve rekabet etme konusunda verilen izin ile ilgilidir (TK m. 395 ve 396). Davacı, anılan kararın şirket menfaatlerine aykırı olduğunu ileri sürerek, iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Hemen belirtelim ki iptal davası marifetiyle yapılan denetim, yargısal denetimi kapsamına almaktadır. Yargısal denetim ise anayasal bir prensip olarak yerindelik denetimini kapsamına almaz. Aksi takdirde mahkemelerin yargısal denetimin sınırlarını aşarak yerindelik denetimi yapması söz konusu olacağı gibi, organların yetkilerine müdahalenin kaçınılmaz olacağını vurgulamak gerekir. Bu yönüyle şirket menfaati kavramı; özü itibariyle şirketin kanuna ve esas sözleşmeye uygun şekilde yönetilmesini konu almaktadır. Diğer bir ifadeyle, ‘şirket menfaati’ kavramsal çerçevesi itibariyle dürüstlük kuralına aykırılık ile ilişkilendirilemez. Genel kurul kararı nezdinde kanuna ya da dürüstlük kuralına aykırılık bulunmadığı gibi, Davacı’nın kararın somut bir kanun hükmü ya da esas sözleşmeye aykırı olduğu yönünde ileri sürdüğü bir argüman da yoktur. Üstelik geçmiş yıllarda da verilen bu iznin, bu sene özelinde kaldırılması, dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder (TK m. 445). Bu yönüyle anılan talebin de reddine karar verilmesi gerektiği her türlü izahtan varestedir.
IV. Şirkete
Denetim Kayyımı Atanmasını Gerektirecek Bir Durum Yoktur. Davacının Dava Konusuyla Alakası Olmayan Kayyım Talebinin Reddine Karar Verilmesi Talep Edilmektedir. Genel Kurul Kararlarının İptalinin Talep Edildiği Bir Davada Kayyım Atanmasına Karar Verilemez. 1. Davacı, herhangi bir gerekçe belirtmeden Müvekkili Şirkete denetim kayyımı atanmasını da talep etmektedir. Ancak halihazırda işleyen, genel kurullarını yapabilen ve yönetimini seçen bir şirkete neden denetim kayyımı atanması gerektiğini izah etmemiştir. Gerekçe olarak hiçbir vakıa veya delil gösterilmemiştir. 2. Halihazırda Şirketin yüzlerce çalışanı bulunmaktadır. Şirketin ödenmemiş vergi borcu bulunmadığı gibi, çalışanlarına da borcu yoktur. Piyasaya da geciken bir ödemesi olmamamıştır. Kârlılığını artıran, büyümesini sürdürebilen bir şirketin mal arlığı ve büyümesi günden günde artmaktadır. Bu durun karşısında hiçbir gerekçe ileri sürmeksizin, ticareti devam eden Şirkete denetim kayyımı atanması talebi yersiz olup reddi gerekmektedir. 3. Davacının gerekçesi ve keyfi sebeplerle şirkete denetim kayyımı atanmasını sağlaması da mümkün olmasa gerekir. Kaldı ki, anonim şirketlerde denetim kayyımı atanmasını destekleyecek bir hüküm bulunmamaktadır. Bu sebeple dahi denetim kayyımı atanmasının reddi gerekir. 4. Denetim kayyımı atanması ile davacının asıl maksadının şirketin itibarına zarar vermek olduğu anlaşılmaktadır. Oysa aynı şirkette davacı dahi ortaktır. Şirketin değerinin düşmesi kadar davacının payının değerinin düşeceği de açık iken kayyım atanmasının gerekçesi de anlaşılamamaktadır. 5. Bu vesile ile belirtmek gerekir ki, bir Şirket için denetim kayyımı tayini olağanüstü bir durumdur ve bu da sınırlı hallerde mümkündür. Zira bir Şirket için denetim kayyımı tayini Şirketin gerek ticari itibarı, gerekse hukuki ilişki içinde bulunduğu kişiler bakımından telafisi imkânsız durumlar ortaya çıkar. Bu nedenle, kayyım tayini, şirkete dışarıdan bir müdahale anlamına gelir. Herhangi bir gerekçe olmaksızın, Şirkete denetim kayyımı tayin edebilme yetkisinin olmadığı kanaatindeyiz. 6. Müvekkil Şirketin yönetim kurulunun mevcudiyeti ve organ yokluğunun söz konusu olmaması sebebiyle Müvekkil Şirkete denetim kayyımı tayin talebi de haksızdır ve reddedilmelidir.V. Tüm bunlardan anlaşıldığı üzere, öncelikle davacının dava konusu yaptığı genel kurul kararlarına ilişkin "muhalefet şerhlerinin" olmaması nedeniyle usulden reddini talep ederiz. Diğer yandan genel kurul toplantısında alınan kararların kanuna, esas sözleşme ve dürüstlük kuralına uygun olması, (ii) yukarıda zikredilen genel kurul kararları hakkında iptal davası açılmasında hukukî menfaat bulunmaması, (iii) kâr dağıtmama, ibra ve diğer olumsuz genel kurul kararları hakkında yürütmenin geri bırakılması kararı verilemeyeceği, zira bunların icraî niteliği bulunmadığı ve nihayet (iv) aksi bir yaklaşımın müvekkil şirket ve diğer tüm menfaat sahipleri aleyhine bir durum oluşturacağı göz önüne alındığında, genel kurul kararlarının yürütülmesinin geri bırakılmasına dair talebin hukukî dayanaktan yoksun olduğunu önemle vurgulamakta fayda bulunmaktadır. Yukarıda açıklanan ve sayın mahkemenizce re'sen gözetilecek nedenlerle kanuna, ana sözleşmeye ve dürüstlük kuralına uygun olarak alınan genel kurul kararlarının iptalinin talep edilmesi hukuka aykırıdır. Davanın usulden ve esastan reddi gerektiğinden bahisle her türlü dava, talep, tazminat ve şikayet hakları saklı kalmak üzere; yukarıda arz ettikleri ve mahkemece resen göz önüne alınacak sebeplerle, aleyhlerine açılmış bulunan haksız, mesnetsiz, gerçeklikten, hukuki ve yasal dayanaktan yoksun, tamamen kötüniyetle açılmış bulunan davanın; Davacı tarafından dava konusu yapılan kararlara ilişkin muhalefet şerhlerinin bulunmaması nedeniyle işbu davanın usulden reddine, Davacının öncelikle haksız ve hukuka aykırı ihtiyati tedbir talebinin reddine; Davacının gerekçesiz ve haksız kayyım atanması talebinin reddine; Müvekkili şirketin payları borsada işlem gören bir şirket olması ve huzurdaki dava ile zarar görmesi kuvvetli ihtimali dikkate alınarak, müvekkil şirketin piyasa değeri göz önünde bulundurulmak suretiyle, uğraması muhtemel tüm zararlarını karşılaması amacıyla ve bu tutarı karşılayacak miktarda olmak üzere; 1.000.000-TL'den (BirMilyonTürkLirasından) az olmamak şartıyla uygun bulunacak tutarda nakdî teminata hükmedilmesine, mahkemece nakdi teminatın uygun görülmemesi halinde, davacı'nın müvekkil davalı müvekkil şirket sermayesindeki tüm paylarının teminat olarak alınmasına; İptal davası açmak için usuli şartların sağlanmadığı için usulden reddine, Davacının 20.12.2023 tarihli Genel Kurulu'nda alınmış olanlardan dava konusu yapılan kararların Türk Ticaret Kanunu m. 445 maddesi gereğince iptaline yönelik açmış olduğu işbu davanın; Kanun’a, Şirket Sözleşmesine ve dürüstlük kuralına aykırı olmaması sebebiyle davacının tüm haksız, mesnetsiz, hukuki ve yasal dayanaktan yoksun ve tamamen kötüniyete yönelik iddia ve taleplerinin, davasının tamamen esastan reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin de davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Tarafların iddia ve savunmaları ile uyuşmazlık konularında inceleme yapmak üzere 2 tane mali müşavir, 1 SPK uzmanı, 1 Elektrik Mühendisi ve 1 Nitelikli Hesaplamalar uzmanı bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verilmiştir.Bilirkişiler Sermaye Piyasası Ve Nitelikli Hesaplamalar Uzmanı ----------, Akademisyen ----------, S.M.Mali Müşavir ----------, S.M.M.M/KGK Bağımsız Denetçi ---------- ve Elektrik Mühendisi --------- tarafından sunulan 15/01/2025 tarihli raporda özetle; "6-SONUÇ: Dava dosyasında bulunan belge ve bilgiler ile davalı şirketin sunulan ticari defterlerinin incelenmesi, Sayın Mahkemece yapılması istenen incelemelerin yapılması, verilen görev ile sınırlı ve mezkür surette tahakkuk eden değerlendirme neticesinde;
1.Huzurdaki davada heyetimize verilen görev; 20.12.2023 tarihinde düzenlenen 2022 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 1, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 14 ve 16 numaralı gündem maddelerinin iptal şartlarının oluşup oluşmadığı konusundadır.
2.Raporumuzun “V.3” bölümünde iptali istenen her bir madde üzerindeki bütün bu tespitler ile birlikte, anonim şirketin bir sermaye şirketi olması nedeniyle kararların oyların çoğunluğuyla alınması, genel kurulda bakanlık temsilcisinin de bulunması, dava konusu kararların hazır bulunanların önemli bir çoğunluğuyla kabul edilmiş olması, yönetim ve denetim raporlarının usulüne uygun olmadıklarına ilişkin somut bir veriye rastlanmaması, şirketin kâr elde etmesi, yine yöneticilerin usulsüz davranmak suretiyle şirketi zarara uğrattıklarına ve yöneticilere verilen yetkinin kötüye kullanılacağına ilişkin bir tespit yapılamaması, şirketin halka açık ve borsada işlem gören bir şirket olması sonucu SPK ve --------- ayrıca da bağımsız denetime tabi bir şirket olması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde; i. Genel kurul divanının teşkiline ilişkin 1.gündem maddesi, faaliyet “raporunun onaylanmasına ilişkin 3 numaralı, bağımsız denetim raporunun onaylanmasına ilişkin numaralı, bilanço ve mali tabloların onaylanmasına ilişkin 4 ve 5 numaralı kararların, yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin 7 numaralı kararının, yönetim kurulu üyelerinin seçilmesine ilişkin 8 numaralı kararın, yönetim kurulu üyelerinin aylık net 60.000,00'TL huzur hakkı ödenmesine dair 9 numaralı kararının, ------------ şirketinin bağımsız denetim şirketi olarak belirlenmesine ilişkin 10 numaralı kararın, şirket adına yapılacak bağış ve yardımların üst sınırının belirlenmesi kararı ve 2022 yılındaki bağış ve yardımların 2.7127.862,00-TL olduğuna yönelik raporlanan bilginin kabulüne yönelik 11. ve 12 maddesinin, ---------- düzenlemeleri kapsamında Kurumsal Yönetim İlkeleri'nin 1.3.6'ncı maddesi kapsamına girecek bir işlemin bulunmadığı şeklinde bilginin verildiği 14.maddesinin, yönetim kurulu üyelerine TTK. m. 395-596 hükümlerindeki yetkilerin verilmesine ilişkin 16 numaralı kararın iptali şartlarının oluşmadığı sonucuna varıldığı, ii. Şirketin mali yapısı ve likiditesinin yüksek olduğu, davalı tarafından kâr payı dağıtılmamasına ilişkin nedenlerin ve gerekçelerin somutlaştırılmadığı, Davalı şirketin faaliyet gösterdiği sektörün genel gelişimi, ekonomik faaliyet ve amaçlarının sektörel olarak fırsatlar içerdiği, temel mali analiz verilerinden şirketin likiditesinin yüksek olduğu, davalı şirketin dağıtmamaya yönelik bir gerekçe sunmadığı, kâr dağıtımı yapılmamasının yasaya, iyi niyet kurallarına aykırı olduğundan gündemin 6.maddesinde alının kâr dağıtmama kararının iptalinin talep edilebileceği mütalaa edilmiştir. iii. Dava konusu iptali istenen Genel kurul kararlarının SPK Mevzuatında göre değerlendirmelerinin ayrıntıları yukarıda rapor içerisinde arz edildiği, iv. SPK Mevzuatı yönüyle genel kurul kararlarının iptali bakımından sonuçlarının TTK ile paralel olduğu, Yukarıda yapmış bulunduğumuz açıklamalar sonucunda, tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi ve 6100 sayılı HMK "nın 266/c.2 hükmü uyarınca bilcümle hukuki takdir ve tavsif sadece Sayın Mahkemeye ait olmak üzere, kanaatimizi arz ederiz." şeklinde kanaat bildirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE : Dava, davalı ----------- Şirketi'nin 20 Aralık 2023 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısında alınan gündemin 1, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 14 ve 16 numaralı maddelerinin iptali istemine ilişkindir.Toplantının 1 nci maddesinin divan başkanının seçimi, 3 üncü maddesinin yönetim kurulu faaliyet raporunun oylanması, 4 üncü maddesinin bağımsız denetim raporu oylanması, 5 nci maddesinin bilanço ve gelir-gider tablosunun oylanması, 6 ncı maddesinin kâr dağıtımı yapılmamasının oylanması, 7 nci maddesinin yönetim kurulu üyelerinin ibrası, 8 inci maddesinin yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi, 9 uncu maddesinin yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmesi, 10 uncu maddesinin bağımsız dış denetçi seçimi, 11 inci maddesinin bağış ve yardım yapılması hakkında bilgi verilmesi, 12 nci maddesinin bağış ve yardımları için üst sınır belirleme, 14 üncü maddesinin kurumsal yönetim ilkeleri konusunda bilgi verilmesi ve 16 ncı maddesinin yönetim kurulu üyelerine TTK 395 ve 396 ncı maddeleri gereğince faaliyette bulunma yetkisi verilmesini içerdiği, davacı tarafın genel kurulda vekili -------- tarafından temsil edildiği, dava konusu edilen tüm kararlara olumsuz oy kullandığı ve muhalefetini tutanağa geçirttiği görülmüştür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Genel kurul kararlarının iptali İptal sebepleri başlıklı 445 nci maddesi "(1) 446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler.", İptal davası açabilecek kişiler başlıklı 446 ncı maddesi "(1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, c) Yönetim kurulu, d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri, iptal davası açabilir.", B) Görev ve yetkileri başlıklı 408 inci maddesi "(1) Genel kurul, kanunda ve esas sözleşmede açıkça öngörülmüş bulunan hâllerde karar alır. (2) Çeşitli hükümlerde öngörülmüş bulunan devredilemez görevler ve yetkiler saklı kalmak üzere, genel kurula ait aşağıdaki görevler ve yetkiler devredilemez: a) Esas sözleşmenin değiştirilmesi. b) Yönetim kurulu üyelerinin seçimi, süreleri, ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları. c) (Değişik: 26/6/2012-6335/22 md.) Kanunda öngörülen istisnalar dışında denetçinin seçimi ile görevden alınması. d) Finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dâhil, kullanılmasına dair kararların alınması. e) Kanunda öngörülen istisnalar dışında şirketin feshi. f) Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı. (3) Tek pay sahipli anonim şirketlerde bu pay sahibi genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek pay sahibinin genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır. ", IV - Bilgi alma ve inceleme hakkı başlıklı 437 nci maddenin birinci fıkrası "(1) Finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisi, genel kurulun toplantısından en az onbeş gün önce, şirketin merkez ve şubelerinde, pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulur. Bunlardan finansal tablolar ve konsolide tablolar bir yıl süre ile merkezde ve şubelerde pay sahiplerinin bilgi edinmelerine açık tutulur. Her pay sahibi, gideri şirkete ait olmak üzere gelir tablosuyla bilançonun bir suretini isteyebilir.", Kâr, Kazanç ve Tasfiye Payı A) Kâr ve tasfiye payı hakkı I - Genel olarak başlıklı 507 nci maddesi "(1) Her pay sahibi, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırılmış net dönem kârına, payı oranında katılma hakkını haizdir. Şirketin sona ermesi hâlinde her pay sahibi, esas sözleşmede sona eren şirketin mal varlığının kullanılmasına ilişkin, başka bir hüküm bulunmadığı takdirde, tasfiye sonucunda kalan tutara payı oranında katılır. (2) Esas sözleşmede payların bazı türlerine tanınan imtiyaz haklarıyla özel menfaatler saklıdır. (3) Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri saklıdır.", II - Hesaplama biçimi başlıklı 508 inci maddesi "(1) Esas sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, kâr ve tasfiye payı pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesap edilir. (2) Yıllık kâr, yıllık bilançoya göre belirlenir.", B) Kâr payı, hazırlık dönemi faizi ve kazanç payı I - Kâr payı başlıklı 509 uncu maddesi "(1) Sermaye için faiz ödenemez. (2) Kâr payı ancak net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilir. (3) Kâr payı avansı, Sermaye Piyasası Kanununa tabi olmayan şirketlerde, ------------ bir tebliği ile düzenlenir.", C) Yedek akçeler I - Kanuni yedek akçe 1. Genel kanuni yedek akçe başlıklı 519 uncu maddesi "(1) Yıllık kârın yüzde beşi, ödenmiş sermayenin yüzde yirmisine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır. (2) Birinci fıkradaki sınıra ulaşıldıktan sonra da; a) Yeni payların çıkarılması dolayısıyla sağlanan primin, çıkarılma giderleri, itfa karşılıkları ve hayır amaçlı ödemeler için kullanılmamış bulunan kısmı, b) Iskat sebebiyle iptal edilen pay senetlerinin bedeli için ödenmiş olan tutardan, bunların yerine verilecek yeni senetlerin çıkarılma giderlerinin düşülmesinden sonra kalan kısmı, c) Pay sahiplerine yüzde beş oranında kâr payı ödendikten sonra, kârdan pay alacak kişilere dağıtılacak toplam tutarın yüzde onu, genel kanuni yedek akçeye eklenir. (3) Genel kanuni yedek akçe sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı takdirde, sadece zararların kapatılmasına, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabilir. (4) İkinci fıkranın (c) bendi ve üçüncü fıkra hükümleri, başlıca amacı başka işletmelere katılmaktan ibaret olan holding şirketler hakkında uygulanmaz. (5) Özel kanunlara tabi olan anonim şirketlerin yedek akçelerine ilişkin hükümler saklıdır." ve III - Kâr payı ile yedek akçeler arasında ilgi başlıklı 523 üncü maddesi "(1) Kanuni ve esas sözleşmede öngörülen isteğe bağlı yedek akçeler ayrılmadıkça pay sahiplerine dağıtılacak kâr payı belirlenemez. (2) Genel kurul; a) Aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, b) Bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, Kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebilir. (3) Esas sözleşmede hüküm bulunmasa bile, genel kurul, şirketin işçileri için yardım sandıkları ve diğer yardım örgütleri kurulması veya bunların sürdürülebilmesi amacıyla veya diğer yardım ve hayır amaçlarına hizmet etmek üzere, bilanço kârından yedek akçe ayırabilir." hükmünü düzenlemiştir.
Davacı taraf pay sahibi olup toplantıda ----------- tarafından temsil edildiği, dava konusu edilen tüm kararlara olumsuz oy kullandığı ve muhalefetini de tutanağa geçirttiğinden söz konusu kararların iptalini talep etme hakkına sahiptir. Toplantı tutanağının 17 nci sayfasında ihtirazi kayıt düşer hissedar ve vekilleri kısmında kendi adına asaleten ve ----------- adına vekaleten ----------- yazmakta olup davalı tarafın aksine savunmasına itibar edilmemiştir. Toplantının 6 ncı maddesinde, Şirket Yönetim Kurulu'nun 09.11.2023 tarih ve ------------ sayılı kararının müzakeresi sonucu; ---------- (II-14.1) sayılı "Sermaye Piyasasında Finansal Raporlamaya İlişkin Esaslar Tebliği" hükümleri uyarınca hazırlanan ve bağımsız denetimden geçmiş 01.01.2022-31.12.2022 hesap dönemine ait konsolide mali tablolarında ve Şirketin 2022 yılı faaliyetlerinden Vergi Usul Kanunu esaslarına göre hazırlanan mali tablolarında dağıtılabilir kâr oluşmaması nedeniyle kâr dağıtımı yapılmaması hususu 551.362.388,337 pay kabul oyuna karşılık 4.520.368,41 pay red oyu ile oy çokluğu ile kabul edildiği görülmüştür.
TTK'nın 408. maddesine göre şirketin kâr dağıtım politikasına karar verme ve elde edilen kâr üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi münhasıran şirketin genel kuruluna verilmiştir. TTK md. 408/2-d uyarınca kâr payı dağıtım yetkisi, genel kurulun devredilmez yetkileri arasındadır. Kâr payı dağıtımı hakkında özel bir karar nisabı öngörülmemiştir. Bu sebeple, şirket ana sözleşmesinde aksi öngörülmediği sürece, genel kurul kâr payı hususundaki kararını,
TTK’nın 418/2 maddesi çerçevesinde, genel kurulda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alır. Şirketin finansal tablolar ve yedek akçeleri göz önünde bulundurularak kâr payı ödenip ödenmeyeceğine karar verilir. Yaptırılan bilirkişi incelemesine göre şirketin finansal tabloları ve yedek akçeleri göz önünde bulundurulduğunda kâr payı dağıtılmasına engel bir durum bulunmadığı, davalı tarafın geçmişten kalan borçlar bulunduğu savunmasında bulunduğu ancak davalı şirketin 2021 yılında da kâr elde ettiği göz önünde bulundurulduğunda bu savunmaya itibar edilmemiş olup tüm bu hususlar topluca değerlendirildiğinde somut olay bakımından ortaklara kâr dağıtılmamasının davacı azınlık ortağının haklarının ihlali anlamında olduğu değerlendirildiğinden sonucu itibariyle kâr payı dağıtılmamasına yönelik gündemin 6 numaralı maddesinin iptaline karar verilmiştir. Toplantının 12 nci maddesinde, Sermaye Piyasası Kanunu Madde 19/5 uyarınca 2023 yılında yapılacak bağış ve yardımlar için üst sınırın 50.000.000,00-TL olarak belirlenmesine 454.960.330,337 pay kabul oyuna karşılık pay 100.922.426,41 red oyu ile oy çokluğu ile karar verildiği görülmüştür. Karar incelendiğinde bir önceki yıla göre bağış ve yardım miktarında 23,5 kat artış yapılmasına karar verildiği görülmüştür.
Davalı tarafın, şirketin önceki dönemlerden devam eden zararlarının veya ödenmesi gereken vergiler ile mali yükümlülüklerinden dolayı kâr payı dağıtılmadığının savunulmasına karşın bu kadar yüksek oranda bağış ve yardım yapılmasının dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu anlaşıldığından gündemin 12 numaralı maddesinin iptaline karar verilmiştir. Toplantının 11 inci maddesinde bağış ve yardım yapılması hakkında bilgi verilmesi ve 14 üncü maddesinde kurumsal yönetim ilkeleri konusunda bilgi verilmesi hakkında olduğu, herhangi bir karar alınmadığından iptal davasının konusu olamayacağı anlaşılmıştır.Toplantının 1 nci maddesinin divan başkanının seçimi, 3 üncü maddesinin yönetim kurulu faaliyet raporunun oylanması, 4 üncü maddesinin bağımsız denetim raporu oylanması, 5 nci maddesinin bilanço ve gelir-gider tablosunun oylanması, 7 nci maddesinin yönetim kurulu üyelerinin ibrası, 8 inci maddesinin yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi, 9 uncu maddesinin yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmesi, 10 uncu maddesinin bağımsız dış denetçi seçimi ve 16 ncı maddesinin yönetim kurulu üyelerine TTK 395 ve 396 ncı maddeleri gereğince faaliyette bulunma yetkisi verilmesine ilişkin olduğu, yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu alınan kararlarda kanun veya esas sözleşme hükümleri ve dürüstlük kuralına aykırı bir yön bulunmadığı anlaşıldığından iptali taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davanın KISMEN KABULÜ ile,
1.Davalı ------------Şirketi'nin 20 Aralık 2023 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısında; - Gündemin 6 numaralı maddesiyle alınan kâr payı dağıtılmama kararının İPTALİNE, - Gündemin 12 numaralı maddesiyle alınan 2023 yılında yapılacak bağış ve yardımlar için üst sınırın 50.000.000,00-TL olarak belirlenmesi kararının İPTALİNE,
Davacı tarafın diğer ve fazlaya ilişkin taleplerinin REDDİNE,
2.Harçlar Kanununa göre alınması gerekli 615,40 TL harcın davacı tarafından peşin yatırılan 427,60 TL harçtan mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
3.Davacı tarafından yapılan 427,60 TL başvurma harcı ve 427,60 TL peşin harç ile 60.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 1.516,00 TL posta masrafı olmak üzere toplam 62.371,20 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4.Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5.Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6.Hükmün kesinleşmesinden sonra yatırılan avansın kullanılmayan kısmının re'sen yatırana iadesine, Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde ----------- Bölge Adliye Mahkemesi'nin ilgili Hukuk Dairesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 26/02/2025