ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/414 Esas - 2025/188
T.C.
SAKARYA
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
GEREKÇELİ KARARIN
Mahkememizde görülmekte bulunan itirazın iptali davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 297/1(c)'ye uygun şekilde, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, konuyla ilgili mevzuat hükümleri ve yargısal içtihatlar, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içerir şekilde hüküm verilerek,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
I-) Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti
Davacı vekili Av. ... tarafından UYAP üzerinden mahkememize ibraz edilen 20/07/2023 tarihli dava dilekçesi ile özetle; Davacının davalı borçlu ...hakkında Sakarya 1. İcra Müdürlüğünün 2023/10696 esas sırasına kayıtlı ilamsız icra takibi başlatıldığını, takip dayanağı olarak borçlu davalıya ödenen ve makbuz açıklamalarında açıkça belirtildiği üzere borç para verildiğine dair ibareler de bulunduğunu, borçlu davalının ... isimli eczanesinin bulunduğunu ve borçlu tarafından işletildiğini, davalı borçlunun borçlarından dolayı eczanesini işletmekte sıkıntılar yaşaması ve yasal takiplerin başlatılması üzerine davacı şirket yetkilisi ile görüşmeler yaptığını ve eczanesinin işletilmesi, demirbaşlarının tarafına devredilmesi ve borçlarının ödenmesi karşılığında işletmesinin devir edildiğini ve borçlarının ödendiğini, icra takibinin dayanağı olarak eklenen dekontların açıklama kısımlarında verilen bedellerin borç ve emanet olduğunu, davalının kredi kart borçlarının ödendiğini, işletmiş olduğu eczanenin kira bedelinin ödenmesi gibi açıklamaların mevcut olduğunu, Sakarya 5. Noterliğinin 03/04/2023 tarih ve ... yevmiye numaralı geniş yetkili genel vekaletnamesi ile davacı şirket yetkilisinin vekil edildiğini, davalı borçlunun kendisine ait olan ... plakalı aracını aralarında ki sözlü olan eczane devir protokolü anlaşması ile davacı şirket yetkilisi olan ...'a devir etmek istendiğini ancak aracın üzerinde banka rehni bulunduğundan dolayı noterde tescil işlemi yapılamadığını, bunun üzerine fiili kullanımı için yedek anahtarı ve ruhsatı ile birlikte aracın teslim edildiğini, sonrasında aracın resmi devir işlemleri için davalı borçludan talepte bulunulduğunu, davalı borçlunun icra takibine dayanak yapılan borçlarını ödettirdikten sonra kolluğa giderek aracının ödünç verildiğini ve kendisine teslim edilmediğini belirterek şirket yetkilisi ...'dan şikayetçi olduğunu, savcılık tarafından KYOK kararı verildiğini belirterek Sakarya 1. İcra Müdürlüğünün 2023/10696 Esas sayılı dosyasındaki itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili AV. ... tarafından UYAP üzerinden mahkememize ibraz edilen 11/12/2023 tarihli cevap dilekçesi ile özetle eczacı olduğunu, eczane işlettiğini, davalı taraf ile bir arkadaşı vasıtası ile tanıştığını, davalı tarafın yetkilisinin medikal işleri uğraşmakta, eczaneler ile ticaret yaptığını yine ecza ürünlerine ilişkin internet sitesi işlettiğini, davalı ile aralarında ticari alışveriş olduğunu, kendisinin eczacı olup eczanelerin devrinin sadece eczacılara yapılabileceğini, aksi durumda her vatandaşın eczane işletme hakkına sahip olabileceğini, bu nedenle davacı tarafın eczane işletmesinin kendisine devri karşılığında borç para verdiğine ilişkin beyanlarının asılsız ve kurgusal olduğunu, davacı ile aralarında birtakım borçlanmalar söz konusu olduğunu, bazen davacı tarafın kendisine, bazen de kendisinin davacı tarafa borçlandığını, iddia edildiği üzere hiçbir şekilde ... plaka sayılı aracını kesinlikle davacı şirket yetkilisi ...'a devretmediğini, başlatılan icra takibinin kötüniyetli olarak başlatıldığını, takip çıkış rakamı takibe dayanak olarak sunulan dekontlar miktar itibari ile birbiriyle uyuşmadığını, alıcı adı ve soyadı kısmında farklı isimlerin bulunduğu kendisi ile alakası olmayan ödemelerin olduğu dekontlar, yine kendisine olan borcuna istinaden yapılan ödemeler ve henüz vadesi gelmemiş alacakların davalı şirket tarafından icra takibine konu edildiğini, davaya konu icra takibine dayanak olarak sunulan 10.000,00 TL tutarındaki 5. Dekont, 3.000,00 TL tutarındaki 8. Dekont, 10.000,00 TL tutarındaki 9. Dekont, 15.500,00 TL tutarındaki 15. Dekont, 77.000,00 TL tutarındaki 24. Dekont,100.000,00 TL tutarındaki 33. Dekont, 1.000,00 TL tutarındaki 39. Dekontların ne açıklama kısmında ne de alıcı kısmında kendisi alakalı bir hususun söz konusu olmadığını, davacı tarafın icra takibine dayanak olarak sunduğu dekontlardaki 361.813,00 TL tutarındaki miktarın davacı taraftan olan alacağına istinaden yapılan ödemelere ilişkin olduğunu, 1 numaralı 303.000,00 TL tutarındaki dekont, 10 numaralı 2.275,00 TL tutarındaki dekont, 11 numaralı 383,00 TL tutarındaki dekont, 12 numaralı 12.925,00 TL tutarındaki dekont, 13 numaralı 39.830,00 TL tutarındaki, 14 numaralı 3.400,00 TL tutarındaki ödemelerin davacı şirketin ve yetkilisi ...'ın kendisine olan borçlarına istinaden yapılmış ödemeler olduğunu, her ne kadar dava dilekçesinde davacı taraf dekontların borç-emanet olarak gönderildiğini ileri sürmüşse de söz konusu dekontların sadece 16'sında borç-emanet şeklinde ibare bulunduğunu, davacı tarafa dekontlarını sundukları üzere 273.022,00 TL tutarında borç ödemesi yaptıklarını, açıklama kısmında borç - emanet olarak verilen paraların hukuki niteliğinin tüketim ödüncü niteliğinde olduğunu, söz konusu icra takip tarihi 09.06.2022 tarihi öncesinde davacının borç - emanet olarak gönderilen paralara ilişkin herhangi bir istemde bulunmadığını, buna ilişkin ne bir ihtarname ne de farklı bir bildirim söz konusu olmaadığını, takip tarihi öncesinde yani 09.06.2022 tarihi öncesinde söz konusu tutarlara ilişkin bir istem bulunmadığı için bu tutarların da takip tarihinde muaccel olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
II-) Dava Türü ve Tarafların Anlaştıkları - Anlaşamadıkları Hususlar
Dava; davalının kredi kartı borcu ve kira borcu ile diğer borçları için EFT yolu ile yapılan ödemelerin, davalıya "emanet, borç" kaydı ile EFT yolu ile yapılan ödemedinin ve davalıya açıklama kısmının boş bırakıldığı EFT yolu ile yapılan ödemelerin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali davasıdır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık; Sakarya 1. İcra Müdürlüğünün 2023/10696 Esas sayılı icra takibine konu dekontlar nedeniyle davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarı, Sakarya 1. İcra Müdürlüğünün 2023/10696 Esas sayılı icra takibine davalı tarafından yapılan itirazın iptalinin gerekip gerekmediği, icra inkar tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarındadır. III-) Çekişmeli Vakıalar Hakkında Toplanan Deliller Davaya yanak dekont asılları ve dekontlardaki belirtilen ödemeye ilişkin tüm bilgi ve belgeler celp edilerek incelenmiştir Sakarya 1. İcra Müdürlüğünün 2023/10696 Esas sayılı dosyası UYAP sisteminden ilgili dosya olarak eklenerek incelenmiştir.
Mahkememiz ara kararı gereğince 19/08/2024 tarihli SMMM bilirkişi raporu aldırılmış alınan rapordan özetle; "... Davalı yanın 2023 yılı yevmiye defteri kapanış kayıtlarında davacı ... herhangi bir borç ve alacağının olmadığı her ne kadar görülmemiş olsa da 159.01 Verilen Sipariş Avansları içerisinde 18.338.866TL davacı yandan alacağının olduğu tarafımdan hesaplanarak tespit edilmiş olduğu, Dosyada mevcut muhtelif dekontların toplamınınım 976.008,00TL olduğu, ...'nin Bankalar Üzerinden ...Ve ... Adına Yapılan Ödemelerin toplamının 779.,508,00TL olduğu, ...'a 178.455,00TL. ödemenin kredi kartı ile ödenmiş olduğu, ...'nin Bankalar Üzerinden Farklı Hesaplara Göndermiş Olduğu Paralar dâhilinde 10.000,00TL tutarın ... adına ödenmiş borç olduğu, 196.500,00TL tutarındaki ödemelerin davalı yana ödendiğine dair her hangi bir bulguya rastlanılamadığı, Davacı yanın dosyaya sunmuş olduğu dekontlar üzerinden hesaplanmış olduğum 779.508,00TL tutarın davalı yanın ticari defterlerinde 181.315,00TL olarak kayıtlı olduğu (779 508.00 -181.315.00) 598.193,00TL dekontların davalı yanın ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı; Davacı ...ile Davalı ...'un 2023 yılı defterlerin denetim ve inceleme açısından İhticaca Salih olmadığı, taraflar arasında 2023 yılında herhangi bir mal ve hizmet alım satımının olmadığı yalnızca bankalar üzerinden gönderilmiş paraların olduğu; Tarafların ticari defterlerindeki kayıtların Tek düzen hesap planına uymakla birlikte açık, anlaşılır ve ayrıntılı hesap planında cari hesap bazında detaylandırılmayıp kayıtların 1 toplu olarak yapıldığından ticari defter kayıtlarından net ve kesin bilgiye ulaşılamayacağı; Dosyada mevcut defter kayıtlarından sonuca ulaşmak imkânsız olduğundan, tarafların dosyaya sunduğu belgeler ve 2023 yılı üzerinden inceleme ve değerlendirme yapılarak sonuca ulaşıldığı,..." şeklinde rapor sunmuştur. IV-) Konuyla İlgili Mevzuat Hükümleri Ve Yargısal İçtihatlar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “ispat yükü” başlıklı 190. maddesinin 1. fıkrasında yukarıdaki düzenlemeye paralel olarak ispat yükünün kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olacağı belirtilmiştir.
Yine anılı maddenin 2. fıkrasında kanuni bir karineye dayanan tarafın, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altında olduğu belirtilmiş; kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı tarafın kanuni karinenin aksini ispat edebileceği kabul edilmiştir.
Kanuni karine, belli bir vakıadan, belli olmayan diğer bir vakıa için kanun tarafından çıkarılan sonuçtur. Kanuni karineler de adi kanuni karine ve kesin kanuni karine olarak ikiye ayrılmaktadır. Adi kanuni karineler aksi ispat edilebilen karineler iken, kesin kanuni karinenin varlığı hâlinde karşı taraf bunun aksini ispat edemez (K., Baki: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ocak 2021, S. 244 vd.). Karinenin varlığı hâlinde, karineye dayanan taraf sadece karinenin temelini ispatla yükümlüdür. Kesin kanunî karineler dışında, karşı taraf karinenin aksini ispat edebilir. Karine söz konusu olduğunda, karşı ispat faaliyetinden değil, karine ile kabul edilen durumun aksini ispat etmek gerekir. (Bakınız: Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.03.2021 Tarih 2017/(19)11-926 Esas 2021/177 K. Sayılı ilamı) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 145. maddesi “Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir” hükmüne yer verilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 392. Maddesi "Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir." düzenlemesine, anılı yasanın 392. Maddesi "Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir." düzenlemesine yer verilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 526. maddesi "Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür." hükmüne yer verilmiştir. 6098 sayılı Kanun'un 555 inci maddesi; ''Havale, havale edenin, kendi hesabına, para, kıymetli evrak ya da diğer bir mislî eşyayı havale alıcısına vermek üzere havale ödeyicisini; bunları kendi adına kabul etmek üzere havale alıcısını yetkili kıldığı bir hukuki işlemdir.'' şeklinde düzenlenmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.11.2023 Tarih 2022/3-1269 Esas 2023/1106 Karar Sayılı ilamında "... taraflar arasındaki ödünç ilişkisinde davacının, bakiye borcunu ödemesi için davalıya süre tanırken kesin bir vade oluşturur şekilde bir tarih ya da belirlenebilir bir zaman öngörmediği, “bir- buçuk yıl sonra”, “bir buçuk yıl sonra başlamak üzere”, “imkânlar dâhilinde taksitlerle” gibi belirsiz ifadelerle ödeme zamanını ve ödemenin ne şekilde yapılacağını bir anlamda borçlunun inisiyatifine bıraktığı anlaşılmaktadır. Nitekim bozma kararında işaret edilen en son 21.10.2018 tarihli ödemeyi kapsayan hesap çizelgesine göre de davacı ödemeyi imzası karşılığında alırken bu tarihten sonra bakiye borcun ödenmesi için yeni bir vade belirlememiştir. Elbette ki davacı, davalı ile bir araya gelerek borcun bitirilmesi için belli bir süre hitamını öngörebilir. Ancak bu yönde taraflar arasında bir anlaşma bulunmadığı gibi takipten önce davalı borçluya edimini tümüyle ifa etmesi için davacı tarafça yöneltilmiş ihtar vb. bir irade açıklaması mevcut değildir. Bu nedenledir ki borçlu sözleşmeyle tanınan imkân çerçevesinde kendi planladığı bir takvimde ödeme yapmaya devam etmiştir. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde borcun takip tarihinde muaccel olduğu kabul edilemez. Muaccel olmamış bir borç için alacaklı icra takibinin ve itirazın iptali davasının hukuki himayesinden istifade edemeyeceğinden davanın reddine dair verilen İlk Derece Mahkemesi kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır..." denilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15/11/2018 Tarih 2016/14533 Esas ve 2018/7099 Karar sayılı ilamında "... Dava, ödünç sözleşmesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı tarafından davalıya “borç olarak” kaydıyla yapılan havale tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 312. maddesi, takip ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun ise 392. maddesi gereğince, ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ödünce konu paranın ilk istemden başlayarak altı hafta içinde geri verilmesi gerekir. Yani, madde metninde yazılı hususlar söz konusu değilse ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. Dolayısıyla somut olayda, davacı iade talebinde bulunup altı hafta bekledikten sonra takibe geçebileceğinden, anılan süreye uyulmadan başlatılan takip usul ve yasaya uygun değildir. Bu nedenle açılan itirazın iptali davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bu itibarla, yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiğinden davalı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulüyle Dairemizin 29/02/2016 tarihli 2015/7633 Esas 2016/2139 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak, yukarıda anılan gerekçeyle mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir..." belirtilmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 17.12.2024 Tarih 2023/3851 Esas ve 2024/4910 Karar sayılı ilamında "..kişinin menfaatinin yanında varsayılan iradesine de uygun olarak işin yapılması gerekir. Haber yapımına dair mail yazışmaları dikkate alındığında böyle bir irade bulunmadığı gibi aksi yönde bir delil de bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olmuştur." denilmiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 28.06.2018 Tarih 2016/20227 Esas ve 2018/7335 Karar sayılı ilamında, "...Uyuşmazlık, davalının iddia ettiği gibi davacıya karşılığını elden vererek davacının hesabından, davalının kredi kartı borcunun ödenmesi şeklinde olup olmadığı ve buna bağlı olarak ispat yükünün hangi tarafta olduğu konusunda toplanmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik görüşüne göre, Türk Borçlar Kanunu'nun 555 vd. (Borçlar Kanunu'nun 457 vd.) maddelerinde düzenlenen havale, hukuksal niteliği itibari ile bir borç ödeme aracıdır. Havale belgelerinde bedelin başka bir hukuki ilişki için gönderildiği belirtilmemiş ise, bu belgenin bir borcun ödendiğine dair kanıt olduğu kabul edilir. Somut olayda, havale belgelerinde bedelin başka bir hukuki ilişki için gönderildiği açıklaması bulunmadığından davacı yukarıda belirtilen yasal karine karşısında, davalı tarafa yapılan dava konusu havalelerin maaşına mahsuben yapıldığını, kanıtlama yükümlülüğü altındadır.
Davacı tarafından davalıya gönderilen bedelin neden kaynaklandığını kanıtlamak davacıya aittir. Diğer taraftan, davacının, davalının maaşına mahsuben kredi kartı borçlarını ödediği yönündeki iddiası davalıca kabul edilmemiş, tersine, bu paraların, davacıya elden verilerek davacının hesabından davalının kredi kartı borcunun ödendiği savunulmuştur. Böylece davalı, davaya konu paraların kendisine gönderildiğini (maddi vakıayı) ikrar etmiş, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle değil, başka bir nedenle (karşılığı elden alınarak) gönderildiklerini savunmak suretiyle, vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirmiştir. O halde, somut olayda davalının savunması, vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğindedir ve bu ikrar bölünemez. Çünkü, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) aittir. Bu durumda, davacı taraf, davaya konu paraların davalının maaşına mahsuben gönderildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür; buna bağlı olarak, davalı savunmasını ispat ile yükümlü olmayacaktır." belirtilmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 01/02/2023 Tarih 2022/509 Esas ve 2023/363 Karar sayılı ilamında "... Tarafların iddia ve savunmaları karşısında ödeme dekontlarının açıklama kısmında herhangi bir ibare bulunmadığına göre davacının iddiasını yazılı kesin delillerle ispat etmesi gerekmekte olup, davacının bu yönde dosyaya delil sunmadığı ve açıkça yemin deliline de dayanmadığı, davacı dava dilekçesinde "sair tüm deliller" ibaresine yer vermişse de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 03.03.2017 tarih, 2015/2 esas ve 2017/1 karar sayılı kararı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonra açılmış olan davalarda tarafların dava ve cevap dilekçeleri ile delil listelerinde "sair deliller, her türlü delil, ve sair deliller" gibi ibarelerin bulunması halinde tarafların yemin deliline başvurmuş sayılamayacakları ve bu kapsamda hâkimin ispat yükü kendisine düşen tarafa "yemin teklifinde bulunma" hakkını hatırlatamayacağı hükme bağlandığından ispat edilemeyen davanın reddi yönündeki mahkeme kararında ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair istinaf mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmamaktadır..." denilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/(13)3-666 Esas 2023/546 Karar Sayılı ilamında, "... eczaneler, gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı olarak ticari faaliyette bulunma amacıyla açılan, diğer ticari işletmelerden bağımsız bir şekilde faaliyette bulunulan işletmelerdir. Yine eczaneler, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmaktadırlar. Çünkü eczanelerde eczacıların ekonomik faaliyeti sermayeden fazla bedeni çalışmasına dayanmaz. Burada sermaye daha öndedir. Yine işlerin hacmi, başka bir ifade ile kazancı bakımında esnaf faaliyetini aşan bir ölçüye sahiptir. Dolayısıyla eczaneler ticari işletmelerdir. Eczanelerin ticari işletme olduğu hem doktrinde hem de uygulamada kabul edilmektedir. Eczaneler ticari işletme olduğu için, eczaneyi işleten eczacılar da, yukarıda ifade edildiği üzere, TTK md. 12/1 hükmü gereğince “tacir” olmaktadır. Tacir sıfatı, kanun koyucunun bir ticari işletmenin işletilmesi olgusuna bağladığı bir sonuçtur. Buna göre eczacılar gerçek kişi tacirdir..." denilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20/12/2022 Tarih, 2022/(9)24-666 Esas ve 2022/1787 Karar Sayılı ilamında, "...6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun sisteminde, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan HMK’nın 140/5. maddesi dikkate alındığında ön inceleme duruşmasında tayin edilen kesin süreye uyulmaması, vazgeçme yaptırımına bağlanarak davayı uzatıcı bu kötüniyetli davranışlar engellenmeye çalışılmıştır. Zira dilekçelere eklenip sunulmamış, daha sonra ön incelemede ek olarak bildirilen süre içinde de verilmemiş delillere, tahkikat içinde kural olarak dayanılamaz. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Ancak istisnaen belirli koşulların gerçekleşmesi kaydıyla taraflar gerek ön inceleme gerekse tahkikat aşamasında yeni delil gösterebilme olanağına sahiptirler. Nitekim bu husus, HMK’nın “Sonradan delil gösterilmesi” başlığını taşıyan 145. maddesinde “(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklindedir. Tarafların Kanun’da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnanın, dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil bildirmeyen, ön inceleme aşamasında veya çıkarılacak davetiye üzerine delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafın tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir.
Bu kapsamda delilin sonradan sunulması, o delile daha önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye vs. dayanıyorsa mümkündür. Tarafın salt ihmalkârlığı, yeterince araştırmaması, davayı uzatma amacı, davayı önemsememesi, kötü niyeti gibi hususlarla o delili sunmaması hâlinde sonradan delil sunulması kabul edilemez, artık o delilden vazgeçmiş sayılır (Atalay, Oğuz; Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, 15. Bası, İstanbul 2017, s.1760)...." denilmiştir. V-) Sabit Görülen Vakıalar, Bunlardan Çıkarılan Sonuç ve Hukuki Sebepler
Tüm bu açıklanan nedenlerle ve dosya kapsamına göre: davacı taraf, 41 adet dekonta dayalı alacağının tahsili için davalı hakkında icra takibi başlattığı, takibin davalının itirazı ile durduğu ve eczanenin işletilmesi, demirbaşlarının davacı tarafına devredilmesi ve borçlarının ödenmesi karşılığında davalıya ait işletmenin devir alındığı ve borçlarının ödendiği, icra takibinin dayanağı olarak eklenen dekontların açıklama kısımlarında verilen bedellerin borç ve emanet olduğu, davalının kredi kart borçlarının ödendiği, işletmiş olduğu eczanenin kira bedelinin ödenmesi gibi açıklamaların mevcut olduğu belirtilerek itirazın iptali için eldeki davanın ikame edildiği, davalının huzurdaki dosyaya sunduğu cevap dilekçesinde ve takip dosyasına sunduğu itiraz dilekçesinde, takip çıkış rakamı takibe dayanak olarak sunulan dekontlar miktar itibari ile birbiriyle uyuşmadığını, alıcı adı ve soyadı kısmında farklı isimlerin bulunduğu, davalı ile alakası olmayan ödemelerin olduğu dekontlar, yine davalıya olan borcuna istinaden yapılan ödemeler ve henüz vadesi gelmemiş alacakların davalı şirket tarafından icra takibine konu edildiğini, bir kısım dekontların ne açıklama kısmında ne de alıcı kısmında kendisi alakalı bir hususun söz konusu olmadığını, davacı tarafın icra takibine dayanak olarak sunduğu dekontlardaki 361.813,00 TL tutarındaki miktarın davacı taraftan olan alacağına istinaden yapılan ödemelere ilişkin olduğunu, bir kısım dekontlarda belirtilen ödemelerin davacı şirketin ve yetkilisi ...'ın kendisine olan borçlarına istinaden yapılmış ödemeler olduğunu, her ne kadar dava dilekçesinde davacı taraf dekontların borç-emanet olarak gönderildiğini ileri sürmüşse de söz konusu dekontların sadece 16'sında borç-emanet şeklinde ibare bulunduğunu, davacı tarafa 273.022,00 TL tutarında borç ödemesi yaptıklarını, beyan ettiği anlaşılmıştır. Her iki tarafın tacir olması sebebi ile de mahkememizin mahkememizin görevli olduğuna karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir. Takip ve davaya konu 41 adet dekont mevcut olup;
Davacı tarafından davalının kredi kartına eft edilen dekontlar,
D. TARİHİ GÖNDEREN ALICI AÇIKLAMA MİKTAR
31.03.2023 davacı davalı KK EFT 38.000,00
31.03.2023 " " " 2.000,00
12.04.2023 " " " 7.800,00
12.04.2023 " " " 20.000,00
12.04.2023 " " " 20.200,00
13.04.2023 " " " 26.000,00
13.04.2023 " " " 4.885,00
18.04.2023 " " " 1.050,00
18.04.2023 " " " 56.750,00
10.06.2023 " " " 23.520,00
Davacı tarafından davalıya eft edilen ve açıklama kısmında emanet borç para diye belirtilen dekontlar,
3.04.2023 " " EMANET BORÇ VERME 32.400,00
3.04.2023 " " " 5.650,00
17.04.2023 " " " 11.909,00
19.04.2023 " " " 5.000,00
19.04.2023 " " " 5.000,00
19.04.2023 " " " 5.000,00
19.04.2023 " " " 5.000,00
19.04.2023 " " " 5.000,00
19.04.2023 " " " 2.380,00
24.04.2023 " " " 1.104,00
26.04.2023 " " " 19.300,00
2.05.2023 " " " 5.717,00
9.05.2023 " " " 25.500,00
9.05.2023 " " " 10.000,00
10.05.2023 " " " 1.680,00
10.05.2023 " " " 1.000,00
16.05.2023 " " " 21.850,00
Davacı tarafından 3. kişilere eft edilen ve açıklama kısmında davalı adına borç ödemesi ve dacalı adına kira ödemesi diye belirtilen dekontlar,
3.04.2023 " 3. Kişi ... BORÇ ÖDEMESİ 10.000,00
5.04.2023 " 3. Kişi ...ADINA KİRA ÖDEMESİ 10.000,00
Davacı tarafından davalıya eft edilen ve açıklama kısmı boş bırakılan dekontlar,
13.03.2023 KAPLAN ... BOŞ 303.000,00
5.04.2023 " " " 2.275,00
5.04.2023 " " " 383,00
5.04.2023 " " " 12.925,00
5.04.2023 " " " 39.830,00
5.04.2023 " " " 3.400,00
10.04.2023 " " " 12.000,00
Davacı tarafından 3. kişilere eft edilen ve açıklama kısmında emanet borç para diye belirtilen dekontlar,
3.04.2023 " 3. Kişi BORÇ ÖDEME 3.000,00
18.04.2023 " " " 77.000,00
24.04.2023 " " EMANET BORÇ 100.000,00
10.05.2023 " " BORÇ EMANET 1.000,00
Davacı tarafından 3. kişilere eft edilen ve açıklama kısmı boş bırakılan dekont,
7.04.2023 " 3. kişi BOŞ 15.500,00 Görüldüğü üzere, dekontlardaki havale eden davacı taraf olduğu, ancak havale edilenin ve açıklama kısmının değiştiği görüldüğünden, dekontlar alıcısı ve açıklama kısmına göre gruplandırılarak değerlendirilmesi gerektiği zorunluğu doğmuştur. a- Davacı tarafından davalının kredi kartına eft edilen dekontlar, davalıya eft edilen ve açıklama kısmı boş bırakılan dekontlar yönünden;
Havale, hukuksal nitelikçe (tıpkı onun özel biçimlerinden biri niteliğindeki çek gibi), bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil), bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Somut olayda ödeme dekontlarının açıklama kısmında herhangi bir ibare bulunmadığı, bu durumda yapılan ödemenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı, aksini iddia eden davacının iddiasını yazılı kesin delillerle ispat etmesi gerekmekte olup, davacının bu yönde dosyaya suresinde yazılı kesin delil sunmadığı ve açıkça yemin deliline de dayanmadığı anlaşılmakla davanın reddine, b-Davacı tarafından 3. kişilere eft edilen ve açıklama kısmında davalı adına borç ödemesi ve davalı adına kira ödemesi diye belirtilen dekontlar yönünden;
Davacı taraf, yukarıda belirtilen dekontlardan da anlaşılacağı üzere, davalının borcu için 3. kişilere ödeme yaptığını belirtmiş ise de; davalı tarafın hesabına geçen bir paranın olmaması sebebi ile havale ve sebepsiz zenginleşme hükümlerinin olaya uygulanamayacağı; vekaletsiz iş görme hükümleri nazara alındığında ise, davalı tarafın, kendi borcu için ödeme yapıldığı hususunu kabul etmediğinden, davacı tarafça, davalı tarafın böyle bir borcunun bulunduğu ve 3. kişiye yapılan ödemenin davalının menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak yapıldığı yazılı kesin delillerle ispat etmesi gerekmekte olup, davacının bu yönde dosyaya suresinde yazılı delil sunmadığı ve açıkça yemin deliline de dayanmadığı anlaşılmakla davanın reddine, c-Davacı tarafından 3. kişilere eft edilen ve açıklama kısmı boş bırakılan dekont, yönünden;
Davalı tarafın hesabına geçen bir paranın olmadığı gibi, havale edilen paranın davalı yan için yapıldığı hususu da dekontun açıklama kısmında belirtilmediği, dolayısıyla da davacı iddiasını süresinde sunulan yazılı kesin delillerle ispat edilmediği ve açıkça yemin deliline de dayanmadığı anlaşılmakla davanın reddine, d-Davacı tarafından davalıya eft edilen ve açıklama kısmında emanet borç para diye belirtilen dekontlar yönünden;
Davacı tarafça dekontlarda "emanet, borç" kaydı ile davalı tarafa havale yaptığı, yapılan bu havale tüketim ödüncü olarak verildiğinin kabulü gerektiği, dolayısıyla da davacı taraf, iade talebinde bulunup altı hafta bekledikten sonra takibe geçebileceğinden anılan süreye uyulmadan başlatılan takip usul ve yasaya uygun olmadığı, dolayısıyla da usul ve yasaya uygun bir icra takibi bulunmadığı, muaccel olmayan bir alacak için açılan davada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114.üncü maddesinin 1.inci fıkrasının (h) bendi kapsamında hukuki yararın bulunmadığı gözetilerek belirtilen dekontlar yönünden davanın usulden reddine, Davalının kötü niyet tazminatı talebinin, davacının kötü niyetinin ayrıca ve açıkça ispat edilemediğinden, reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştu. HÜKÜM (Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere):
1.Davacı tarafından davalıya EFT edilen ve açıklama kısmında emanet borç para diye belirtilen dekontlar yönünden davanın hukuki yarara ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle HMK'nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE,
2.Davacı tarafından 3. kişilere eft edilen ve açıklama kısmı boş bırakılan, 3. kişilere eft edilen ve açıklama kısmında davalı adına borç ödemesi ve dacalı adına kira ödemesi diye belirtilen, davalının kredi kartına eft edilen ile davalıya eft edilen ve açıklama kısmı boş bırakılan dekontlar yönünden davanın ESASTAN REDDİNE,
3.Koşulları oluşmadığından davalının kötüniyet tazminatı talebinin REDDİNE,
4.Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 8.857,31-TL'nin yatıran tarafa iadesine,
5.Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 121.649,00-TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6.Kullanılmayan gider avansının bulunması halinde kararın kesinleşmesinden sonra artan gider avansının ilgisine iadesine,
7.Ara buluculuk sarf ücreti olan 3.120,00-TL'nin davacıdan alınarak Hazineye İrat kaydına,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, davalı yönünden miktar itibariyle kesin olmak üzere, davacı yönünden gerekçeli kararın davacı tarafa tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe ile Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere, 6100 sayılı yasanın 321/2. Maddesi uyarınca gerekçeli kararın en geç bir ay içinde re'sen tebliğe çıkarılacağı hususu da bildirilerek karar verildi.. 27/03/2025 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)