Esas No
E. 2011/10399
Karar No
K. 2012/14944
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
İcra İflas Hukuku

10. Hukuk Dairesi         2011/10399 E.  ,  2012/14944 K.

"İçtihat Metni"

Mahkemesi :İş Mahkemesi No :265-240 Dava, Kurumca yaşlılık aylığına konulan hacizlerin kaldırılması istemine ilişkindir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hükmü, tarafların avukatlarının temyiz etmeleri üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı avukatının temyiz itirazlarının REDDİNE; Davacının avukatının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Sosyal güvenlik, niteliği gereği kamu hukuku alanına girmekte olup, hayatın çeşitli sosyal riskleri karşısında topluma, insan onuruna yaraşır asgari yaşam düzeyi sağlamayı amaçladığından, ücretler ile sigortalıların ve ölümleri durumunda hak sahiplerinin sosyal sigorta haklarının dokunulmaz olması sağlanarak, ücret ve sosyal sigorta yardımlarının olanaklı olduğu ölçüde, anılan kişilerin ellerine geçmesi ve kendileri ile geçimini sağlamak zorunda olduklarının gereksinimlerini sağlamaları için kanun koyucu tarafından bazı düzenlemeler yapılmıştır.

Bu kapsamda; davanın yasal dayanağı olan, “Sigorta yardımlarının haczedilemeyeceği, yanlış ve yersiz ödemelerin tahsili” başlığını taşıyan, “Bu kanun gereğince bağlanacak gelir veya aylıklar ve sağlanacak yardımlar, nafaka borçları dışında haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez.” hükmünü içeren 506 sayılı Kanunun 121’inci maddesinin birinci fıkrası, 06.07.2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5198 sayılı Kanunun 17’nci maddesi ile değiştirilerek, anılan fıkraya “nafaka borçları” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve bu Kanunun 80’inci maddesine göre takip ve tahsili gereken alacaklar” ibaresi eklenmiş, böylelikle Kuruma, alacakların 80’inci maddeye göre takip ve tahsilinde aylıklar üzerinde haciz işlemi uygulayabilme olanak ve yetkisi verilmiştir. Diğer taraftan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 01.10.2008 günü yürürlüğe giren “Devir, temlik, haciz ve Kurum alacaklarında zamanaşımı” başlıklı 93’üncü maddesinde de, sigortalıların aylıklarının, 88’inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemeyeceği hüküm altına alınarak kanun koyucu tarafından aynı yaklaşım sürdürülmüştür. Belirtilmelidir ki; “Primlerin ödenmesi” başlığını taşıyan 88’inci maddede, kısa ve uzun vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası üzerinden ödenecek primler hakkındaki düzenlemeler yer almakta, bu kapsamda süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacakların Kurum tarafından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri gereğince tahsil edileceği belirtilmektedir.

Kanunların zaman bakımından yürürlüğü konusundaki temel kural, geleceğe etkililiktir. Başka bir anlatımla, her kanun, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar ve bu tarihten sonra meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır. Bu kuralın doğal sonucu, kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilememesi, eş deyişle geriye yürümemesidir. Kuralın istisnalarından birini, geçmişe etkililik konusunda ilgili kanunda açık hüküm bulunması oluşturduğu gibi, öğreti ve uygulamada, kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin kurallar ile yargılama hukukunu düzenleyen kanunların da geçmişe etkili olacakları, dolayısıyla, sözü edilen kuralın istisnaları arasında bulundukları kabul edilmekte olup, bir önceki paragrafta belirtilen yasal değişiklik, anılan istisnalardan herhangi birinin kapsamında bulunmamakta olup, 506 sayılı Kanunun 121’inci maddesinin birinci fıkrasındaki değişikliğin yürürlüğe girmesinden itibaren, Kurumun prim alacakları nedeniyle yürüttüğü ve kesinleştirdiği icra takipleri üzerinden borçluların yaşlılık aylıklarına haciz yapmasını mümkün hale getirdiği belirgindir.

Öte yandan, 6183 sayılı Yasanın 55'inci maddesi, “Amme alacağını vadesinde ödeyemeyenlere, 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bir “ödeme emri” ile tebliğ olunur. Ödeme emrinde borcun asıl ve fer’ilerinin mahiyet ve miktarları, nereye ödeneceği, müddetinde ödenmediği veya mal bildiriminde bulunmadığı takdirde borcun cebren tahsil ve borçlunun mal bildiriminde bulununcaya kadar üç ayı geçmemek üzere hapis ile tazyik olunacağı,... bu ödeme emrinde kendisine bildirilir.” hükmüyle, ödeme emrinde yer alması gereken unsurları açıkça belirlemiş; aynı Yasanın 58'inci maddesinde de, “Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan... nezdinde itirazda bulunabilir.” düzenlemesiyle, borca itiraz süresi ve nedenlerini öngörmüştür.

Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde; hakkında usulüne uygun ödeme emri düzenlenip yöntemince tebliğ edilmeksizin, davacının yaşlılık aylığına, davaya konu borçtan dolayı haciz konulmasının mümkün olmadığı ve 01.10.2011 günü yürürlüğe girerek 1086 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30’uncu maddesindeki, hakimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu, kuralı gözetilerek, davaya konu edilen ve davacının yaşlılık aylığına haciz konulan tüm icra takiplerine ilişkin olarak davacıya yöntemince ödeme emri tebliği yapılıp yapılmadığı, başka bir deyişle, davaya konu icra takiplerinin davacı yönünden kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak; davacı yönünden kesinleşmemesine karşın yada 06.07.2004 tarihinden önce yaşlılık aylığına haciz konulan icra takiplerine ilişkin olarak, konuldukları tarihten itibaren hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesi gerekir iken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacının avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.