Esas No
E. 2024/10607
Karar No
K. 2025/2496
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
İş Hukuku

10. Hukuk Dairesi         2024/10607 E.  ,  2025/2496 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2022/1963 E., 2024/20 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 3. İş Mahkemesi

SAYISI: 2021/452 E., 2022/245 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, 02.09.2005 -28.11.2014 tarihleri arasında davalı işverene ait avukatlık ofisinde kesintisiz ve sürekli olarak çalıştığını, avukat katibi ve sekreteri olduğunu sigortasının işe başladığı tarihten 1,5 yıl sonra 06.12.2006 tarihinde yapıldığını davalı işverenin davacıya sigortasız çalıştırıldığı dönemlere ilişkin isteğe bağlı sigorta primlerini ödediğini, davacının isteğe bağlı sigortalı statüsü kapsamında sigortalı olduğunu, isteğe bağlı sigortalılık haliyle zorunlu sigortalılık hallerinin çatıştığını söz konusu dönemlerde davacının davalı iş yerinde sigortalı olmayı gerektirecek çalışması bulunduğunu, her ne kadar prim esas kazanca asgari ücret gösterilmişse de son net ücretinin 1.200,00 Lira olduğunu 9 senelik çalışma süresi ve 4 yıllık fakülte mezunu olması sebebiyle asgari ücretle çalışmasının çalışma hayatının olan koşullarına ters düştüğünü beyanla 02.09.2005-28.11.2014 tarihleri arasındaki sigortalılığının tespiti ile prime esas kazanç tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı işveren vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın hak düşürücü süreye uğradığını, davacının 06.12.2006 tarihinde işe başladığını kesintili ve fasılalarla çalıştığını davacının kendi istek ve arzusuna bağlı olarak bir dönem isteğe bağlı sigorta kapsamında olduğu dönemlerin mevcut olduğunu, bu nedenle davacının hizmetlerinde bir çakışma olmadığını, KPSS hazırlık döneminde ayağının kırıldığı dönemlerde İstanbul ve İzmir seyahatlerinde günlerce ara verdiğini ve asgari ücretle çalıştığını davanın reddini savunmuştur.

Fer’i müdahil Kurum vekili dilekçesinde özetle, davanın hak düşürücü süreye uğradığını davacının hizmetlerinin tam bildirildiğini aksinin bildirim bilgileri ile eşdeğer belgelerde ispat olunması gerektiğini ve davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Davanın kısmen kabul ve kısmen reddine, Davacının 22.09.2005- 09.01.2012 ve 13.01.2012- 28.11.2014 tarihleri arasında davalı iş yerinde çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin kısmın reddine" karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

1.Davalının ve fer'i müdahil SGK Başkanlığı'nın istinaf başvurularının, HMK'nın 353/b-2 maddesi uyarınca ayrı ayrı kabulü ile Samsun 3. İş Mahkemesinin 19.04.2022 tarih, 2021/452 Esas ve 2022/245 Karar sayılı kararının kaldırılmasına,

2.a-Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, b-Davacının 06.12.2006-09.01.2012 ve 13.01.2012- 28.11.2014 tarihleri arasında davalı iş yerinde çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, Davacının davalıya ait iş yerinde,

06.12.2006-28.11.2014 tarihleri arasında hükümde tespit edilen aylık net ücretler üzerinden çalıştığının tespitine karar verilmiştir. V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

1.Davacı vekili, davanın kabulü ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

2.Fer'i müdahil Kurum vekili, davanın reddi ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

3.Davalı vekili, davanın reddi ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, hizmet ve prime esas kazanç tespitine ilişkindir.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. 506 sayılı Kanun'un 79/10. maddesi hükmüne göre Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.

3.Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanun'un “Prime Esas Ücretler” başlığını taşıyan 77. maddesinin 1. fıkrası ile 5510 sayılı Kanunun “Prime Esas Kazançlar” başlıklı 80. maddesinin 1. fıkrasında, sigortalıların prime esas kazançlarının nasıl belirleneceği açıklanmıştır. Diğer taraftan 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayıl Kanun'un 86/9. maddelerine dayalı olarak açılan bu tür hizmet tespiti davalarında kesinleşen mahkeme ilamı, işverence Kuruma verilmeyen belgelerin yerine geçecek nitelikte olduğundan hükümde ayrıca 77. ve 80. maddelere göre hesaplanacak olan 1 günlük ücretin belirtilmesi de gerekmektedir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun;

288.maddesinde, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belir bir tutarı geçtiği takdirde, senetle kanıtlanması gerektiği, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri, ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple belirli bir tutardan aşağı düşse bile senetsiz kanıtlanamayacağı bildirilmiş, 289. maddesinde, 288. madde uyarınca senetle kanıtlanması gereken konularda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati durumunda tanık dinlenebileceği, 292. maddesinde de, senetle kanıtlanması zorunlu konularda yazılı bir delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceği açıklanarak delil başlangıcının, dava konusunun tamamen kanıtlanmasına yeterli olmamakla birlikte, bunun var olduğunu gösteren ve aleyhine sunulmuş olan tarafça verilen kağıt ve belgeler olduğu belirtilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200. ve 202. maddelerinde de bu düzenlemeler korunmuştur.

Kuruma ödenmesi gereken sigorta primlerinin hesabında gerçek ücretin/kazancın esas alınması gerekmekte olup hizmet tespiti davalarının kamusal niteliği gereği, çalışma olgusu her türlü kanıtla ispatlanabilmesine karşın ücret konusunda aynı genişlikte ispat serbestliği söz konusu değildir ve değinilen maddelerde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret tutarı maddede belirtilen sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması olanaklıdır. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 gün ve 2010/10-480 Esas - 2010/523 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-481 Esas - 2010/524 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-482 Esas - 2010/525 Karar, 19.10.2011 gün ve 2011/10-608 Esas - 2011/649 Karar, 19.06.2013 gün ve 2012/10-1617 Esas - 2013/850 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.

Diğer taraftan davanın diğer yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun “Prime esas ücretler” başlığını taşıyan 77. maddesinin 1. fıkrası ile 5510 sayılı Kanunun “Prime esas kazançlar” başlığını taşıyan 80. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, 4/1(a) maddesi kapsamındaki sigortalıların prime esas kazançlarının hesabında; idare veya yargı mercilerince verilen karar gereğince yukarıdaki (1) ve (2) numaralı alt bentlerde belirtilen kazançlar niteliğinde olmak üzere sigortalılara o ay içinde yapılan ödemelerin, brüt toplamının esas alınacağı öngörülmüştür.

Buna göre, maddenin 1/(b) bendinde sayılan istisnalara girmemesi koşuluyla hizmet akdi karşılığı elde edilen gelirlerden sigorta primi kesilmesi asıldır. Anılan Kanun'un 3. maddesinde ücret, 4. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlara saatlik, günlük, haftalık, aylık veya yıllık olarak para ile ödenen ve süreklilik niteliği taşıyan brüt tutar olarak tanımlanmış, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32. maddesinde de genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tarif edilmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 80. maddesinin 1. fıkrasının (a)/(1) alt bendindeki “ücretler” kavramı içine asıl ücretle birlikte fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri gibi unsurlar da girmektedir. (3) numaralı alt bend gereğince, idare veya yargı makamları tarafından belirlenen ücretlerin prim hesabına esas alınabilmesi için bu tür kazançlara hak kazanmak yeterli olmamakta, işçilik alacaklarına ilişkin taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkta mahkemece verilen karar sonrasında işçiye (sigortalıya) ödeme yapılmış olması aranmakta, bu durumda, yargı kararı ile hak kazanılan ücret niteliğindeki kazançların primlerinin sigortalı payının infaz sırasında sigortalıya yapılan ödemeden düşülmesi işverenin Kuruma karşı prim yükümlülüğünü kaldırmadığı da dikkate alınmak suretiyle, ödemenin yapıldığı ayın prime esas kazanç matrahına dâhil edilmesi, hizmet akdi daha önceki bir tarihte sona erdiği takdirde ise yapılan ödemelerin çalışmanın geçtiği son ayın prime esas kazancında gözetilmesi gerekmektedir.

4.Eldeki davada, davacı, davalıya ait iş yerinde 02.09.2005-28.11.2014 tarihleri arasında çalıştığı halde çalışmalarının eksik bildirildiğini beyanla hizmet ve 04.01.2018 tarihli dilekçesinde belirttiği net ücretler üzerinden prime esas kazanç tespiti talebinde bulunmuş olup Bölge Adliye Mahkemesi'nce İlk Derece Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak ve 02.09.2005-05.12.2006 arasındaki talep açısından hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle bu dönemler yönünden hizmet tespiti talebinin reddine ilişkin davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de verilen hükmün eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır.

Somut olayda, davacının 06.12.2006-30.11.2014 tarihleri arasında davalıya ait iş yerinden kesintili sigorta bildirimleri ve 1479 sayılı Kanun kapsamında isteğe bağlı sigortalılık bildirimleri bulunmakla birlikte davacının uyuşmazlık konusu dönemde kesintisiz çalıştığını iddia ettiği, yukarıda belirtildiği üzere hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonunun başlangıç tarihi olarak ele alınması gerekip davanın 16.01.2015 tarihinde açıldığı hususu da gözetildiğinde, reddolunan 02.09.2005-05.12.2006 dönemi yönünden davanın hak düşürücü süreye uğradığından bahsedilemez.

5.Prime esas kazanç tespiti talebi yönünden ise Mahkemece, davacı tarafından sunulan 04.01.2018 tarihli dilekçesinde belirttiği net ücretler üzerinden tespit hükmü verilmiş ise de Mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamında yer alan yazılı deliller ve tanık beyanları yukarıda açıklanan yasal mevzuat ve ispat sınırı da gözetilmek suretiyle değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmesi, diğer taraftan, davacının açmış olduğu işçilik alacağı davası olup olmadığı araştırılarak dava varsa davanın neticelenip kesinleşmesi ve işverence sigortalıya ödemenin yapılması halinde sadece hizmetin gerçekleştiği son ayın prime esas kazancına dahil edilebileceği gözetilerek karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

20.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog