1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA:
Davacı vekilince verilen dava dilekçesinde özetle; müvekkil ... yaklaşık 30 seneyi aşkın süredir şahıs firması olan --------- isimli işyerini işletmekte ve araba bakım ve oto tamiri işi ile uğraştığını müvekkil tarafından alınmış olan partiküllü motor yağları henüz daha yeni araç bakım ve yağ değişimi işlemleri için müşterilerinin araçlarında kullanıldığını, müvekkil ilk başlarda müşterilerinin bakım sonrasında araçlarındaki başkaca sorunlar için kendisini aradıklarında söz konusu araçlarındaki başkaca sorunları için kendisini aradıklarında söz konusu araçlardaki sorunların başka sebeplerden kaynaklandığını zannederken yağ bakım ve değişimi yapmış olduğu araçların motor yağı bakımı sonrasında motor yağ bujilerinde yanma, motorlarında yanma, araçların tüm aksamında tıkanma, karterlerinde bozukluk vb.gibi şikayetler sonucunda sorunların davalılardan satın alınarak kullanılan yağdan kaynaklandığını, araçların tek tek sökülerek partiküllü yağdan kaynaklı uğranılan zararların tüm masrafları müvekkil tarafından karşılanmak zorunda kalındığını, satış sözleşmesi konu ürünlere ilişkin gizli ayıp sebebiyle müvekkil firmanın işbu ayıptan kaynaklı olarak uğramış olduğu tüm zararlara ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı müvekkil firmanın müşterilerin araçlarındaki zarar- hasar giderimi nedeniyle uğranılan zararlarına ilişkin şimdilik 2.000,00 TL belirsiz alacak davası zararların gerçekleştiği tarihten itibaren işletilecek ticari işlerde uygulanan temerrüt faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, müvekkil için 500.000,00 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı ---------Ş ve -----------Şti vekilince verilen davaya cevap dilekçelerinde özetle; davanın müvekkil yönünden usulden reddi gerektiğini, davacı tarafça verilen 22/01/2025 tarihli dilekçede bulunan iddianın genişletilmesi mahiyetindeki beyanlara muvafakatinin bulunmadığını, zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazlarının bulunmadığını, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılmasının hukuken mümkün olmadığını, müvekkilin üretimini gerçekleştirdiği ürünlerde herhangi bir ayıp bulunmadığını, müvekkil ürünlerinde ayıp olmadığına ilişkin açıklamaları saklı kalmak ve kabul anlamına gelmemekle birlikte ayıp bildiriminin süresinde yapılmadığını, davacının ticari iş-kazanç kaybının söz konusu olmadığını, söz konusu olsa bile dahi illiyet bağıyla müvekkile hasredilemeyeceğini, davacının manevi tazminata konu bir zararının oluşmadığını, bu nedenlerle haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, hukuki niteliği itibariyle; satış sözleşmesine konu malın ayıplı olduğu iddiasına dayalı olarak uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalar olup,
TTK'nın 4/1. maddesinde sayılmışlardır. Ayrıca, Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz.
TTK'nın 4/1.bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalar olup, iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi ve iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı TTK, 6762 sayılı TTK'dan farklı olarak mutlak ticari davalar (kanundan dolayı ticari dava sayılanlar) haricindeki ticari davaları "ticari iş" kriterine göre değil de "ticari işletme" kriterine göre belirlemiştir. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
TTK 11. maddesinde ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme şeklinde tanımlanmıştır.
TTK’nın 15. maddesinde esnaf, ister gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." şeklinde tanımlanmıştır.Mülga 6762 sayılı yasanın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18.06.2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21.07.2007 tarih ve ---------- sayılı ----------- yayımlanan,--------- sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiş, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtilmiş olduğundan Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. Bir kimsenin vergi mükellefi olması, TTK yönünden de tacir kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.Satılanın ayıplı olduğu iddiasına dayalı uğranılan zararın tazminine ilişkin hususlar TBK'da düzenlenmiş olup mutlak ticari davalardan değildir. Celp edilen vergi dairesi ve sicil müdürlüğü yazısında davacının VUK m.177 hükmü sınırlarını aşan bir faaliyetinin olmadığı, gerçek kişi tacir kaydının da bulunmadığının bildirildiği görülmüştür. Dolayısıyla davacının tacir veya tacir gibi sayılanlardan olmadığı açıktır. Somut uyuşmazlığın tüm tarafları tacir olmadığından ve uyuşmazlık TTK'da düzenlenen veya TTK'da sayılan hususlara ilişkin olmadığından ticari dava niteliğinde değildir. Bu nedenlerle somut uyuşmazlığın genel hükümler uyarınca HMK 2.maddesi gereği Asliye Hukuk mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. 6335 Sayılı Yasanın 2. Maddesi ile 6102 Sayılı TTK'nun 5. Maddesinin 3 ve 4 nolu fıkraları değiştirilerek Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki iş bölümü ilişkisi görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Görev hususu HMK'nun 114/1-c maddesi uyarına dava şartlarından olup yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınacağından davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığından reddine, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu yönünde karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.HMK m.114/1.c hükmü yollaması ile HMK m. 115/II hükmü uyarınca davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine, görevli mahkemenin Asliye Hukuk mahkemeleri olduğunun tespitine,
2.Karar kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içerisinde Mahkememize başvuru halinde dava dosyasının görevli ----------- Asliye Hukuk Mahkemelerine tevzi edilmesi için Tevzi Bürosuna gönderilmesine,
3.Görevsizlik kararından sonra davaya görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde devam edilmesi halinde yargılama giderlerine Asliye Hukuk Mahkemesince hükmedileceğinden, bu konuda HMK'nun 331/2. maddesi uyarınca şu aşamada bir karar verilmesine yer olmadığına, İlişkin olarak tarafların yokluğunda dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda verilen kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde ----------- Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi.12/06/2025