Esas No
E. 2024/805
Karar No
K. 2025/1170
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
İcra İflas Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/805 Esas

KARAR NO: 2025/1170 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI: 2021/536 Esas - 2024/30 Karar

TARİHİ: 23/01/2024

DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 03/07/2025

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, "Davacı- müvekkilimizin, davalı- borçludan, muhtelif tarih ve numaralı faturalara dayanan ve kur farkından kaynaklanan cari hesap alacağından dolayı tarafımızca Gaziosmanpaşa ... İcra Müdürlüğü- ... E. sayılı dosyası ile 3.354,60-USD asıl alacağın tahsili istemi ile icra takibi başlatılmıştır. Ancak davalı- borçlu, haksız ve kötüniyetli olarak icra takibine, ödeme emrine, yetkiye, borcun tamamına, faize, faiz oranına, takip dayanağına, para birimine ve borcun tüm ferilerine itiraz etmiştir. İşbu itiraz akabinde tarafımızca arabulucuya başvurulmuş yapılan görüşmeler neticesinde taraflarca anlaşmaya varılmamıştır. (EK-Arabuluculuk Anlaşamama Tutanağı- barkodlu) Davacı müvekkil ile davalı- borçlu ticari ilişkisi içerisinde bir süre ticaret yapmış bu ilişki kapsamında muhtelif tarih ve numaralı faturalardan kaynaklanan bakiye cari hesap alacağı borç müvekkilimize ödenmemiştir. Yapılan şifahi görüşmelerde, davalı – borçlu tarafından borcun ödeneceği ifade edilmişse de borcun tamamı ödenmemiş olup; bu nedenle de icra takibi yapma zorunluluğu doğmuştur. Akabinde borçlu tarafından işbu icra takip dosyasındaki icra takibine, ödeme emrine, yetkiye, borcun tamamına, faize, faiz oranına, takip dayanağına, para birimine ve borcun tüm ferilerine itiraz edilmiştir. Bu nedenle de söz konusu takibe itiraz edildiğinden, takip durmuştur. Ayrıca, davalı- borçlu tarafça yetkiye itiraz edilmiştir. Fakat, davalı aleyhine başlatılan icra takibi cari hesaptan kaynaklı ilamsız icra takibidir. Davalı–borçlunun, icra takibine yapmış olduğu haksız ve kötü niyetli itirazın iptaline ve takibin devamına, icra takibine haksız ve kötüniyetli olarak itiraz eden davalı- borçlunun, takip konusu alacağın %20’ sinden aşağı olmamak üzere, icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı - borçluya yükletilmesine..." talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, "Müvekkil şirketin davacıya herhangi bir borcu bulunmamaktadır. Müvekkil şirket, ticari ilişkiden kaynaklı borcunun tamamını 17.01.2020 tarihli 65.709,44-TL bedelli banka havalesi ve 15.08.2020 vade tarihli 95.647,64-TL bedelli çekle ödemiştir.Davacı kur farkından kaynaklı cari hesap alacağı olduğunu iddia etmektedir. Müvekkil şirket ile davacı arasında ticari ilişkinin döviz ile yapılacağına dair yazılı sözleşme ve fiili bir uygulama bulunmamaktadır. Davacının müvekkil şirketten kur farkından kaynaklı alacak talep edebileceğine ilişkin yazılı bir sözleşme de bulunmamaktadır. Taraflar arasında kur farkıyla ilgili bir uygulama da bulunmamaktadır.

Davacı tarafından müvekkil şirkete kesilmiş kur farkı faturası bulunmamaktadır. Fatura üzerine tek taraflı olarak yazılan döviz kuru ve tutarı tek başına taraflar arasındaki ticari ilişkinin döviz ile yapıldığını ispat edememektedir. Davacının kur farkı talep edebilmesinin şartları huzurdaki davada bulunmamaktadır.

Davacı tarafından dosyaya sunulan tek taraflı cari hesap ekstresini kabul etmiyoruz. Şu hususu da önemle belirtmek isteriz ki, müvekkil şirket, 15.08.2020 vade tarihli 95.647,64-TL bedelli çeki düzenlemiş ve davacı işbu çeki kabul etmiştir. Yargıtayın istikrar kazanmış kararlarında, Türk Lirası cinsinden düzenlenen çeki kabul eden alacaklının seçim hakkını kullandığı ve artık kur farkı talep edemeyeceği yönündedir. Davacının haksız ve kötü niyetli davasının tüm talepleri ile reddine, icra takibinin iptaline, Alacaklı olmadığı halde haksız ve kötü niyetle icra takibi yapan davacının icra takibi nedeniyle %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı ödemesine, Dava harç ve masrafları ile avukatlık ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini..." savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 23/01/20242021/536 Esas - 2024/30 Karar sayılı kararında; "Dava, cari hesapta kur farkından kaynaklanan alacağın tahsili talebiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkememizce GOP ...İcra Dairesi'nin ... takip sayılı dosyası getirtilmiş olup incelenmesinde; 3.354,60USD asıl alacağa yıllık %.6 oranında faiz işletilmek kaydı ile tahsili talebi ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, yasal süresinde borçlu vekilinin borca ve fer'ilerine itiraz ettiği, itiraz sonucunda icra takibinin durduğu, iş bu itirazın iptali davasının mahkememize İİK.m.67 hükmü uyarınca 1 yıllık yasal süresi içerisinde açılmış olduğu anlaşılmıştır. İİK.

67.maddesinde düzenlenen itirazın iptali davasında; usulüne uygun yapılmış ve itiraz edilmiş icra takibinin bulunması dava şartıdır. İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir (YHGK. 2017/19-1634 Esas - 2018/633 Karar sayılı ilamı). Kur farkı alacağının istenebilmesi için, taraflar arasında kur farkının ödeneceğine ilişkin bir sözleşmenin veya dövize endeksli bir ticari ilişkinin bulunması gerekir. Yabancı para üzerinden kurulan temel ilişkide, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark varsa bu fark kur farkı alacağıdır. Bu nitelikteki bir alacağın istenebilmesi için uygulama ya da teamül aranmaz. Kur farkı alacağı fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki farktan kaynaklanan alacak olduğundan ancak TL olarak istenebilir. Somut olayda, Davacı, 22.11.2019 ve 14.01.2020 tarihleri arasında Davalıya sekiz faturada toplam 16.354,27 USD fatura düzenlendiği, faturalara 7 gün içinde herhangi bir itirazda bulunulmadığı, Davalı tarafından 15.08.2020 tarihli 95.647,64 TL Çek verildiği, Fatura üzerinde yer alan "B" maddesine gi (15.08.2020 tarihinin hafta sonuna denk gelmesi ve bu tarihe ait TCMB tarafından belirlenmiş döviz kuru bulunmaması nedeniyle 14.08.2020 tarihli Merkez Bankası satış kuru 7,3577 TL dikkate alınmıştır. Ek-1) Çek tutarı 14.08.2020 tarihli TCMB satış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrildiğinde (95.647,64 TL/7,3577 TL— 12.999,67 USD) 12.999,67 USD olduğu , 16.354,27 USD fatura tutarından ödeme tarihinde 12.999,67 USD'ye tekabül eden çek tutarı düşüldüğünde Davalının, Davacıya 3.354,60 USD borçlu olduğu, davacı tarafın kur farkı faturası düzenlemediği, ödenen alacak kalemlerini güncel kur üzerinden hesaplayıp cari hesap bakiyesinden düşerek tahsil ettiği hususu anlaşılmıştır. Kur farkı alacağının fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki farktan kaynaklanan alacak olduğundan ancak Türk Lirası olarak istenebileceği, nitekim davacının kur farkından kaynaklı olarak kur farkı faturası düzenlemediği, davacının Amerikan doları üzerinden icra takibi başlatıp alacak talebinde bulunmasının mümkün olmadığı,İİK.

67.maddesinde düzenlenen itirazın iptali davasında; usulüne uygun yapılmış ve itiraz edilmiş icra takibinin bulunması dava şartıdır, dolayısıyla takibe sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptaline ilişkin davada usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibi bulunmadığının kabulü gerektiği, dava şartları, HMK'nın 115.maddesi uyarınca, yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği, (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.02.2023 tarih ve 2023/379Esas - 2023/1206 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.) bu minvalde itirazın iptali davasının dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, şartları oluşmadığından davalının tazminat talebinin reddine yönelik karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, "1-Davanın İİK.m.67 ve HMK.m.114-2 hükmü uyarınca usulüne uygun yapılmış icra takibinin bulunması dava şartı olması nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın HMK.m.115 hükmü uyarınca usulden reddine, 2-Davacı tarafın takip yapmakta kötüniyetli ve ağır kusurlu olduğu ispat olunamadığından ve şartları oluşmadığından davalının kötü niyet tazminat talebinin REDDİNE," karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, yukarıda yazılı dosya numarasıyla İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde görülen itirazın iptali dosyasında mahkemece özetle "Kur farkı alacağının fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki farktan kaynaklanan alacak olduğundan ancak Türk Lirası olarak istenebileceği, nitekim davacının kur farkından kaynaklı olarak kur farkı faturası düzenlemediği, davacının Amerikan doları üzerinden icra takibi başlatıp alacak talebinde bulunmasının mümkün olmadığı," gerekçesiyle davanın reddi yönünde karar verildiğini ve işbu kararın taraflara tebliğ edildiğini; usule ve yasaya aykırı işbu gerekçeli karara karşı süresi içerisinde tehir-i icra talepli olarak istinaf kanun yoluna başvurduklarını; eldeki kararın kaldırılarak akabinde davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Dava dilekçesinde de belirtildiğini, davacı- müvekkilinin, davalı- borçludan, muhtelif tarih ve numaralı faturalara dayanan ve kur farkından kaynaklanan cari hesap alacağından dolayı taraflarınca Gaziosmanpaşa ... İcra Müdürlüğü- ... E.sayılı dosyası ile 3.354,60-USD asıl alacağın tahsili istemi ile icra takibi başlatıldığını; davacı müvekkil ile davalı- borçlu ticari ilişkisi içerisinde bir süre ticaret yaptığını, bu ilişki kapsamında muhtelif tarih ve numaralı faturalardan kaynaklanan bakiye cari hesap alacağı borcun müvekkiline ödenmediğini ancak davalı- borçlu, haksız ve kötüniyetli olarak icra takibine, ödeme emrine, yetkiye, borcun tamamına, faize, faiz oranına, takip dayanağına, para birimine ve borcun tüm ferilerine itiraz ettiğinden Yerel Mahkeme nezdinde davanın ikamesinin zaruri hale geldiğini;

Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere; "...Davacı, 22/11/2019 ve 14/01/2020 tarihleri arasında davalıya sekiz faturada toplam 16.354,27 USD fatura düzenlendiği, faturalara 7 gün içinde herhangi bir itirazda bulunulmadığı..." şeklinde belirtildiğini; düzenlenen faturalara itiraz süresi içerisinde noter kanalıyla ihtarname çekilip itiraz edilebilmekte olduğunu; raporda da açıklığa kavuşturulduğunu, davalı tarafın; tarafına kesilen USD faturalarından haberi olduğunu ve itirazda bulunmadığını; tarafına karşı başlatılan icra takibine haksız yere itiraz ettiğini, takibi durdurduğunu, Dosya kapsamında sunulan deliller ve tanzim olunan bilirkişi raporu doğrultusunda müvekkilin, davalıdan alacaklı olduğu ve giriştiği icra takibinde de haklı olduğunun sübuta erdiğini; bilirkişi tarafından tanzim edilen raporla davacı müvekkilinin davalı/borçludan alacağı olduğunu; bilirkişinin tanzim ettiği raporun sonuç kısmında; ''Davacının, faturaları Amerikan Doları üzerinden düzenlendiği, fatura üzerinde bulunan Türk Lirası tutarının muhasebe kaydı için geçerli olduğunu, ödemelerin ödeme tarihindeki TCMB Döviz Satış kurunun dikkate alınacağını ifade ettiği ve faturalara 7 gün içerisinde herhangi bir itirazın gelmediği, faturaların döviz cinsine göre yapılan hesaplamada 16.354,27 USD fatura tutarından ödeme tarihinde 12.999,67 USD' ye tekabül eden çek tutarı düşüldüğünden Davalının takip tarihi itibariyle davacıya 3.354,60 USD borçlu olduğu" şeklinde kanaate varıldığını; ibraz olunan ticari defterlerin, dosyada mübrez fatura ve cari hesap irdelendiğinde müvekkilinin yaptığı işin mahiyetinden karşı tarafla döviz üzerinden ticaretini sürdürdüğü ve ödemeleri bu yönde talep etmesinin kendi ticari hayatının devamlılığı için şart olduğunu, Dava dilekçesi ekinde sunulan fatura görsellerinde talep edilen ödemelerin “NAVLUN ÜCRETİ”olup işbu hizmet de yabancı para birimi üzerinden gerçekleştirilmekte olduğunu;

Bilirkişi raporunda da belirtiğildiğini, müvekkili tarafından gerçekleştirilen işin gereği,

Davacı tarafından, Davalı adına yapılan masraflar ülke sınırları dışında, bu hizmeti sağlarken 3. kişilerden aldığı hizmet ve malzeme için yabancı para biriminden ödeme yapmakta olduğunu; bu sebeple müvekkilinin yabancı para biriminden yaptığı ödemeleri fatura düzenlediği ülke para biriminden ve vadeli alması durumunda, hizmeti sağlayanın davacının işi yaptığı anda “KUR” dan kaynaklı zarar etmesinin kaçınılmaz olup, verdiği navlun hizmetinin maliyeti ile ödeme arasında geçen sürede oluşacak kur farkını talep etmesinin kaçınılmaz olduğunu, Ülkemizin içinde bulunduğu döviz kurlarındaki ani artışlar gibi ekonomik olumsuzluklar dikkate alınarak, kanun koyucu bir para borcunun gününde ödenmemesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağını kabul edip, bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktürü dikkate alarak tahsili gerektiği yönünde teamül oluştuğunu ancak, halen ülkemizde cari ekonomik düzen içerisinde kendisini belirgin bir şekilde hissettiren kur farkının, somut olayda müvekkili nezdinde büyük bir mağduriyet yarattığını; davacı müvekkili taraf Kur farkı konusunda ısrarlı olarak farkın yansıtılacağını maille ilettiğini ve işbu farkı karşı taraftan talep ettiğini,

Bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere müvekkili fatura bedelinin döviz olarak ödenmesi gerekliliğini karşı tarafa bildirdiğini; işbu hususa bilirkişi raporunda şu şekilde yer verildiğini; Davacı ... Ticaret A.Ş tarafından Davalı ... İletişim Ürünlerine düzenlenen faturalar incelendiğinde; "B- Faturanın döviz olarak ödenmesi gerekmekte olup TL olarak yapılacak ödemelerde ödemenin yapılacağı günün TCMB Döviz Satış kuru dikkate alınmalıdır." ibaresinin bulunduğu,Davacının düzenlemiş olduğu faturaların ve ödeme tutarlarının Faturalar üzerinde belirtildiği şekilde faturaların döviz olarak ödenmesi gerektiği ve yapılacak ödemelerde ödemenin yapıldığı günün TCMB Döviz Satış kuru dikkate alınarak yapılan incelemede Davacı, 22.11.2019 ve 14.01.2020 tarihleri arasında Davalıya sekiz faturada toplam 16.354,27 USD fatura düzenlendiği, faturalara 7 gün içinde herhangi bir itirazda bulunulmadığı,..." denildiğini, Mahkeme gerekçeli kararında "Kur farkı alacağının istenebilmesi için, taraflar arasında kur farkının ödeneceğine ilişkin bir sözleşmenin veya dövize endeksli bir ticari ilişkinin bulunması gerekir. Yabancı para üzerinden kurulan temel ilişkide, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark varsa bu fark kur farkı alacağıdır. Bu nitelikteki bir alacağın istenebilmesi için uygulama ya da teamül aranmaz. Kur farkı alacağı fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki farktan kaynaklanan alacak olduğundan ancak TL olarak istenebilir." demişse de yukarıda izah edilen hususlar çerçevesinde müvekkili ile davalı arasında süregelen ilişki ve yapılan işin mahiyeti gereği döviz endeksli bir ticari ilişkinin olduğu bu sebeple kur farkını talep edebileceğini; taraflar arasında dövize endeksli bir ticaret bulunduğu bilirkişi raporuyla da sabitken, kesinlen faturalarda ve mail silsilelerinde de alacağın döviz olarak ödenmesi gerekliliğinin defaaten bildirildiğini; müvekkili kanundan doğan seçimlik hakkını kullandığını ve yapılan işin mahiyeti gereği döviz bazında talepte bulunma zorunluluğunun hasıl olduğunu; bu anlamda mevcut para borcunun geç ödenmiş olduğunu ispatlamanın, vakıanın temelini ispatlamak açısından yeterli olduğunu; başkaca bir zarar olgusunun ispatına da lüzum olmadığını; bu sebeple müvekkilin yaşamış olduğu mağduriyet karşısında kur farkı alacağını talep etmesinin usule ve hukuka uygun olduğundan itiraza konu yerel mahkeme kararının kaldırılmasının yasa gereği olduğunu, Uygulamada Mahkemenin gerekçesinde belirttiği yönde bir zorunluluk olmadığı gibi aksinin kabulü halinde müvekkilinin devamlı olarak bir maddi zarar ve fark ile karşı karşıya kalacağını; günümüz ekonomisinde dövizin devamlı olarak ve yüksek oranlarda arttığı göz önüne alındığında kur farkının yalnızca TL cinsinden istenebileceği yönündeki uygulama döviz ile hizmet veren müvekkili açısından daimi bir mağduriyet yaratacağını; somut olayda bunun kabulü mümkün olmayıp zaten hali hazırda taraflar arasında dövize endeksli bir ticaretin olduğu göz önüne alınırsa oluşan farkında da döviz cinsinden talep edilebileceği ticari hayatın olağan akışı gereği olduğunu; bu hususta Yargıtay’ın da en çok dikkat ettiği durumun alıcı ve satıcı arasında eğer var ise cari hesap sözleşmelerinde veya protokollerinde işlemlerin döviz cinsinden yapılacağına dair maddeler bulunması olduğunu; somut olayda eldeki tüm verilerin, ticari teamüller gereği işlemlerin döviz cinsinden yapıldığına delil teşkil etmekte olduğunu, Konuya ilişkin emsal niteliğinde 11. HD. 08.06.2022 T. 468/4635 sayılı kararında; "Davacı tarafça, faturaya dayalı alacaklarının döviz alacağı olduğu, ödemelerin karşılıklarının döviz alacağını karşılamadığı ve bu nedenle icra takibine dayanak kur farkı faturalarının düzenlendiği iddia edilmekle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99/2. maddesine uygun talep ve döviz alacağına yine 3095 sayılı Kanun'un 4/A maddesi uyarınca dövize uygulanan faizin istenmesinde takip hukuku açısından herhangi bir usulsüzlük bulunmadığından, usulüne uygun şekilde açılan bu icra takibine vaki itirazin iptali davasinda davanin esasina girilip değerlendirildikten sona sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği...." denildiğini, Kur farkı faturası düzenlenmemiş olmasının borcun varlığını ortadan kaldırmayacağını, Yargıtay içtihatlarında da kabul edildiği üzere kur farkı alacağının talep edilebilmesi için taraflar arasında bir sözleşme ve yahut uygulama bulunmasının gerektiğini, taraflar arasında kur farkına ilişkin herhangi bir sözleşme bulunmaması, kur farkına ilişkin fatura düzenlenmemiş olması halinde de, taraflar arasındaki satış faturalarından malların döviz karşılığı satıldığının anlaşılması halinde kur farkı alacağı talep edilebileceğinin sabit olduğunu; bu hususa ilişkin Yargıtay'ın bir kararında; "Toplanan tüm deliller, davacının incelenen ticari defter ve kayıtları kapsamında yapılan hukuki değerlendirme sonunda, davacının davalıya düzenlediği faturalarda fatura bedelinin USD karşılığının, döviz kurunun ve bedelin döviz cinsinden tahsil edileceğinin açıkça yazılı olması, davalı tarafından da bu faturalara yapılmış bir itiraz bulunmadığı ve ödemelere yıllardır parça parça devam edildiği, böylelikle fatura bedelleri yönünden davacının yabancı para cinsinden alacağını talep hakkı yönünden taraflar arasında ticari teamül oluşturan uygulama bulunduğu, bu nedenle davacının takip talebinde USD cinsinden alacak ve buna uygun 3095 ...4/a faizi talep edebileceği" denilmiş olup somut olayda da alacakları döviz cinsinden talep edebileceklerinin açık hale geldiğini, Taraflar arasında dövize endeksli bir ticaret olduğu gerek fatura içeriklerinden gerek mail silsilelerinden açıkça görülmekte olduğunu; Yargıtay 19. H.D. 2017/3549 E., 2018/4033 K. 11.09.2018 tarihli kararının da bu yönde olduğunu belirtmek gerektiğini; İşbu karara göre; "Alacaklının USD cinsinden talepte bulunabileceği tespit edilmesine rağmen Türk lirası cinsinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, kaldı ki bilirkişi müvekkilin alacağının TL karşılığının 19.331,04*2,9209=56.464,03-TL olduğu belirtilmesine rağmen dikkate alınmadığını belirterek hükmün kaldırılması istenilmiştir." Nitekim bir başka Yargıtay kararında; "Davacı tarafça sunulan ticari ve dayanak belgeler incelenmiştir. Buna göre taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2013 yılı öncesinde başladığı anlaşılmaktadır, davacı tarafından davalı adına düzenlenen 2013 tarihli faturaların alt kısımlarında faturaların USD karşılığı ve faturaların döviz olarak tahsil edileceği belirtilmiş olup, bu açıklama uyarınca davacı tarafça vadesinde yapılmayan ödemeler nedeniyle kur farkı talep edebilecektir. Kur farkı alacağının faturalandırılmamış olması davacının vergisel yükümlülüğüne aykırılık teşkil edebilecek ise de, alacağın talep edilmesine engel teşkil etmeyecek olduğundan mahkemenin bu yöndeki gerekçesine itibar edilmemiştir." denildiğini, Netice itibariyle Bilirkişi raporu ile de sabit olduğu üzere " A) Davacı taraf kanuni defterlerinde, Davalı “... San. Ve Tic. Ltd. Şti.” firmasını Muhasebe kayıtlarında ... nolu müşteri kodunda kayda aldığı ve hesabın en son hareket gördüğü 15.08.2020 tarih itibari ile 3.354,30 USD Davalı taraftan ALACAKLIDIR. " denilmekte olduğundan, müvekkilinin talebinde haklı olduğunu ve eldeki davanın usulüne uygun olduğunu; bu sebeple yasal gerekçe barındırmayan ve ticari teamüllere aykırı yerel mahkeme kararının taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını; aksinin kabulü ticari uygulamaya, yasaya ve hakkaniyete aykırı olacağından yüksek mahkemece, yasal dayanak içermeyen istanbul 3.Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/536 esas, 2024/30 karar sayılı kararının kaldırılması talep olunduğunu, İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve mahkemece resen dikkate alınacak sair hususlar doğrultusunda, sabit olacak iddialar gereği; İstanbul 3.Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/536 Esas, 2024/30 Karar Sayılı dosyasından usul ve yasaya aykırı olarak verilen davanın usulden reddine ilişkin kararı tehir-i icra talepli olarak istinaf ettiklerini, davanın reddine ilişkin verilen hükmün kaldırılarak davanın tümden kabulüne karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasındaki açık hesaba dayalı yürütülen taşıma ilişkisi kapsamında bakiye cari hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın özel dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, icra dosyası celbedilmiş, davalının ticari defter ve kayıtları üzerinde istinabe yolu ile mali bilirkişi vasıtasıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmış, akabinde davalının ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmış, davacının tanzim ettiği tüm faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, davalının tüm faturaların TL cinsinden değeri karşılığında davacıya çek ile ödeme yaptığı ve davalının kendi defter ve kayıtlarına göre takip tarihi itibariyle davacı şirkete borçlu görünmediği, davacının kendi defter ve kayıtlarına göre davalının TL cinsinden yaptığı ödemeyi ödeme tarihindeki kur üzerinden USD'ye çevirerek defterlerine kaydettiği, bu nedenle takip tarihi itibariyle davacının davalıdan bakiye 3.354,60-USD kur farkı alacağı bulunduğu hususları tespit ettirilmiş, akabinde tahkikat bitirilerek davacı kur farkı faturası düzenlememiş ise de, kendi defterlerine göre alacağının kur farkından kaynaklandığı, yabancı para alacaklarında kur farkının istenebilmesi için sözleşme veya teamüle gerek bulunmadığı, ancak kur farkı alacağı fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki farktan kaynaklanan alacak olduğundan ancak Türk Lirası olarak istenebileceği, USD cinsinden talep edilemeyeceği, davacının davalı aleyhine USD cinsinden takip başlattığı, usulüne uygun başlatılmış bir takip bulunmadığı gerekçesi ile dava özel dava şartı yokluğundan usulden reddedilmiştir.

Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi; taraflar arasındaki ilişkinin USD cinsinden yürütüldüğü, davalının tüm faturaları defterlerine kaydettiğinin sabit olduğu, taraflarınca davacının TL cinsinden çek ile yaptığı ödemenin, ödeme tarihindeki kur üzerinden USD'ye çevrilmesi sonucu kur farkı oluştuğu ve kur farkının USD cinsinden talep edilmesine yasal bir engel bulunmadığı yönündedir. İtirazın iptali davaları takibe sıkı sıkıya bağlı davalar olduklarından, usulüne uygun bir takip başlatılmış olması dava şartıdır. Yargıtay 11 HD'nin 26/05/2022 tarih, 2020/694 Esas ve 2022/4076 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, kur farkı alacağının yabancı para alacağı üzerinden düzenlenen faturanın düzenlediği tarihteki kur ile faturanın tahsil edildiği tarihteki kur arasındaki farktan kaynaklanan ve TL olarak doğan bir alacak olduğu ve yabancı para cinsinden talep edilmesinin mümkün olmadığı, davacı tarafından 3.354,60-USD olduğu ileri sürülen kur farkı alacağının USD cinsinden talep edildiği, ancak TL cinsinden doğacak kur farkı alacağının yabancı para olarak istenilmesinin mümkün olmadığı, davacı tarafından kur farkı istemi yönünden usulüne uygun şekilde başlatılmış bir takibin varlığından bahsedilemeyeceği, buna göre mahkemece davanın HMK'nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesinin isabetli olduğu, aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 187,8‬0-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 03/07/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog