4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
ANTALYA
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Sözleşmenin Uyarlanması davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
TALEP
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... ne bağlı ... ile davacı arasında ... tarihinde .../... İhale Kayıt Numaralı "..., ..., ... ve ... ... Yapım İşi" sözleşmesi akdedildiğini, sözleşme tarihinden bu yana davacı tarafından yüklenen edimlerin sözleşmeye uygun bir biçimde iyi niyet ve dürüstlük kuralları çerçevesinde yerine getirildiğini, fakat sözleşme süreci devam ederken döviz kurlarında meydana gelen öngörülemeyen artış ile bu artışın işin yapımına esas madde ve malzemelere yansıması; davacı açısından işin yapımını güçleştirdiğini, işin iyi niyetle tamamlanması halinde ise davacı nezdinde telafisi güç bir şekilde zararına sebep olacağını, davacının teknik olarak kar elde etmek için taahhüdüne aldığı bu işten telafisi güç şekilde zarar etmesi durumu söz konusu olduğunu, davalı idare ile davacı arasında imzalanan sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasını gerektiğini, sözleşme tarihinden bu yana döviz kurlarında öngörülemez artışlar gerçekleştiğini, sözleşme ... tarihinde akdedildiğini; taraflar öngörülebilir durumları göz önünde bulundurmayı akitlerinde kabul etttiğini, fakat ... ... dan bu yana dolar-euro cinsinde dövizlerde ekonomi literatüründe "kur şoku" olarak kabul edilen değişimler gerçekleştiğini, bu derece bir değişim ekonomik olarak öngörülebilir bir değişim olmadığını, öngörülemez biçimde artış gösteren döviz kurları işlem temelinin çökmesine sebebiyet vermiş olduğunu belirterek, dava süresince sözleşmenin feshedilememesi ve davacı hakkında yasaklama kararı verilememesi ve davacının davalı idareye sunmuş olduğu ... Şubesine ait ...-...-... mektup numaralı kesin teminat mektubunun irat olarak kaydedilmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilerek sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması talebimizin kabul edilmemesi halinde ise sözleşmenin feshedilmesi talebimizin kabulüne, davacının uğradığı zararların tespit edilerek dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının aynı taleplerle Antalya ... Asliye Hukuk Mahkemesinin .../...
E. Sayılı dava dosyasında dava açtığını, davanın derdest olduğunu, derdestlik veya TMK 2.
Maddesi kapsamında davanın usulden reddine karar verilmesini, davalı idarenin ... tarih ... sayılı kararı ile sözleşmenin feshedildiğini, davacının yanın fesih kararından haberdar olduğunu, davacı tarafın basiretli bir tacirden beklenmeyecek şekilde davrandığını, kamu zararına neden olduğunu, edimini ifa etmediğini, davacının ihmal, eksik ve hatalarla sözleşmenin ifasında kusurlu davrandığını, 4735 sayılı yasanının 15. maddesi şartlarının oluşmadığını, belirterek davanın reddine karar verilmesi karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, taraflar arasındaki sözleşmenin uyarlanması, sözleşmenin feshedilmemesi ve maddi tazminat istemli davadır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ: Dava, ... tarihinde Antalya ... Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, anılan mahkememin ... tarih .../... E. .../...
K. Sayılı kararı ile görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verildiği, davacı vekilinin talebi ile dosya mahkememize tevzi olunmuştur.
Antalya ... Asliye Hukuk Mahkemesinin .../...
E. Sayılı dava dosyasının incelenmesinde, davacının ...
davalının ..., davanın taraflar arasındaki sözleşmenin uyarlanması, sözleşmenin feshedilmemesi ve maddi tazminat istemli dava olduğu görülmüştür. ... ile davacı arasında ... tarihinde .../... İhale Kayıt Numaralı "..., ..., ... ve ... ... Yapım İşi" sözleşmesinin incelenmesinde tarafların davacı ve davalı olduğu görülmüştür. 2560 sayılı kanunun ek 5. Maddesi gereğince, "Bu Kanun diğer ... belediyelerinde de uygulanır." 2560 sayılı kanun çerçevesinde, Bakanlar Kurulunun 94 / 6516 sayılı kararı ile, ... ve ... hizmetleri ayrı bir kurumsal yapı olarak ...ne bağlı, kamu tüzel kişiliğinde ... (...) kurulmuş ve karar 18/02/1995 tarih ve 22206 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 2560 sayılı kanun gereği kurulan ... (...) ..., ... ne bağlı, müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine haiz bir kuruluştur. Tarafların iddia ve savunmaları nazara alındığında öncelikle, derdestlik ve sözleşmenin uyarlanması kavramlarını kısaca açıklamakta fayda bulunmaktadır.
Derdestlik yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda ilk itiraz olarak düzenlendiği halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-(ı) maddesi ile dava şartı olarak kabul edilmiştir. Dava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “kamu düzeni" ile ilgili zorunlu bir durumdur. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde, hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumunda olup; bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı tarihte bulunmaması veya bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda, mahkemenin davayı mesmu (dinlenebilir) olmadığından reddetmesi gerekir. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (mesela, görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (mesela, kesin hüküm gibi). Olumsuz dava şartlarından birisi mevcutsa veya olumlu dava şartlarından biri mevcut değilse, davanın esası incelenemez. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da, açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Dava şartının eksik olması halinde nasıl bir usul işlemi yapılacağı, 6100 sayılı HMK'nin 115. maddesinde belirlenmiş, ikinci fıkrasında ise mahkemenin, dava şartı noksanlığını tespit ederse, davanın usulden reddine karar vereceği hükme bağlanmıştır. Açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısı, hukuki korunma sürecini başlatmış olduğundan artık onun aynı davayı yeniden bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle daha önce açılmış ve halen görülmekte olan bir davanın ikinci kez açılması halinde, davacının bu ikinci davayı açmasının hukuki olmadığı gerekçesi ile 6100 sayılı HMK'nin 114. maddesi ile derdestlik dava şartı kabul edilerek, maddenin (ı) bendinde “Aynı davanın, daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu düzenleme ile derdestlik iddiası bir olumsuz dava şartı haline getirilerek ilk itiraz olmaktan çıkarılmıştır. Derdest bir davanın koşulları 6100 sayılı HMK'nin 114/2-1. maddesinde; "Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması” şeklinde belirtilmiştir.
Derdest bir davanın ilk koşulu, tarafları, müddeabihi ve dava sebebi aynı olan bir davanın daha önce açılması, ikinci koşulu ise daha önce açılmış bulunan davanın halen görülmekte olması, kesin hükümle sonuçlanmamış olmasıdır. Bu iki koşulun birlikte bulunması halinde derdest bir davanın varlığı kabul edilmelidir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 25/09/2018 tarih 2016/383E. 2018/16186K. sayılı kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 04/10/2018 tarih 2018/954E. 2018/5894K. sayılı kararı).
Aynı davanın daha önce açılmış ve hâlen görülmekte olmaması (derdestlik), dava konusuna ilişkin dava şartlarından birisidir. Mahkemece dava şartlarının mevcut olup olmadığı davanın her aşamasında re’sen araştırılmalı, dava şartı eksikliği bulunması hâlinde ise davanın usulden reddine karar verilmelidir (Tanrıver, Süha; Medeni Usul Hukuku, C. I 2. Baskı, Ankara 2018, s. 661 vd.; Pekcanıtez, Hakan/ Atalay, Oğuz/ Özekes, Muhammet; Medenî Usul Hukuku 12. Bası, Ankara 2011, s. 339).
Derdestlik; 6100 sayılı HMK'nin 114/I-ı. maddesinde dava şartı olarak düzenlenmiştir. Dava şartı olan derdestlik nedeni ile davanın reddi için üç koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bunlar;
1.Davanın daha önce aynı veya başka bir mahkemede açılmış olması, 2-Birinci davanın görülmekte olması, 3-Daha önce açılmış ve görülmekte olan dava ile ikinci davanın aynı olması koşuludur. Bu dava ile görülmekte olan başka bir davanın aynı dava olduğunu söyleyebilmek için ise, maddi anlamda kesin hüküm gibi her iki davanın taraflarının, konusunun ve dava sebeplerinin aynı olması gerekir. Dava sebebinden maksat da (hukuki sebepler değil) davanın dayanağını teşkil eden vakıalardır (Kuru, Baki; Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, 6. Baskı, İstanbul 2001, s. 4217 vd.; Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 25. Baskı, Ankara 2014, s. 290 vd.; Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 10/04/2019 tarih 2018/3425E. 2019/3983K. sayılı kararı). İki talebin aynı hukuki ilişkiden çıkması veya birbirini örtmeleri yetmez. Bunun yanında hukuki himaye amacının ve neticei talebin de aynı olması gerekir (Üstündağ, Saim; Medeni Yargılama Hukuku C. I-II 7. Baskı, İstanbul 2000, s. 499).
Sözleşmenin uyarlanması, sonradan ortaya çıkan ve sözleşmenin aynen uygulanmasını fiilen ya da hukuken olanaksız hale getiren sebeplerle, sözleşmenin yeni koşullara uygun hale getirilmesini ifade eder. Sözleşmenin kurulduğu sırada öngörülemeyen olumsuzların ortaya çıktığı iddialarına değer verilecek olursa, sözleşmeye güven ilkesi çok büyük ölçüde zarar görür. Ana ilke ahde vefa olduğuna göre, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan yeni koşullar borçlunun borcunu ifasını ne ölçüde güçleştirirse güçleştirsin, borçlu kural olarak borcunu aynen yerine getirmek zorundadır, ancak bu kuralın mutlak olarak uygulanması adil olmayan sonuçlara götürebilir. Bu nedenle geçerli bir sözleşme kurulmuşsa, sözleşmenin kurulmasından sonra tarafların önceden tahmin etmesi, öngörmesi ve göz önünde tutması mümkün olmayan olağanüstü olayların meydana gelmesi, ortaya çıkan yeni koşulların edimin ifasını güçleştirmiş olması ve borçlunun bunda kusurunun bulunmaması, borçlunun edimini yerine getirmemiş olması, durumunda sözleşmenin uyarlanması mümkündür. Yabancı paraların Türk Lirası karşısında değer kazanması sözleşmenin uyarlanması için haklı bir neden değildir (Kılıçoğlu, Ahmet M.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 4. Baskı, Ankara 2004, s. 179 vd.). Sözleşmeye bağlılık ilkesi Medeni Kanunun 2. Maddesi ile sınırlı olarak uygulanacaktır, önceden öngörülemeyen haller nedeni ile borcun ifası önemli ölçüde güçleşirse, borçludan borcun sözleşmeye göre ifasını isteme, yeni şartlar dikkate alındığında hakkın kötüye kullanılması sayılabilirse, borçlu duruma göre, sözleşmede öngörülen edimin koşullara uyarlanmasını isteyebilir (Reisoğlu, Safa; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 17. Baskı, İstanbul 2005, s. 355 vd.). Sözleşme şartları sonradan önemli ölçüde değişmesi, işlem temelinin kısmen veya tamamen çekmesi halinde, adalet, doğruluk ve dürüstlük kurallarına uyarlama kabul edilmektedir. Uyarlama daha çok uzun süreli sözleşmelerde uygulama alanı bulur (Eren, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler C. I 6. Bası, İstanbul 1998, s. 448 vd.). 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 138. maddesi şöyledir; "Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır." 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 480. maddesi şöyledir; "Bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenici, eseri o bedelle meydana getirmekle yükümlüdür. Eser, öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile yüklenici, belirlenen bedelin artırılmasını isteyemez. Ancak, başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, taraflarca belirlenen götürü bedel ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece güçleştirirse yüklenici, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı veya karşı taraftan beklenemediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda yüklenici, ancak fesih hakkını kullanabilir. Eser, öngörülenden az emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile işsahibi, belirlenen bedelin tamamını ödemekle yükümlüdür." 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 480/II. Maddesinde düzenlenen olağanüstü durumun uyarlama nedeni olabilmesi için; A) Olağanüstü durum genel nitelikte olmalıdır; bireyi aşmalı, ülkenin tümünü veya bir yöresinin tüm bireylerini kapsamalıdır. Sözleşmenin her iki tarafını da etkilemesi gerekli değildir. B) Olağanüstü durumunu ortaya çıkmasında tarafların katkısı olmamalıdır. Borçlunun elindeki ticari olanaklardan faydalanarak piyasayı yükseltmesi veya zorlukların doğmaya başladığı bir mevsimde inşaata başlanması, olağanüstü durum olarak değerlendirilemez. C) Olay, sürekli olmalıdır. Özellikle beş - on yıl gibi uzun bir zaman içinde meydana getirilecek bir sözleşmede bir kaç aylık bir zorluk hesaba katılmamalıdır. Tedbirli bir tacirin yapı işi taahhüdüne giriştiği tarihte taahhüdünü yerine getirmesi için zorunlu olan malzeme ve aletleri sağlamaya elverişli bütün olanakları kesin olarak el altında bulundurması gerekir (Duman, İlker Hasan; İnşaat Hukuku 8. Baskı, Ankara 2016, s. 1102 vd.).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12/11/2014 tarih 2014/13-1614E. 2014/900K. sayılı kararında; "...Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte sık sık para ayarlamaları yapılmakta, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum davacı tarafından tahmin olunabilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülmezlik unsuru oluşmamıştır. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu’nun 15.10.2003 gün ve 2003/13-599 E.-2003/599 K.; 07.05.2003 gün ve 2003/13-332 E.-2003/340 K.sayılı kararlarında da benimsenmiştir..." denilmiştir.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 14/02/1984 tarih 1983/3155E. 1984/380K. sayılı kararında; "...Davacı tacirdir. Türk Ticaret Kanunun 12/3 ve 20 nci maddelerince her tacirin ticaretine ait bütün faliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Ülke ekonomisindeki sürekli para ayarlamaları ve buna bağlı olarak oluşan fiat artışları tedbirli bir tacir bir yana sade yurttaşlarca da bilinen bir gerçektir. Sözleşmede sabit fiat ilkesini kabul eden tacir emprovizyon ileri süremez. ( Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 27.6.1979 gün 3352/3442 sayılı kararı- İstanbul Barosu Dergisi ) Kaldı ki; sözleşmenin 9 ncu maddesinde ihale tarihinden sonra fiatların yükselmesi-istinalar hariç-ve nakliye ve işçi ücretlerinin artması gibi sebeblere dayanılarak müteahhidin fazla para istemiyeceği kabul edilmiş olmasına göre taraflar bu halleri önceden tahmin etmiş ve nazara da almışlardır. Bu sebeble borçlar kanununun 365/2 maddesinin uygulanması imkanı yoktur. ( Yargıtay Ticaret Dairesi 20.9.1943 tarih K. 1653 Sayılı Kararı.
M. Şahap Arıç.
Yargıtay İçtihatlarına göre haşiyeli Ticaret kanunu Sahife: 646 ve Yargıtay hukuk Genel Kurulunun 6.11.1957 gün T. 76 E. 82 sayılı kararı, ve Hukuk Genel Kurulunun 16.1.1963 gün T. 28 E. 2 K. sayılı kararı-Senai Olgaç- Borçlar Hukuku akdin muhatelif nevileri VI istisna akdi sahife 494-497 ) Müteahhit Borçlar Kanununun 365/2'de yazılı haktan feragat edebilir. Bu feragatın önceden olması da mümkündür. Borçlar Kanununun 20. ve Medeni Kanununun 23. maddelerine aykırı da değildir. Taraflar fesih veya bedelin artırılması yönüne gidilemiyeceğini sözleşmelerinde ( madde 9, eksiltme şartnamesi madde 15 ) kabul ettiklerinden sözleşmeleri geçerli sayılmalıdır. Bununla beraber Hakimin aşırı derecede güçleşmeyi ve mutat müteahhit rizikosunu aşan bir durum olup olmadığını takdir ederken müteahhidin sosyal ve iktisadi durumunu da hesaba katması gerekir. ( Prof. Dr. Haluk Tandoğan- Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri- 1983, sahife: 108 ) Tedbirli bir tacir gibi hareket etmeyen bir kimsenin basiretsizliği sonunda meydana çıkan aşırı güçlük "tahmin olunamıyan" bir hal de sayılamaz... Dava, "Sözleşmenin iptali ve verilmiş olan ... TL. değerindeki teminat mektuplarının iadesi" talebidir. Sözleşmenin feshi isteği Harçlar Kanununa göre maktu harca tabidir. Mahkemenin ... tarihli ara kararı ile sözleşmenin değerinin ... TL. olarak kabul edip bu miktar üzerinden peşin harcı ikmal ettirmesi, sonuçta bu miktarı esas alarak harç ve vekalet ücretine hükmetmesi de usul ve kanuna aykırı görülmüştür..." denilmiştir.
Davamıza gelince; davacı, taraflar arasındaki sözleşmenin uyarlanması, sözleşmenin feshedilmemesi ve maddi tazminat istemi ile dava açmıştır. Antalya ... Asliye Hukuk Mahkemesinin .../... E. sayılı dava dosyasında davacı, işbu dava dosyasının da davacı olan ... davalının ..., davanın taraflar arasındaki sözleşmenin uyarlanması, sözleşmenin feshedilmemesi ve maddi tazminat istemli dava olması nedeni ile; iş bu dava dosyasında ise davalının ... olması, 2560 sayılı kanun gereği kurulan ... (...) ..., ... ne bağlı, müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine haiz bir kuruluş olması nedeni ile davacı ve dava konusunun ve dava sebeplerinin (maddi tazminat miktarı daha düşük) aynı olmakla beraber davalısı farklı bir tüzel kişilik olması nedeniyle işbu davanın derdest bir dava olmadığından talepler esastan incelenmiştir.
Davacı taraf döviz kurlarınında öngörülemeyen değişmeler olması iddiası ile sözleşmede uyarlama yapılmasını talep etmektedir. Sözleşmenin uyarlanması, sonradan ortaya çıkan ve sözleşmenin aynen uygulanmasını fiilen ya da hukuken olanaksız hale getiren sebeplerle, sözleşmenin yeni koşullara uygun hale getirilmesini ifade eder. Tacir olan yüklenicinin 200 gün içinde sözleşme konusunu bitirmesi kararlaştırılmış olup, bu haliyle sözleşmenin yıllara sirayet eden bir sözleşme olmaması, tedbirli bir tacirin yapı işi taahhüdüne giriştiği tarihte taahhüdünü yerine getirmesi için zorunlu olan malzeme ve aletleri sağlamaya elverişli bütün olanakları kesin olarak el altında bulundurması gerekmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 138. ve 480. maddeleri hükümleri gereğince öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum karşısında uyarlama talep edilebilecek olması, tacir olan davalının döviz kurlarını da dalgalanmayı öngören/ öngörebilecek olması nedenleri ile davacının davasının reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
1.Davacının davasının REDDİNE,
2.492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan ... TL karar ve ilam harcından peşin alınan ... TL mahsubu ile bakiye ... TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3.Davacı tarafından yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4.Davalı yargılama gideri yapmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına
5.Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesap ve taktir olunan ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6.Kararın kesinleşmesine müteakip davacının ve davalının yatırdığı yargılama giderinin artması durumunda giderleri yatıran davacıya ve davalıya iadesine,
Dair; davalı vekilinin yüzüne karşı, davacı vekilinin yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345. maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.14/01/2020 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)