6.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. ...6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/642 Esas - 2025/79
T.C.
ANKARA TÜRK MİLLETİ ADINA
6.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: davalı ... tarafından davalı kuruma ait 3 adet aracın, her araç için ayrı ayrı olmak üzere, 20.06.2023 tarihinde yapılacak olan ihale ile önce kapalı zarf usulü teklif alma daha sonra açık artırma yoluyla satışa çıkarıldığını, ihaleye çıkarılan her 3 araç için geçici teminat bedeli toplamı olan 38.049,96.TL'nin müvekkili şirket tarafından kurumun ilgili hesaplarına yatırıldığını ve ihale dosyalarının davalı kuruma teslim edildiğini, 20.06.2023 tarihinde yapılan ve İnternet'ten canlı olarak yayınlanan “Araç Satış İşi” ihalesi sonucunda yapılan açık arttırmada üç aracında ihalesinin davacı şirketin uhdesinde kaldığını, davacı ile davalı şirket arasında 23/06/2023 tarihinde sözleşme imzalandığını, müvekkili şirketin teminat bedelleri düşülmeden araç bedellerinin tamamı olan 1.522.000,00 TL'yi 04/07/2023 tarihinde kurumun hesabına ödendiği, ancak araçların teslim edilmedeiğini, kurumun 20/07/2023 tarihli yazısı ile kurumun maliyeye olan borcundan dolayı araçları teslim edemeyeceğini bildirdiğini, davalının davacıyı maddi ve manevi zarara uğrattığını, beyanla şimdilik geçici teminat bedeli toplamı olan 38.049,96.TL karşılığı tazminatın haksız fiilin gerçekleştiği tarih olan 20.07.2023 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve ücret-i vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dayanılan hukuki sebebe ve talep sonucuna ilişkin çelişkinin giderilmesi bakımından davacıya talep sonucunun açıklatılmasının gerektiğini, ihalenin davacı şirket uhdesinde kalıp sözleşme imzalandıktan sonra 04/07/2023 tarihinde davacı şirketçe araçların ihale bedellerinin ödendiğini ne varki araçların devir işlemlerinin yapıldığı sırada araçlarda çok sayıda haciz şerhi bulunması nedeniyle devrin gerçekleştirilemediğini, nitekim 21/07/2023 tarihinde ihale bedellerinin ve teminatların yasal faiziyle birlikte iadesinin gerçekleştirildiğini, davacı tarafından dava konusu taleplerinin dayanağı olarak gösterilen ihale şartnamesinin 10.1 ve 10.2 hükümlerinin sadece müvekkili şirket lehine düzenlenmiş bir cezai şart hükmü olduğunu, davacının ilgili hükme dayanarak geçici teminat bedeli kadar teminat talep etmesinin mümkün olmadığını, diğer yandan tazminat talep eden davacının, ihaleye konu satışın gerçekleştirilemesi nedeniyle nasıl bir zarara uğradığını ispat edemediğini, müvekkili şirketçe davacının parası yasal faiziyle iade edildiğinden, davacının uğradığı tüm zarar da kendisine ödenmiş durumda olduğunu, her ne kadar dava dilekçesinde talep edilen bedelin içerisinde 'manevi tazminat' olduğu da belirtilse de, tüzel kişi olan davacının nasıl bir manevi zararının oluştuğu ispat edilemediğini beyanla davanın reddine yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
-Araç Satış İşine dair sözleşme ve ihale dosyası, -İhtarnameler -Ödeme dekontları, -Bilirkişi raporu
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava; taşınır(araç) satış sözleşmesi çerçevesinde satıcı tarafından devir/teslim borcunun ifa edilmemesi nedeniyle, alıcının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı tarafından özetle; davalının 20.06.2023 tarihinde yapılan “Araç Satış İşi” ihalesi sonucunda yapılan açık arttırmada ihale konusu üç aracın ihalesinin davacı şirketin uhdesinde kaldığını, taraflar arasında 23.06.2023 tarihinde satış söleşmesi imzalandığını, davacı tarafından sözleşme uyarınca gerekli tüm teminatlar ve araç satış bedelleri ödenmesine rağmen davalı tarafından araçların teslim edilmediğini belirterek davacı şirketin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürmüştür. Davalı yan ise özetle; teminat ve ihale bedellerinin yasal faizi ile iade edildiğini, yasal faizi aşan bir zararının veya manevi zararının bulunmadığından bahisle davanın reddini savunmuştur.
Dosyamız kapsamında nitelikli hesap bilirkişi tarafından tanzim edilen 20/08/2024 tarihli raporda özetle; "...somut uyuşmazlıkta, davalı satıcının/borçlunun borcunu ifa etmediği, borcun ifa edilmemesinde kusurlu olduğu tespit edilmiş, ancak dosya kapsamında davacı alıcının faizi ile birlikte aldığı bedel iadesine ilaveten uğradığı zararı gösterir somut veri veya belge bulunmadığı için zarar tespit ve hesap edilememiştir" hususları belirtilmiştir.
Mahkememizce uyuşmazlığa konu kaçırılan fırsat olgusu bakımından menfi zarar oluşup oluşmadığı varsa miktarının değerlendirilebilmesi için önceki bilirkişi ile birlikte ayrıca bir makine mühendisi bilirkişi görevlendirilerek alınan 28/11/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle; "Dava konusu sözleşme tarihi ile araçların bedellerinin ödendiği tarih itibarıyla 3 adet aracın piyasa rayiçlerinin aynı seviyede olduğu, bir aylık süre içerisinde ikinci el piyasasında herhangi bir farkın görülmediği,
Davacı taraf Sayın Mahkemeye sunduğu 02.01.2024 tarihli dilekçede 15.000,00 TL manevi tazminat 23.049,96 TL maddi tazminat talep edildiği belirtilmiştir. Davacı alacaklının tazminat talep edebilmesi için BK 112 ve 125 maddesinde davalı satıcının/borçlunun borcunu ifa etmemesi, borcunu ifa etmemesinde kusursuz olduğunu ispat edememesi koşullarının yanında davacı alacaklının uğradığı zararın mevcut olması şartları birlikte aranmaktadır. Dava konusu somut uyuşmazlıkta, davalı satıcının/borçlunun borcunu ifa etmediği, borcun ifa edilmemesinde kusurlu olduğu tespit edilmiş, ancak dosya kapsamında davacı alıcının faizi ile birlikte aldığı bedel iadesine ilaveten menfi zarar kapsamında yer alan kaçırılan fırsat nedeni ile uğradığı zararı gösterir somut veri veya belge bulunmadığı için zarar tespit ve hesap edilememiştir" hususları belirtilmiştir.
Taraflar arasında ihale neticesinde araç satışına ilişkin akdi ilişki kurulduğu ve akdi ilişki kapsamında davacı tarafından sözleşme bedelinin ve teminat bedelinin ödendiği ancak araçların üzerinde haciz bulunması nedeniyle devrin gerçekleştirilemediği ve davacı tarafından ödenen sözleşme bedeli ve teminat tutarlarının davacıya iade edildiği hususları ihtilaflı değildir.
Uyuşmazlık sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle davacının maddi ve manevi zarara uğrayıp uğramadığı, tazminat talep edilip edilemeyeceği hususundadır.
Davacı yan maddi zarar istemini özetle kaçırılan fırsat olgusuna dayandırmış, davalının ihalesi söz konusu olmasaydı ellerindeki nakit ile başka araçlar satın alabileceklerini ancak sözleşme bedelinin iade edildiği tarih itibariyle araç fiyatlarında çok ciddi bir fark oluştuğunu belirtmiş, manevi zararın ise sözleşmenin ifa edileceğine duyulan güvenin boşa çıkması nedeniyle oluştuğunu belirtmiştir.
Satış sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 207 ve devam maddelerinde düzenlenmiş olup Yasanın 207.maddesinde satış sözleşmesi "Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir." şeklinde tanımlanmıştır.
Yine TBK'nın konuya ilişkin olarak taşınır satışlarında satıcının temerrüdü hâlini düzenleyen 212. Maadesi uyarınca, "Satıcının temerrüdü hâlinde, borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümler uygulanır." denilmek suretiyle TBK 125. maddesine atıfta bulunmuştur. Borçlunun temerrüdü halinde alıcının ne tür seçimlik haklara sahip olduğu anılan maddede tek tek sıralanmıştır.
TBK'nın 117/2.maddesi gereğince borcun ifa edileceği gün birlikte belirlenmiş ise bu günün geçmesiyle borçlunun temerrüde düşeceği düzenlenmiştir. Geniş anlamda borçlu temerrüdü (borçlunun direnimi) borçlunun sözleşmeye aykırı davranması, borcunu ifa etmemesi demektir. Bu hâlde ifa olanağı bulunmasına rağmen kararlaştırılan zaman geldiği ve uyarıldığı hâlde borçlu borcunu ifa etmemektedir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 125. maddesine göre karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteyebileceği gibi (m. 125/1) borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir (m. 125/2). Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir (m.125/3). Sözleşmeden dönme hâlinde alacaklının sözleşmenin hükümsüz kalması nedeniyle uğradığı zarar menfi zarardır.
Menfi zarar, sözleşmenin kurulmamasından yahut geçersiz olmasından doğan zarardır ve bu bağlamda sözleşmenin kurulduğuna veya geçerli olarak kurulmuş bulunduğuna duyulan güvenin boşa çıkmasından doğan bir zarar söz konusudur. Alacaklının malvarlığının hâlihazır durumu ile sözleşme yapılmamış olsaydı arz edeceği durum arasındaki fark, menfi zararı meydana getirir. Menfi zarar da tıpkı müspet zarar gibi fiili zarar ve yoksun kalınan kâr yani kaçırılan fırsattan oluşur. Bu bağlamda yapılan sözleşmenin geçerliliğine güvenerek başka bir sözleşme yapmamak suretiyle kaçırılan fırsatlar da menfi zararın bir türünü oluşturur (Fikret EREN: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ...2019, s.1186). Diğer yandan taşınır satışında satıcının giderim borcu ve kapsamı Yasa'nın 213. Maddesinde özel olarak düzenlenmiş olup, anılı düzenleme: "Borcunu ifa etmeyen satıcı, alıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Satıcı borcunu ifa etmezse alıcı, satış bedeli ile kendisine devredilmeyen satılanın yerine, bir başkasını satın almak için dürüstlük kurallarına uygun olarak ödediği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir. Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise alıcı, onun yerine bir başkasını satın alma zorunda olmaksızın, satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir. " şeklindedir.
Anılan maddede, satıcının temerrüte düşmesi hâlinde alıcının zararını hesaplamak için soyut ve somut yöntemler kabul edilmiştir. Somut zararın hesaplanmasında alıcı, malı teslimde direnime düşen satıcıdan, satılanın yerine, bir başkasını satın almak için dürüstlük kurallarına uygun olarak ödediği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir (TBK m.213/2).
Eğer satılan şey borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise, bunu eylemli olarak bir başkasını satın almasına dahi gerek yoktur. Bu takdirde alıcı satılanın satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı arasındaki farkı satıcıdan giderim (tazminat) olarak isteyebilir; bu da alıcının soyut zararını oluşturur. İkame alımı daha elverişli şartlarla yapmak olanaklı olsa bile alıcı borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı olan mallar için soyut metoda başvurma hakkına sahiptir (TBK m.213/3).
Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında satış söleşmesine konu aracın teslim edilmemesi halinde kural olarak alıcının, kendisine devredilmeyen satılanın yerine, satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararı satıcıdan giderim (tazminat) olarak isteyebileceği açıktır. Bununla birlikte, satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı arasındaki farkı talep eden alıcının, aynı zamanda sözleşmeye güvenilerek yapılan harcamalarını talep edemeyeceğinin kabulü gerekir.
Mahkememizce yukarıda değinilen yasal düzenlemede gösterilen fark yöntemine göre varsa farkın tespiti ve zarar hesabı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup; Aynı zamanda otomotiv ve sigorta uzmanı olan makine mühendisi bilirkişi ve nitelikli hesap uzmanı bilirkişi tarafından birlikte tanzim edilen 28.11.2024 tarihli raporda özetle bedel iadesi tarihi itibarıyla yapılan araştırmada bir ay içerisinde ikinci el piyasa araçlarında herhangi bir fiyat artışının olmadığı ve dolayısıyla davacının ödediği ve faiziyle geri aldığı bedel bakımından piyasa şartlarında bir farkın görülmediği, davacının menfi zarar kapsamında yer alan kaçırılan fırsat bakımından uğradığı bir zararın tespit edilmediği belirtilmiştir.
Raporun denetime elverişli hazırlandığı, dosya kapsamına uygun düştüğü, raporda benimsenen yöntemin yasal düzenlemeye uygun olduğu görülmekle rapor hükme esas alınmıştır.
Anlatılan ilkeler ve toplanılan deliller ışığında davacı yanın maddi tazminat talebinin değerlendirilmesinde; davacıya bedel iadesi yapıldığı tarih itibariyle piyasa fiyatı arasında fark bulunmadığı, neticeten davacı alıcının yasal faizi ile birlikte aldığı bedel iadesine ilaveten kaçırılan fırsat nedeni ile zarara uğramadığı anlaşılmakla maddi tazminat talebi yerinde görülmemiştir. Davacı yanın manevi tazminat talebinin değerlendirilmesinde;
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri, bilinçsizleri ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK 24), isme saldırı (TMK 26), nişan bozulması (TMK 121), evlenmenin feshi (TMK 158), bedensel zarar ve ölüme neden olma (BK 47 – TBK 56) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir (BK 49- TBK 58). Bunlardan TMK’nın 24. maddesi ile BK’nın 49. (TBK.58) maddesi daha kapsamlıdır. TMK’nın 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar (örneğin; TMK 26, 174, 287); bunların dışında BK’nın 49.(TBK.58) maddesi uygulanır.
TMK’nın 24. ve BK’nın 49. (TBK.58) maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Somut olayda, satıcının temerrüdü olarak tanımlanan davalının kusurlu eylemi; kişinin sosyal, fiziki ve kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bulunmadığından, manevi tazminat talebi yerinde görülmemiştir.
Yapılan açıklamalar kapsamında taraflar arasında akdedilen sözleşmenin davalı/satıcının temerrüdü ile neticelenmesi bakımından,
TBK'nın 213. Maddesi çerçevesinde maddi zarar oluşmadığı ve dolayısıyla maddi tazminat koşullarının oluşmadığı, yine kişilik haklarının ihlali niteliğinde bir eylem bulunmadığından manevi tazminat koşullarının da oluşmadığı anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
1.Davanın REDDİNE,
2.Alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcından önceden peşin ödenen 649,80-TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 34,40-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
3.Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5.Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18A/13. Maddesi gereğince yargılama giderlerinden sayılan ve suç üstü ödeneğinden karşılanan 3.600,00-TL dava şartı arabuluculuk giderinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
6.Gider avansından sarf edilmeyen miktarın 6100 Sayılı HMK'nın 333. Maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde iadesine, Dair, davalı vekilinin yüzüne karşı, davacı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde ...Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 04/02/2025