5. Hukuk Dairesi
5. Hukuk Dairesi 2024/14099 E. , 2025/9530 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki tapu iptal tescil olmadığı takdirde kadastro işlemleri sırasında taşınmazın orman olarak sınırlandırılması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 37 ada 10 parsel sayılı 66.269,00 m²'lik taşınmazın 460815/2304000 hissesini 11.11.1958 tarihinde tesis kadastrosu yoluyla edindiklerini ayrıca 08.01.1991 tarihli tapu kayıtlarına göre de aynı oranlarda hak sahipliğinin müvekkilleri adına kayıtlarda yer aldığını, tesis kadastrosunun yapılmasının üzerinden kısa bir süre sonra yapılan orman kadastro çalışmalarıyla söz konusu taşınmazın 61.300 m²'lik kısmının orman olduğu gerekçesiyle orman vasfıyla Maliye Hazinesine kaydedildiğini, müvekkillerine ait olan ancak daha sonra orman kadastrosu çalışmalarıyla -tapu iptal ve tescil davası açılmaksızın - salt idari bir işlemle mülkiyet hakkı ellerinden alınan müvekkilleri bakımından öncelikle taşınmazın hisseleri oranında iadesine, mümkün olmadığı takdirde müvekkilinin uğramış olduğu zarar nedeni ile belirlenecek tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; dava ile ilgili zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının orman kadastrosu yoluyla salt bir idari işlemle dava açılmaksızın ellerinden alındığını, dava konusu 10 parselden tefrik edilen 61.300 m² kısmın 2011 yılında orman dışına çıkarılması nedeniyle 6292 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi uyarınca yapmış oldukları iade başvurusu üzerine açılan idari davanın reddedildiğini, bu şekilde hak kaybının kesinleştiğini, devletin bu noktada 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca sorumluluğunun bulunduğunu, idari davanın reddedilmesi sonrasında zararın öğrenilmiş olduğunun kabulü ile bu tarihten itibaren açılan davanın süresinde olduğunu, (Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) 18.11.2009 tarihli kararından sonra kadastro işlemlerinden kaynaklı hak kayıpları nedeniyle tazminat davası yolunun açıldığını, hak düşürücü sürenin uygulanmasının 2009 tarihi öncesi dava açamayan müvekkilleri bakımından erişim hakkının ihlali olduğunu, Anayasa Mahkemesinin birebir aynı olayda, hak düşürücü süre nedeniyle ret kararının, erişim hakkının ihlali teşkil ettiğine dair karar verdiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile .... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 37 ada 10 parsel sayılı taşınmazın, mülga 2613 sayılı Kadastro Kanunu uyarınca 1950-1958 yılları arasında yapılan çalışmalar sırasında 66.269,00 m² yüzölçümlü ve çalılık vasfıyla tespit edildikten sonra, Kadastro Komisyonunca aynı Kanun'un 22 nci maddesi uyarınca verilen 19.06.1958 tarihli karar ile taşınmazın 61.300 m²'lik kısmının, o vakit tapuda tescilli olan Devlet Ormanı (...) tahdit haritası içinde kaldığından bahisle, bu miktardaki alanın ifraz edilerek, adanın son parsel numarası verilmek suretiyle Devlet Ormanı olarak Hazine adına 16 parsel olarak, bakiye 4969 m²'sinin ise davaya konu olan 10 parsel numarası altında tespitine karar verildiği ve kadastro tespiti bu hali ile 11.11.1958 tarihi itibaryla kesinleşmiş olduğu; eldeki davada, davacı tarafın orman kadastrosu yoluyla mülkiyet hakkının ellerinden alındığını iddia ettiği dava konusu taşınmazın öncelikle müvekkilerine iadesi, mümkün olmadığı takdirde tazminat isteminde bulunduğunu; tapu işlemlerinin kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak, birbirini takip eden sıralı işlemler olup, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunu, ancak anılan madde uyarınca Devletin sorumluluğu için öncelikle bir zararın bulunması ve bu zararın tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı olması gerekli olduğunu; somut olayda ise davacılar adına kadastro çalışması yoluyla oluşmuş bir tapu kaydının, mahkeme kararı yoluyla veyahut sicilin doğru tutulmaması nedeniyle, iptal edilmiş olmasından kaynaklı bir durum bulunmadığı gibi, kadastro öncesinde mevcut olan tapu (zabıt) kaydına dayalı olarak açılmış bir dava da bulunmadığını; eldeki davanın kadastro işlemleri sırasında davacılar adına tespit edilen taşınmazın, komisyon kararıyla kısmen orman olarak sınırlandırılmasından mütevellit bu alana ilişkin mülkiyet iddiasına dayalı tapu iptal tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkin olduğunu; taşınmazın kadastro işleminin 2613 sayılı Kanun hükümlerine göre yapıldığını, sözü geçen Kanun'da hak düşürücü sürenin öngörülmediğini, ne var ki 3402 sayılı Kanun'un Geçiçi 4 üncü maddesinin üçüncü bendinde “2613 sayılı Kadastro Kanunu ve Tapu Tahriri Kanunu ile diğer kanunlar gereğince özel kadastrosu yapılan ve tutanakları kesinleşmiş bulunan taşınmazlar için on yıllık hak düşürücü süre geçmiş ise, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde hak sahiplerinin dava açabilecekleri” şeklindeki düzenleme ile hak düşürücü süre getirildiğini, kadastro tespit işlemi sırasında orman olarak sınırlandırılan taşınmaza ilişkin mülkiyet ve tazminat iddiasıyla açılan eldeki davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığını; davanın 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayalı tazminat davası olduğu kabul edilse dahi kadastro işleminin kesinleştiği tarih ile iç hukuk yolunun açıldığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4383 Esas, 2009/517 Karar sayılı karar tarihine göre eldeki davanın zamanaşımına uğradığını, esas bakımından da davacılar adına tespit işlemi neticesinde oluşmuş ve sonrasında orman gerekçesiyle iptal edilmiş bir tapu kaydı veyahut kadastro çalışmaları sırasında tazminat gerektiren şekilde herhangi bir kadastro işleminin bulunmadığı, belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun)371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davacılardan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.