5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
İSTANBUL
5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili 06.11.2025 tarihli dava dilekçesinde özetle; 21.10.2025 sabahı, müvekkil şirketin hesaplarının bulunduğu ... Şubesi’nden telefon haberi geldiğini, banka yetkilisi, aynı gün içinde 850.000,00 TL bedelli bir çekin ödemesinin bulunduğunu belirttiğini, böyle bir ödemeden kesinlikle haberdar olmadıklarını. telefon görüşmesinin hemen ardından büyük bir endişeyle banka şubesine giden davacı şirket yetkilisi, söz konusu çeki incelediğinde şok yaşadığını, Çek, davacı şirkete ait çek koçanından koparılmış bir yaprağa düzenlenmiş gibi görünse de, üzerindeki imza, davacı şirketi temsile yetkili kişilerin yıllardır kullandığı, imzasıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan, acemice atılmış bir taklitten ibaret olduğunu, bu bariz sahtecilik, deneyimli bir gözlemci tarafından dahi kolayca fark edilebilicek nitelikte olduğunu, davacı şirket, ticari defterlerini, çek kayıtlarını ve tüm finansal hareketlerini derhal kontrol ettiğinde, söz konusu ... Şubesi’ne ait 20.10.2025 keşide tarihli, ... çek numaralı, 850.000,00 TL bedelli çekin ne lehtarı ne de meblağı itibarıyla kendi kayıtlarında kesinlikle yer almadığını teyit ettiğini, bu durum, davacı şirkete ait çek yapraklarının kötü niyetli kişilerce ele geçirilerek sahte imza ile tedavüle sürüldüğünü, davacı şirket, bu olayı fark eder etmez durumu resmi makamlara bildirmek ve hukuki süreci başlatmak için gerekli adımları attığını, ayrıca bu aşamada yazı örneklerini mahkemeye sunduklarını, çekteki yazılar dahi davacıya ait olmadığını, sahtecilik iddiası mutlak bir def'i olup, iyi niyetli hamile karşı dahi ileri sürülebileceğini, dava konusu çek, an itibarıyla hamil davalı elinde olduğunu ve haciz tehdidi altında olduğunu, yargılama sürecinin doğası gereği alacağı zaman zarfında, bankanın bu çeki ödemesi halinde davacı şirket telafisi güç ve imkânsız zararlara uğrayacağını, haksız ve hukuka aykırı bir şekilde, sahte bir belgeye dayanarak davacı şirketin hesabından para çıkışı yaşanacak, bu durum davacı şirketin ticari itibarını zedeleyeceği gibi, sonrasında bu paranın geri alınması için ayrı ve meşakkatli bir istirdat davası açılması gerekeceğini, bu durumun önüne geçmek ve davacı şirketin haklarını daha en başından koruma altına almak amacıyla, İİK m. 72 uyarınca, dava konusu çeke ilişkin olarak bankaya ödeme yasağı konulması yönünde teminatsız olarak, mahkeme aksi kanaatte ise uygun görülecek bir teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesini, bu sebeple çekin ödemeden yasaklı hale getirilmesini ... Şubesi/İSTANBUL'a ödeme yasağı hususunda müzekkere yazılmasını,
İİK 72/2 gereği icra takibinden önce teminat mukabilinde muhtemel icra takibinin durdurulması yönünde karar verilmesini, öncelikle müvekkili şirketin telafisi imkânsız zararlara uğramasının önlenmesi amacıyla, dava konusu ... Şubesi'ne ait 20.10.2025 keşide tarihli, ... çek numaralı, 850.000,00 TL bedelli çeke ilişkin olarak muhatap banka olan ... Şubesi'ne ödeme yapılmaması yönünde ve İİK 72/2 gereği teminat mukabilinde icra takibinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama neticesinde davanın kabulü ile, müvekkili ... Tekstil Ticaret Limited Şirketi'nin dava konusu çek nedeniyle (... şubesi, ... çek numaralı, 850.000,00 TL bedelli çek) davalı ...'ya borçlu olmadığının tespitine, davalı bakımından yüzde 20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 07.11.2025 tarihli dilekçesinde özetle; Mahkemenizin 2025/798 Esas sayılı dosyasında, tarafımızca davalı sıfatıyla ... aleyhine bir dava ikame edildiğini, işbu davanın açılış süreci ve davalı tarafın belirlenmesindeki hatalı durum, davacının adına yapılan bir UYAP Kurum Portal incelemesi neticesinde ortaya çıkan kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığını, davacının .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Değişik İş Dosyasından yapılan bir başvuruyu UYAP Kurum Portal sistemi üzerinden görüntülerken, bu başvurunun içeriğinde ...'nın aleyhine bir ihtiyati haciz talebinin yer aldığını fark ettiğini, . UYAP sistemindeki yoğunluk, hızlı işlem yapma gerekliliği ve benzer isimlerin yol açtığı algısal yanılsama gibi objektif etkenler bir araya geldiğinde, davalı tarafın tespiti hususunda maddi bir hatanın meydana geldiğini, bu koşullar altında, davacının başvuruyu yapan kişinin talebi doğrultusunda ve çekte imzası bulunduğu belirtilen şahıs olması sebebiyle, taraflarınca acele edilmesi nedeniyle ...'yı sehven huzurdaki davanın davalısı olarak gösterdiklerini, daha sonra yapılan detaylı incelemeler ve olayın tüm yönlerinin titizlikle değerlendirilmesi sonucunda, aslında davanın gerçek muhatabının, yani çekte keşideci konumunda bulunan ve davanın yöneltilmesi gereken tarafın ... ANONİM ŞİRKETİ olduğu açıkça tespit edildiğini, ...'nın davalı olarak gösterilmesi, tamamen bir isimlendirme ve taraflandırma hatasından kaynaklandığını, davacının kötü niyetli veya dürüstlük kuralına aykırı bir davranışı söz konusu olmadığını, bu hatanın, basit bir araştırmayla dahi davalının doğru tespit edilebileceği durumlardan farklı olarak, UYAP sistemindeki hızlı akış ve görülen bilginin eksik yorumlanması gibi kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığını, davanın başında yapılan bu tür maddi hataların düzeltilmesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 124. maddesinin ruhuna ve usul ekonomisi ilkesine uygun düştüğünü, yanlış tarafın davalı olarak gösterilmesi, davanın esastan görülmesini engelleyerek yargılama sürecini gereksiz yere uzatacak ve taraflar açısından ek masraflara yol açacağını, davacının talebi, yargılamanın doğru taraflarla sürdürülmesini ve hukuki ihtilafın esasının çözümlenmesini sağlamak amacıyla yapıldığını, bu nedenle, işbu davada sehven davalı olarak gösterilen ... hakkındaki davalı sıfatının HMK m. 124/3 gereği düzeltilerek, davanın gerçek davalısı olan ... ANONİM ŞİRKETİ'nin davalı olarak davaya dahil edilmesini talep ve beyan etmiştir.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-2 maddesinde "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir."belirtilmiştir. 6102 sayılı TTK'nun 5/A maddesinde "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." belirtilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2025/1090 Esas 2025/1180 Karar sayılı kararında "mahkemece davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu, davanın 14/05/2024 tarihinde açıldığı, davacı tarafça arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinin de 14/05/2024 olduğu, ilk oturum açılış tutanağının düzenlendiği tarihin 27/05/2024 olduğu, dava tarihi itibariyle arabuluculuk sürecinin tamamlanmamış olduğu gerekçesi ile davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi, davanın menfi tespit davası olup zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığı, bu nedenle arabuluculuk sürecinin tamamlanması beklenmeden dava açıldığı, kararın hukuka aykırı olduğu yönündedir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı kanunun 31 maddesi ile değişik 6102 Sayılı TTK'nun dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesi uyarınca ; bu Kanunun 4 üncü maddesi ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. 7445 sayılı Kanunun 31. maddesi ile TTK nın 5/A maddesinde yapılan değişiklik ile menfi tesbit ve istirdat davaları da zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmış ve aynı yasanın Geçici 1.maddesine göre; 6102 sayılı Kanunun 5/A maddesinin birinci fıkrasına eklenen menfi tespit ve istirdat davaları hakkındaki hükmün, 01/09/2023 tarihi ve sonrasında açılacak davalar hakkında uygulanacağı belirtilmiştir. 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesinin 2. fıkrasına göre, davacıya arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın ibrazı için bir haftalık kesin süre verilmesi ve sonucuna göre işlem yapılması, aynı maddenin son cümlesine göre ise, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekir. Eldeki davanın ticari nitelikli bir menfi tespit davası olduğu ve 7445 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra 14/05/2024 tarihinde açıldığı, bu nedenle TTK'nın 5/A maddesi kapsamında arabuluculuk dava şartına tabi olduğu, davacı tarafın dava tarihi ile aynı gün arabuluculuya başvurduğu, arabuluculuk süreci tamamlanmadan eldeki davayı ikame ettiği, mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere TTK'nun 5/A ve 6325 Sayılı Kanunun 18/4-2 maddeleri uyarınca, ticari davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması yeterli olmayıp, arabuluculuk sürecinin olumsuz sonuçlanması ve arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın ibrazının gerektiği, buna göre mahkemece davanın arabuluculuğa ilişkin dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış olup, davacı yanın aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir." belirtilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 2025/625 Esas 2025/737 Karar sayılı kararında " Dava; kambiyo senetlerinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkemece, arabuluculuk başvurusu sonuçlandırılmadan dava açıldığı gerekçesiyle, davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi,
HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.6325 sayılı Kanun'un 18/A-2 maddesi ise, "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. " şeklinde düzenlenmiştir. Somut olayda da, davacı tarafça arabulucuya başvuru tarihinde arabuluculuk süreci tamamlanmadan dava açıldığı, arabuluculuk sürecinin yargılama sırasında anlaşamama ile sonuçlandığı, 6325 sayılı Kanunun 18/A-2. maddesi uyarınca arabuluculuk dava şartının sonradan tamamlanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesinde hukuka ve usule aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmiştir." belirtilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 2025/297 Esas 2025/501 Karar Sayılı kararında " Dava, icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasıdır. Mahkemece arabuluculuk dava şartının yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf yargı yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi,
HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya incelendiğinde; davacı tarafça 13/12/2023 tarihinde arabulucuya başvurulduğu, davanın da aynı tarihte açıldığı, arabulucuya başvurma tutanağının dava dilekçesine eklendiği, Mahkemece Arabuluculuk Bürosundan arabuluculuk dosyasının örneğinin istenildiği, 14/05/2024 tarihli cevap ekinde arabuluculuğa başvuru tutanağı, anlaşamamaya dair tutanak ve eklerinin dosyaya gönderildiği, Mahkemece ayrıca 23/05/2024 tarihli duruşma ara kararı ile davacı vekiline Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(2).maddesi gereğince arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini 1 haftalık kesin süre içerisinde dosyaya sunmasının, bu süre içerisinde anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dosyaya sunulmaması halinde davanın usulden reddedileceğinin ihtar edildiği, davacı vekilinin de 23/05/2024 tarihinde anlaşamama son tutanağını dosyaya sunduğu tespit edilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 5/A maddesinde "(1) Bu kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." düzenlemesinin yer aldığı, dava konusu uyuşmazlığın arabuluculuğa tabi olduğu anlaşılmıştır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinde "davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." hükmü bulunmaktadır. Somut olay incelendiğinde; arabuluculuk son tutanağı düzenlenmeden, yani dava şartı yerine getirilmeden davanın açıldığı anlaşıldığından, Mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi yerindedir." belirtilmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde davaya konu ... Şubesi'ne ait keşide yeri İSTANBUL, 20.10.2025 keşide tarihli, ... çek numaralı, 850.000,00 TL bedelli çekteki imzanın davacı şirket yetkilisine ait olmadığının, imzanın sahte olduğunun beyan edilerek menfi tespit talepli bu davanın açıldığı, davaya konu çek suretinin dosyaya sunulduğu, çek incelendiğinde, keşidecisinin davacı, çeki muhatap bankaya ibraz eden, çeki elinde bulunduran son cirantanın ... A.Ş. olduğunun görüldüğü, ... A.Ş.tarafından davaya konu çek nedeniyle ... İcra Dairesi'nin 2025/... Esas sayılı icra dosyası ile davalıya karşı icra takibi başlatıldığı, icra takibinin dava tarihinden sonra olduğu, davacı vekili tarafından sunulan 07/11/2025 havale tarihli talep dilekçesinde davanın çeki elinde bulunduran son ciranta ... A.Ş. 'ye karşı açılmak istendiğinin yanlışlıkla hata yapılarak davalı olarak ...'nın gösterildiğinin beyan edilerek taraf değişikliği talebinde bulunulduğu, yukarıda belirtildiği üzere çek sureti incelendiğinde çeki muhatap bankaya ibraz eden, çeki elinde bulunduran son cirantanın ... A.Ş. olduğu görülmekle 6100 sayılı HMK'nun 124.maddesi kapsamında davacının taraf değişikliği talebinin kabulüne karar verildiği, davanın zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olduğu, davacı tarafça dava dilekçesinin ekinde arabuluculuk son tutanağının sunulmadığı, 07/11/2025 tarihli tensip zaptı ile 6325 sayılı Kanunun 18/A-2 maddesi kapsamında davacı vekiline arabuluculuk son tutanağını sunmak üzere 1 haftalık kesin süre verildiği, davacı vekilince sunulan 14/11/2025 tarihli beyan dilekçesinde arabuluculuk son tutanağının sunulduğu belirtilmiş ise de arabuluculuk son tutanağı incelendiğinde davacı tarafından davalıya karşı bu davanın açıldığı tarih olan 06/11/2025 tarihinde arabuluculuğa başvurulduğu, arabuluculuk son tutanağının 12/11/2025 tarihinde olmak üzere dava tarihinden sonra düzenlendiği, yukarıda belirtilen istinaf ilamlarında da açıklandığı üzere 6102 sayılı TTK'nun 5/A ve 6325 Sayılı Kanunun 18/A-2 maddeleri uyarınca, ticari davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması yeterli olmayıp, arabuluculuk sürecinin olumsuz sonuçlanması ve arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın ibrazının gerektiği, yukarıda belirtildiği üzere somut olayda arabuluculuğa dava tarihinde başvurulduğu, tarafların anlaşamaması ve buna ilişkin tutanağın dava tarihinden sonra 12/11/2025 tarihinde düzenlendiği, dava şartı yerine getirilmeden bu davanın açıldığı, 6325 sayılı Kanunun 18/A-2 maddesi kapsamında zorunlu arabulculuk dava şartının sonradan tamamlanabilecek dava şartı olmadığı anlaşıldığından davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.Davanın zorunlu arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine,
2.Harçlar yasası gereğince alınması gereken 615,40-TL karar harcının peşin alınan 14.515,88 TL peşin harçtan mahsubu ile fazlaca alınan 13.900,48 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4.Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dair tarafların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık sürede İSTİNAF YOLU açık olmak üzere karar verildi. 14/11/2025 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)