20. Hukuk Dairesi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2023/2099 - 2025/2352
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/12/2019
NUMARASI : 2017/339 E. - 2019/586 K.
DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali)
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 13/12/2019 tarih ve 2017/339 E. - 2019/586 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, "..." ibareli ve "..." esas unsurlu çok sayıda markanın sahibi olan müvekkilinin, bu markaları mesnet göstererek, davalı gerçek kişinin 2016/92387 sayılı "..." ibareli markasının 18 ve 25. sınıflarda tescili isteğine yönelik itirazının YİDK kararıyla nihai olarak reddedildiğini, oysa başvurunun müvekkilinin tanınmış "..." markasını aynen içerdiğini, markadaki "..." ekinin herhangi bir ayırt edicilik sağlamadığını, bu haliyle davaya konu markanın müvekkilinin seri markalarından biri olarak algılanacağını, davaya konu markanın tescilinin istendiği sınıflarda yer alan mal ve hizmetlerin müvekkilinin tescilli markasının kapsamında buluna mal ve hizmetlerle aynı/benzer nitelikte olduğunu ve müvekkilinin markasının tanınmışlığından yararlanmak amacıyla yapılan başvurusunun aynı zamanda haksız rekabete neden olduğunu ileri sürerek 2017-M-6323 sayılı sayılı YİDK kararının iptaline ve tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ..., Bakırköy Nöbetçi Fikri ve Sınai haklar Hukuk Mahkemesine verdiği tarihsiz ve 9/2/2018 tarihinde taranarak uyapa kaydedilen dilekçesinde, 2016/92387 sayılı ... ibareli markasına yönelik itirazdan davanın açılması ile haberdar olduğunu ve yapmış olduğu incelemelerde davacının ... markası ile aynı sektörde bulunan markasının karıştırılma ihtimali nedeniyle açılan davayı kabul ettiğini bildirmiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu markanın davacının, itiraza dayanak markaları ile kıyaslanmayacak derecede farklı renk ve şekil kombinasyonu ile oluşturulduğunu, markada bulunan "..." ekinin varlığı bu ekte kullanılan yazı fontu, oluşturulan yatay şeklin markaya ayırt edicilik kazandırdığını, dolyısı ile kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu marka başvurusu ile davacının markaları arasında, davaya konu markadaki bütün sınıflar açısından aynı / aynı tür / benzer mal / hizmet ilişkisi nedeniyle emtia benzerliğinin gerçekleştiği, fonetik açısından yapılan karşılaştırmada, davacının “...” ibareli markalarının “...” ibareli markalarının “...”, “...” ibareli markanın “...” biçiminde ve “...” ibareli markasının yazıldığı gibi “...” biçiminde telaffuz edileceği, dava konusu başvurunun “...” biçiminde telaffuz edilmesi nedeniyle markaların işitsel benzerlik bulunmadığı, beyaz fon üzerine siyah tonlarda şekil ve şeklin altına gelecek şekilde gölgelendirilmiş “...” ibaresinden oluşan davaya konu markanın, davacının genel olarak beyaz fon üzerine siyah tonlarda bir veya birden fazla satıra yerleştirilmiş olduğu kelime unsurlarından oluşan markaları ile “...” ibaresinin bütün içinde ayrıştırılarak bir değerlendirme yapılması mümkün olmadığından sırf birkaç harf benzerliğinden hareketle görsel benzerliğin bulunduğundan söz edilemeyeceği, belirtilen bu hususlar karşısında başvuru kapsamındaki malların tamamı bakımından aynılık/benzerlik varsa da markaların bütünsel olarak aynı olmadığı ve karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, mal ve hizmet kapsamları da göz önünde bulundurulduğunda markanın hitap ettiği tüketici kitlesi de nazara alındığında davacı markası ile başvuru konusu işaretin bütün olarak bıraktığı izlenimin benzer olduğu, tescilli marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil, anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, başvurunun davalı markalarında yer alan ibare ile ve diğer sözcük ile ilişkilendirilebilecek bir görsellik içerdiği, bu markalarla karşılaşan ve bu markaları okuyan ortalama bir tüketicinin taraf markalarının bir birinden farklı markalar olduğunu kolaylıkla anlamayacağı, farklılığın ilgili tüketici kesimi tarafından derhal algılanabilecek durumda olmadığı, her iki markanın ilk bakışta farklı işletmelere ait 2 farklı marka olduğunun ilgili tüketici kitlesi tarafından algılanmayacağı, iki işaret arasındaki ayırt edilebilinen farklılıklar bulunmadığı, aynı, benzer, seri marka olarak algılanmasının bütünsellik ilkesi kapsamında mümkün olduğu, somut olay açısından, markaların benzer olmadığı kabul edilmekle, başvuru markası kapsamında davacının dayanak markalarından farklı bir emtia bulunmaması nedeniyle somut uyuşmazlığa mülga 556 sayılı KHK 8/4 maddesinin uygulanamayacağı ve marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının ispat edilemediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, ... markası ile faaliyet gösteren müvekkilinin ülkenin ayakkabı marketi sisteminin öncüsü olduğunu, ... markasının tanınmış marka niteliğinde bulunduğunu, müvekkilinin tanınmış markasına "..." ibaresi eklenerek oluşturulan davaya konu markanın müvekkilinin markası ile işitsel ve görsel olarak müvekkilinin markası ile benzer olduğunu, marka sahibi olan davalının davayı kabul etmesi nedeniyle her halde markanın hükümsüz kılınması gerektiğini, müvekkilinin markasına bu düzeyde benzer bir marka tercih edilmesinin müvekkilinin markasının tanınmışlığından kazanç elde etmeye yönelik olduğunu, SMK'nın 6/5 maddesindeki tanınmışlık koşullarının oluşmadığına dair bilirkişi görüşünün dosya kapsamına uygun olmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
Dava, Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali) istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6100 sayılı HMK.’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesince, gerekçeli kararın 5. sayfasında davaya konu marka ile davacının itiraza dayanak markaları arasında, içerdikleri renk, şekil ve kombinasyonu ile “...” ibaresinin bütün içinde ayrıştırılmasının söz konusu olmaması karşısında birkaç harf benzerliği söz konusu ise de, emtia benzerliğine rağmen markalar bütünsel olarak aynı olmadığından karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmış iken, devamında 6. sayfada taraf markalarının bütün olarak bıraktığı izlenimin benzer olduğu, tescilli marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil, anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, markalar arasındaki farklılıkların marka ve işareti benzer olmaktan kurtarmadığı yönünde ikinci bir değerlendirme yapılmış ve sonuç bölümünde benzer olmayan markalar arasında iltibas ihtimali bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Birbirine tamamen aykırı olan bu değerlendirmeler ile gerekçe ile hüküm arasında çelişkiye yol açılmıştır. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçe ile hükmün çelişkili olmamasına ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde, gerekçe ile hüküm arasında yaratılan çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir.
Kabule göre de, davacının hükümsüzlük talebi yönünden, davalı ...'nin imzalı ve kimlik tespitini içerir, Bakırköy Nöbetçi Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine verdiği 9/2/2018 tarihinde taranarak uyapa kaydedilen dilekçesinde açılan davayı kabul ettiğini açıkça bildirmiş olup 6100 sayılı HMK'nın 308 ve devamı maddeleri uyarınca bu hususa ilişkin ayrı bir değerlendirme yapılmamış olması da doğru olmamıştır.
Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, hükmün gerekçesi ile hüküm arasında çelişki olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
1.Davacı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 13/12/2019 gün ve 2017/339 E. - 2019/586 K. sayılı kararın KALDIRILMASINA,
2.Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3.Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4.Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 269,85-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine,
5.İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6.İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
7.Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 11/12/2025 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/12/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.