4. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/3465
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 08/12/2023
NUMARASI : 2023/620 Esas - 2023/930 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/12/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde; 2015 yılında müvekkilinin 2013 ile devamı yıllardan kalan/biriken primlerinin ödenmemesi nedeniyle taraflar arasında başlayan anlaşmazlık üzerine ... tarafından oluşturulan bir kurgu çerçevesinde müvekkili ile birlikte kurduğu tüm ekibin iş akdi gerçek dışı itham ve sebeplerle feshettiğini, bununla da yetinmeyen davalı ...'ın Avusturya’daki şirket hisse bedelini de müvekkiline ödemediği gibi kısa bir süre sonra müvekkili ve ekibindeki diğer üç kişi hakkında güveni kötüye kullanma suçundan dolayı müvekkili şirketten çektiği avansın sözde izinsiz çekildiği gerekçesiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığını nezdinde şikayette bulunduğunu, bir süre sonra müvekkili ve diğer çalışma arkadaşları hakkında İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/624 Esas sayılı dava dosyasında ceza davası açıldığını, dava kapsamında yapılan yargılama neticesinde ise iddia edildiği üzere isnat edilen suçun müvekkili ile diğer sanıklar tarafından işlenmediğinin tespit edilmesi üzerine müvekkili ile ekibi hakkında ayrı ayrı beraat kararı verildiğini, söz konusu kararın 21.02.2023 tarihinde Yargıtay 11. Ceza Dairesinin denetiminden geçerek / onanarak kesinleştiğini, tüm bunların yanında davalılar tarafından müvekkil ile ekibi aleyhine şikayette bulunulup davanın açılması sağlanmakla yetinilmediğini, akabinde müvekkili ...’un hırsız olduğu, kendisini dolandırdığı, zimmetine para geçirdiğini, kendisine iş verilmesi halinde bunu herkese yapacağı ve kimsenin bir daha kendisine iş vermemesi için ilgili sektörde bilinen, tanınan, irili ve ufaklı tüm gerçek ve tüzel kişilere iletildiği, daha da ötesi müvekkilini halihazırda çalışmakta olduğu Amerikan şirketi olan dünyaca ünlü IFP’nin Amerika’da yaşayan yetkilileri dahi aranarak ...’u işe almamaları gerektiği, dolandırıcı olduğu ve kendilerine de aynı şeyi yapacağına dair söylemlerde bulunulduğu, hatta ve hatta davalı ..., davacı ... ile çalıştığı dönemde, ...’un firmaya kazandırdığı en büyük altı müşterisinin uçak, otel konaklama ve diğer giderlerini karşılayarak Avusturya – Viyana’ya davet etmiş ve bunlara karşı ...’u kötüleyerek kendisine sektörde yer verilmemesinin istendiği, zaten kısa bir süre sonra davacı müvekkilimize bir kısım insanın tepkili davranarak kendisinden uzaklaşmaları üzerine müvekkilinin durumu anladığını, müvekkilinin ticari itibarını zedelemekle kalmamış, aynı zamanda müvekkilin sosyal çevresine ve hatta ailesine karşı da bu itibar suikastını sürdürmeye devam ettiğini, tüm bunlarla birlikte davacı müvekkilin 2013 yılından kalan 50.000,00 Euro’luk primine de el konarak ödenmediği gibi daha evvel müvekkile imzalatılan bir takım belgelerden hareketle Avusturya’da davacı müvekkil aleyhine 1.000.000,00 Euro’luk rekabet davası açıldığını, müvekkilinin Avusturya yasalarına göre iflasına sebebiyet verildiğini, mevcut iflas nedeniyle davacı müvekkilinin sektör için önemli bir ülke olan Avusturya’da iş ve işlemde bulunması imkansız hale geldiğini, sadece bu bile davalıların içerisinde bulundukları kötü niyetin görülmesi ve müvekkilinin gerek maddi gerekse manevi olarak uğradığını, davalıların iradi bilinçli davranışları nedeniyle müvekkilinin uğradığı manevi zararın giderini için tazminata hükmedilmesi gerektiğini, müvekkilinin çalışmak üzere başvurduğu şirketlere gönderilen e-postalardan da açıkça görüleceği üzere kazanç elde etmesini engelleyici davranışlara maruz bırakılmış ve hakkında olumsuz, gerçek dışı söylentilerin ortaya atıldığını, müvekkili, kendisi hakkında yayılan gerçek dışı söylemleri hiçbir şekilde sindirememiş ve etkisinden uzun süre kurtulamadığını, kendisine isnat olunan fiilleri işlemediği mahkeme kararıyla da sabit olmasına rağmen davalı tarafından istikrarlı bir şekilde aleyhine konuşulmuş, piyasada adının lekelenmesine sebep olunduğunu, yıllardır bu sektörde emek sarf ederek ismini duyuran, canını dişine takarak çalışan müvekkili, davalılardan ...’ın kişisel husumeti dolayısıyla engellenerek, yıllar boyu verdiği emeklerin boşa gittiğini, ... maddi gücünü resmen müvekkili üzerinde baskı ve otorite oluşturmak üzere kullandığını, müvekkili sindirmeye çalıştığını, kendi çıkarları uğruna müvekkili adeta linç etmiş, hak, hukuk ve adaleti hiçe sayarak maddi ve manevi olarak yok olmakla karşı karşıya bıraktığını, davalıların sebebiyet verdiği eylemler nedeniyle davacı müvekkili lehine maddi tazminata hükmedilmesini, müvekkilinin söz konusu takip nedeniyle başta harç, vekalet ücreti, yargı gideri ve diğer giderleri olmak üzere yaklaşık olarak 2 milyon civarı bir maddi zararı olduğunu, yine davalıların şikayeti nedeniyle müvekkil aleyhine başlatılan soruşturma ile devamında İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/624E.sayılı dava dosyasında görülen yargılama müvekkil tarafından vekillerine yaklaşık olarak o zamanlar 110.000,00 USD civarı vekalet ücreti ödendiğini, bu ödemenin, davalıların haksız eylemi nedeniyle yapılmak durumunda kalındığını, davacı müvekkili lehine şimdilik 2.000.000,00TL manevi tazminata hükmedilerek dava tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte ödenmesine, davacı müvekkili lehine şimdilik 100.000,00 TL maddi tazminata hükmedilerek her bir gider kalemine ödeme tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; Hileli işlemlerle gerçekleştirilen usulsüz para transferleri sebebiyle müvekkili şirket basiretli bir şekilde, davacı ve ilgili diğer çalışanlar hakkında 6 Mart 2015 tarihinde suç duyurusunda bulunulduğu, savcının düzenlediği iddianame ve ceza mahkemesinin kararı üzerine, davacı da dahil bu kişiler hakkında güveni kötüye kullanma ve beyaza imzanın kötüye kullanılması suçlarından bahisle bir ceza davası açıldığını, İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesi, 2015/624E.sayılı dosyası üzerinden yaptığı yargılamada, mevzuat hükümlerini ve konuya dair Yargıtay kararlarını dikkate almaksızın, inceleme ve araştırma yapmadan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin hatalı bir yorumuyla, sanıklar hakkında beraat kararı verildiğini, Yargıtay 11. Ceza Dairesi de benzer şekilde, davaya konu maddi olguların gerçekleştiğini kabul etmiş, ancak müvekkili şirketin gerçekleşen işlemlere onay verip vermediğinin belirsiz olduğu gerekçesiyle suç işleme kastının mevcudiyetinden emin olunamadığını, "şüpheden sanık yararlarır" ilkesine dayanarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bozma yönündeki tebliğnamesine rağmen yerel mahkeme kararının onandığını, ayrıca müvekkili şirketin, davacı aleyhine davacının hukuka aykırı şekilde hesabına aktardığı paraların tahsili amacıyla İstanbul 34. İcra Müdürlüğü nezdinde 2015/8193 E. ile bir ilamsız icra takibi başlatıldığını, davacı, kendisine gönderilen ödeme emrine haksız şekilde itiraz etmişse de, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 18 Şubat 2016 tarih 2015/434 E., 2016/130K. sayılı kararıyla davacının itirazının iptaline karar verildiğini, bu karar temyiz ve karar düzeltme incelemelerinden geçerek 23 Ocak 2020 tarihinde kesinleştiğini, kesinleşen karar üzerine, icra takibi devam etmiş ve 31 Aralık 2014 tarihi itibarıyla usulsüzce davacı hesabına geçirilmiş olan (o dönemde karşılığı 1.064.156,73 Avro olan) 3.000.922 Türk Lirası, 2022 yılının Ekim ayında icra dosyasına ödenerek kapandığını, alacak meblağının ödeme tarihi olan 17 Ekim 2022 itibarıyla değeri, icra inkar tazminatı dahil olmak üzere 347.088,11 Avro olduğunu, davacı, itirazın iptali davasının yerel mahkeme nezdinde aleyhine sonuçlanmasının ardından adeta üste çıkma mantığıyla, 6 Haziran 2017 tarihinde müvekkili şirket aleyhine “işçilik alacakları” talebiyle İstanbul 17. İş Mahkemesi'nin 2017/558E. sayılı dosyasıyla bir alacak davası açıldığını, İstanbul 17. İş Mahkemesi taraflar arasında hizmet akdine dayalı bir ilişki olmadığı ve bu kapsamda davacı ve müvekkil şirket arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığı, tarafların aralarındaki ilişkinin ticari bir ilişki olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiğini, bu kararın, 23 Kasım 2021 tarihinde tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaması üzerine kesinleşmiş bu alacak davasının 19. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/678E.sayılı dosyasıyla görülmeye başladığını, söz konusu dava henüz bilirkişi incelemesi aşamasında olduğu, sonuç olarak, davacının talepleri bakımından mümkün olabilecek tüm hukuki sebepler açısından zamanaşımı sürelerinin dolduğu, davacı iddialarını somutlaştırma yükümlülüğüne aykırı davrandığını, davacının dava dilekçesinden bir “zarara” uğradığını iddia ettiğini, ancak bu zararın hangi fiil sebebiyle, hangi hukuki sebeple oluştuğu, ne türden bir zarar olduğu hiçbir şekilde somutlaştırılmadığını ve açıklanmadığını, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ("HMK”) 194. maddesinde yer alan somutlaştırma yükümlülüğüne uygun olmayan bir dava dilekçesi dermeyan edilmekle, adeta sözde zararının nelerden oluşmuş olabileceğini araştırmasının Mahkemeden beklendiğini, böyle bir dava dilekçesi esas alınarak tahkikat işlemi gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını, davacının somutlaştıramadığı maddi tazminat talepleri açısından hak düşürücü sürenin geçtiğini, ceza davası yargılaması sonucunda tesis edilen beraat kararı, davacının hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma fiillerini işlemediğini göstermez ve davacının tazminat talebinde bulunmasına imkan verilmeyeceğini, suç duyurusunda bulunmak için yeterince emareye sahip olan bir kişinin, suç duyurusunda bulunması haksız fill teşkil etmeyeceğini, müvekkili şirket yöneticileri TTK m. 626 uyarınca şirketin menfaatlerini korumakla yükümlü olduğunu, dolayısıyla davacı hakkında suç duyurusunda bulunmak müvekkili şirket için sadece bir hak değil esasen kanundan doğan bir yükümlülük olduğunu, davacının saygın bir iş insanı olduğu iddiası gerçeğini yansıtmadığını, 2015 yılında davacı ile ilişkili kişilerin iş sözleşmelerinin feshedildiği iddiası gerçeği yansıtmadığını savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince; "... Davalı şirket bünyesinde davacının yönetim danışmanlığı sözleşmesi uyarınca yönetim danışmanlığı hizmeti verdiği, aynı zamanda davacının bu görevin sona erdiği 17/02/2015 tarihine kadar davalı şirket bünyesinde TTK m.623 hükmü uyarınca imza yetkili müdür sıfatı ile görev icra ettiği, davacının görev icra ettiği süreden sonra ise bu defa davalıların, davacı ile ilgili ithamlarda bulunduğu, bu ithamlar sonucunda davacının ceza dava dosyalarına muhatap kaldığı, ceza yargılamasında karar dahi verildiği anlaşılmaktadır. Buna göre davacının, davalı şirket ve şirket adına hareket eden yetkili gerçek kişi ile olan ilişkisinin sona ermesinden sonra haksız olarak ithamlara maruz kalıp kalmadığı, bu noktadaki davalıların şirketin şikayetlerinin hukuk düzeni tarafından korunabilir olup olmadığı, davalı şirketin ve adına hareket eden yetkili kişinin şikayetinin anayasal şikayet hakkı sınırları dahilinde kalıp kalmadığı, kalmıyor ise şikayeti sonucunda davacının muhatap kaldığı yargısal süreçte yapmış olduğu giderleri talep edip edemeyeceği, bu noktada manevi zararın oluşup oluşmadığı hususların ticaret mahkemesi değil asliye hukuk mahkemesinin görev alanı içinde kalmaktadır. Bir başka deyişle dayanılan vakıalar ticaret mahkemesinin görevli olmasını gerektiren yasal nedenler kapsamında bulunmamaktadır. Nitekim bir kısım yargısal uygulama dahi bu yöndedir. (İstanbul BAM 4.HD 2018/59E. 2018/1033K.sayılı kararı)Kaldı ki görev ile ilgili usuli bir hüküm verilecek ise bu talebe esas vakıaların öncelikle dikkate alınması gerektiği kabul olunmalıdır. 6100 sayılı HMK m.2 hükmü dahi görev hususunda "davadaki talebin" varlığından ziyade "dava konusunun" varlığını önemsemiştir. Mahkememizce usul hukuku tekniği anlamında bu teknik kavramlar arasındaki farklılık gözetilmiş, görev noktasında davanın konusu olan vakıa öncelikle dikkate alınmıştır. Buna göre davanın konusu olup dayanılan vakıaların içeriği karşısında görev hususu belirlenmiştir. Hal böyle olunca somut olayda davacının konu ettiği vakıalar, bu vakıaların ortaya çıktığı tarih ve bu vakıalara bağlı olarak ileri sürülen talep konusu, başkaca bir özel mahkemenin görevli olmasını gerektirmediğinden genel görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
1.Davacının davasının HMK m.114/f.1 hükmü karşısında ve Mahkememizin görevli olmaması nedeniyle HMK m.115/f.2 hükmü gereğince USULDEN REDDİNE,2-Mahkememizce görevsizlik kararı verilmesi karşısında kararın taraflarca süresi içinde kanun yoluna başvurmaması nedeniyle karar kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkememize başvurularak, dava dosyasının görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesinin talep edilmesine, 3-Bu suretle dosyanın akabinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; Müvekkili Şirketin, Davacı’nın TTK m. 623 hükmü uyarınca imza yetklisi olarak hareket etmesi sebebiyle, imza yetkisini kötüye kullanarak hukuka aykırı işlemlerle zimmetine geçirdiği paralar için 6 Mart 2015 tarihinde Türk Ceza Kanunu (“TCK”) m. 155/2 fıkrasındaki güveni kötüye kullanma suçunun oluştuğu şüphesiyle suç duyurusunda bulunduğunu, sözleşmenin art etkisi (culpa post pactum perfectum) sebebiyle davanın Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir..
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; Maddi ve manevi tazminat olup davacı, davalı şirket ile hizmet sözleşmesi olsa dahi yönetici pozisyonundaki çalışmasının sona ermesinden sonra davalıların eylemlerinden kaynaklı olarak uğradığı zarara ilişkin tazminat istemidir.6100 sayılı HMK'nın 2.maddesinin 1.fıkrasında; "Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir." hükmü düzenlenmiştir.Bu hükme göre, maddi tazminat talebiyle açılan eldeki davada Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olduğundan davalı vekilinin istinaf istemi yerinde değildir.Dosyadaki belgelere ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davalı ... vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
1.Usûl ve yasaya uygun İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/620 Esas 2023/930 Karar sayılı 08/12/2023 günlü kararına yönelik davalı ... vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2.492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 427,60 TL'nin mahsubuyla bakiye 187,80 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3.İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4.İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,
5.6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
6.Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-c. maddesi gereğince, kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 30/12/2025