2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (İnanç Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA :
Davacı vekili mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; davalının ... Şti. 'nin dava tarihi itibariyle tek ortağı ve şirket müdürü olduğunu, davalının 2016 yılı sonbahar aylarında müvekkileri Dr. ... ve ... 'in yanına gelerek ... isimli ortağı olduğunu, ortalı ile tabiri caiz ise kanlı bıçaklı ilişkilerinin bulunduğunu, ortağı ile %50 - %50 hissedar olduklarını göz merkezinin kiralık olarak ruhsatlandığını binadan da tahliye riski altında bulunduklarını, ortağının hiçbir şekilde anlaşmaya yanaşmadığını, tıp merkezi ruhsatının Sağlık Bakanlığı İzmir İl Sağlık Müdürü tarafından hak kaybına uğramamaları amacıyla askıya alındığını, ancak askı süresinin 13/07/2018 tarihinde dolacağını, o zamana kadar sorunun çözülmemesi halinde ruhsatıının iptal olacağını,aynı zamanda tıp merkezinin binasının kirayalayanı olan ... Firması yetkilisi ile sorunun olduğunu, bu sorunun çözülemediğini, kiraladıkları yere yapı ruhsatını halen alamadıklarını kendisini bu şekilde köşeye sıkıştıran ... Şti. Yetkilisinin kendisinden yüklü mektar para koparmaya çalıştığını aynı zamanda bu kişiden tehdit aldığını, netice olarak zor durumda olduğunu bu şirketin hisselerini kendisini satması halinde ortağının da devre yanaşacağını son çare olarak müvekkilleri gördüğünü, bu sorunların çözülmemesi halinde maddi ve manevi anlamda çok büyük zarar göreveğini ifade ettiğini, müvekkilerini ... Şti. 'nin hisselerini almaya ikna ettiğini, bu aşamadan sonda davalının ... Şti 'deki ortağı olan ... ile uzun görüşmeler yapılmış ve nihayetinde adı geçen kişi hisselerini davalıya devretmeyi kabul ettiğini, gerçekte devir bedeli müvekkillerden ... tarafından ödenen hisselerin ilk etapta davalıya devir edilmesinin sebebi ... Şti 'ninkullanacağı binanın kiralayanı ile akdetmiş olduğu kira sözleşmesinin 11 maddesinin son fıkrası gereği şirket hisselerinin çoğunluğunun el değiştirmesi halinin kiralanan binada devir yasağı kapsamında sayılacağı ve sözleşmenin feshi neticesinde doğrucağına dair düzenleme olduğunu, bu düzenleme çerçevesinde aslında daha ilk anda şirket hisselerinin devralma kararında olan müvekkiller davalı ile aralarındaki inanç sözleşmesi çerçevesinde hisselerin ilk zaman davalı üzerinde toplanmasına muvafakat ettiklerini, taraflar arasında olaşan inanç sözleşmesi çerçevesinde davalı ... Şti 'nin görünürde tek hissedarı haline geldiğini, bu aşamadan sonra şirketin kiralayanı ... A.Ş firmasının yetkilisi ... ile görüşmelere başlandığını, ve nihayetinde müvekkiler ile kiralayan arasında uzlaşmaya varıldığını, varılan uzlaşma çerçevesinde 28/05/2018 tarihirde kira sözleşmesi protokol başlıklı ve sözleşme ve akabinde yeni kira sözleşmesi imzalandığını, belirtilen kira sözleşmesinin imzalandığı tarih itibariyle kiralayan ... A.Ş ile müvekkillerin hisselerini aldığı ...Şti arasında protokol başlıklı sözleşmede müvekkil ... 'in garantör sıfatıyla imzasının bulunduğunu, kiracının mevcuk ortaklık yapısında hisselerin %100 ünü kendinde bulunduran ... 'in kira sözleşmesinin imzasını müteakip kiracı şirketin B tipi tıp merkezi ruhsatını almasından itibaren kira sözleşmesine göre devir işlemi yapacağını, ...'in herhangi bir sebepten şirketteki hisselerini belirtilen tarihe kadar devretmemesi halinde taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesinin işbu protokol uyarınca geçersiz hale geleceği ve kiracının taşınmazdan derhal tahliyesine sebebiyet vereceği hususlarının düzenlendiğini, davalının müvekkiller ile arasındaki inanç sözleşmesi çerçevesinde üzerinde bırakılan hisselerin devrini B Tipi Tıp Merkezi ruhsatının alınması ve ek kadro tahsisis sonrasında yapacağını taahhüt etmesine ve bu ek kadro ile B Tipi tıp merkezi onayanın İl Sağlık Müdürlüğü tarafından bildirilmesine rağmen gerçekleştirilmediğini, inanç sözleşmesi gereği inanılan kimse olan davalının hisseleri esasen müvekillere satmayı kabul ettiğini, ancak hisseler bu satım işlemine rağmen kendisinde bir süre daha tutulmasına karar verildiğini, ancak inaçlı işlem olarak yapılan bu işlemin kesinlikle kanuna aykırı bir işlem olmadığını, davalının ilk kira sözleşmesinin feshi sonucu doğuracağı ve kiralayan ile yeni kira sözleşmesi yapılmasına kadar böyle bir sonuç ile karşılaşılmaması amacıyla yapıldığını , inançlı kazandırma ya doğrudan doğruya inanan tarafnıdan yapıdığını, inanç konusu mal veya hak inananın mamelekinden inanılanınkine yahut inanç konusu mal ve ya hak üçüncü bir kişinin mamelekinden yani dolaylı olarak inanılanın mamelekine geçtiğini, bu çeşit kazandırmanın başlıca çeşitleri inananını bir üçüncü kişiyle inanılanın kendi adına inanan hesabına üçüncü kişiden bir hak iktisap etmesi olduğunu, davalının tamamen haksız olarak gerekte devri konusunda müvekkiller ile anlaştığını, buna dair yazılı sözleşmelere imza attığı hisselerin şeklen devir işlemini gerçekleştirmediğinden iş bu davanın açılması zorunluluğu doğduğunu, davalının mal kaçırma girişiminin önlenmesi bağlamında ... Şti deki davalı hisselerinin tümü üzerinde 3 şahıslara devir ve temlikinin önlenmesi ve teminat olarak gösterilmesinin önlenmesi bağlamında ihtiyati tedbir karar verilmesini, ... Şti. Yine ... Şti bünyesinde işletilen ... Merkezi adına var olan tıp merkezi ruhsatının 3 şahıslara devri ile üzerinde rehin vb ayni hak tesisinin önlenmesi bağlamında ihtiyati tedbir karar verilmesini, davanın kabulü ile davalının üzerinde bulunan ... Şti hisselerinin %51 ine denk gelen payın müvekkil ... adına %49 'una denk gelen payın ... adına tesciline karar verilmesini, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla müvekkilerinin uğradığı ve uğrayacağı maddi tüm zararların karşılığı şimdilik 100,00 TL maddi zararın her birinin ödeme tarihlerinden geçerli olmak üzere işleyecek ticari faizi ile birlikte ve her bir müvekkil adına uğramış oldukları manevi zararlar karşılığı 10.000,00 TL olmak üzere toplan 20.000 TL manevi zararın tazmini ile dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz oranı üzerinden tahakkuk edecek faizi ile birlikte davalıdan alınıp müvekkilere ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerine yükletilmesne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekilinin mahkememize verdiği cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde taraflar arasındaki ilişkiye dair anlatımların gerçeği yansıtmadığını ve taraflar arasında hiç bir şekilde inanç sözleşmesi kurulmadığını, inanç sözleşmesi kurulabilmesi için, inananın sahibi olduğu bir hakkı, inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmesi, aynı zamanda borçlandırıcı bir işlemle de onu bazı yükümlülükler altına sokması gerekeceğini, taraflar arasında böyle bir ilişkinin mevcut olmadığını,göz doktoru olan müvekkil ...'in, kendisi gibi göz doktoru olan ... ile birlikte ... Şirketi’ni kurduklarını, ilerleyen süreçte ...’ün hisselerini müvekkile satarak ortaklıktan ayrılması ve müdürlükten istifa etmesiyle ...'in şirketin tek ortağı ve münferit yetkilisi olduğunu, her ne kadar dava dilekçesinde müvekkilin hisselerini gerçekte davacılara sattığı ancak resmi devirlerin yapılmadığı iddia edilmişse de müvekkilin şirket hisselerini davacılara devretmek gibi bir iradesi hiçbir zaman var olmadığını, 22 yıllık uzman göz doktoru olan müvekkilinin tek düşüncesi ve hayali kurduğu şirketi yaşatmak ve şirkete ait tıp merkezini işler hale getirmek olduğunu, dava dilekçesi ekinde çeşitli protokoller sunarak inanç sözleşmesinin yazılı belge ile ispatı olduğunu iddia eden davacıların her şeyden önce müvekkile ödeme yapıp yapmadıklarını ortaya koyması gerekeceğini, zira bir inanç sözleşmesi kurulabilmesi için öncelikle devredilecek şirket hisselerinin karşılığında müvekkile ödeme yapılması gerekeceğini. Ancak davacıların buna ilişkin herhangi bir belge sunmadıklarını, bir beyanda dahi bulunamadıklarını, davacıların müvekkiline hiçbir zaman ödeme yapmadıklarını, yapmadıkları bir ödemeye ilişkin beyan ya da belge sunmalarının mümkün olmadığını, davacıların bu konuya hiç değinmediğni,ancak bunun dışında birçok farklı açıklamalar yaparak gerçeklerden uzaklaştıklarını. Müvekkile hiçbir ödeme yapılmamış olmasının, dava dilekçesindeki anlatımların gerçeği yansıtmadığını ve haliyle taraflar arasında inanç sözleşmesinin var olmadığını ortaya koyduğunu, davacıların, davalı müvekkille inanç sözleşmesi yaptıklarını, bu sözleşmeye güvenerek şirketin diğer ortağının hisseleri satın alınırken ödemeyi kendilerinin yaptığını, şirketi kiraladığını taşınmaza ilişkin ödemeleri de kendilerinin yaptığını, ancak müvekkilin şirket hisselerine karşılık hiçbir ödeme yaptıklarından bahsedemediğini, böyle bir ödemenin söz konusu olmadığını,Müvekkilin bizzat kurduğu ve ilk etapta % 50 hissedarı olduğu şirketteki hisselerini, hiçbir karşılık almaksızın davacılara devretmesi akla ve mantığa aykırı olduğu gibi hayatın olağan akışına da aykırı olduğuru. bu durum davacıların müvekkille inanç sözleşmesi yapmadığının en açık göstergesi olduğunu, zira böyle bir sözleşme kurulabilemesi için ilk olarak müvekkil lehine kazandırıcı bir işlem yapılmış olması gerekeceğini, ancak müvekkilin, davacılardan hiçbir ödeme almadığını, Davacıların taraflar arasında inanç sözleşmesi kurulduğu şeklindeki beyanları gerçek dışıdır. Her şeyden önce davacılar tarafından müvekkile yapılmış bir ödeme yoktur. Müvekkilin hiçbir karşılık almadan hisselerini devretmesinin akla, mantığa ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, buna ek olarak davacılarla birlikte hareket eden muhasebeci ... tarafından müvekkilin bilgisi ve rızası olmaksızın şirketin banka hesabından çekilerek davacılara verilen 2.000.000,00-TL ile davacıların yaptıklarını iddia ettiği harcamalar kendilerine fazlasıyla iade edildiğini, dolayısıyla davacıların ne müvekkilden ne de yetkilisi olduğu şirketten hiçbir alacağı olmadığını, taraflar arasında kurulmuş bir inanç ilişkisi de olmadığından şirket hisselerinin davacılar adına tescili ve tazminat talepleri haksız ve dayanaksız olduğunu,tüm bu nedenlerle kötü niyetle açılan işbu davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Davacı vekilinin 25/07/2019 havale tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiği ve vekaletnamesinde feragate yetkisinin olduğu görülmüştür.
Davalı vekili mahkememize sunduğu 01/08/2019 havale tarihli dilekçesi ile, sunulan feragati kabul ettiklerini, yargılama ücreti ve vekalet talep etmediklerini, feragat sonucu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili davadan feragat ettiğinden ve davadan feragat HMK nun 307. ve devamı maddeleri gereğince davayı sona erdiren taraf işlemlerinden olduğundan davanın feragat nedeniyle reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1.Davacının davalıya karşı açmış olduğu davanın feragat nedeniyle REDDİNE,
2.Harçlar yasası gereğince alınması gereken 44,40-TL harcın, feragat nedeniyle 1/3'ü olan 14,80-TL harcın, peşin alınan 2.049,30.TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 2.034,50.-TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde yatırana iadesine,
3.Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4.Davalı vekili talep etmediğinden, ücreti vekalet takdirine yer olmadığına,
5.Fazla yatırılan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde İzmir Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı.01/08/2019 Katip ... E-İMZALI Hakim ... E-İMZALI