13. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/236 Esas
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
TALEP
İHTİYATİ TEDBİR
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; "Davalı şirket ve müvekkil şirket arasında akdedilen, 28.03.2025 tarihli, 13 maddeden oluşan tekne satış sözleşmesi ile davalının mülkiyetinde bulunan,... seri numaralı,... adlı, özel teknenin 18.000.000,00 TL bedel karşılığında davacıya satışı konusunda anlaşma sağlanmıştır. Bu bedelden tahakkuk edecek KDV ve Stopajın davalı satıcıya ait olduğu, diğer vergi ve masrafların ise davacı alıcıya ait olacağı kararlaştırılmıştır. Bedelin 2.000.000,00 TL'si nakit olarak ödenmiş, bakiye 16.000.000,00 TL tutar için her biri 4.000.000,00 TL olmak üzere 30.04.2025, 30.05.2025, 30.06.2025, 30.07.2025 tarihli sıralı çekler verilmiştir. Davacı alıcı, bu çeklerden 30.04.2025 ve 30.05.2025 tarihli olanları ödemiştir.
Böylece tekne satışı nedeniyle davalı satıcıya toplamda 10.000.000,00 TL ödeme yapılmıştır.Tekne, sözleşmenin imzalandığı tarihte, davacıya teslim edilmiştir. Sözleşmenin 4.2.maddesinin son cümlesinde, teknenin tesliminin hiçbir şekilde mülkiyetin alıcıya devredildiği şeklinde yorumlanmayacağı da yazılıdır. Tekne satış sözleşmesine, alıcı şirket yetkilisi olan ...'ün de kefil olarak imzası alınmıştır. Sözleşme TTK m. 1001/I’de öngörülen noter onaylı şekil şartına aykırı olarak adi yazılı şekilde düzenlenmiştir. Bu nedenle sözleşme kesin hükümsüzdür. Sözleşme nedeniyle davacılar tarafından 10.000.000 TL ödeme yapılmış, ancak bakiye için verilen iki adet çekten: 30.06.2025 vadeli 0381208 seri numaralı 4.000.000 TL çek,İstanbul Anadolu 23. İcra Md... dosyasında takibe konmuştur.30.07.2025 vadeli 0381209 seri numaralı 4.000.000 TL çek, İstanbul Anadolu 5. İcra Md. .... dosyasında takibe konmuştur. Sözleşmenin geçersizliği ve borcun muaccel olmaması nedeniyle davacılar, esasen menfi tespit davası açmak üzere hazırlık yapmaktadır. Ancak icra dosyaları ilerlemekte ve davacılar yönünden telafisi güç zarar riski doğmuştur. Bu nedenle, İİK m. 72/2–3 gereğince icra veznesine giren paraların alacaklıya ödenmemesi için mahkemenizin müdahalesi zorunlu hâle gelmiştir. İİK m. 72/2 – Menfi tespit davası açılmadan önce ödeme yasağı talep edilebilir. Kanun hükmü uyarınca, borçlu, menfi tespit davası açmışsa icra veznesine yatırdığı paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. Uygulamada ve Yargıtay kararlarında, esas dava açılmadan önce de Değişik İş dosyası üzerinden geçici ödeme yasağı tedbirinin verilebileceği kabul edilmektedir. Davacılar, esas davayı derhâl açmak üzere hazırlık yapmaktadır; ancak icra dosyalarının ilerlemesi hâlinde dava sonunda hakkın elde edilmesi imkânsız hâle gelebilecektir.Açıklanan nedenlerle; İİK m. 72/2–3 gereğince ihtiyati tedbir talebimizin kabulü ile; İstanbul Anadolu 23. İcra Müdürlüğü... ve İstanbul Anadolu 5. İcra Müdürlüğü ... sayılı dosyalarından icra veznesine giren veya ileride girecek paraların alacaklıya ödenmemesine ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmesine, bu paraların icra müdürlüklerinde bloke edilmesine, ilgili icra müdürlüklerine bu yönde müzekkere yazılmasına, esas menfi tespit davasının davacılarca açılacağının ihtarıyla birlikte ödeme yasağı kararının esasa ilişkin dava açılıncaya kadar yürürlükte kalmasına, karar verilmesini.... talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 09/12/2025 tarih ve 2025/712 D.İş Esas - 2025/757 Karar sayılı kararında;".....İlgili düzenleme uyarınca icra takibinden sonra açılan menfi tespit davalarında ihtiyati tedbir yolu ile takip durdurulamayacak; ancak teminat mukabilinde icra veznesine yatacak paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde karar verilebilecektir." gerekçesi ile, ''1-Talep eden tarafın ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile 8.016.110,00-TL alacağın %15 tutarında 1.202.416,50-TL nakit teminat tutarını veya muteber bir bankanın kesin ve süresiz nitelikteki teminat mektubunu mahkememize yatırması koşuluyla; İstanbul Anadolu 23. İcra Müdürlüğünün .... ve İstanbul Anadolu 5. İcra Müdürlüğünün .... sayılı dosyasına yatacak paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir konulmasına,''istinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verilmiş ve karara karşı, karşı taraf vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karşı taraf vekili istinaf dilekçesinde özetle; htiyati tedbir talep eden tarafından, yatırılması gereken teminatın süresi içerisinde yatırılmamış olduğunu, mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararının HMK m. 393 uyarınca kendiliğinden kalktığını, İşbu kararın talep eden vekiline tebliğ edilmiş olduğunu, söz konusu teminat tutarının 1 haftalık kanuni süre içerisinde dosyaya yatırılmadığını yahut teminat mektubu sunulmadığını, bu doğrultuda verilen ihtiyati tedbir kararının kendiliğinden ortadan kalktığını, talep edenler her ne kadar taraflar arasındaki sözleşmenin TTK m.1001’e aykırı olarak akdedildiğinden bahisle kesin hükümsüz olduğunu iddia etmektelerse de işbu iddiaların, ihtiyati tedbir talep edilen dosyada ileri sürülmesinin mümkün olmadığını ve hukuken doğruluk payı da bulunmadığını, müvekkilin maliki olduğu...-... tekne seri numaralı, ... makine seri numaralı ve... adlı özel teknenin talep edenlerden ... Şti’ye satışına dair 28.03.2025 tarihli bir Tekne Satış Sözleşmesi imzaladığını, aynı sözleşmeyi ...'ün de garantör sıfatıyla imzaladığını, talep edenlerin taraflar arasındaki sözleşmenin TTK m.1001’e aykırı olarak akdedildiği iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, TTK m.1001'in gemi siciline kayıtlı olan gemilerin devir prosedürüne ilişkin olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmeye konu teknenin ise gemi siciline kayıtlı bir gemi olmadığını, bağlama kütüğüne kayıtlı bir tekne olduğunu, bu itibarla taraflar arasında akdedilen sözleşmenin, bağlama kütüğüne kayıtlı bir teknenin devrine ilişkin olması karşısında, TTK m.1001’de öngörülen yazılı şekil ve noter onayı şartlarına tabi olduğu yönündeki iddiaların Yargıtay içtihadı karşısında açıkça hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dolayısıyla sözleşmenin geçersiz olduğu iddiasına dayanak gösterilen TTK m.1001 hükmünün somut olayda uygulanma imkânı bulunmadığından, talep edenlerin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, Talep edenlerin teknenin yabancı bir devlette bağlanmış olmasını gerekçe göstererek borcun ifasının geçici olarak imkânsız hale geldiği ve bu nedenle çeklerin muaccel olmadığı yönündeki iddialarının hem sözleşme hükümleri hem de somut olayın oluş şekli karşısında açıkça hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, taraflar arasında 28.03.2025 tarihli bir Tekne Satış Sözleşmesi imzalandığını, ödemelerin tamamlanmaması nedeniyle resmi devir işlemi gerçekleştirilmediğini, satış sözleşmesini müteakip teknenin kullanımı talep edenlerden ...’e bırakıldığını, Talep edenlerin sözleşmede açıkça ve kesin biçimde kararlaştırılmış olan işbu hükümlere aykırı olarak, tekneyi ... sınırları dışına çıkardığını, ayrıca teknenin kullanımını üçüncü kişilere kiralamak suretiyle sözleşmeye aykırı davranışlarını ağırlaştırdığını, hukukun yerleşik ilkeleri uyarınca, kendi kusuru ile borcun ifasını imkânsız hale getiren tarafın bu imkânsızlığa dayanarak borcunu ifadan kaçınamayacağı gibi, bu durumu borcun muacceliyetini ortadan kaldıran bir sebep olarak da ileri süremeyeceğini, talep edenlerin kendi sözleşmeye aykırı fiilleri sonucu ortaya çıkan durumu “borcun ifasının geçici olarak imkânsızlığı” şeklinde nitelendirmelerinin hukuken korunabilir olmadığını,Kendi kusuruyla imkânsızlık yaratan tarafın bu duruma dayanamayacağı yönündeki yerleşik hukuk ilkesi ile TMK m.2’de düzenlenen dürüstlük kuralı gereğince, talep edenlerin çelişkili ve hakkın kötüye kullanılması niteliğindeki bu iddialarının hukuken korunmasının mümkün olmadığını, bu sebeple talep edenlerin borcun ifasının geçici olarak imkânsız olduğu ve çeklerin muaccel olmadığı yönündeki iddialarının dikkate alınmaması gerektiğini, Yerel mahkemece tesis edilen ihtiyati tedbir kararının hukuka aykırı olduğunu, ancak işbu ihtiyati tedbir kararının verilmesinin istisnai ve sıkı şartlara tabi bir hukuki koruma olduğunu, işbu hükmün ihtiyati tedbirin her hâlükârda ve otomatik şekilde verileceği anlamına gelmediğini, aksine ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için talep edenlerin;Borçlu olmadıklarını kuvvetle gösteren ciddi ve inandırıcı delilleri sunmaları,Borçlu olmadıkları iddialarının ilk bakışta haklı görünebilir nitelikte olması,Tedbir verilmemesi halinde telafisi güç veya imkânsız bir zarar doğacağının somut şekilde ortaya konulması gerektiğini, Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 389. maddesi uyarınca da ihtiyati tedbir kararının hangi durumlarda verilebileceğinin açıklandığını, işbu hükümle kanun koyucunun ihtiyati tedbir taleplerine belli sınırlamalar getirdiğini, bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi hâlinde, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hâle gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir kararı verilebileceğini, bununla birlikte tedbir talep eden tarafın öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak, yasal delillerle ispat etmek zorunda olduğunu, ispat ölçüsünün ise "yaklaşık ispat” kuralına göre belirlendiğini,
Somut olayda ise talep edenler tarafından ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için gereken şartların hiçbirinin somut ve inandırıcı delillerle ortaya konulmadığını, aksine taraflar arasında geçerli bir sözleşme bulunduğu, bu sözleşme kapsamında borcun doğduğu, çeklerin usulüne uygun şekilde düzenlendiği ve muaccel olduğunun açıkça anlaşıldığını, mahkemece tesis edilen ihtiyati tedbir kararının gerekçesinin dahi bulunmadığını, kararda yalnızca İİK m.72’ye atıf yapmakla yetinildiğini, ancak kararların gerekçeli olması gereğinin Anayasanın 141/3. maddesine göre bir zorunluluk olduğunu, Yerel mahkemece tesis edilen ihtiyati tedbir kararının gerekçeden yoksun olması nedeniyle hangi somut olguya ve hangi delile dayanılarak verildiğinin denetlenmesini imkânsız hâle getirmekte olduğunu, mahkemenin talep edenlerin borçlu olmadıklarını hangi somut ve inandırıcı delillerle ortaya koyduklarını, tedbir verilmediği takdirde hangi telafisi güç veya imkânsız zararın doğacağını, ayrıca hangi hukuki değerlendirme sonucunda ihtiyati tedbir koşullarının oluştuğunu kararında tartışmadığını, bu yönüyle de kararın denetlenebilirlik ilkesine açıkça aykırı olduğunu, Öte yandan ihtiyati tedbir kararı ile müvekkilin icra dosyalarındaki tahsil yetkisinin sınırlandırıldığını, müvekkilin alacağını tahsil etme hakkının ölçüsüz şekilde kısıtlandığını, oysa talep edenlerin tedbir verilmemesi hâlinde doğacak somut, yakın ve telafisi güç bir zarar bulunduğunu dahi ortaya koyamadıklarını, bu nedenle ispatlanmamış ve soyut iddialara dayanılarak verilen ihtiyati tedbir kararının, hukuka, İİK m.72’nin amacına ve yerleşik yargı içtihatlarına aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talep edenlerin taleplerin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Talep, İstanbul Anadolu 23. İcra Müdürlüğünün ... ve İstanbul Anadolu 5. İcra Müdürlüğünün .... sayılı dosyaları kapsamında icra veznesine giren veya ileride girecek paraların alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi isteline ilişkindir.Mahkemece, ihtiyati tedbir talebinin kabulüne, istinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verilmiş ve karara karşı, karşı taraf vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 6100 sayılı HMK'nın "İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar" başlıklı 341. maddesine göre, "İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.” Söz konusu maddenin gerekçesinde de değinildiği üzere, ihtiyati tedbir ve ihtiyati hacze ilişkin geçici hukukî koruma taleplerinin kabulü hâlinde itiraz imkânı bulunduğundan, önce bu yola (itiraz) başvurulması gerekli olup, ancak itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması mümkündür. Nitekim HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde de ihtiyati tedbir konusu düzenlenmiş olup, aynı Kanun' un 394/1. maddesinde "karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir" denilmek suretiyle, bu durumda öncelikle kararı veren mahkemeye itiraz yolu öngörülmüştür.
HMK'nın 394/4. maddesinde, ihtiyati tedbir kararına karşı itiraz başlığı altında, "İtiraz dilekçeyle yapılır. İtiraz eden, itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder; gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir.", 394/5.maddesinde de, "İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır." düzenlemesi mevcuttur.Somut olayda; mahkemece verilen 09/12/2025 tarihli kararda her ne kadar istinaf kanun yolu açık olarak verildiği yazılmış ise de; yukarıda açıklandığı üzere karara karşı, kararı veren mahkemeye itiraz yolu açık olup, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir isteminin kabulüne ilişkin kararı, istinaf yoluna başvurulabilir nitelikte bir karar değildir. Mahkemece, istinaf dilekçesi itiraz olarak kabul edilip duruşma açılıp itiraz hakkında bir karar verilmeli, bu karar taraflara tebliğ edildikten sonra kanun yoluna başvurulması halinde istinaf incelemesi için dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, ihtiyati tedbir talebinin kabulüne ilişkin karar itiraza tabi olup karşı taraf vekilinin istinaf başvurusunun itiraz olarak kabulü ile öncelikle mahkemenin itirazı değerlendirmesi ve itiraz hakkında bir karar vermesi gerekmektedir. Kanunda ön görülen itiraz yolunun kararda istinaf olarak yanlış gösterilmesi hatalı olup, muteriz vekilinin istinaf dilekçesinin tedbir kararına karşı itiraz olarak değerlendirilip HMK 394/5 madde uyarınca karar verilmeden dosyanın istinaf incelemesine gönderilmesi usul ve yasaya uygun değildir. Açıklanan nedenlerle; HMK' nın 341/1. maddesinde belirtildiği şekilde itiraz üzerine verilmiş ve istinaf edilebilir mahiyette bir karar bulunmadığından, muteriz vekilince yapılan istinaf başvurusunun HMK' nın 352. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir.
1.Muterizin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341/1, 352. maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,
2.Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3.Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafça peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatıran harcın hazineye gelir kaydına,
4.İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5.Artan gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,
6.Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 05/02/2026 tarihinde HMK'nın 341. ve 352. maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.