13. Hukuk Dairesi
13. Hukuk Dairesi 2015/31626 E. , 2016/23248 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vekili avukat ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, asıl dava ile, murisleri ... ’nin 15.03.2006 tarihinde genel cerrah olan davalı Doktor ... tarafından, diğer davalıya ait hastanede laproskopik safra kesesi ameliyatı olduğunu, hatalı ameliyat ve sonrasında gerekli tedavi ve bakımın yapılmaması sebebi ile 03.04.2006 tarihinde vefat ettiğini ileri sürerek, maddi tazminat isteme haklarını saklı tutmak kaydıyla, murislerinin basit bir ameliyat sonrası ölmesi nedeniyle duydukları üzüntü karşılığı her biri için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden yasal faizi ile davalılardan tahsilini istemişler; birleşen dava ile de, 7.236,00 TL maddi tazminatın ölüm tarihinden itibaren başlayacak yasal faizi ile davalıdan tahsilini istemişlerdir. Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, manevi tazminat davasının kısmen kabulüne dair verilen hüküm, dairemizin 2007/14545 Esas, 2008/3803 Karar sayılı 18.03.2008 ilamıyla bozulmuş; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda ise; asıl dava yönünden davacının davasının kısmen kabulü ile; her bir davacı için 1.000,00'er TL manevi tazminatın 03.04.2006 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen dava yönünden maddi tazminat talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; karar taraflarca temyiz edilmiştir.
1.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2.Davacılar, asıl ve birleşen dava ile, davalı hastanede diğer davalı doktor tarafından gerçekleştirilen hatalı ameliyat nedeniyle murislerinin öldüğünü ileri sürerek, maddi-manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Uyuşmazlık, uygulanan tedavi ve ameliyatta davalı doktorun herhangi bir kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle, vekil konumunda olan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutularak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolu seçmek gerekir. Gerçekten de hasta mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK 510. md (Eski BK 394. md) hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Ancak, tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktorun bu kez sorumlu tutulmaması gerekir. Somut olayda, mahkemece, davalıların kusurlu olduğu kabul edilmek suretiyle hüküm tesis edilmiş; manevi tazminat şartlarının oluştuğu gerekçesiyle de davacılar yararına ayrı ayrı manevi tazminata hükmedilmiştir. Dairemizce yapılan değerlendirmede, manevi tazminat isteme şartlarının oluştuğu açık olmakla birlikte davacıların yakınlarını kaybetmesi sebebiyle yaşadıkları elem ve üzüntü karşılığı takdir edilen tazminat miktarının çok düşük kaldığı, bu haliyle davacıların zararlarının giderilmediği, düşünülmüştür. O halde, mahkemece, açıklanan nedenden dolayı, daha yüksek makul düzeyde manevi tazminat takdiri gerekirken, açıklanan hususlara uyulmadan karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3.Davacı tarafından 17.03.2014 havale tarihli dilekçe ile, aynı olay nedeniyle maddi tazminat istemi ile ayrı bir dava açılmış; 07.04.2014 tarihli kararla, asıl dava ile birleştirilmesine karar verilmiştir. Mahkemece, maddi tazminat dava tarihi ve taraflar arasında vekalet ilişkisinin kurulduğu tarih karşılaştırıldığında, zamanaşımı süresi olan 5 yılın geçmiş olması ve davalı tarafça da zamanaşımı itirazında bulunulmuş olması gerekçe gösterilerek, maddi tazminat talebinin zamanaşımından reddine karar verilmiştir. Davacıların murisi Rıfat'ın 15.03.2006 tarihinde davalı şirkete ait hastanede davalı doktor tarafından ameliyat edildiği taraflar arasında çekişmesizdir. Uyuşmazlık, maddi tazminata ilişkin dava tarihi itibariyle dava zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı noktasındadır. Yargıtayın yerleşik uygulaması gereğince taraflar arasındaki ilişkinin vekalet sözleşmesinden kaynaklandığı hususunda duraksama yoktur. 818 sayılı B.K.nun 126.(6098 sayılı T.B.K.nun 147.) maddesi gereğince vekalet sözleşmesinde zamanaşımı süresi 5 yıldır. Ne var ki taraflar arasındaki vekalet ilişkisi meydana gelen ölüm olayı sonucu haksız fiili de içermektedir. Bu kapsamda dava konusu olayla ilgili olarak ceza davası açıldığı anlaşılmaktadır. 818 sayılı B.K.nun 60/II.maddesinde(6098 sayılı T.B.K.nun 72.m.) "....şu kadar ki, zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa, şahsi davaya da o müruruzaman tatbik olunur...." denilmek suretiyle zamanaşımı süresi için Ceza Kanununa atıfta bulunulmuş olup, anılan hükme göre tazminat davasının, ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımı süresine tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olması halinde, ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı açıktır. Kaldı ki bu maddenin uygulanması için, ceza davasında tazminat istenmesi gerekmediği gibi, eylemi işleyen hakkında ceza davası açılmış olması ya da mahkumiyet kararı verilmiş olması da gerekli değildir. Sadece eylemin suç niteliğini taşıması yeterlidir. Buna göre somut olay değerlendirildiğinde olayda maddi tazminata ilişkin dava tarihi itibariyle ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, davalılardan ... zamanaşımı itirazında dahi bulunmamıştır. Öyle olunca, mahkemece maddi tazminat bakımından her iki davalı açısından, işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.