8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2013/21558 E. , 2013/19062 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ...
3.Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 20.12.2011 gün ve 1437/1624 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı ... vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: K A R A R Davacı, dava konusu 117 ada 67 nolu parselin yaklaşık 1700 m2 lik bölümünü uzun yıllardan beri tarım arazisi olarak kullandığını açıklayarak bu bölümünün tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, zilyetlik yoluyla kazanılamayacağını, davacının da ekonomik amaca uygun zilyetliğinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulü ile 117 ada 67 numaralı parselin 14.7.2011 tarihli teknik bilirkişi krokisinde A harfi ile gösterilen 1700 m2 yüzölçümlü bölümünün ifraz edilerek tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; dava konusu 117 ada 67 numaralı parsel senetsizden ham toprak niteliğiyle, 7186,88 m2 yüzölçümlü olarak, 06.11.1998 tarihinde, ... adına tespit edilmiş, dava dışı 3. Kişi tarafından Kadastro Mahkemesi'nde açılan 2003/1977-147 Esas ve Karar sayılı dava dosyasındaki tespite itiraz davası sonucunda; davanın kabulüne taşınmazın 851,54 m2'lik bölümünün ayrılarak davacı 3.kişi adına, bakiye bölümünün ... adına tesciline karar verilmiştir.
Temyiz üzerine, mahkemenin hükmü 7. Hukuk Dairesi tarafından onanmak suretiyle 20.04.2004 tarihinde kesinleşmiştir. Anılan kararın infazı ile Kadastro Mahkemesi'nde dava konusu edilen bölüm 117 ada 84 numaralı parsel olarak dava dışı 3. kişi adına, bakiye bölüm ise şimdiki dava konusu edilen taşınmazın da içinde bulunduğu bölüm tapuda 6335 m2 yüzölçümü ile hükmen ... adına 20.4.2004 tarihinde tescili sağlanmıştır.
Mahkemece, kazanma koşullarının davacı yararına oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki, yapılan keşifte dinlenilen yerel bilirkişi ve tanıklar; dava konusu taşınmazın 20 yıldan fazla süre ile davacının zilyetliğinde bulunduğunu bildirmişlerdir. Keşif sonrası ziraatçı uzman bilirkişi tarafından sunulan raporda; taşınmazın dava konusu edilen bölümü dışında kalan bölümlerinin uzun yıllardır herhangi bir tarımsal amaçla kullanılmadığı, bu nedenle üzerindeki bitki örtüsünün mera yasfındaki hali arazi olduğunun tespit edildiğini, toprak yapısının kısmen ufak taşlı olduğunu, teraslama yapılmadan önceki yıllarda tarımsal amaçla kullanılıp kullanılmadığının belirlenemediğini, üzerindeki ağaçların yaşlarına göre yaklaşık 10 yıldan beri tarımsal amaçlı olarak kullanıldığı yazılıdır. Az yukarıda Esas ve Karar numarası belirtilen Kadastro Mahkemesi'nde görülen davada; aynı parselin başka bir bölümünün dava konusu olduğu, eldeki dava konusu yerin bitişiğindeki yere ilişkin açılan o davada alınan 06.11.2003 tarihli ziraatçı uzman bilirkişi raporunda ise; arazinin keşif tarihinde vasfının bozulmuş 2,5 metre yüksekliğinde 35 metre uzunluğunda örülmüş taş duvarlarla 3 tane teras yapılmakta olduğu, topoğrafik yapısının dik % 20-25 meyilli, bölge şartlarında teknik tarım yapılamayacak durumda olduğu, ham toprak vasfındaki yerin, davacıya (3.kişi), ait tarlanın kuzey sınırı uzantısında tepe konumunda bulunduğunun görüldüğü, açıklanmıştır. Eldeki davada nizalı taşınmaz, Kadastro Mahkemesi'nde dava konusu olan taşınmazın kuzey sınırında ve bitişik konumda yer almaktadır. Ziraatçı uzman bilirkişi ise kadastro dosyasındaki raporunda kuzey sınırındaki taşınmazın "tepe" konumunda bulunduğunu açıklamıştır. Diğer bir deyişle, eldeki dava konusu taşınmazın, 2003 yılında tepe niteliğinde bulunduğu anlaşılmakla, taşınmazın belirlenen bu niteliğine göre iktisabı mümkün görünmemektedir. Kaldı ki, Darenin uygulamalarına göre "tepe" nitelikli yerlerin mera olduğu yönündedir. Ayrıca Kadastro Mahkemesi dosyasının eldeki dava bakımından kesin delil olması söz konusu değil ise de, davacı aleyhine güçlü delil olduğu tartışmasızdır. Şu halde, saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, takdiri delil niteliğindeki yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına değer verilerek davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Davalı ... vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerindedir. Kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/111-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 16.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.