4. Hukuk Dairesi
4. Hukuk Dairesi 2016/10242 E. , 2018/6991 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar ..., ... ve ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 27/04/2015 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayetten kaynaklanan manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 10/03/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız şikayetten kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekili; davalının devlet olanaklarını kullanarak yakınlarına yarar sağladıkları iddiası ile davacılar hakkında şikayette bulunduğunu, davalının şikayeti üzerine davacılar hakkında idari soruşturma başlatıldığını, soruşturma sonucunda davacıların herhangi bir kasıt ve kusurlu davranışlarının bulunmadığına karar verdiğini, davacıların şikayeti üzerine davalının iftira suçundan ceza mahkemesinde yargılandığını ve cezalandırılmasına karar verildiğini, davalının şikayeti sırasında somut olay ve olgu göstermediğini, davalının iftira kastıyla hareket ettiğini belirterek oluşan manevi zararın tazminini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalı tarafından davacılar hakkında ispatı mümkün olmayan bir takım isnatlarda bulunulduğu, gerek askeri soruşturmada gerekse ceza dosyasında davalının isnatlarının gerçeği yansıtmadığının anlaşıldığı, bu nedenle davacıların davada haklı oldukları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa'nın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır, 25. maddesinde, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK’nın 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Dosya kapsamından, davacıların şikayeti üzerine ...
4.Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/619 esas ve 2014/667 karar sayılı ilamı ile davalının iftira suçundan cezalandırılmasına karar verildiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı anlaşılmaktadır. Ceza mahkemesince her ne kadar davaya konu edilen olay nedeniyle davalı cezalandırılmış ve hakkında verilen mahkumiyet kararı için hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları mahiyeti itibariyle hukuk hakimini bağlamaz.
Somut olayda; mahkemenin de kabulünde olduğu üzere askeri birlikte marangoz olan davalı ile onun amiri pozisyonunda olan davacılar arasında, davalının mesaiye geç gelmesi nedeniyle anlaşmazlık bulunduğu sabittir. Bu durumda davalının iş yerindeki bazı uygulamaları baskı olarak nitelendirmesi ve bu hususta yasal yollarla şikayette bulunması Anayasa’da yer alan şikayet hakkı ve dilekçe verme hakkı kapsamındadır. Gerek dava dosyası gerekse ceza dosyası kapsamında davalının salt zararlandırma kastı ile hareket ettiğine dair delil de bulunmamaktadır. Şu halde şikayetin hak arama özgürlüğü kapsamında kaldığı kabul edilerek davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Kararın açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir.