3. Ceza Dairesi
3. Ceza Dairesi 2018/6838 E. , 2018/16814 K.HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARININ İÇERİĞİNİN DENETLENMESİ NİTELİĞİNDE OLDUĞU, KANUN YARARINA BOZMA TALEBİNDE BELİRTİLEN HUKUKA AYKIRILIĞININ HÜKMÜN İÇERİĞİNİN DENETLENMESİNİ GEREKTİRMESİ NEDENİYLE KANUN YARARINA BOZMA KONUSU YAPILMASI OLANAKLI BULUNMADIĞI GEREKÇESİYLE RET.
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 86
"İçtihat Metni"Kasten yaralama suçundan sanık S. Y.'ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/2, 86/3-a, 86/3-e ve 62/1. maddeleri gereğince 3.000,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Malazgirt Asliye Ceza Mahkemesinin 21.12.2017 tarihli ve 2017/503 Esas, 2017/414 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 09.10.2018 tarih ve 2018/5484 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.10.2018 tarih ve 2018/82703 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi. Mezkur ihbarnamede; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 tarihli ve 2013/14-102 Esas, 2014/128 sayılı kararında belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartları oluşmadığı halde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda, kanun yararına bozma yoluna başvurulabileceği ve bozma kararının aleyhe sonuç doğuracağı nazara alınarak yapılan incelemede, Dosya kapsamına göre; 1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 52. maddesinde yer alan “(1) Adli para cezası, beş günden az ve Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir. (2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adli para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir. (3) Kararda, adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir. (4) Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adli para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği belirtilir.” ve 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesinde yer alan “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse,
Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir.” şeklindeki amir hükümler karşısında, adli para cezasının belirlenmesine ilişkin Kanun maddesinin gösterilmeyerek sanık aleyhine olacak şekilde adli para cezasının ödenmemesi halinde karşılaşabileceği muhtemel durumun sanığa usulüne uygun şekilde ihtar edilmemiş olmasında, 2) Dosya kapsamına göre, sanık hakkında 30.06.2017 ve 02.07.2017 tarihlerinde resmi nikahlı eşi olan katılanı yumruk atmak suretiyle basit tibbi bir müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı kabul edilmesine rağmen, sanığın eylemini silahtan sayılan bir aletle gerçekleştirdiği kabul edilmek suretiyle 5237 sayılı Kanun'un 86/3-e maddesi uyarınca cezasının artırılmasına karar verilmesinde, 3) 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinde yer alan “(1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. (2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır. (3) Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.” şeklindeki düzenlemeye nazaran, dosya kapsamına göre sanığın suç tarihlerinde müştekiye karşı gerçekleştirdiği kasten yaralama eylemlerinin ayrı ayrı suç teşkil edeceği gözetilmeksizin, sanığın eylemlerinin bir bütün olarak kabul edilmek suretiyle, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesindeki zincirleme suça ilişkin hükmün uygulanmasına yer olmadığına karar verilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı. Gereği görüşülüp düşünüldü: 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma yasa yolu, temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yoludur. Bu açıdan bakıldığında 5271 sayılı CMK'nin 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, aynı kanunun 231/12. maddesi gereğince itiraz yasa yoluna tabidir. HAGB kararına gerek itiraz edilerek, gerekse itiraz yasa yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde, kanun yararına bozma konusu yapılabilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan mahkumiyet hükmü; hükmün açıklanması, düşme kararının verilmesi veya yeni bir mahkumiyet hükmünün tesisinden sonra temyiz incelemesine konu olabilir. Ancak bu aşamadan sonra temyiz yasa yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde, koşulları bulunduğu takdirde kanun yararına bozma yasa yolu ile denetlenebilir. Sanık açısından hukuki sonuç doğurmayan ve olağan kanun yolu olan itiraz yasa yolu ile incelenmesi mümkün olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenmesi; olağan üstü yasa yolu olan kanun yararına bozma yasa yolunun olağan yasa yolu olan itiraz ve temyiz yasa yolu incelemesinin yerine geçmesi sonucunu doğurur. Ayrıca Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarih ve 2012/10-534 Esas ve 2013/15 sayılı kararı ile artık itiraz merciine işin esasına girebilme hakkı tanınarak suç vasfına yönelik aleyhe başvuru üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapabilmesi yönünde getirilen yeni düzenleme karşısında; kanun yararına bozma talebinde ileri sürülen düşüncelerin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının içeriğinin denetlenmesi niteliğinde olduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 gün ve 11/70-159 sayılı kararında da açıklandığı üzere kanun yararına bozma talebinde belirtilen hukuka aykırılığın hükmün içeriğinin denetlenmesini gerektirmesi nedeniyle kanun yararına bozma konusu yapılması olanaklı bulunmadığından ve kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceğinden, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmeyerek kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.11.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.