10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2012/17344 E. , 2013/12130 K.
"İçtihat Metni".......
Dava, ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacının ortağı olduğu prim borçlusu ....... aylar arasındaki dönemlere ait prim ve gecikme zamlarının tahsili amacıyla davalı Kurum tarafından 6183 sayılı Kanun kapsamında takip başlatılarak, üzerlerinde aynı Kanununun Mükerrer 35’inci maddesine dayalı olduğuna ilişkin derkenar kayıt bulunan ödeme emirlerinin tebliği üzerine, davacı 6183 sayılı Kanunun 58’inci maddesinde belirtilen sürede açtığı eldeki dava ile; şirketin üst düzey yöneticisi olmadığı gibi şirketin faal de olmadığı, ancak boşandığı eşi olan dava dışı .........şirket defterlerinde sahte kararlar oluşturulup, sahte imzalar atmak suretiyle 10 yıllığına şirket müdürü atanmış gibi şirket adına işlemler yaptığı ve kendisinin bu işlemlerden sorumlu olmadığı gerekçesiyle ödeme emirlerinin iptaline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davaya konu ödeme emirlerinin iptali ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağını, limited şirket niteliğindeki tüzel kişi işverenlerin üst düzey yönetici ve yetkilileri ile ortaklarının kamu alacaklarından sorumluluğunu düzenleyen ve 5510 sayılı Kanunun geçici 7’inci maddesi uyarınca uygulama alanı bulan ve uyuşmazlığa konu dönemde yürürlükte bulunan 6183 sayılı Kanunun 35 ve Mükerrer 35’inci maddeleridir. 6183 sayılı Kanun’un Mükerrer 35’inci maddesine göre; amme alacakları ve bu bağlamda davalı Kurumun işveren tüzel kişilerden prim ve diğer alacaklarının, tüzel kişinin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde kanuni temsilciler mal varlıklarıyla sorumludurlar. 6183 sayılı Kanunun 35. maddesinde ise; limited şirket ortaklarının kamu alacaklarından sorumluluğu düzenlenmiş, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılması koşuluyla şirket ortaklarının sermaye hisseleri oranında sorumlu olacağı öngörülmüştür. Her iki maddede de düzenlenen sorumluluk objektif sorumluluk niteliğinde olup tüzel kişinin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması dışında herhangi bir şarta tabi değildir. Maddelerde belirtilen “tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması” aynı Kanun’un 3’üncü maddesinde tanımlanmış olup, söz konusu maddeye göre tahsil edilemeyen amme alacağı terimi; “Amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını”, tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi ise; “Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun ./.. -2- hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını” ifade etmektedir.
Öte yandan; uyuşmazlığa konu dönemde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 540’ncı maddesi uyarınca limited şirketlerde “aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar. Şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabilir.” Şirket yönetimine mezun ve mecbur olan ortak şirketin ana sözleşmesi uyarınca temsilci atanması ve şirketi denetimden de sorumludur.
Somut olayda, ...... tarafından yürütülen kovuşturma dosyası kapsamından; dava dışı .... ile davacının Kasım 2003 de boşandıkları, davacının ve 2007 yılında ölen davacının babası ......ortakları oldukları, ..... 02.01.2003 tarihli kararlı deftere şirket ortakları adına sahte imzalar atarak veya attırarak kendisini şirket müdürü olarak atanmış gibi göstererek şirket adına işlem ve eylemlerde bulunduğu, ancak özel belgede sahtecilik suçu için öngörülen zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, davacının sorumlu olmadığından bahisle ödeme emirlerinin iptaline karar verilmiş ise de; 506 sayılı Kanun’un 80’inci maddesi uyarınca, prim borcunun en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödeneceğinden anılan tarihte muaccel hale geleceği ve buna bağlı olarak..... kendisini şirket müdürü tayin ettirmeden önceki dönemde muaccel hale gelen alacaklardan davacının sorumlu olduğu tartışmasızdır. Sonrası yönünden ise; davacının 6183 sayılı Kanunu gerek 35 gerekse Mükerrer 35’inci maddeleri kapsamındaki sorumluluğunun objektif sorumluluk niteliği nazara alınarak, davacının söz konusu borçlardan sorumlu olmadığı iddiasını davalı Kuruma karşı ileri süremeyeceği, ancak ......karşı iç rücu ilişkisi kapsamında talep ve iddiada bulunabileceği nazara alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekilinin, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 31.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
.......