40. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2019/3370
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 19/07/2018
NUMARASI: 2016/726 Esas - 2018/783 Karar
DAVANIN KONUSU: Araç Hasar Tazminatı (Kasko Poliçesinden Kaynaklanan)
Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Dava ve uyuşmazlık; kasko sigortası poliçesi kapsamında araç hasar tazminatı istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince; "Davanın kısmen kabulü ile 56.000,00 araç bedelinin 06/06/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının kazanç kaybı isteminin reddine," karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekili ile davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kazanç kaybı taleplerinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; araç sürücüsünün olay yerini terk etmesi nedeniyle kimliğinin tespit edilemediğini, Kasko Genel Şartları'na göre; tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma vb. durumlar hariç olmak üzere, diğer terk hallerinin teminat dışı olduğunu belirtildiğini, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davacının beyanları dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu belirtmiştir.
HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Olay tarihinde geçerli olan Kasko Sigortası Genel Şartları'nın " Teminat Dışında Kalan Zararlar" başlıklı A.5.10. maddesinde, "Zorunlu haller (tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma vb) hariç olmak üzere bu maddenin 5.4 ve 5.5 nolu bendlerdeki ihlaller nedeniyle, sürücünün kimliğinin tespit edilmesini engellemek için kaza yerinden ayrılması " durumu, araçta meydana gelen zararın kasko sigortası teminatı dışında kalması nedenlerinden biri olarak sayılmıştır. Yine, davaya konu olay tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 1409/1. maddesi uyarınca, sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı maddenin 2. fıkrası hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir. İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı, Kasko Poliçesi Genel Şartları'nın A.5. ve TTK 1446/2. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar ederse ispat yükü yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat yükü sigortalıya geçer. Olay tarihinde geçerli olan KSGŞ'nın A.5.10. maddesinde, "zorunlu haller (tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma vb) hariç olmak üzere bu maddenin 5.4 ve 5.5 nolu bendlerdeki ihlaller nedeniyle, sürücünün kimliğinin tespit edilmesini engellemek için kaza yerinden ayrılma" denilmek suretiyle, maddede ifade olunan haller ile benzer haller dışında olay yerini terkin, zararın teminat dışı olmasına yol açacağı kabul edilmiştir. Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya bakıldığında; davalı ... nezdinde kasko sigorta poliçesi ile sigortalı bulunan aracın sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi nedeniyle tek taraflı kaza yaptığı ve araç sürücüsünün olay yerini terk ettiği ve kimliğinin tespit edilemediğinin trafik kazası tespit tutanağında belirtildiği hususlarında taraflar arasında da uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda dosya içeriğine göre davacı tarafça rizikonun teminat kapsamında kaldığı ispat edilemediğinden, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu nedenle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince reddine; davalı vekilinin ise HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.