40. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Dosya No: 2020/2109
İncelenen Kararın
Taraflar arasında görülen davada verilen, ilk derece mahkemesinin yukarıda tarihi ve numarası gösterilen kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmakla dosya incelendi;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili, davalıların işleteni ve trafik sigortacısı oldukları ... plaka sayılı araç ile ... plaka sayılı aracın 05/03/2016 tarihinde karıştığı trafik kazası nedeniyle, müvekkilinin oğlu ...'in vefat ettiğini belirterek, şimdilik 1.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı ile 50.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte hüküm altına alınmasını talep etmiştir.Davalı sigorta şirketi vekili davanın reddini talep etmiştir. Diğer davalı ..., usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap vermemiş; adı geçen davalının yargılama aşamasında vesayet altına alınmasından sonra vasisi ... adına tebligat çıkarılarak taraf teşkili sağlanmak suretiyle yargılamaya devam olunmuştur.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, ... plakalı aracın sürücüsü ve işleteni olan davalı ...'in kazanın gerçekleşmesinde %20 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek, maddi ve manevi tazminat davasının kısmen kabulüne, 12.178,12 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve 10.000,00 TL manevi tazminatın, kararda belirtilen faiz başlangıç tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte kararda adı geçen davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle; hesap ve kusur bilirkişileri tarafından hazırlanan raporlara yönelik itirazları dikkate alınmadan karar verildiğini, soruşturma aşamasında alınan raporda karşı aracın sürücüsü olan davalı ...'in asli kusurlu olduğunu, yine hükme esas alınan 14/2/2019 tarihli raporda, davalı araç sürücüsüne kazanın oluşumuna neden olacak birden fazla kusurlu eylem izafe edilmesine rağmen tali kusurlu kabul edilmesinin hatalı olduğunu; davalı araç sürücüsü alkollü olduğunu ceza dosyasındaki savunmasında kabul etmiş olmasına rağmen bu hususun değerlendirilmediğini, davalı araç sürücüsünün, olay yerinde bir kaza olduğunu görmesi, frene basması, yeterli takip mesafesini koruması, yol ve hava şartlarını dikkate alması, önündeki araçların seyrini ve durumunu takip ederek trafik akışını tehlikeye düşürmeyecek şekilde önlem alması gerekirken, bu kurallara aykırı davranarak kazaya neden olduğunu; özetle, rapora yönelik itirazları dikkate alınmadan yargılamaya devamla karar verildiğini, müteveffanın gerçek kazancı üzerinden hesaplama yapılmadığını, müteveffanın aylık kazancının 4.000,00 - 5.000,00 TL arasında olduğunu, buna ilişkin TÜİK verileri ve tanık anlatımının dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, hesaplamanın mevcut deliller dikkate almadan farazi yaklaşımlarla yapıldığını; 39 yaşına kadar evlenmemiş ve annesiyle birlikte yaşayan birisinin 2 yıl sonra evleneceği varsayımının doğru olmadığını, yine hükmedilen manevi tazminatın son derece düşük olduğunu, tek evladını kaybeden davacı için hükmedilen manevi tazminatın yetersiz kaldığını belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 355 inci maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin konularla sınırlı biçimde yapılan incelemede:Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir.Davacı vekili, yargılama aşamasında verdiği 18/3/2019 tanzim tarihli dilekçesi ile 14/2/2019 tarihli kusur raporuna karşı somut gerekçelere dayalı olarak itirazda bulunmuş ve işbu itirazlarını istinaf aşamasında tekrar etmiş olması nazara alındığında, öncelikle mahkemenin kusura ilişkin kabulünün değerlendirilmesi gerekmektedir.İlk derece mahkemesince hükme esas alınan 14/2/2019 tarihli Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunda, müteveffa ...'in bariyerlerle bölünmüş yol üzerinde kendi can güvenliğini tehlikeye atacak şekilde yaya olarak bulunduğu sırada meydana gelen olayda asli derecede kusurlu görüldüğü, davalı araç sürücüsünün ise güvenli takip mesafesini korumadığı, yola gereken dikkati vermediği, daha önceden gerçekleşen kazayı fark ettiği sırada yeterli fren direksiyon tedbirine başvurmadığı gerekçesiyle tali kusurlu olduğu; ceza soruşturmasında alınan 24/5/2016 tarihli bilirkişi raporunda ise, davalı araç sürücüsünün arkadan çarpma kuralını ihlal ettiğinden ötürü asli, müteveffa ...'in ise taşıt yolu üzerinde bulunarak trafik güvenliğini tehlikeye düşürdüğünden bahisle asli kusurlu olduğu ve ceza dosyası kapsamında alınan 8/11/2017 tarihli ATK raporunda ise davalı araç sürücüsü tali, taşıt yolunda bulunduğundan bahisle müteveffanın asli kusurlu olduğu mütalaa edilmiş ise de; davaya konu kazanın hemen öncesinde müteveffanın yönetimindeki ...plaka sayılı araç ile dava dışı başka bir araç arasında sol şerit üzerinde maddi hasarlı trafik kazası gerçekleştiği, bunun hemen akabinde dava dışı başka bir aracın, ilk çarpışmanın etkisiyle orta şeride savrulan müteveffanın yönetimindeki ... plaka sayılı araca çarpmamak için sağa yönelerek yolun sağında durduğu, bunun akabinde ise aynı yönde arkadan gelmekte olan davalı araç sürücüsünün ... plaka sayılı aracıyla yol üzerinde bulunan ...'e çarparak ölümüne sebebiyet verdiği olayda, müteveffanın yönetimindeki araç ile maddi hasarlı trafik kazasına karıştıktan sonra araçtan inerek kaplama üzerinde zorunlu nedenle bulunduğu, kazaların kısa zaman aralığında peş peşe gerçekleştiği, havanın yağmurlu ve zeminin kaygan olduğu, davalı araç sürücüsünün hızını yol ve hava durumunun gerektirdiği şekilde ayarlaması ve etkin fren tedbirine başvurması durumunda kazanın meydana gelmeyeceği, oysa ki davalı araç sürücüsünün kendi beyanına göre kaza esnasında alkollü olduğu ve arkadan çarpma kuralını ihlal ederek kazaya sebebiyet verdiği; kazanın işbu gerçekleşen biçimine göre, asli kusur teşkil eden arkadan çarpma kuralını ihlal eden davalı araç sürücüsüne nazaran kazanın hemen öncesinde gerçekleşen bir başka kaza nedeniyle araçtan inerek yol üzerinde bulunan müteveffanın asli kusurlu görülmüş olması doğru olmamıştır. Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında HMK'nın 266/1 ve 282/1. maddelerindeki düzenlemeler uyarınca kazanın oluş biçiminin belli olduğu somut olayda, bilirkişi raporundan bağımsız olarak hâkimin kusur oranlarını kendisinin belirleyebileceği dikkate alınmak suretiyle; kazanın oluş biçimiyle dosya kapsamına göre, kazada davalı sürücü ile davacının % 50'şer oranında kusurlu olduğunun kabulü gerektiği, giderek davacı vekilinin kusur oranına yönelik istinaf itirazlarının yerinde olduğu anlaşılmaktadır. Yine, davacı vekilinin, 6/8/2019 tarihli hesap raporuna karşı 20/8/2019 günü sunduğu dilekçesiyle, müteveffa ölmemiş yaşasaydı evlenip 2 çocuğu olacağı yönündeki varsayıma dayalı olarak hesaplama yapılmasına; yine, babası ile bir desteklik ilişkisi olmadığı halde onun geçimine katkı sağlayacağı kabul edilerek pay ayrılmasına itirazda bulunduğu, istinaf aşamasında da benzer itirazlarda bulunduğu görülmekle, davacı vekilinin bu yöne ilişkin itirazları haklı görülerek HMK'nın 356. maddesi uyarınca bilirkişiden bu konuda ek rapor alınmasına karar verilmiştir. Mali sosyal durum araştırma tutanağı ve nüfus aile kayıt tablosu ve aksi ispat edilene kadar doğruyu söylediği asıl olan davacı tanık anlatımından anlaşıldığı üzere müteveffanın anne ve babasının, çok önceden ayrıldıkları, müteveffanın annesi tarafından büyütülüp yetiştirildiği, yetişkin olduktan sonraki aşamada ise davacı annenin tüm iaşesinin oğlu olan müteveffa tarafından sağlandığı, vefat tarihine kadar destek şahsı ile davacı annenin birlikte yaşadıkları, davacı annenin tek çocuğu olduğu, başkaca bir çocuğunun bulunmadığı ve destek şahsının babasıyla uzun yıllardır bağı olmadığı nazara alındığında, müteveffanın gelirinin paylaştırılmasına dair kabul edilen varsayıma ilişkin istinaf itirazlarının kabulü gerektiği, bu gerekçelerle, Dairemizce, 39 yaşında bekar olarak vefat eden ve vefat tarihi öncesinde annesiyle birlikte yaşayan müteveffanın ölmeyip yaşaması durumunda evlenerek bir çocuğu olacağı ve babasına nazaran annesine daha fazla destek olacağı varsayımına dayalı olarak hesaplama yapılması gerektiği kanısına varıldığı; Dairemizce dosyaya kazandırılan 6/3/2023 tarihli bilirkişi raporunda da bu doğrultuda hesaplama yapılarak, müteveffanın gelirinin ilk 2 yıl için 1/4, sonraki 2 yıl için 1/6, sonraki 7 yıl için 2/8 ve sonraki 12 yıl için 2/10'unu davacı anneye ayıracağı varsayımına dayalı olarak, asgari ücret ve davacının iddiasına konu 4.500,00 TL ücret üzerinden ve ayrıca davalı araç sürücüsünün %20 ve %50 kusuruna göre seçenekli olarak hesaplama yapıldığı; davacı vekili tarafından belirsiz alacak şeklinde açılan eldeki davada, davanın asgari ücret ve %50 kusura göre ıslah edildiği, bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği, gerekçeli ve denetime elverişli düzenlenen bilirkişi raporunun hüküm vermek bakımından yeterli olduğu, davacının asgari ücret üzerinden geliri olduğu iddiasının ispatlanamamış olması nedeniyle, garame hesabını gerektirmeyen şekilde asgari ücret üzerinden hesaplanan -davalı sigorta şirketinin poliçe limitinin altında kalan- davacının hak ettiği destekten yoksun kalma tazminatının ıslah talebi doğrultusunda hüküm altına alınması gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Davacı vekilinin manevi tazminata yönelik istinaf itirazlarının değerlendirilmesinde ise; kaza tarihindeki paranın alım gücü, caydırıcılık ilkesi, kusur durumu, davalı araç sürücüsünün kazadan sonra olay yerini terk ederek kaçmış olması, ceza mahkemesinde alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılmış olması ve hakkaniyet ilkesi nazara alındığında, hayattaki tek desteği olan genç yaşında iken oğlunu kaybeden ve bunun bir ömür boyu acısını çekecek olan davacı annenin talep ettiği manevi tazminat tutarı makul ve kabul edilebilir olduğu halde, düşük tazminata hükmedilmiş olması doğru olmamıştır.
Davacı vekilinin manevi tazminata yönelik istinaf başvurusu yerindedir.