10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2023/2820 E. , 2023/2838 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasında ilk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak tahsis talebinde bulunulabilecek tarihin 18.12.2018 tarihi olarak tespiti ile, 01.01.2019 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı tahsisi ve aylıkların 01.03.2019 tarihinden başlayacak yasal faizleri ile davalı kurumdan tahsili davalarında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kısmen kabulüne dair karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ve davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde subay olarak görev yapıp, 01.04.2014 tarihinde görevinden ayrıldığını, sonrasında SSK kapsamında özel bir havayolu şirketinde çalışmasını sürdürdüğünü, davacının emeklilik tarihinin tespiti için kuruma başvurduğunu, 52 yaşını dolduracağı 10.08.2025 tarihinde emekli olabileceğinin bildirildiğini, sonrasında tekrar başvurulup kurum cevabıyla 52 yaşını doldurduğu 19.08.2022 tarihinde emekli olabileceğinin bildirildiğini, oysa davacının 52 yaşını doldurduğu tarihin 10.08.2025 olduğunu, her iki kurum cevabında hesaplama hatası ve yasaya aykırılık olduğunu, bu nedenle davacının hak ettiği 4 yıl 7 ay 23 günlük fiili hizmetine ilişkin 1673 günlük sürenin tamamının sigorta başlangıç tarihinden geri çekilmesi, buna göre bulunacak yaş haddinden de düşülerek emeklilik tarihinin 18.12.2018 tarihi olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili, bu dosya ile birleşen ... 33. İş Mahkemesinin 2019/210 E sayılı dava dilekçesinde özetle, davacının emeklilik başvuru yapacağı tarihin 18.12.2018’de dolmuş olduğunu, kuruma emeklilik aylığı bağlanması talebiyle yaptığı 18.12.2018 başvuru tarihini takip eden 01.01.2019 tarihinden itibaren aylığa hak kazandığını belirterek, aylık bağlanması, birikmiş aylıkların 01.03.2019 tarihinden itibaren yasal faiziyle ödenmesi gerektiğinin tespiti ve davanın ... 17. İş Mahkemesi 2018/162 E sayılı dosya ile birleştirilmesi talep edilmiş, irtibat nedeniyle birleştirilmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın usulden reddi gerektiğini, davacının taleplerinin gerçeği yansıtmadığını, fiili hizmet zammında davacının istediği şekilde faydalandırılmasının mümkün olmadığını beyanda haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddi ile yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin bozmadan önceki 09.10.2019 tarihli kararı ile, asıl ve birleşen davanın kabulü ile, davacının tahsis talep tarihini takip eden 01.01.2019 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin, davacıya 01.01.2019 tarihinden itibaren bağlanacak yaşlılık aylıklarının 01.04.2019 tarihinden işleyecek yasal faiziyle ödenmesi gerektiğinin tespitine" şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 27.05.2021 tarihli ve 2020/36 Esas, 2021/1025 Karar sayılı kararıyla; istinaf başvurusunda bulunan taraf ve istinaf sebepleri de gözetilerek yapılan istinaf incelemesine göre, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK'nın 353 üncü maddenin birinci fıkrasının b bendinin 1 numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A
. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizce; "....davacının asıl davada, dava tarihinden sonraki bir tarihte tahsis başvurusu yapılabileceğinin tespitini istediği anlaşılmakta ve mahkemece bu yönden de kabule dair karar verildiği anlaşılmakta ise de, davacının aylık bağlanması için yazılı başvuru şartının henüz gerçekleşmemiş olduğu, bu tarih geldiğinde dahi tahsis isteminde bulunup bulunmayacağının bilinemeyeceği dikkate alındığında, ileriye etkili olarak hüküm tesisinin, hukukumuzda mümkün olmadığı, bu durumun usul ekonomisi ilkeleri ile de bağdaşmadığı, hususlarının dikkate alınmaması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir Mahkemece, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı “fiili hizmet zammının” tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Kanun'un Ek 39 uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Kanun'da yer alan “fiili hizmet zammının”, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Kanun'un 11 inci kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan “itibari hizmet” sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddelerinde düzenlenmiş “fiili hizmet zammının”, 506 sayılı Kanun'daki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken “itibari hizmet” süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Kanun kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun'un 60 ıncı ve geçici 81 inci maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir." gerekçeleri ile karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı 10.08.1973 doğumlu olup davacının 30.09.1991-01.04.2014 tarihleri arası 5434 sayılı Kanun'a tabi ( 5510 sayılı Kanun 4/1-c ) 22 yıl 6 ay fiili hizmeti ve 4 yıl 7 ay 23 gün (1673 gün) fiili hizmet zammı olmak üzere toplam 27 yıl 1 ay 23 gün hizmeti bulunduğu, 07.04.2014-31.05.2018 tarihleri arası 1446 gün 5510 sayılı Kanun 4/1-a kapsamında sigortalılığı bulunduğu, 23.05.2002 tarihi itibariyle hizmet süresi 30.09.1991-23.05.2002 tarihleri arasında 10 yıl 7 ay 23 gün olup bu süreye 23.05.2002 tarihine kadar olan 1 yıl 8 ay fiili hizmet zammı süresi de eklendiğinde 23.05.2002 tarihi itibariyle hizmet süresi 12 yıl 3 ay 23 gün olduğu, 23.05.2002 tarihi itibariyle hizmet süresi 506 sayılı yasanın Geçici 81/B-(1) alt bendine göre davacının yaşlılık aylığı tahsis şartları, 25 yıl sigortalılık süresi, 52 yaş ve 5525 prim ödeme gün sayısı olduğu, davacının tahsis talep tarihi 18.12.2018 tarihi itibariyle toplam 11249 gün prim ödeme günü bulunduğu, 25 yıllık sigortalılık süresini tamamladığı açık olup uyuşmazlık bulunmadığı, davalı kurum tarafından davacının fili hizmet zammı süresi yaş haddinden indirilmediğinden 52 yaş şartı nedeniyle talebinin reddedildiği, ancak 5434 sayılı Kanun'un geçici 205 inci maddesinin son fıkrası ve 506 sayılı Kanun'un ek 39 uncu maddesi gereğince 4 yıl 7 ay 23 gün fiili hizmet süresi 52 yaş haddinden indirildiğinde davacının yaş haddi şartının 47 yıl 04 ay 07 gün olduğu, 10.08.1973 doğumlu olan davacının 17.12.2020 tarihinde yaşlılık aylığına hak kazandığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yargılama, Yargıtay bozma ilamında belirtilen hususlar ve tüm dosya kapsamına göre; özetlenen nedenlerle asıl dava yönünden davanın usulden reddine, birleşen dava yönünden davanın kısmen kabulüne yönelik aşağıdaki hükmün kurulduğu, kısa kararda sehven istinaf kanun yolu gösterilmiş ise de temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
Asıl dava yönünden, HMK 114/1- h maddesi gereği hukuki yarar yokluğundan HMK 115/2 maddesi gereği dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine, Birleşen dava yönünden, davanın kısmen kabulüne, davacının yaşlılık aylığına müstahak olduğu 17.12.2020 tarihini takip eden 01.01.2021 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, davacıya 01.01.2021 tarihinden itibaren bağlanacak yaşlılık aylıklarının 01.04.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, dair karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde: bozma kararından sonra verilen mahkeme kararının hatalı olduğunu, esasen bozma kararına uyulmasından sonra dahi tahsis şartlarına haiz olduğunu bune göre bu şartların gerçekleştiği tarih itibari ile de olsa tahsise karar verilmesi gerektiğini beyan ile, kararın bozulmasını istemiştir. Davalı Kurum vekili ise, davacı hakkında hem tahsis koşullarının hem de fiili hizmet zammı süresinin kendilerince doğru uygulandığını buna göre her iki davanın da reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek, davanın reddine dair karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince uygulanması gereken 506 sayılı Kanun kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği hususundadır.
2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesi ve 506 sayılı Kanunun geçici 81 inci ve ek 39 uncu maddesi ile 5434 sayılı Kanunun 32 inci maddeleri hükümleridir.
3.Değerlendirme
1.Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı).
2.Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr.
A. Recai Seçkin’e Armağan, ...
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 ..., 1974, sayfa 395 vd.)
3.Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
4.Mahkemece bozmaya uyulmuş ise de, bozma gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmakta olup, tahsis yapılmasına ilişkin davalarda, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141 inci maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30. maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir.
5.Eldeki dava bakımından, değerlendirme yapıldığında ise, mahkemece asıl davada ileriye etkili dava açılmasının ve tahsis talebinde bulunup bulunmayacağı henüz belirsiz olan davacı hakkında hukuki yararının yokluğu dikkate alınarak verilen red kararı isabetli ise de, birleşen dava bakımından öncelikle bozmaya uygun şekilde uygulama yapılmalı ve davacının tahsis koşullarını gerçekleştirip gerçekleştirmediği hususu irdelenmeli sonucuna göre karar verilmesi gereklidir
6.Buna göre, 19.12.2018 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu anlaşılan davacı hakkında, 5510 sayılı Kanun'un geçici 1 inci maddesinin 2 nci fıkrası gereği uygulanması gereken 2829 sayılı Kanun kapsamında uygulama yapılırken son 7 yıllık süre içerisinde en fazla 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetlerinin geçtiği anlaşılmakla, tahsis şartları bakımından 506 sayılı Kanun'un 60 ve geçici 81 inci maddeleri hükümlerine tabi olduğu anlaşılmakta olduğundan, 18 yaşından sonra ve ilk kez Emekli Sandığı kapsamına alındığı 15.10.1991 tarihine göre, tahsis talep tarihi itibari ile 27 yıl 2 ay 4 gün, 23.05.2002 tarihi itibari ile de 10 yıl 7 ay 8 gün sigortalılığına ve 5600 günden fazla gününün bulunmasına göre, geçici 81. maddenin ilk fıkrasının (B) bendinin (j) alt bendi gereğince 25 yıl sigortalılık süresi 5600 gün ve 53 yaş şartlarına tabi olduğu belirgin olup, 10.08.1973 doğumlu davacının 53 yaşını doldurduğu 10.08.2026 tarihinden 4 yıl 7 ay 23 günlük fiili hizmet süresi zammının geriye çekilmesi ile bulunacak 17.12.2021 tarihi itibari ile gerçekleşip gerçekleşmediği hususu üzerinde durularak, davacının talebi de gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
21.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.