43. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1338
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 11/12/2018
NUMARASI: 2016/1234 Esas - 2018/1182 Karar
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince ve davalı vekilince ayrı ayrı istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... plaka numaralı aracın 28/01/2015 tarihinde müvekkiline satıldığını, 10 ay sonra seyir halinde stop eden taşıtın elektrik kestiğini ve kaza atlatıldığını, yol yardımla temasa geçildikten sonra elektriğin geri geldiğini, ... servisine çekilen aracın on gün sonra arızasının body computer alternatör denilen parçasından kaynaklandığını ve değiştirildiği bilgisinin verilerek teslim aldığını, daha sonra arızanın ikinci kez tekrarlandığını ve tamiratının yapıldığını, arızanın üçüncü kez tekrar etmesi üzerine fabrika çıkısında hatalı olan taşıtın gizli ayıbı nedeniyle ihtarname çekildiğini, davalının arızayı kabul etmediğini, açıklanan nedenlerle; dava konusu aracın davalıya iadesi ile faturaya konu bedelin ihtarname tarihinden itibaren reeskont faizle birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; aracın ayıplı olduğu iddialarının doğru olmadığını, arızanın dış kaynaklı ve kullanıcı hatasından meydana geldiğini, parça değişikliği yapılıp son ziyarette arıza tespit edilemediğini, arıza ihtimali olan parçaların değiştirildiğini, bedelsiz onarım seçimlik hakkının kullanıldığını, taşıt arızasının davacı yedindeyken hasar ve kusur nedeniyle de oluşmuş olabileceğinin değerlendirilmesi gerektiğini, ayıp olması halinde, ayıp oranında indirime karar verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Davaya konu aracın değişik tarihlerde çalışır durumda ve yolda seyir esnasında üç kez sistemleri besleyen enerjinin kesilmesi şeklinde arızaya maruz kaldığı, dosyadaki servis belgelerine göre 28/01/2015 tarihinde satışı yapılan bu aracın 10.000 tm bakımının zamanında yaptırıldığı 25/05/2016 tarihinde arıza nedeni ile taşıt kontrol ünitesinin torpido ve motor iç tesisatının değiştirildiği, 01/102016 tarihinde yine aynı arıza nedeni ile yapılan incelemede vites geçişlerinde ve özellikle 1. Ve 2. Viteste devrin yükseldiği onarıma dair bir işlemden bahsedilmediği , rutin bakım ve onarım dışında BMC ve 2 adet kablo tesisatının değiştirildiği , 06/102016 tarihinde BMC ve alternatörün değiştirildiği ; arızanın seyir halinde iken ve enerjisi kesilmesi şeklinde olması nedeni ile hayati sistemlerin devre dışı kaldığı ,arıza zamanlamasının öngörülemez ve önceden sinyal vermez şekilde gerçekleştiği bunun da kaza ve can ve mal güvenliğini tehlikeye atar ciddi bir arıza olduğu, onarımla çözümlenemediği arızanın üretimden kaynaklı bir arıza olduğu, kullanıcı hatası bulunmadığı aracın mevcut arızası ve gizli ayıbı nedeni ile değişim şartlarının bulunduğu anlaşılmıştır.Alınan ek raporda da davacı yanın araçtan km si ve satın alındığı tarih gözetilerek ancak %0 58 ( binde 58) oranında yararlanabildiği, alım bedeline nazaran bu oran üzerinden kullandığı fayda tenzil edildiğinde 40.369,50 TL bedel iadesi isteyebileceği, aracın davalıya iadesi gerektiği ve ancak iade anından itibaren faiz söz konusu olacağı nedenle davanın kısmen kabulüne" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının dava konusu aracın ayıplı olduğu iddialarının doğru olmadığını, araçta meydana gelen arızanın dış kaynaklı veya kullanıcı hatasından meydana geldiğini, dosyaya sunulan kök ve ek bilirkişi raporlarına karşı sunmuş oldukları dilekçelerinde alanında uzman bilirkişi heyetinin donanım sahibi üniversite laboratuvarlarında dava konusu aracı tetkik etmesi ile denetime elverişli bir raporu hazırlanabilmesinin mümkün olduğunun belirtilmesine rağmen dava konusu araç üzerinde üstünkörü şekilde inceleme yapıldığını, denetime elverişli olmayan kök ve ek raporların huzurdaki davada verilen karara esas alınmasının usul ve Yasaya aykırı olduğunu, aracın davacı yedinde iken herhangi bir hasar, kusur nedeniyle arızalanmış olabileceği hususunun da kesinlikle değerlendirilmesi gerektiğini, bu hususun ispat külfetinin de davacı tarafın üzerinde olduğunu, davacı tarafın talep etmiş olduğu üzere bedelin iadesinin söz konusu olmaması gerektiğini, müvekkili şirketin davaya konu aracı davacı tarafa ayıpsız ve çalışır vaziyette teslim ettiğini, söz konusu araca ilişkin servis ve bakım işlemlerini ücretsiz olarak icra ettiğini, davacı tarafın ise 2 yıl boyunca davaya konu aracı herhangi bir teknik aksaklıkla karşılaşmaksızın kullanmaya devam ettiğini, bu itibarla söz konusu problemin varlığına karar verilmesi halinde dahi en fazla ayıp oranında bedel indirimine karar verilmesinin her iki taraf yönünden hakkaniyetli bir netice olacağını, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının bozularak reddine karar verilmesini ve tehir-i icra kararı verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.Davacı vekili katılma yolu ile istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin satın aldığı mezkur aracın üç defa farklı zamanlarda aynı arızayı verdiğini, devam eden süreçte T.B.K.
227.maddesi uyarınca işbu davanın açıldığını, yerel mahkemenin faize hükmetmemesinin hakkaniyetle bağdaşmadığını, T.B.K.
229.maddesi gereği faiziyle birlikte satış bedelinin iadesinin gerekeceğini, uygulamada her ne kadar Yargıtay satıma konu olan malın kullanılması halinde alıcının faiz talebinde bulunamayacağına yönelik karar verse de Yargıtay'ın bu ve buna benzer kararlarında temerrüt faizi üzerinde durduğunu, T.B.K. madde 229/1'de bahsi geçen dönme halinde satıcının satım bedelini faizi ile birlikte iade borcundaki faizin temerrüt faizi değil anapara faizi olduğunu, anapara faizinin alıcının satış bedelini satıcıya ödemiş olduğu tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini, satıcının satış bedelini iade etme borcunun ifasında temerrüte düşerse alıcı satıcının temerrüte düşmesinden itibaren temerrüt faizini de talep edebileceğini, Yargıtay'ın hem kullanım sebebiyle elde edilen yararların satış bedelinden indirilmesi, hem de satış bedelinin faizi ile birlikte geri vermesi gerektiği yönünde kararların da mevcut olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde davalı tarafın istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini ve yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.
GEREKÇE
Dava satım sözleşmesine konu araçtaki ayıp nedeniyle araç bedelinin iadesi istemi istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne, 40.369,50 TL nin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, araç halen kendilerinde olmakla faiz uygulanmasına yer olmadığına ve fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuş, davacı tarafça da katılma yoluyla istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, araçta ayıp bulunup bulunmadığı, ayıbın bulunması halinde davacının seçim hakkını onarım olarak kullandığı gerekçesi ile bedel isteme hakkını kullanıp kullanamayacağı, ayıp ihbarının yapılıp yapılmadığı, davacı lehine hükmedilen bedele işletilecek faizin başlangıç tarihi noktasındadır.Öğretide ayıp satılanda, vaad edilen niteliklerin bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır(Yargıtay HGK'nın 24.05.2017 tarih, 2017/19-1633 E.- 2017/1013 K. Sayılı kararı).Ayıba karşı tekeffül borcu, satılan şeyde satıcı tarafından zikir ve vaat edilen vasıfların bulunmamasından veya satılan şeyin değerini yahut akit gereğince ondan beklenen faydaları azaltan veya kaldıran noksanları bulunmasından satıcının sorumlu tutulmasını ifade eder. Satıcının ayıba karşı tekeffül borcunun doğabilmesi için ayıbın sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olması, ayıbın önemli olması, alıcının sözleşmenin kurulduğu anda ayıbın varlığından haberdar olmaması ve en nihayetinden alıcının kendisine düşen muayene ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmiş olması gerekir. Aksi halde satılan, alıcı tarafından mevcut haliyle kabul edilmiş sayılır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 23/1-c maddesi; "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 223/2. Maddesine göre ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.Satış sözleşmesinde, satıcı zapttan ve ayıptan ari bir şekilde satılanın, mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür. Satılanın ayıplı olması halinde alıcı TBK'nın 227/1. maddesinde düzenlenen seçimlik haklarını kullanabilir. Anılan maddenin 2. Fıkrasında da alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklı tutulmuştur. Dosyada toplanan deliller ile davacıya ait araçta 25/05/2016 tarihli servis kaydına göre taşıtın seyir halindeyken elektrik kestiği ve çalışmadığı şikayetiyle yetkili servise başvurduğu, servis tarafından taşıt kontrol ünitesi (body control unit), torpido ve motor içi tesisatının değiştirildiği, 01/06/2016 tarihinde araç seyir halindeyken stop ediyor şikayetiyle yeniden yetkili servise başvurulduğu, sevris tarafından şase kablosunun güçlendirildiği, 28/11/2016 tarihli formda özellikle 1.ve 2. Viteste olmak üzere vites geçişlerinde devrin yükseliği şikayetiyle başvurulduğu, onarıma dair bir veri bulunmadığı belirlenmiştir.
TTK 18 maddesindeki tacirler arasındaki ihbarın belli şekillerde yapılmasına yönelik düzenlemenin geçerlilik şartı olmayıp, ispat şartı olduğu, davacının aracı her seferinde yetkili servise götürmesinin ayıp ihbarı niteliğinde olması nedeniyle davalının süresi içinde ayıp ihbarı yapılmadığı yönündeki itirazı ve istinaf gerekçesi de yerinde görülmemiştir. (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/5180 Esas - 2020/4973 Karar sayılı ilamı).Dosyaya kazandırılan, dosya içeriğine uygun bilirkişi heyetince verilen asıl ve ek raporlarda araçta bulunan bu ayıpların gizli ayıp niteliğinde oldğu, araçtaki ayıpların tam olarak giderilemediği gibi mükerrer arzıların oluştuğu, arızanın deneyimli personeli bulunan yetkili servisçe tespit edilemedği, taşıttaki arızanın seyir halindeyken ortaya çıkması nedeniyle hayati tehlike doğurduğu, arıza zamanlamasının öngörülememesi nedeniyle taşıttaki problemin kaza ihtimalini doğurduğu, taşıttaki arızanın bulunmaya çalıştığı yerler dikkate alındığında bu sistemlerin yapısı ve bulunduğu yerler dikkate alındığında kullanıcı kusurunun bulunmadığı, araç arızasının süreklilik arzettiği, taşıttaki kullanımdan kaynaklanan tenzil miktarının %0,058 oranında olduğu belirlenmiştir. Bu verilere göre dava konusu aracın ayıplı olduğu, ayıbın gizli ayıp niteliğinde bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araçtaki aynı arızanın tekrar edip halen tam olarak giderilememiş olması karşısında davacının seçimlik hakkını onarımdan yana kullandığı da söylenemeyecektir. Buna göre arıza ve ayıp nedeniyle araçtan beklenen faydanın sağlanamadığı, bu şekilde aracın kullanılmasının tehlikeli olması ve araçtaki arızanın giderilememesi nedeniyle davacının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasında haklı olduğu kabul edilerek mahkemece TBK 227 maddesi uyarınca sözleşmeden dönme ile bedele iadesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Ancak ;TBK 227/1-1 madde fıkrasın "satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme" şeklindeki düzenleme karşısında da; ilk derece mahkemesince hüküm tesis edilirken bedel iadesine karar verilmesine rağmen dava konusu aracın davalıya iadesine ilişkin hüküm kurulmamış olması ve davacı tarafın faiz talebinin aracın iadesi tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken faize hükmedilmemiş olması ise isabetli olmamıştır.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın kabulüne, aracın davalıya takyidattan ari olarak iadesine, davacı alacağına dava konusu aracın iade tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesine karar edilmiştir.